Netanyahu’nun “Gizli BAE Ziyareti” Ortadoğu’da Yeni Krizi Tetikledi
Netanyahu’nun “Gizli BAE Ziyareti” Ortadoğu’da Yeni Krizi Tetikledi
Netanyahu'nun İran savaşı sırasında BAE'ye gizli ziyareti olduğu iddiası, Abu Dabi tarafından reddedildi. Analistler, Netanyahu'nun iç siyasetteki meşruiyet krizi nedeniyle bu ilişkiyi görünür kılmaya çalıştığını öne sürüyor.
Haber Giriş Tarihi: 23.05.2026 00:13
Haber Güncellenme Tarihi: 23.05.2026 00:29
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun İran savaşı sırasında Birleşik Arap Emirlikleri’ne gizli bir ziyaret gerçekleştirdiğini açıklaması, Orta Doğu’daki yeni güç dengeleri açısından önemli bir kırılma olarak değerlendiriliyor. Çünkü mesele İsrail’in Gazze savaşı sonrasında Arap dünyasında tamamen yalnızlaşmadığını kanıtlama çabasıyla da doğrudan bağlantılı görünüyor. Özellikle Middle East Eye tarafından yayımlanan analiz, Netanyahu’nun bu “sızdırılmış” görüşmeyi bilinçli biçimde kamuoyuna taşıdığını ve bunun arkasında hem bölgesel hem de iç politik hesaplar bulunduğunu öne sürüyor.
İddiaya göre Netanyahu, İran savaşı sırasında BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed ile gizli bir görüşme gerçekleştirdi. Ancak olayın ardından Abu Dabi yönetimi sert bir açıklamayla ziyareti reddetti. BAE Dışişleri Bakanlığı, İsrail ile ilişkilerin zaten “İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde açık ve resmi” olduğunu belirterek “gizli görüşme” iddialarını yalanladı. Bu hızlı yalanlama, aslında İsrail-BAE hattındaki görünmeyen gerilimi ortaya çıkardı.
Burada dikkat çeken nokta şu: BAE ile İsrail arasındaki güvenlik iş birliği artık gizlenemeyecek kadar derinleşmiş durumda. İran savaşında İsrail’in BAE’ye Iron Dome sistemleri gönderdiği, Mossad Başkanı David Barnea’nın Abu Dabi’ye birden fazla ziyaret yaptığı ve iki taraf arasında operasyonel koordinasyon yürütüldüğü Batı medyasında geniş biçimde yer aldı. Ancak Körfez monarşileri bu ilişkinin “fazla görünür” hale gelmesini istemiyor. Çünkü Gazze savaşı sonrası Arap kamuoyunda İsrail’e yönelik öfke tarihi seviyelere ulaşmış durumda.
Netanyahu’nun tam da bu atmosferde “gizli ziyareti” kamuoyuna açıklaması tesadüf olarak görülmüyor. Analistlere göre İsrail Başbakanı, içeride ciddi bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya. Gazze savaşı, rehine krizleri, iç siyasi kutuplaşma ve hakkında süren yolsuzluk ve savaş suçu tartışmaları Netanyahu’nun bölgesel başarı hikâyelerine ihtiyaç duymasına neden oluyor. Özellikle İsrail kamuoyuna “Arap dünyası bizi terk etmedi” mesajı vermek istediği değerlendiriliyor.
Wall Street Journal’a göre Abu Dabi yönetimini rahatsız eden temel mesele de buydu: İsrail’in Körfez ile yürüttüğü güvenlik ilişkilerini Netanyahu’nun iç siyasette kullanmaya çalışması. Haberde, Emirlik yönetiminin İsrail ile koordinasyonu tamamen kesmek istemediği ancak Netanyahu’nun kişisel olarak Körfez’de ciddi bir “yük” olarak görüldüğü vurgulanıyor. Özellikle Gazze savaşı nedeniyle Netanyahu’nun bölgesel imajı ciddi şekilde aşınmış durumda.
Bu kriz aynı zamanda İbrahim Anlaşmaları’nın gerçek doğasını da ortaya koyuyor. 2020’de başlayan normalleşme süreci uzun süre “ekonomik ortaklık” ve “barış diplomasisi” diliyle anlatıldı. Ancak İran savaşıyla birlikte ilişkilerin esas omurgasının güvenlik ve istihbarat ekseni olduğu daha görünür hale geldi. İran’ın Körfez’e yönelik füze ve İHA saldırıları, özellikle BAE’yi İsrail’in askeri kapasitesine daha fazla yaklaştırdı. İsrail’in ilk kez bir Körfez ülkesine Iron Dome sistemi konuşlandırması bunun en açık göstergelerinden biri oldu.
