ABD Baskısı Moskova ile Pekin’i Birleştirdi: Yeni Küresel Eksen mi Doğuyor?
ABD Baskısı Moskova ile Pekin’i Birleştirdi: Yeni Küresel Eksen mi Doğuyor?
El Cezire'ye göre ABD'nin baskı politikaları ve Trump'ın sert hamleleri, Çin ve Rusya'yı stratejik bir ortaklığa itti. İki ülke, Batı merkezli düzene karşı enerji ve savunma gibi alanlarda derinleşen jeopolitik bir eksen oluşturdu.
Haber Giriş Tarihi: 23.05.2026 16:38
Haber Güncellenme Tarihi: 23.05.2026 16:42
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
El Cezire'de yayımlanan ““Trump sayesinde Çin-Rusya ilişkileri her zamankinden daha güçlü”” başlıklı analiz, Washington’ın yıllardır kurmaya çalıştığı “Moskova ile Pekin’in arasını açma” stratejisinin neden başarısız olduğunu tartışıyor. Yazıya göre Donald Trump’ın Çin’e karşı sert ekonomik ve jeopolitik baskı politikaları, beklenenin aksine Rusya ile Çin’i birbirine daha fazla yaklaştırdı.
Son yıllarda Batı dünyasında sıkça dile getirilen tezlerden biri şuydu: Eğer Washington, Moskova’ya belirli tavizler verirse Rusya’yı Çin’den uzaklaştırabilir ve Pekin’i yalnızlaştırabilirdi. Ancak sahadaki gelişmeler bunun tam tersini gösteriyor. Bugün Rusya, Ukrayna savaşı nedeniyle Batı’dan büyük ölçüde kopmuş durumda. Çin ise hem ABD’nin ticaret savaşları hem teknoloji ambargoları hem de Pasifik’te artan askerî baskısı nedeniyle Washington’ı artık sistematik bir rakip olarak görüyor. Bu durum iki ülkeyi ideolojik değil ama stratejik bir zorunluluk temelinde aynı eksene itiyor.
Pekin’de gerçekleştirilen son Xi Jinping–Vladimir Putin görüşmesi de bunun en somut örneklerinden biri oldu. Taraflar “çok kutuplu dünya” söylemini yeniden öne çıkarırken ABD’nin küresel güvenlik mimarisini sert biçimde eleştirdi. Özellikle Washington’ın füze savunma projeleri, yaptırım siyaseti ve ekonomik baskı araçları Çin ile Rusya’nın ortak tehdit algısını güçlendirmiş durumda.
Analistlere göre burada dikkat çeken asıl mesele, Rusya ile Çin arasındaki ilişkinin artık yalnızca geçici bir taktik ortaklık olmaktan çıkması. Enerji, savunma sanayi, yapay zekâ, finans ve alternatif ödeme sistemleri gibi alanlarda kurulan bağlar, uzun vadeli jeopolitik bir eksenin oluştuğunu gösteriyor. Putin’in Çin ziyaretinde enerji ticaretinin büyümesi, yeni teknoloji anlaşmaları ve ortak diplomatik söylemler özellikle öne çıktı.
Bununla birlikte ilişkide tam bir eşitlikten söz etmek de zor. Ukrayna savaşı sonrası Rusya’nın Çin’e ekonomik bağımlılığı ciddi biçimde arttı. Pekin bugün Moskova için hem en büyük ticaret partneri hem de Batı yaptırımlarını dengeleyecek en kritik ekonomik kanal haline gelmiş durumda. Washington Post’un analizine göre Rusya içinde bazı güvenlik çevreleri Çin’in aşırı güçlenmesinden rahatsızlık duyuyor. Özellikle teknoloji ve ekonomik kapasite açısından Moskova’nın giderek “küçük ortak” pozisyonuna düşmesi Kremlin içinde sessiz bir huzursuzluk yaratıyor.
