Mehmet Uçum: Geçiş sürecinde demokrasi pazarlığı olmaz
Mehmet Uçum: Geçiş sürecinde demokrasi pazarlığı olmaz
Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, geçiş süreci hukukuna ilişkin yaptığı kapsamlı değerlendirmede, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hazırlık aşamasındaki komisyon raporuna dikkat çekerek “makul, gerçekçi ve toplumsal rızayı gözeten” bir yaklaşım çağrısında bulundu.
Haber Giriş Tarihi: 21.12.2025 09:04
Haber Güncellenme Tarihi: 21.12.2025 09:05
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, geçiş süreci hukukuna dair değerlendirmelerini X hesabından paylaştı. Uçum, Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun rapor oluşturma aşamasına girdiğini hatırlatarak, bu sürecin hukuk politikası açısından toplumsal rızayı güçlendirmesi gerektiğini vurguladı. Uçum’a göre geçiş süreci, kapsamı net çizilmiş, sınırları aşmayan ve anayasal çerçeveye sıkı sıkıya bağlı bir yaklaşımla ele alınmalı.
“Geçiş süreci bir demokrasi pazarlığı değildir”
Uçum, paylaşımında geçiş sürecinin temel niteliğine dikkat çekerek, bu dönemin bir “demokrasi pazarlığı” olarak ele alınmasının kökten yanlış olduğunu savundu. Geçiş süreci hukukunun kapsamının sınırlı olduğunu belirten Uçum, bu alanın münfesih terör örgütünün aktif ve destek unsurlarına yönelik soruşturma, kovuşturma ve infaz düzenlemeleri ile toplumla bütünleşme başlıklarıyla sınırlı tutulması gerektiğini ifade etti.
Uçum, “Genel hukuk başlıkları ve demokrasiyi geliştirme perspektifi, geçiş sürecinin değil, geçişten sonraki genel gündemin konusudur” değerlendirmesinde bulundu.
“Geçiş süreci demokrasiyi ertelemek değildir”
Paylaşımında yanlış yorumlara da kapı kapatan Uçum, geçiş sürecinin demokrasiyi erteleyen bir dönem olarak okunmasının “abes” olacağını vurguladı. Geçiş sürecinin bizzat kendisinin demokratik siyasetin alanını genişleten tarihsel bir gelişme olduğunu belirten Uçum, kapsamlı demokrasi ve hukuk reformlarının ise ancak geçiş sürecinin tamamlanmasıyla sağlıklı biçimde gündeme gelebileceğini ifade etti.
Komisyon raporu için üç temel eksen
Uçum’un değerlendirmesinde, TBMM komisyonunun hazırlayacağı raporun sistematik ve içerik bakımından yol gösterici bir işlev üstleneceği belirtildi. Raporda üç ana eksenin öne çıkması gerektiğini kaydeden Uçum, bunları dinleme ve tespitler, geçiş sürecinin hukuk politikası ve demokrasiyi geliştirmeye ilişkin genel perspektif olarak sıraladı.
Bu çerçevede en geniş toplumsal ortaklaşmanın sağlanmasının kritik önemde olduğunu vurgulayan Uçum, herkesin “makul ve gerçekçi” önerilerle sürece katkı sunması gerektiğini ifade etti.
“Yeni statüler tanımlamak sürece zarar verir”
Geçiş süreci hukukunun kapsamına girecek kişiler bakımından mevcut pozitif hukukta tanımlı statülerin esas alınacağını belirten Uçum, şüpheli, sanık ve hükümlü gibi statüler dışında yeni tanımlar üretmenin hem mevcut hukuk düzenine hem de sürecin ruhuna zarar vereceğini söyledi.
Ayrıca Uçum, geçiş sürecine ilişkin yasal düzenlemelerin anayasal aykırılık iddialarına yol açacak hükümler içermemesi gerektiği uyarısında bulundu.
