SON DAKİKA

#Mehmet Uçum

HABER DEĞER - Mehmet Uçum haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mehmet Uçum haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“Terörsüz Türkiye” sürecinde yeni aşama: Mehmet Uçum’dan Çerçeve Yasa değerlendirmesi Haber

“Terörsüz Türkiye” sürecinde yeni aşama: Mehmet Uçum’dan Çerçeve Yasa değerlendirmesi

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında yürürlüğe giren Çerçeve Yasa’ya ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Uçum, düzenlemenin bir af olmadığını vurgulayarak, devletin “şarta bağlı bir yeniden başlama imkânı” sunduğunu belirtti. Uçum, 7595 sayılı Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un olağan bir terörle mücadele düzenlemesi olmadığını, temel hedefinin sistematik terörün kalıcı biçimde sona erdirilmesi olduğunu söyledi. Kanunun 10 Ağustos 2026’da TBMM’de kabul edildiğini, 18 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini hatırlattı. Düzenlemenin ceza ve infaz hükümlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uçum, kanunun sonucunun teknik veya genel anlamda bir af olmayacağını savundu. Uçum’a göre devlet, milli ve kamusal yarar amacıyla muhataplara “şarta bağlı bir yeniden başlama imkânı” sunuyor. Uçum, gerekli süreç tamamlandığında ve kişisel şartlar yerine getirildiğinde pozitif hukuki sonuçların, şartların gerçekleşmemesi halinde ise negatif hukuki sonuçların ortaya çıkacağını ifade etti. Kanun kapsamında, üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezası gerektiren suçlarda soruşturma, kovuşturma ve infazın 5 yıl; 15 yıldan fazla hapis ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet gerektiren kapsamdaki suçlarda ise 10 yıl ertelenmesi öngörülüyor. Ancak düzenlemede belirtilen istisna suçlar bu mekanizmanın dışında tutuluyor. Erteleme döneminde kişinin terör suçu işlemesi halinde erteleme kararının kaldırılması öngörülüyor. Sürenin yeni bir terör suçu işlenmeden tamamlanması halinde ise soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına, devam eden kovuşturmada düşmeye karar verilecek; ertelenen ceza da infaz edilmiş sayılacak. Kimler kapsam dışında? Uçum’un aktardığı çerçeveye göre örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçları zaman sınırı olmaksızın istisna kapsamında. Ayrıca 1 Haziran 2005’ten önce işlenen ve müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar için de istisna bulunuyor. Başvurular otomatik olarak kabul edilmeyecek; her dosya kişi bazında yargı mercilerince incelenecek. Uçum açıklamasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın süreçteki liderliğine vurgu yaparken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de “cesur çıkışlarla pratik sürecin önünü açtığını” ifade etti. Uçum, bundan sonraki aşamada sürecin pratik adımlarının öne çıkacağını belirterek, “Buna direnenler ise kaybedecek ve Türkiye’nin demokratik siyasi geleceğinde yeri olmayacaktır” değerlendirmesinde bulundu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Cumhurbaşkanı  Erdoğan üçüncü kez aday mı olacak? Başdanışmanı 6 Nisan'ı işaret etti Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan üçüncü kez aday mı olacak? Başdanışmanı 6 Nisan'ı işaret etti