Buna rağmen iki ülke arasındaki stratejik yakınlaşmanın önümüzdeki dönemde daha da derinleşmesi bekleniyor. Çünkü hem Çin hem Rusya, ABD’nin küresel sistemi kendi lehine yeniden şekillendirmeye çalıştığına inanıyor. Bu yüzden Washington’dan gelen her yeni yaptırım, askerî hamle veya ekonomik baskı girişimi, iki ülke arasındaki güvenlik iş birliğini daha da artırıyor.
Trump yönetiminin Çin’e yönelik sert hamleleri de bu süreci hızlandırdı. ABD’nin yarı iletken teknolojilerinde Çin’e uyguladığı ambargolar, Tayvan çevresindeki askerî baskısı ve ekonomik korumacılık politikaları Pekin’de “uzun süreli stratejik kuşatma” algısını güçlendirdi. Çin açısından Rusya Batı baskısına karşı jeopolitik bir tampon olarak görülüyor.
Öte yandan Rusya da Çin sayesinde Batı izolasyonunun etkilerini hafifletmeye çalışıyor. Özellikle enerji satışları, alternatif finans sistemleri ve Asya merkezli ticaret ağları Kremlin için hayati önem taşıyor. Reuters’ın aktardığına göre Putin, Çin ile ilişkilerin “tarihte görülmemiş bir güven seviyesine ulaştığını” söyledi.
Bugün ortaya çıkan tablo, Soğuk Savaş’taki klasik ittifak modelinden farklı. Çin ile Rusya arasında resmi bir askerî ittifak bulunmuyor. Ancak iki ülke arasında giderek büyüyen bir “stratejik kader ortaklığı” oluşuyor. Bu ortaklık Batı merkezli dünya düzenine alternatif üretme arayışına dayanıyor.
Bu nedenle birçok uzman artık şu değerlendirmeyi yapıyor: Washington’ın Rusya ile Çin’in arasını açma stratejisi başarısız oldu. Hatta tersine, ABD’nin baskı siyaseti Moskova ile Pekin’i modern tarihlerinin en yakın jeopolitik ortaklığına sürükledi. Önümüzdeki dönemde küresel sistemde yaşanacak büyük kırılmaların merkezinde de büyük ihtimalle bu yeni eksen yer alacak.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ABD Baskısı Moskova ile Pekin’i Birleştirdi: Yeni Küresel Eksen mi Doğuyor?
El Cezire'ye göre ABD'nin baskı politikaları ve Trump'ın sert hamleleri, Çin ve Rusya'yı stratejik bir ortaklığa itti. İki ülke, Batı merkezli düzene karşı enerji ve savunma gibi alanlarda derinleşen jeopolitik bir eksen oluşturdu.
El Cezire'de yayımlanan ““Trump sayesinde Çin-Rusya ilişkileri her zamankinden daha güçlü”” başlıklı analiz, Washington’ın yıllardır kurmaya çalıştığı “Moskova ile Pekin’in arasını açma” stratejisinin neden başarısız olduğunu tartışıyor. Yazıya göre Donald Trump’ın Çin’e karşı sert ekonomik ve jeopolitik baskı politikaları, beklenenin aksine Rusya ile Çin’i birbirine daha fazla yaklaştırdı.
Son yıllarda Batı dünyasında sıkça dile getirilen tezlerden biri şuydu: Eğer Washington, Moskova’ya belirli tavizler verirse Rusya’yı Çin’den uzaklaştırabilir ve Pekin’i yalnızlaştırabilirdi. Ancak sahadaki gelişmeler bunun tam tersini gösteriyor. Bugün Rusya, Ukrayna savaşı nedeniyle Batı’dan büyük ölçüde kopmuş durumda. Çin ise hem ABD’nin ticaret savaşları hem teknoloji ambargoları hem de Pasifik’te artan askerî baskısı nedeniyle Washington’ı artık sistematik bir rakip olarak görüyor. Bu durum iki ülkeyi ideolojik değil ama stratejik bir zorunluluk temelinde aynı eksene itiyor.