Fakat Körfez yönetimleri açısından kritik sorun şu: Devlet elitleri İsrail ile güvenlik iş birliğini sürdürmek istese de sokak aynı noktada değil. Gazze’deki yıkım görüntüleri Arap toplumlarında büyük bir öfke üretirken, İsrail’le açık ittifak görüntüsü Körfez rejimleri için ciddi bir meşruiyet riski yaratıyor. Bu nedenle BAE’nin Netanyahu’nun açıklamasını hızla reddetmesi, aslında “ilişkiyi inkâr etmek” değil; ilişkiyi kontrollü ve görünmez tutma stratejisi olarak yorumlanıyor.
Öte yandan bu olay, Orta Doğu’daki yeni eksenlerin artık tamamen ideolojik değil güvenlik merkezli kurulduğunu da gösteriyor. İran tehdidi algısı, İsrail ile bazı Körfez ülkelerini fiilen aynı güvenlik hattına itmiş durumda. Ancak bu ittifakın kamuoyu önünde ilan edilmesi hâlâ siyasi olarak son derece riskli. Netanyahu’nun “gizli ziyareti” açıklaması tam da bu hassas dengeyi bozmuş görünüyor.
Ortaya çıkan tablo şu: İsrail ile BAE arasındaki ilişki bitmiyor, aksine derinleşiyor. Fakat Gazze savaşı sonrası oluşan toplumsal öfke nedeniyle bu ilişki artık daha gizli, daha kontrollü ve daha kırılgan bir zeminde ilerlemek zorunda kalıyor. Netanyahu ise tam tersine bu ilişkiyi görünür kılarak hem İsrail iç siyasetine mesaj vermeye hem de “İran İsrail’i bölgede izole edemedi” algısı oluşturmaya çalışıyor. Ancak Abu Dabi’nin sert tepkisi, Körfez’in İsrail’le ittifak kursa bile bunun siyasi bedelini taşımakta giderek daha fazla zorlandığını gösteriyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Netanyahu’nun “Gizli BAE Ziyareti” Ortadoğu’da Yeni Krizi Tetikledi
Netanyahu'nun İran savaşı sırasında BAE'ye gizli ziyareti olduğu iddiası, Abu Dabi tarafından reddedildi. Analistler, Netanyahu'nun iç siyasetteki meşruiyet krizi nedeniyle bu ilişkiyi görünür kılmaya çalıştığını öne sürüyor.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun İran savaşı sırasında Birleşik Arap Emirlikleri’ne gizli bir ziyaret gerçekleştirdiğini açıklaması, Orta Doğu’daki yeni güç dengeleri açısından önemli bir kırılma olarak değerlendiriliyor. Çünkü mesele İsrail’in Gazze savaşı sonrasında Arap dünyasında tamamen yalnızlaşmadığını kanıtlama çabasıyla da doğrudan bağlantılı görünüyor. Özellikle Middle East Eye tarafından yayımlanan analiz, Netanyahu’nun bu “sızdırılmış” görüşmeyi bilinçli biçimde kamuoyuna taşıdığını ve bunun arkasında hem bölgesel hem de iç politik hesaplar bulunduğunu öne sürüyor.
İddiaya göre Netanyahu, İran savaşı sırasında BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed ile gizli bir görüşme gerçekleştirdi. Ancak olayın ardından Abu Dabi yönetimi sert bir açıklamayla ziyareti reddetti. BAE Dışişleri Bakanlığı, İsrail ile ilişkilerin zaten “İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde açık ve resmi” olduğunu belirterek “gizli görüşme” iddialarını yalanladı. Bu hızlı yalanlama, aslında İsrail-BAE hattındaki görünmeyen gerilimi ortaya çıkardı.
