Emekli İsviçreli istihbarat subayı Baud: Batı diplomasisi stratejik derinliğini yitirdi
Emekli İsviçreli istihbarat subayı Baud: Batı diplomasisi stratejik derinliğini yitirdi
İsviçre İstihbarat Teşkilatı eski kıdemli mensubu ve emekli Albay Jacques Baud, İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırganlığının bölgedeki caydırıcılık dengesini kalıcı olarak değiştirdiğini kaydetti.
Haber Giriş Tarihi: 15.05.2026 13:00
Haber Güncellenme Tarihi: 15.05.2026 13:07
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
İsviçre Stratejik Analiz Merkezi bünyesinde çalışmalarını sürdüren, İsviçre İstihbarat Teşkilatı emekli Albayı Jacques Baud, Dialogue Works adlı mecraya verdiği mülakatta, Ortadoğu’daki güncel durumu, Batı’nın stratejik körlüğünü ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarının uzun vadeli sonuçlarını değerlendirdi.
Mülakatta Baud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “60 Dakika” programında dile getirdiği iddialardan yola çıkarak, bölgesel denklemin Batı aleyhine nasıl bozulduğunu detaylandırdı.
“Netanyahu’nun iddiaları gerçeklikten kopuk birer fanteziden ibaret”
Baud, mülakatın başlangıcında Netanyahu’nun İran ile olan savaşın “büyük ölçüde başarıya ulaştığı” yönündeki ifadelerini hedef aldı. Netanyahu’nun, İran’ın nükleer tesislerinin sökülmesi ve zenginleştirilmiş uranyumun ülkeden çıkarılması gerektiği yönündeki iddialarını değerlendiren Baud, “İsrail son iki yıl içinde İran’a dört kez saldırdı; bu durum ABD, İsrail ve İran arasında fiili bir savaşın yaşandığını kanıtlıyor” ifadesini kullandı.
İsrail’in bu süreçte elde ettiği tek başarının “İranlıları güçlü bir caydırıcılığa ihtiyaç duyduklarına ikna etmek” olduğunu belirten Baud, nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilen tarafın ABD olduğunu hatırlattı.
İran’ın 2003 yılından bu yana nükleer silah edinmeyi resmen reddettiğini ve bu durumun ABD istihbarat raporlarıyla da teyit edildiğini kaydeden Baud, “Netanyahu’nun 7 Ekim 2023 sonrası kurduğu anlatı, operasyonları haklı çıkarmak için söylenen yalanlar zinciridir ve şimdi bu yalanlar ayaklarına dolanıyor” dedi.
Baud, İsrail’in asıl amacının İran’ın nükleer programını durdurmak değil, İran’ın meşru müdafaa hakkını elinden almak olduğunu vurguladı.
“İsrail ve ABD stratejik başarı değil, yalnızca taktiksel sonuçlar elde ediyor”
Baud, mülakatta askeri doktrin açısından kritik bir ayrımın altını çizerek, Batı dünyasının “taktiksel başarı” ile “stratejik zafer” arasındaki farkı anlayamadığını dile getirdi.
İsrail’in yüksek rütbeli subayları öldürmesinin veya belirli merkezleri vurmasının stratejik bir değişim yaratmadığını kaydeden Baud, “Strateji, taktiksel eylemlerin aritmetik toplamı değildir; ondan çok daha fazlasıdır” değerlendirmesinde bulundu.
İran’ın ve Rusya’nın çatışmalarda “stratejik bir yaklaşım” sergilediğini, İsrail’in ise “taktiksel bir saplantı” içinde olduğunu ifade eden Baud, şu analizi paylaştı:
“İsrail başarı iddiasında bulunabilmek için çok sayıda masum sivili katletmek zorunda kalıyor. İran ise stratejik bir başarı elde etmek için kimseyi öldürmeye ihtiyaç duymuyor.” Batı’nın stratejik anlayıştan yoksun olduğunu ve yalnızca operasyonel düzeyde kaldığını belirten Baud, bu durumun Rusya, Çin ve İran’ın savunma azmini daha da pekiştirdiğini aktardı.
“Macron’un dış politika aktörlüğü çocukça ve gülünç”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Hürmüz Boğazı ve bölgeye uçak gemisi gönderme planlarını da sert bir dille eleştiren Baud, Fransız dış politikasını “çocukça” olarak nitelendirdi.
Macron’un daha önce Ukrayna konusunda sergilediği tutarsız tavırların bir benzerini İran’a karşı sergilediğini kaydeden Baud, “Bir barış anlaşması olacaksa bu ABD ile İran arasında olacaktır; bu denklemde Fransızların ne işi olduğunu anlamak mümkün değil” dedi.