Pekin’de gerçekleştirilen son Xi Jinping–Vladimir Putin görüşmesi de bunun en somut örneklerinden biri oldu. Taraflar “çok kutuplu dünya” söylemini yeniden öne çıkarırken ABD’nin küresel güvenlik mimarisini sert biçimde eleştirdi. Özellikle Washington’ın füze savunma projeleri, yaptırım siyaseti ve ekonomik baskı araçları Çin ile Rusya’nın ortak tehdit algısını güçlendirmiş durumda.
Analistlere göre burada dikkat çeken asıl mesele, Rusya ile Çin arasındaki ilişkinin artık yalnızca geçici bir taktik ortaklık olmaktan çıkması. Enerji, savunma sanayi, yapay zekâ, finans ve alternatif ödeme sistemleri gibi alanlarda kurulan bağlar, uzun vadeli jeopolitik bir eksenin oluştuğunu gösteriyor. Putin’in Çin ziyaretinde enerji ticaretinin büyümesi, yeni teknoloji anlaşmaları ve ortak diplomatik söylemler özellikle öne çıktı.
Bununla birlikte ilişkide tam bir eşitlikten söz etmek de zor. Ukrayna savaşı sonrası Rusya’nın Çin’e ekonomik bağımlılığı ciddi biçimde arttı. Pekin bugün Moskova için hem en büyük ticaret partneri hem de Batı yaptırımlarını dengeleyecek en kritik ekonomik kanal haline gelmiş durumda. Washington Post’un analizine göre Rusya içinde bazı güvenlik çevreleri Çin’in aşırı güçlenmesinden rahatsızlık duyuyor. Özellikle teknoloji ve ekonomik kapasite açısından Moskova’nın giderek “küçük ortak” pozisyonuna düşmesi Kremlin içinde sessiz bir huzursuzluk yaratıyor.
Buna rağmen iki ülke arasındaki stratejik yakınlaşmanın önümüzdeki dönemde daha da derinleşmesi bekleniyor. Çünkü hem Çin hem Rusya, ABD’nin küresel sistemi kendi lehine yeniden şekillendirmeye çalıştığına inanıyor. Bu yüzden Washington’dan gelen her yeni yaptırım, askerî hamle veya ekonomik baskı girişimi, iki ülke arasındaki güvenlik iş birliğini daha da artırıyor.
Trump yönetiminin Çin’e yönelik sert hamleleri de bu süreci hızlandırdı. ABD’nin yarı iletken teknolojilerinde Çin’e uyguladığı ambargolar, Tayvan çevresindeki askerî baskısı ve ekonomik korumacılık politikaları Pekin’de “uzun süreli stratejik kuşatma” algısını güçlendirdi. Çin açısından Rusya Batı baskısına karşı jeopolitik bir tampon olarak görülüyor.
Öte yandan Rusya da Çin sayesinde Batı izolasyonunun etkilerini hafifletmeye çalışıyor. Özellikle enerji satışları, alternatif finans sistemleri ve Asya merkezli ticaret ağları Kremlin için hayati önem taşıyor. Reuters’ın aktardığına göre Putin, Çin ile ilişkilerin “tarihte görülmemiş bir güven seviyesine ulaştığını” söyledi.
Bugün ortaya çıkan tablo, Soğuk Savaş’taki klasik ittifak modelinden farklı. Çin ile Rusya arasında resmi bir askerî ittifak bulunmuyor. Ancak iki ülke arasında giderek büyüyen bir “stratejik kader ortaklığı” oluşuyor. Bu ortaklık Batı merkezli dünya düzenine alternatif üretme arayışına dayanıyor.
Bu nedenle birçok uzman artık şu değerlendirmeyi yapıyor: Washington’ın Rusya ile Çin’in arasını açma stratejisi başarısız oldu. Hatta tersine, ABD’nin baskı siyaseti Moskova ile Pekin’i modern tarihlerinin en yakın jeopolitik ortaklığına sürükledi. Önümüzdeki dönemde küresel sistemde yaşanacak büyük kırılmaların merkezinde de büyük ihtimalle bu yeni eksen yer alacak.
En Çok Okunan Haberler