SON DAKİKA

Yeni İbrahim ve Hareketin Metafiziği

İhtimaller çoğaldıkça karar verme kapasitesi zayıflar. Karar verme kapasitesi zayıfladıkça eylem azalır. Eylem azaldıkça anlamsızlık büyür. Anlamsızlık büyüdükçe kaygı derinleşir.

Haber Giriş Tarihi: 10.06.2026 10:08
Haber Güncellenme Tarihi: 10.06.2026 10:36
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Yeni İbrahim ve Hareketin Metafiziği

Modern insanın en büyük trajedisi hakikati kaybetmesi değildir. İnsanlık tarihi boyunca toplumlar yanlış fikirlere inanmış, putlar üretmiş ve kimi zaman kendi yanılsamalarını gerçek sanmıştır. Asıl trajedi, insanın hakikate ulaşabileceğine olan güvenini kaybetmesidir. Bugün birçok insan herhangi bir şeye inanmanın mümkün olup olmadığını da sorgulamaktadır.

İçinde yaşadığımız kötücül çağ, bilgiden şüphe etmeyi de öğretmiştir. Artık sorun cehalet değildir. Sorun, aşırı bilgi ve aşırı şüphedir. Kadim çağlarda insanlar hakikati arıyordu. Bugün ise insanlar hakikatin mümkün olup olmadığını tartışıyorlar.

İşte postmodern çağın temel kırılması burada başlar.

Nietzsche, insanın dünyayı her zaman belirli bir perspektiften yorumladığını söyler. Derrida, anlamın hiçbir zaman tam anlamıyla sabitlenemeyeceğini ileri sürer. Foucault ise hakikat olarak kabul edilen birçok şeyin tarihsel iktidar ilişkileri içerisinde üretildiğini göstermeye çalışır. Bu düşünürlerin önemli katkıları vardır. Ancak bu düşünceler zamanla başka bir sorunu da beraberinde getirmiştir:

Eğer her şey yorumsa, hangi yorum uğruna yaşayacağız?

Eğer bütün hakikat iddiaları göreliyse, hangi değer uğruna mücadele edeceğiz?

Eğer hiçbir şeyden emin olamıyorsak, sabah neden yataktan kalkacağız?

İşte modern insanın görünmeyen yarası burada başlar. Bu aslında psikolojik, sosyolojik ve varoluşsal bir problemdir.

Toplumlar yüzyıllar boyunca insanlara anlam haritaları sundular. Dinler, gelenekler, aile yapıları, kültürel aidiyetler ve toplumsal kurumlar bireyin dünyayı anlamlandırmasına yardımcı oluyordu. İnsan doğduğu anda kendisini hazır bir anlam evreninin içinde buluyordu. Kim olduğu, neden yaşadığı ve ne uğruna mücadele etmesi gerektiği konusunda az çok bir fikre sahipti.

Modernleşme süreci bu yapıları çözmeye başladı. Postmodern dönem ise bu çözülmeyi hızlandırdı. Artık insanın önünde tek bir yol değil, sonsuz sayıda yol bulunmaktadır.

İlk bakışta bu durum özgürlük gibi görünmektedir. Fakat yönünü kaybetmiş bir insan için seçeneklerin çoğalması özgürlük değil, yük haline gelmiştir.

Sosyolog Zygmunt Bauman'ın "Akışkan Modernlik" dediği şey tam olarak budur. İlişkiler geçici hale gelmiştir. Kimlikler sürekli değişmektedir. Aidiyetler zayıflamaktadır. İnsan sürekli yeni başlangıçlar yapmakta, fakat hiçbir yere kök salamamaktadır. Hayat bir yolculuktan çok, sürekli değişen istasyonlara dönüşmektedir.

Bu nedenle günümüz insanının temel problemi baskı altında yaşamak değildir. Tam tersine, sonsuz seçeneklerin baskısı altında yaşamaktır.

Neyi seçeceğini bilememektedir.

Nasıl yaşayacağını bilememektedir.

Kim olması gerektiğini bilememektedir.

Sonuç olarak özgürlük, yönünü kaybetmiş bir gemiye dönüşmektedir.

Bu durumun psikolojik sonuçları da vardır. Nörobilim ve psikoloji alanındaki araştırmalar, uzun süreli belirsizlik durumlarının insan beyninde tehdit algısını artırdığını göstermektedir. İnsan zihni belirli bir yön duygusuna ihtiyaç duyar. Sürekli kararsızlık, sürekli seçenek bolluğu ve sürekli şüphe hali, beynin alarm sistemlerini sürekli aktif tutar. Belki de bu yüzden modern insan tarihte hiçbir dönemde olmadığı kadar çok düşünmesine rağmen, hiçbir dönemde olmadığı kadar huzursuzdur.

Kaygı artık bireysel bir sorun olmaktan çıkmıştır. Toplumsal bir atmosfere dönüşmüştür.

Kierkegaard'ın ifadesiyle kaygı, özgürlüğün baş dönmesidir. İnsan sonsuz ihtimallerle karşı karşıya kaldığında ürperir. Çünkü her seçim aynı zamanda vazgeçilen binlerce ihtimal anlamına gelir.

Bugünün insanı tarihte hiçbir kuşağın karşılaşmadığı kadar fazla ihtimalle karşı karşıyadır. Fakat paradoks tam da burada ortaya çıkar. İhtimaller çoğaldıkça karar verme kapasitesi zayıflar. Karar verme kapasitesi zayıfladıkça eylem azalır. Eylem azaldıkça anlamsızlık büyür. Anlamsızlık büyüdükçe kaygı derinleşir.