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum, gazeteci Ertuğrul Özkök’ün bir programda yaptığı açıklamalara sosyal medya hesabından çok sert tepki gösterdi. Özkök’ün ifadelerini eleştiren Uçum, kendisini "elitist faşist" olarak nitelendirdi. "Erdoğan'ın liderliğini anlayabilecek çapa sahip değiller" Özkök’ün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İspanya’daki Franco diktatörlüğü arasında kurduğu benzetmeye tepki gösteren Uçum, şu ifadeleri kullandı: "Nerede olursa olsun elitist faşistler demokrat olamaz. Dertleri demokrasiyi savunmak değil kendilerine avantajlı pozisyon sağlamak için demokrasiyi kullanmaktır... Bu elitist faşistler aynı zamanda batıcılıkla zihinleri asimle edilmiş, batı fetişisti hatta zihnen batıcılığın kölesi olan tiplerdir. Dolayısıyla batının örtük ama giderek açığa çıkan polis devletlerini demokrasi diye yere göğe sığdıramazlar. Gösteriş düşkünü oldukları için batıdaki parıltılı demokrasi makyajlarına hayran olurlar. Dökülmeye başlamış o makyajın altındaki çirkinliği (İslam ve yabancı düşmanlığını, ırkçılığı, sosyal devletin yok olmaya gittiğini, geleneksel aileyi ve insan doğasını tehdit eden saldırıları) görmezler, görmezden gelirler. Şimdi bunlardan biri İspanya diktatörü Franko’nun döneminin sona ermesinden bahisle Cumhurbaşkanı Erdoğan için mesaj vermeye kalkıyor. Her konuda yavan bilgi çöpüyle, taklite dayalı batıcı şekilcilikle kendilerini güya entelektüel zanneden bu tipler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinin özelliklerini, demokratlığını ve hukuka bağlığını asla anlayabilecek bir çapa sahip değildir." 2028 seçimleri için 16 Nisan tarihi Açıklamasının devamında Cumhurbaşkanlığı seçim süreçlerine değinen Mehmet Uçum, anayasal mekanizmalara dikkat çekerek şunları kaydetti: "Gözüken o ki Anayasal bir imkan olan üçüncü kez yani son kez cumhurbaşkanlığı adaylığının yolu TBMM’nin seçimlerin yenilenmesi kararıyla açılacaktır. Eminim ki Cumhurbaşkanımız Erdoğan 2028 Nisan ayında, muhtemelen 16 Nisan’da yapılacağı tahmin edilen genel seçimlerde bir kez daha Cumhurbaşkanı seçilecektir." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı'ndan YENİ Parti yorumu: "Özgün bir politika üretilemez" Haber

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı'ndan YENİ Parti yorumu: "Özgün bir politika üretilemez"

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, CHP'den ayrılan Özgür Özel’in liderliğinde kurulan YENİ Parti'ye ilişkin sosyal medya hesabından dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. Uçum, söz konusu ayrışmanın ülke siyaseti açısından hiçbir önem taşımadığını ve ideolojik temellerden uzak olduğunu belirtti. "Siyasi magazin tartışmasından ibaret" Türkiye'nin gündeminde CHP ve YENİ Parti ayrışmasının genel politikanın ihtiyaçları bağlamında son derece önemsiz olduğunu vurgulayan Uçum, "Türkiye'nin gündeminde CHP ve Yeni Parti ayrışması genel politikanın ihtiyaçları açısından son derece önemsizdir. Çünkü bu ayrılığın dünya görüşü farkıyla hiçbir ilgisi yoktur. Zaten aktüel gündemle ilgilenenler de konuyu siyasi magazin olarak ele alıyor. Bütün tartışmalar kalanların ve ayrışanların kişisel veya grupsal ajandalarına odaklanıyor" ifadelerini kullandı. "CHP'den çıkan 13. Partiden başka bir şey değil" YENİ Parti'nin siyasette yeni bir anlam üretemeyeceğini savunan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, "Aslına bakılırsa konu kaynak parti CHP'den 13. partinin çıkmasından başka bir şey ifade etmez. Nasıl geçmişte ayrışanlardan Demokrat Parti ve (Ecevit etkisiyle) DSP hariç diğerleri bir anlam oluşturmadıysa bu Yeni Parti de bir mana üretemez. Çünkü ayrışma bir genel politika farklılığından değil tamamen subjektif ajandalar üzerinden gerçekleşmiştir" dedi. "Yolsuzluk İşlerine Sahip Çıkanlar Öncülük Etti" Ayrışmanın nedenlerine de değinen Uçum, "Özellikle parti kongre süreçlerindeki ve başta İstanbul olmak üzere yerel yönetimlerin pratiğindeki usulsüzlük ve yolsuzluk işlerine sahip çıkanların bu ayrışmanın öncülüğünü yapması ibretlik durumu ortaya koyuyor. Malum genel kurulun geçersizliği kararı çıkmasaydı bu ayrılanlar CHP'de kalırdı. Geçersizlik kararına karşı hukuka direnme gibi abes bir tavrın sonuç almayacağı görülünce ayrı bir parti seçeneğine sarılmak tercih edilmiş oldu" açıklamasında bulundu. "Özgün bir politika üretilemez" YENİ Parti'nin politik bir tutum üzerinden değil, tamamen kişisel ihtiyaçlar neticesinde kurulduğunu öne süren Uçum, "Nerede politik perspektif farkı, nerede ideolojik ayrılık. Bu Yeni Parti özgün bir politika üretemez. Çünkü politik bir tutum üzerinden değil kişisel ihtiyaçlar üzerinden kurulmuş bir parti oldu. O yüzden ülke siyasetinde sanki büyük bir olaymış gibi ele alınan Yeni Parti konusu kişilerle ilgili siyasi magazin tartışmasından öteye gidemez" ifadelerini kullandı. Uçum, açıklamasının sonunda CHP'nin bu ayrışmayla birlikte kendi içinde bir temizlenme sürecine girdiğini belirterek, "CHP sonuçta yine CHP'dir. Sel gider kum kalır" değerlendirmesinde bulundu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Mehmet Uçum’dan FETÖ analizi: "Emperyalist bir konsorsiyumun parçası" Haber