Baud, Macron’un bölgedeki varlık gösterme çabalarını şu sözlerle eleştirdi:
“Karşımızda ne yaptığını bilmeyen, amaçsız ve ergenlik çağındaki bir genç gibi tepki veren bir dış politika aktörü var. Macron, başkalarının ülkeleriyle ilgilenmeden önce kendi ülkesinin sorunlarına odaklansa çok daha isabetli bir iş yapmış olur.” Birleşmiş Milletler Barış Gücü Doktrini’nin eski başkanı olduğunu hatırlatan Baud, tarafsızlığını yitirmiş ve çatışmanın tarafı haline gelmiş olan Fransa’nın bölgede herhangi bir barış gücü misyonunda yer almasının uluslararası hukuk açısından imkansız olduğunu vurguladı.
“Hazar Denizi rotası Batı’nın abluka stratejisini etkisiz kılıyor”
Baud, New York Times gibi mecralarda “yeni bir keşifmiş gibi” sunulan Hazar Denizi üzerinden İran-Rusya ticaret rotasına da değindi.
Batı’nın yaptırım ve abluka siyasetinin, bölgedeki dev güçleri birbirine daha da yakınlaştırdığını belirten Baud, “Dünyanın en büyük üreticisi Çin, en büyük enerji sağlayıcısı Rusya ve stratejik bir konuma sahip olan İran artık kopmaz bağlarla birbirine bağlıdır” dedi.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılması durumunda bile İran’ın Pakistan, Afganistan, Türkmenistan ve Rusya gibi komşularıyla ticaretini sürdürebileceğini kaydeden Baud, Kuveyt’ten Çin’e kadar uzanan demiryolu projelerinin bu ülkeleri izole etmeyi imkansız kıldığını aktardı.
Baud, “Batı, bu ülkeleri yaptırımlarla terbiye etmeye çalışırken kendi inandırıcılığını ve diplomatik ağırlığını kaybetti” ifadesini kullandı.
“Soğuk Savaş döneminde sistemlere karşıydık, bugün ise doğrudan halklardan nefret ediyoruz”
Mülakatın en çarpıcı bölümlerinden birini, Batı dünyasında yükselen “kurumsallaşmış nefret” olgusu oluşturdu.
Baud, Soğuk Savaş döneminde bile Sovyetler Birliği veya Varşova Paktı halklarına karşı bir nefret beslenmediğini, sorunun “sistemle” ilgili olduğunu hatırlattı. Bugün ise durumun tamamen değiştiğini belirten Baud, “Bugün insanlara yalnızca Rus oldukları için, isimleri Rusça gibi tınladığı için banka hesaplarının kapatıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu artık bir fikir ayrılığı değil, safi bir nefrettir” dedi.
Baud, medyadaki propaganda aygıtlarının toplumları Müslümanlardan, Ruslardan ve yavaş yavaş Çinlilerden nefret etmeye programladığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“İsrail’i desteklemek için Müslümanlardan nefret etmek zorundaymışız gibi bir algı yaratılıyor. Bu, 1930’ların başında Almanya’da Yahudilere karşı kullanılan alt-insan terminolojisinin bugünkü yansımasıdır. İsrailli yetkililerin Gazze halkı için bu kelimeyi kullanması, tarihin en acı ironilerinden biridir.”
“Netanyahu, Yahudiler için Avrupa’da dahi yaşanması imkansız bir durum yarattı”
Baud, mülakatın sonunda Netanyahu’nun politikalarının yalnızca bölgeye değil, küresel çaptaki Yahudi toplumuna da zarar verdiğini ifade etti.
Anti-Siyonizm ile Anti-Semitizm arasındaki ayrımın kasıtlı olarak bulanıklaştırıldığını kaydeden Baud, “İnsanlar artık Yahudilerden ne oldukları için değil, ne yaptıkları için nefret etmeye başlıyor. Netanyahu, İsraillilerin işlediği suçların tüm Yahudi toplumu tarafından işlendiği algısını yaratarak Yahudiler için Avrupa’da bile yaşanması zor bir iklim oluşturdu” dedi.
Baud, 2023 öncesinde Avrupa’daki Yahudilerin İsrail’e göç etmeyi düşündüğünü, bugün ise tam tersine İsraillilerin ülkelerinde artık yaşayamayacaklarını anlayarak Avrupa’ya kaçtığını belirtti.