“Toplumsal rızayı zedeleyen dil kabul edilemez”
Uçum, geçiş sürecinin dili konusunda tüm taraflara sorumluluk düştüğünü belirterek, özellikle münfesih örgütün unsurları ve DEM Parti temsilcileri dahil herkesin makul bir perspektifle hareket etmesi gerektiğini vurguladı. En uç taleplerin sürekli gündeme getirilmesinin toplumsal rıza zeminini tahrip edeceğini ifade eden Uçum, sürecin başarısının sınırların aşılmamasına bağlı olduğunu kaydetti.
“Devleti düşmanlaştıran söylemler süreci sabote eder”
Paylaşımında sert uyarılara da yer veren Uçum, geçiş sürecini yöneten Devleti hedef alan düşmanlaştırıcı dilin kabul edilemez olduğunu belirtti. İmkânsız taleplerin gündeme taşınmasının süreci aksattığını vurgulayan Uçum, süreci sabote etmeye yönelik girişimlere karşı açık ve net tavır alınması gerektiğini ifade etti.
“27 Şubat çağrısı bağlayıcıdır”
Uçum, değerlendirmesinin dikkat çeken bölümünde, “Tüm unsurlar bakımından 27 Şubat çağrısı bağlayıcıdır ve o çerçevenin dışına çıkılmamalıdır” ifadesini kullandı. Suriye bağlamında ise 10 Mart mutabakatına mutlak uyumun şart olduğunu vurguladı.
Irkçılık ve nefret söylemine açık uyarı
Geçiş süreci tartışmaları sürerken, ırkçı yaklaşımlar ve nefret söylemlerine karşı net bir tutum alınması gerektiğini belirten Uçum, bunun sadece geçiş sürecinde değil her dönem için geçerli bir ilke olduğunu ifade etti.
“Bugünün dili geçiş sürecinin ruhuna uygun olmalı”
Uçum, paylaşımını, geçiş sürecinin başarıyla tamamlanmasının Türkiye’de huzur ve güvenin kalıcı hale gelmesi açısından hayati önemde olduğunu vurgulayarak tamamladı. Bu sürecin ardından, Türkiye’nin birliği ve bütünlüğüyle uyumlu olmak kaydıyla pek çok konunun tartışılabileceğini ifade eden Uçum, bugün kullanılan her söz ve ifadenin geçiş sürecinin ruhuna uygun olması gerektiğinin altını çizdi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet Uçum: Geçiş sürecinde demokrasi pazarlığı olmaz
Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, geçiş süreci hukukuna ilişkin yaptığı kapsamlı değerlendirmede, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hazırlık aşamasındaki komisyon raporuna dikkat çekerek “makul, gerçekçi ve toplumsal rızayı gözeten” bir yaklaşım çağrısında bulundu.
Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, geçiş süreci hukukuna dair değerlendirmelerini X hesabından paylaştı. Uçum, Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun rapor oluşturma aşamasına girdiğini hatırlatarak, bu sürecin hukuk politikası açısından toplumsal rızayı güçlendirmesi gerektiğini vurguladı. Uçum’a göre geçiş süreci, kapsamı net çizilmiş, sınırları aşmayan ve anayasal çerçeveye sıkı sıkıya bağlı bir yaklaşımla ele alınmalı.
“Geçiş süreci bir demokrasi pazarlığı değildir”
Uçum, paylaşımında geçiş sürecinin temel niteliğine dikkat çekerek, bu dönemin bir “demokrasi pazarlığı” olarak ele alınmasının kökten yanlış olduğunu savundu. Geçiş süreci hukukunun kapsamının sınırlı olduğunu belirten Uçum, bu alanın münfesih terör örgütünün aktif ve destek unsurlarına yönelik soruşturma, kovuşturma ve infaz düzenlemeleri ile toplumla bütünleşme başlıklarıyla sınırlı tutulması gerektiğini ifade etti.
Uçum, “Genel hukuk başlıkları ve demokrasiyi geliştirme perspektifi, geçiş sürecinin değil, geçişten sonraki genel gündemin konusudur” değerlendirmesinde bulundu.