Mehmet Uçum’dan FETÖ analizi: "Emperyalist bir konsorsiyumun parçası"

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, kaleme aldığı analizde FETÖ ile mücadelede gelinen noktayı ve örgütün güncel stratejilerini değerlendirdi. Uçum, yapının Türkiye’deki açık operasyonel kabiliyetinin çökertildiğini ancak hücresel ve uluslararası düzeyde tehdit unsuru olmaya devam ettiğini vurguladı. "İbadet ve ticaret dönemi kapandı, ihanet sürüyor" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "tabanı ibadet, ortası ticaret, üstü ihanet" tanımlamasını hatırlatan Uçum, örgütün dini duyguları istismar ederek devlet kurumlarına sızdığı dönemin geride kaldığını belirtti. Uçum’a göre, yapının ibadet ve ticaret ayakları büyük ölçüde tasfiye edilmiş olsa da, üst kademedeki "ihanet" odaklı casusluk ve terör faaliyetleri daha gizli yöntemlerle sürdürülüyor. Dış bağlantılar ve emperyalizm vurgusu Yazısında örgütün küresel güçlerle olan ilişkisine geniş yer ayıran Mehmet Uçum, FETÖ’nün emperyalist odakların oluşturduğu bir konsorsiyumun parçası haline geldiğini öne sürdü. Özellikle ABD ve Avrupa merkezli ağlar üzerinden Türkiye’ye yönelik faaliyetlerin koordine edildiğini savunan Uçum, yapının bağımsız bir hareket değil, dış destekli bir etki ajanı olarak hareket ettiğini ifade etti. Sosyal medya ve dezenformasyon uyarısı FETÖ’nün dijital mecralardaki etkinliğine dikkat çeken Uçum, yurt dışı kaynaklı medya organları ve sosyal medya platformları üzerinden Türkiye aleyhine sistematik bir dezenformasyon yürütüldüğünü belirtti. Siber güvenlik ve bilgi kirliliğiyle mücadelenin, terörle mücadelenin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini kaydeden Uçum, algı operasyonlarına karşı toplumsal direncin önemine değindi. "Af ve KHK tartışmaları tavizsiz yürütülmeli" KHK’lılara yönelik af veya infaz düzenlemesi tartışmalarına da değinen Uçum, bu tür taleplerin örgüt tarafından "duygu sömürüsü" aracı olarak kullanıldığını savundu. Devletin mücadele kararlılığından ödün vermemesi gerektiğini belirten Başdanışman, yargı süreçlerine yönelik eleştirilerin mücadelede bir zaafiyete yol açmaması gerektiğini ve tasfiye süreci tamamlanana kadar hukuki mekanizmaların kararlılıkla işletileceğini vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Mehmet Uçum: Türkiye Yüzyılı, Türk ve Kürt yüzyılıdır Haber