İnsan sonunda kendi zihninin içinde dönüp duran bir Sisifos'a dönüşür. Kayayı artık dağın tepesine çıkarmaya çalışmaz. Kayaya dokunup dokunmaması gerektiğini düşünerek ömrünü tüketir. Tam da burada hareket meselesi ortaya çıkmaktadır.

Hareket damarlarımızda dolaşan kana benzemektedir. Nasıl ki kanın akışı durduğunda beden uyuşmaya başlıyorsa, insan da uzun süre yalnızca düşünür ve hiçbir şey yapmazsa ruhsal bir uyuşma yaşamaya başlar. Önce küçük ertelemeler ortaya çıkar. Sonra kararsızlık büyür. Ardından insan hayatla olan bağını kaybetmeye başlar.

Televizyon ekranındaki bağlantı sorunu gibi... Görüntü vardır ama akış yoktur. Ses vardır ama anlam yoktur. İnsan yaşamaktadır ama yaşadığını hissedememektedir. Bu nedenle hareket, pratik bir tercihten öte varoluşsal bir zorunluluktur.

İnsan yürümek zorundadır. Yanılmak pahasına yürümek zorundadır. Düşmek pahasına yürümek zorundadır. Çünkü hareketsizlik, çoğu zaman yanılmaktan daha büyük bir felakettir.

İşte bu noktada Yeni İbrahim ortaya çıkar. İbrahim'in kıssası çoğu zaman yalnızca dini bir anlatı olarak okunur. Oysa aynı zamanda hakikat ve cesaret üzerine kurulmuş büyük bir varoluş hikâyesidir.

İbrahim önce sorgular. Yıldızları sorgular. Ayı sorgular. Güneşi sorgular. Fakat onu farklı kılan şey yalnızca sorgulaması değildir. Onu farklı kılan şey, sorgulamanın sonunda harekete geçmesidir. Çünkü düşünce tek başına dünyayı değiştirmez. Düşünce ancak eyleme dönüştüğünde dönüştürücü bir güce kavuşur.

Felsefede buna praksis denir.

Praksis, düşüncenin davranışa dönüşmesi demektir. İnsan dürüstlüğün önemli olduğunu düşünebilir. Adaleti savunabilir. Hakikatten söz edebilir. Fakat bunlar uğruna bedel ödemeye hazır değilse, sahip olduğu şey yalnızca teoridir. Praksis ise teorinin ete kemiğe bürünmesidir.

İbrahim'in baltası tam da bu nedenle önemlidir. O balta yalnızca putları kırmaz. Düşünce ile eylem arasındaki mesafeyi de kırar.

Aynı şekilde Antik Yunan'da parrhesia adı verilen bir kavram vardır. Parrhesia, insanın başına gelebilecek sonuçları bilmesine rağmen doğru olduğuna inandığı şeyi söylemesidir. Bir başka ifadeyle hakikati konuşma cesaretidir.

Bugün insanlığın yaşadığı krizlerden biri de tam olarak budur. İnsanlar bilgiye ulaşabiliyorlar fakat hakikati söylemekten korkuyorlar. Çünkü modern toplum yalnızca bedenleri değil, zihinleri de disipline etmektedir.

İşte Yeni İbrahim'in çağrısı burada başlar.

Bugünün putları taş ve mermerden yapılmış değildir.

Tüketim putu.

Performans putu.

Görünür olma putu.

Sürekli başarılı olma putu.

Daha fazla kazanma putu.

Daha fazla tüketme putu.

Daha fazla beğenilme putu.

Modern insan artık putların önünde secde etmiyor olabilir. Fakat onları sürekli yeniden üreterek secdenin formunu değiştirmiştir. Bu anlamda Byung-Chul Han'ın işaret ettiği performans toplumunda insan artık dışarıdan zorlanan bir köle değildir. Kendi kendisini sömüren bir köledir. Efendi ile köle aynı bedenin içinde yaşamaktadır. İnsan özgür olduğunu düşünürken kendi performansının mahkûmu haline gelmektedir.

Bu yüzden çağımızın insanı fiziksel olarak değil, varoluşsal olarak yorgundur. Çünkü sürekli kendisini üretmek, geliştirmek, pazarlamak ve yeniden inşa etmek zorundadır.

Başarısızlık artık ontolojik bir probleme dönüşmüştür.

İşte Yeni İbrahim'in baltası tam da bu noktaya yönelir. Bu balta yalnızca eski putları kırmak için değildir. İnsanın kendi korkularını kırmak içindir. Kendi eylemsizliğini kırmak içindir. Kendi teslimiyetini kırmak içindir. Çünkü çağımızın en büyük problemi yanılmak değildir. Çağımızın en büyük problemi, yanılma korkusuyla hiçbir zaman yola çıkamamaktır.

Belki de hakikat hiçbir zaman bütünüyle sahip olamayacağımız bir ufuktur. Belki de mutlak kesinlik bu dünyada mümkün değildir. Fakat bu durum bizi hareketsizliğe mahkûm etmek zorunda değildir. İman bütün soruların cevaplanması değildir. Aşk bütün şüphelerin sona ermesi değildir. Hakikat her şeyi bilmek değildir. Bazen iman, cevaplardan önce yürümektir. Bazen aşk, kesinlikten önce teslim olmaktır. Bazen hakikat, varılacak bir yer değil, uğruna yürünecek bir yoldur. Ve belki de Yeni İbrahim'in yolculuğu tam burada başlamaktadır.

Çünkü hakikatin bütününe sahip olamasa da onun uğruna yaşamaya cesaret eden insan, çağın bütün putlarına rağmen hâlâ yürüyebilen insandır.

Umut Aksoyvar
Yeni İbrahim: Hakikat ve Şüphenin Kıyısında

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.