İsrail’in stratejik kazancının “sıfırın altında” olduğunu vurgulayan Baud, mülakatını şu uyarıyla sonlandırdı:
“1945’teki Nürnberg Mahkemeleri ile kurtulduğumuzu sandığımız karanlık iblisler bugün Almanya ve Fransa’da yeniden hortladı. Belki de bugün yeni bir Nürnberg yargılamasına ihtiyacımız var.” (Harici)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Emekli İsviçreli istihbarat subayı Baud: Batı diplomasisi stratejik derinliğini yitirdi
İsviçre İstihbarat Teşkilatı eski kıdemli mensubu ve emekli Albay Jacques Baud, İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırganlığının bölgedeki caydırıcılık dengesini kalıcı olarak değiştirdiğini kaydetti.
İsviçre Stratejik Analiz Merkezi bünyesinde çalışmalarını sürdüren, İsviçre İstihbarat Teşkilatı emekli Albayı Jacques Baud, Dialogue Works adlı mecraya verdiği mülakatta, Ortadoğu’daki güncel durumu, Batı’nın stratejik körlüğünü ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarının uzun vadeli sonuçlarını değerlendirdi.
Mülakatta Baud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “60 Dakika” programında dile getirdiği iddialardan yola çıkarak, bölgesel denklemin Batı aleyhine nasıl bozulduğunu detaylandırdı.
“Netanyahu’nun iddiaları gerçeklikten kopuk birer fanteziden ibaret”
Baud, mülakatın başlangıcında Netanyahu’nun İran ile olan savaşın “büyük ölçüde başarıya ulaştığı” yönündeki ifadelerini hedef aldı. Netanyahu’nun, İran’ın nükleer tesislerinin sökülmesi ve zenginleştirilmiş uranyumun ülkeden çıkarılması gerektiği yönündeki iddialarını değerlendiren Baud, “İsrail son iki yıl içinde İran’a dört kez saldırdı; bu durum ABD, İsrail ve İran arasında fiili bir savaşın yaşandığını kanıtlıyor” ifadesini kullandı.
İsrail’in bu süreçte elde ettiği tek başarının “İranlıları güçlü bir caydırıcılığa ihtiyaç duyduklarına ikna etmek” olduğunu belirten Baud, nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilen tarafın ABD olduğunu hatırlattı.
İran’ın 2003 yılından bu yana nükleer silah edinmeyi resmen reddettiğini ve bu durumun ABD istihbarat raporlarıyla da teyit edildiğini kaydeden Baud, “Netanyahu’nun 7 Ekim 2023 sonrası kurduğu anlatı, operasyonları haklı çıkarmak için söylenen yalanlar zinciridir ve şimdi bu yalanlar ayaklarına dolanıyor” dedi.
Baud, İsrail’in asıl amacının İran’ın nükleer programını durdurmak değil, İran’ın meşru müdafaa hakkını elinden almak olduğunu vurguladı.
“İsrail ve ABD stratejik başarı değil, yalnızca taktiksel sonuçlar elde ediyor”
Baud, mülakatta askeri doktrin açısından kritik bir ayrımın altını çizerek, Batı dünyasının “taktiksel başarı” ile “stratejik zafer” arasındaki farkı anlayamadığını dile getirdi.
İsrail’in yüksek rütbeli subayları öldürmesinin veya belirli merkezleri vurmasının stratejik bir değişim yaratmadığını kaydeden Baud, “Strateji, taktiksel eylemlerin aritmetik toplamı değildir; ondan çok daha fazlasıdır” değerlendirmesinde bulundu.
İran’ın ve Rusya’nın çatışmalarda “stratejik bir yaklaşım” sergilediğini, İsrail’in ise “taktiksel bir saplantı” içinde olduğunu ifade eden Baud, şu analizi paylaştı:
“İsrail başarı iddiasında bulunabilmek için çok sayıda masum sivili katletmek zorunda kalıyor. İran ise stratejik bir başarı elde etmek için kimseyi öldürmeye ihtiyaç duymuyor.” Batı’nın stratejik anlayıştan yoksun olduğunu ve yalnızca operasyonel düzeyde kaldığını belirten Baud, bu durumun Rusya, Çin ve İran’ın savunma azmini daha da pekiştirdiğini aktardı.
“Macron’un dış politika aktörlüğü çocukça ve gülünç”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Hürmüz Boğazı ve bölgeye uçak gemisi gönderme planlarını da sert bir dille eleştiren Baud, Fransız dış politikasını “çocukça” olarak nitelendirdi.
Macron’un daha önce Ukrayna konusunda sergilediği tutarsız tavırların bir benzerini İran’a karşı sergilediğini kaydeden Baud, “Bir barış anlaşması olacaksa bu ABD ile İran arasında olacaktır; bu denklemde Fransızların ne işi olduğunu anlamak mümkün değil” dedi.