Mehmet Uçum: Türkiye Yüzyılı, Türk ve Kürt yüzyılıdır

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, kaleme aldığı kapsamlı analizde, Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen noktayı, Kürtlerin geleceğine ilişkin tartışmaları ve bölgesel dengeleri ele aldı. Uçum, devlet inisiyatifiyle yürütülen sürecin kritik bir eşiğe geldiğini belirterek, etnik kimlik üzerinden yürütülen tartışmaların bilinçli bir manipülasyon olduğunu savundu. “Terörsüz Türkiye süreci hedefe ulaşmanın eşiğinde” Mehmet Uçum, 1 Ekim 2024’te başlayan Terörsüz Türkiye sürecinin, devlet politikası haline geldiğini ve somut aşamalar kaydettiğini ifade etti. Sürecin önemli kilometre taşlarını sıralayan Uçum, şu değerlendirmeyi yaptı: “Görünür yönüyle 1 Ekim 2024’ten beri devrede olan Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci, geçen 16 aylık zamanda birçok ilerlemeyle hedefe erişmenin eşiğine ulaştı.” Uçum’a göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TBMM’de yaptığı konuşma ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sürece verdiği destek, devlet iradesinin belirleyici unsurları oldu. PKK’nin feshi ve silah bırakma süreci Analizde, 2025 yılı içinde yaşanan gelişmelerin sürecin seyrini köklü biçimde değiştirdiği vurgulandı. Uçum, 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan’ın çağrısı, 12 Mayıs 2025’te örgütün fesih kararı ve 11 Temmuz 2025’te yapılan silah yakma merasiminin, sembolik olmanın ötesinde tarihsel anlam taşıdığını belirtti. “Artık sistematik terör ve elde silah yoluyla bir pratik yürütme imkanları kalmamıştır.” diyen Uçum, örgütün artık unsurlarının yeni bir yol ayrımında olduğunu savundu. “Kürtlerin geleceği üzerinden karamsarlık üretiliyor” Uçum, özellikle Suriye’deki gelişmeler üzerinden Kürtlerin geleceğine dair ‘duygusal kopuş’ söylemleri üretildiğini belirterek bu tartışmaları sert bir dille eleştirdi: “Kürtlerin duygusal kopuş yaşadığı iddia ediliyor ancak ‘nerede ve nasıl?’ sorusuna somut bir cevap verilemiyor.” Bu söylemlerin, Kürtleri etnik kimlik siyasetine hapsettiğini savunan Uçum, bazı çevrelerin Kürtleri bölgesel güç mücadelelerinin parçası haline getirmek istediğini ileri sürdü. Suriye’de örgüt ile Kürtler arasındaki kopuş Analizde, Suriye’deki fiili durumun da ayrıntılı biçimde ele alındığı görülüyor. Uçum’a göre, münfesih terör örgütünün artık unsurları, Kürtlerin değil örgütsel iktidarın peşine düştü ve bu nedenle Kürtlerle bağlarını büyük ölçüde kaybetti: “Artık örgütün, Kürtlerin bir kısmını dahi temsil kabiliyeti kalmamıştır.” Uçum, bu unsurların tek çıkış yolunun, Suriye Kürtlerinin haklarını savunmak ve Suriye Devletiyle bütünleşme sürecine katkı sunmak olduğunu ifade etti. DEM için ‘tarihi fırsat’ uyarısı Mehmet Uçum, DEM Parti’ye ilişkin değerlendirmelerinde ise dikkat çekici ifadeler kullandı. Son dönemde yapılan bazı açıklamaların ve tutumların ciddi sapmalar içerdiğini belirten Uçum, özellikle bayrak tartışmalarına dikkat çekti: “Bayrak düşmanlığı devlet düşmanlığıdır. Devlete düşmanlık yapıp, aynı zamanda meşru bir siyasi aktör olunamaz.” Buna karşın DEM’in önünde önemli bir fırsat olduğunu savunan Uçum, Türkiye partisi olma iddiasının ilk kez bu kadar güçlü bir zemine sahip olduğunu dile getirdi. “Tek devlet, tek millet nesnel gerçektir” Uçum’un analizinde en güçlü vurgulardan biri, Türkiye’nin üniter yapısı ve millet tanımı oldu. Kürtlerin, Türk milletinin asli unsuru olduğunu belirten Uçum şu ifadeleri kullandı: “Kürtler, Türk milletinin ayrılmaz parçası ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur.” “Türkiye Yüzyılı, Türk ve Kürt yüzyılıdır.” Uçum, Türk milletinin etnik temelli değil, cumhuriyet vatandaşlığına dayalı kapsayıcı bir yapı olduğunu vurguladı. Yeni anayasa ve Kürtçe vurgusu Analizde, yeni anayasa tartışmalarına da yer verildi. Uçum, Türk vatandaşlığının etnik kökene dayanmadan tanımlanabileceğini, Kürtçeye yönelik özgürlüklerin ise anayasal güvence altına alınabileceğini ifade etti: “Kürtçenin özgürlüğünü güçlendirmek ve kalıcılaştırmak, Kürtlerin geleceğinin güvencesidir.” Buna karşın Türkçenin tek resmi dil ve eğitim dili olmasının tartışma konusu yapılamayacağını da net biçimde dile getirdi. Bölge Kürtleri ve Türkiye’nin rolü Uçum, Suriye, Irak ve İran’daki Kürtlerin geleceğine ilişkin değerlendirmesinde ise Türkiye’nin merkezi rolüne dikkat çekti: “Türkiye, bölgedeki tüm Kürtlerin en büyük garantörü ve en güçlü destekçisidir.” Türkiye’nin bölge Kürtlerinden vazgeçmeyeceğini vurgulayan Uçum, Kürtlerin geleceğinin Türkiye’nin geleceğiyle iç içe olduğunu savundu. Mehmet Uçum’un analizine göre, Terörsüz Türkiye süreci yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal bir yeniden bütünleşme sürecidir. Uçum, etnik temelli ayrışma projelerinin iflas ettiğini savunarak, Türkiye’nin geleceğinin tek devlet, tek millet realitesi içinde şekilleneceğini ifade etti.