Burada dikkat çeken nokta şu: BAE ile İsrail arasındaki güvenlik iş birliği artık gizlenemeyecek kadar derinleşmiş durumda. İran savaşında İsrail’in BAE’ye Iron Dome sistemleri gönderdiği, Mossad Başkanı David Barnea’nın Abu Dabi’ye birden fazla ziyaret yaptığı ve iki taraf arasında operasyonel koordinasyon yürütüldüğü Batı medyasında geniş biçimde yer aldı. Ancak Körfez monarşileri bu ilişkinin “fazla görünür” hale gelmesini istemiyor. Çünkü Gazze savaşı sonrası Arap kamuoyunda İsrail’e yönelik öfke tarihi seviyelere ulaşmış durumda.
Netanyahu’nun tam da bu atmosferde “gizli ziyareti” kamuoyuna açıklaması tesadüf olarak görülmüyor. Analistlere göre İsrail Başbakanı, içeride ciddi bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya. Gazze savaşı, rehine krizleri, iç siyasi kutuplaşma ve hakkında süren yolsuzluk ve savaş suçu tartışmaları Netanyahu’nun bölgesel başarı hikâyelerine ihtiyaç duymasına neden oluyor. Özellikle İsrail kamuoyuna “Arap dünyası bizi terk etmedi” mesajı vermek istediği değerlendiriliyor.
Wall Street Journal’a göre Abu Dabi yönetimini rahatsız eden temel mesele de buydu: İsrail’in Körfez ile yürüttüğü güvenlik ilişkilerini Netanyahu’nun iç siyasette kullanmaya çalışması. Haberde, Emirlik yönetiminin İsrail ile koordinasyonu tamamen kesmek istemediği ancak Netanyahu’nun kişisel olarak Körfez’de ciddi bir “yük” olarak görüldüğü vurgulanıyor. Özellikle Gazze savaşı nedeniyle Netanyahu’nun bölgesel imajı ciddi şekilde aşınmış durumda.
Bu kriz aynı zamanda İbrahim Anlaşmaları’nın gerçek doğasını da ortaya koyuyor. 2020’de başlayan normalleşme süreci uzun süre “ekonomik ortaklık” ve “barış diplomasisi” diliyle anlatıldı. Ancak İran savaşıyla birlikte ilişkilerin esas omurgasının güvenlik ve istihbarat ekseni olduğu daha görünür hale geldi. İran’ın Körfez’e yönelik füze ve İHA saldırıları, özellikle BAE’yi İsrail’in askeri kapasitesine daha fazla yaklaştırdı. İsrail’in ilk kez bir Körfez ülkesine Iron Dome sistemi konuşlandırması bunun en açık göstergelerinden biri oldu.
Fakat Körfez yönetimleri açısından kritik sorun şu: Devlet elitleri İsrail ile güvenlik iş birliğini sürdürmek istese de sokak aynı noktada değil. Gazze’deki yıkım görüntüleri Arap toplumlarında büyük bir öfke üretirken, İsrail’le açık ittifak görüntüsü Körfez rejimleri için ciddi bir meşruiyet riski yaratıyor. Bu nedenle BAE’nin Netanyahu’nun açıklamasını hızla reddetmesi, aslında “ilişkiyi inkâr etmek” değil; ilişkiyi kontrollü ve görünmez tutma stratejisi olarak yorumlanıyor.
Öte yandan bu olay, Orta Doğu’daki yeni eksenlerin artık tamamen ideolojik değil güvenlik merkezli kurulduğunu da gösteriyor. İran tehdidi algısı, İsrail ile bazı Körfez ülkelerini fiilen aynı güvenlik hattına itmiş durumda. Ancak bu ittifakın kamuoyu önünde ilan edilmesi hâlâ siyasi olarak son derece riskli. Netanyahu’nun “gizli ziyareti” açıklaması tam da bu hassas dengeyi bozmuş görünüyor.
Ortaya çıkan tablo şu: İsrail ile BAE arasındaki ilişki bitmiyor, aksine derinleşiyor. Fakat Gazze savaşı sonrası oluşan toplumsal öfke nedeniyle bu ilişki artık daha gizli, daha kontrollü ve daha kırılgan bir zeminde ilerlemek zorunda kalıyor. Netanyahu ise tam tersine bu ilişkiyi görünür kılarak hem İsrail iç siyasetine mesaj vermeye hem de “İran İsrail’i bölgede izole edemedi” algısı oluşturmaya çalışıyor. Ancak Abu Dabi’nin sert tepkisi, Körfez’in İsrail’le ittifak kursa bile bunun siyasi bedelini taşımakta giderek daha fazla zorlandığını gösteriyor.
En Çok Okunan Haberler