Baud, Macron’un bölgedeki varlık gösterme çabalarını şu sözlerle eleştirdi:
“Karşımızda ne yaptığını bilmeyen, amaçsız ve ergenlik çağındaki bir genç gibi tepki veren bir dış politika aktörü var. Macron, başkalarının ülkeleriyle ilgilenmeden önce kendi ülkesinin sorunlarına odaklansa çok daha isabetli bir iş yapmış olur.” Birleşmiş Milletler Barış Gücü Doktrini’nin eski başkanı olduğunu hatırlatan Baud, tarafsızlığını yitirmiş ve çatışmanın tarafı haline gelmiş olan Fransa’nın bölgede herhangi bir barış gücü misyonunda yer almasının uluslararası hukuk açısından imkansız olduğunu vurguladı.
“Hazar Denizi rotası Batı’nın abluka stratejisini etkisiz kılıyor”
Baud, New York Times gibi mecralarda “yeni bir keşifmiş gibi” sunulan Hazar Denizi üzerinden İran-Rusya ticaret rotasına da değindi.
Batı’nın yaptırım ve abluka siyasetinin, bölgedeki dev güçleri birbirine daha da yakınlaştırdığını belirten Baud, “Dünyanın en büyük üreticisi Çin, en büyük enerji sağlayıcısı Rusya ve stratejik bir konuma sahip olan İran artık kopmaz bağlarla birbirine bağlıdır” dedi.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılması durumunda bile İran’ın Pakistan, Afganistan, Türkmenistan ve Rusya gibi komşularıyla ticaretini sürdürebileceğini kaydeden Baud, Kuveyt’ten Çin’e kadar uzanan demiryolu projelerinin bu ülkeleri izole etmeyi imkansız kıldığını aktardı.
Baud, “Batı, bu ülkeleri yaptırımlarla terbiye etmeye çalışırken kendi inandırıcılığını ve diplomatik ağırlığını kaybetti” ifadesini kullandı.
“Soğuk Savaş döneminde sistemlere karşıydık, bugün ise doğrudan halklardan nefret ediyoruz”
Mülakatın en çarpıcı bölümlerinden birini, Batı dünyasında yükselen “kurumsallaşmış nefret” olgusu oluşturdu.
Baud, Soğuk Savaş döneminde bile Sovyetler Birliği veya Varşova Paktı halklarına karşı bir nefret beslenmediğini, sorunun “sistemle” ilgili olduğunu hatırlattı. Bugün ise durumun tamamen değiştiğini belirten Baud, “Bugün insanlara yalnızca Rus oldukları için, isimleri Rusça gibi tınladığı için banka hesaplarının kapatıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu artık bir fikir ayrılığı değil, safi bir nefrettir” dedi.
Baud, medyadaki propaganda aygıtlarının toplumları Müslümanlardan, Ruslardan ve yavaş yavaş Çinlilerden nefret etmeye programladığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“İsrail’i desteklemek için Müslümanlardan nefret etmek zorundaymışız gibi bir algı yaratılıyor. Bu, 1930’ların başında Almanya’da Yahudilere karşı kullanılan alt-insan terminolojisinin bugünkü yansımasıdır. İsrailli yetkililerin Gazze halkı için bu kelimeyi kullanması, tarihin en acı ironilerinden biridir.”
“Netanyahu, Yahudiler için Avrupa’da dahi yaşanması imkansız bir durum yarattı”
Baud, mülakatın sonunda Netanyahu’nun politikalarının yalnızca bölgeye değil, küresel çaptaki Yahudi toplumuna da zarar verdiğini ifade etti.
Anti-Siyonizm ile Anti-Semitizm arasındaki ayrımın kasıtlı olarak bulanıklaştırıldığını kaydeden Baud, “İnsanlar artık Yahudilerden ne oldukları için değil, ne yaptıkları için nefret etmeye başlıyor. Netanyahu, İsraillilerin işlediği suçların tüm Yahudi toplumu tarafından işlendiği algısını yaratarak Yahudiler için Avrupa’da bile yaşanması zor bir iklim oluşturdu” dedi.
Baud, 2023 öncesinde Avrupa’daki Yahudilerin İsrail’e göç etmeyi düşündüğünü, bugün ise tam tersine İsraillilerin ülkelerinde artık yaşayamayacaklarını anlayarak Avrupa’ya kaçtığını belirtti.
İsrail’in stratejik kazancının “sıfırın altında” olduğunu vurgulayan Baud, mülakatını şu uyarıyla sonlandırdı:
“1945’teki Nürnberg Mahkemeleri ile kurtulduğumuzu sandığımız karanlık iblisler bugün Almanya ve Fransa’da yeniden hortladı. Belki de bugün yeni bir Nürnberg yargılamasına ihtiyacımız var.” (Harici)
En Çok Okunan Haberler