“Geçiş süreci demokrasiyi ertelemek değildir”
Paylaşımında yanlış yorumlara da kapı kapatan Uçum, geçiş sürecinin demokrasiyi erteleyen bir dönem olarak okunmasının “abes” olacağını vurguladı. Geçiş sürecinin bizzat kendisinin demokratik siyasetin alanını genişleten tarihsel bir gelişme olduğunu belirten Uçum, kapsamlı demokrasi ve hukuk reformlarının ise ancak geçiş sürecinin tamamlanmasıyla sağlıklı biçimde gündeme gelebileceğini ifade etti.
Komisyon raporu için üç temel eksen
Uçum’un değerlendirmesinde, TBMM komisyonunun hazırlayacağı raporun sistematik ve içerik bakımından yol gösterici bir işlev üstleneceği belirtildi. Raporda üç ana eksenin öne çıkması gerektiğini kaydeden Uçum, bunları dinleme ve tespitler, geçiş sürecinin hukuk politikası ve demokrasiyi geliştirmeye ilişkin genel perspektif olarak sıraladı.
Bu çerçevede en geniş toplumsal ortaklaşmanın sağlanmasının kritik önemde olduğunu vurgulayan Uçum, herkesin “makul ve gerçekçi” önerilerle sürece katkı sunması gerektiğini ifade etti.
“Yeni statüler tanımlamak sürece zarar verir”
Geçiş süreci hukukunun kapsamına girecek kişiler bakımından mevcut pozitif hukukta tanımlı statülerin esas alınacağını belirten Uçum, şüpheli, sanık ve hükümlü gibi statüler dışında yeni tanımlar üretmenin hem mevcut hukuk düzenine hem de sürecin ruhuna zarar vereceğini söyledi.
Ayrıca Uçum, geçiş sürecine ilişkin yasal düzenlemelerin anayasal aykırılık iddialarına yol açacak hükümler içermemesi gerektiği uyarısında bulundu.
“Toplumsal rızayı zedeleyen dil kabul edilemez”
Uçum, geçiş sürecinin dili konusunda tüm taraflara sorumluluk düştüğünü belirterek, özellikle münfesih örgütün unsurları ve DEM Parti temsilcileri dahil herkesin makul bir perspektifle hareket etmesi gerektiğini vurguladı. En uç taleplerin sürekli gündeme getirilmesinin toplumsal rıza zeminini tahrip edeceğini ifade eden Uçum, sürecin başarısının sınırların aşılmamasına bağlı olduğunu kaydetti.
“Devleti düşmanlaştıran söylemler süreci sabote eder”
Paylaşımında sert uyarılara da yer veren Uçum, geçiş sürecini yöneten Devleti hedef alan düşmanlaştırıcı dilin kabul edilemez olduğunu belirtti. İmkânsız taleplerin gündeme taşınmasının süreci aksattığını vurgulayan Uçum, süreci sabote etmeye yönelik girişimlere karşı açık ve net tavır alınması gerektiğini ifade etti.
“27 Şubat çağrısı bağlayıcıdır”
Uçum, değerlendirmesinin dikkat çeken bölümünde, “Tüm unsurlar bakımından 27 Şubat çağrısı bağlayıcıdır ve o çerçevenin dışına çıkılmamalıdır” ifadesini kullandı. Suriye bağlamında ise 10 Mart mutabakatına mutlak uyumun şart olduğunu vurguladı.
Irkçılık ve nefret söylemine açık uyarı
Geçiş süreci tartışmaları sürerken, ırkçı yaklaşımlar ve nefret söylemlerine karşı net bir tutum alınması gerektiğini belirten Uçum, bunun sadece geçiş sürecinde değil her dönem için geçerli bir ilke olduğunu ifade etti.
“Bugünün dili geçiş sürecinin ruhuna uygun olmalı”
Uçum, paylaşımını, geçiş sürecinin başarıyla tamamlanmasının Türkiye’de huzur ve güvenin kalıcı hale gelmesi açısından hayati önemde olduğunu vurgulayarak tamamladı. Bu sürecin ardından, Türkiye’nin birliği ve bütünlüğüyle uyumlu olmak kaydıyla pek çok konunun tartışılabileceğini ifade eden Uçum, bugün kullanılan her söz ve ifadenin geçiş sürecinin ruhuna uygun olması gerektiğinin altını çizdi.
En Çok Okunan Haberler