Mehmet Uçum: Temsili demokrasi krizde, çözüm doğrudan halka dayanan siyasettir Haber

Mehmet Uçum: Temsili demokrasi krizde, çözüm doğrudan halka dayanan siyasettir

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, demokrasi ve demokratik siyaset tartışmalarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Uçum, temsili demokrasilerin küresel ölçekte meşruiyet kaybı yaşadığını, Türkiye’de ise talep siyaseti ve doğrudan liderlik anlayışının demokratik siyaseti dönüştürdüğünü ifade etti. “Terörsüz Türkiye süreci demokratik siyaseti genişletiyor” Uçum, Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda ilerleyen sürecin, demokratik siyaseti daraltan değil, genişleten bir etki yarattığını belirtti. Bu geçiş sürecinin tamamlanmasıyla birlikte, demokrasiyi geliştirme ve güçlendirme imkânlarının daha da artacağını vurguladı. Demokrasi halk iradesine dayanan bir hukuk ilkesidir Demokrasinin temel tanımına değinen Uçum, demokrasinin halk iradesine dayanan bir yönetim biçimi olduğunu ifade etti. Doğrudan, yarı-doğrudan ve temsili demokrasi modellerinin teorik olarak kabul edildiğini, günümüzde en yaygın uygulamanın temsili demokrasi olduğunu hatırlattı. Uçum’a göre demokrasi, yalnızca siyasal değil; ekonomik, kültürel ve toplumsal alanlarda da etkili olan çok boyutlu bir ilke olarak ele alınmalı. Demokrasi hukuku, sistemin meşruiyetini belirler Mehmet Uçum, demokrasinin işleyişinin demokrasi hukuku ile belirlendiğini vurgulayarak, bu hukukun temel unsurlarını şöyle sıraladı: Genel ve eşit oy hakkı, serbest seçimler, gizli oy–açık sayım, yargı denetimi, seçmen iradesinin üstünlüğü, yönetime katılma imkânları ve fonksiyonel kuvvetler ayrılığı. Bu unsurlara dayanan bir siyasal sistemin, yüksek meşruiyete sahip bir demokrasi oluşturduğunu ifade etti. “Temsili liderlik yerini talep siyasetine bırakıyor” Demokratik siyasette liderlik tarzlarının belirleyici hale geldiğine dikkat çeken Uçum, temsili demokrasilerde uzun süre “tez siyaseti” anlayışının hâkim olduğunu belirtti. Bu anlayışta liderlerin, halk adına en doğruyu belirleyen öncü aktörler olarak konumlandığını söyledi. Ancak bu modelin, günümüzde toplumsal talepleri yeterince yansıtamadığını ve demokratik siyasette ciddi sorunlar ürettiğini ifade etti. Doğrudan liderlik ve sözcü liderlik öne çıkıyor Uçum, temsili demokrasilerde giderek güçlenen yeni siyaset tarzını “talep siyaseti” olarak tanımladı. Bu anlayışta liderin rolünün, halk adına tez üretmek değil, halkın taleplerini siyasal programa dönüştüren bir sözcü olmak olduğunu vurguladı. Bu çerçevede, doğrudan liderliğin demokratik siyasetin yeni belirleyeni haline geldiğini ifade etti. “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği yeni bir siyaset modeli ortaya koydu” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaset tarzına özel bir parantez açan Uçum, Erdoğan’ın Türkiye’de temsili siyaset yerine halka dayalı doğrudan siyaseti hayata geçirdiğini söyledi. Uçum, bu liderlik anlayışını şu sözlerle tanımladı: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği, ‘doğrudan ve organik siyasi liderlik’tir. Bu, mevcut liderlik sınıflandırmalarının ötesinde, özgün bir liderlik tipidir.” Talep demokrasisi, seçkinci siyasetin alternatifi olarak öne çıkıyor Uçum’a göre, tez demokrasisi siyasi elitlerin halk adına program üretmesine dayanırken, talep demokrasisi halkın ihtiyaç ve beklentilerinin doğrudan siyasal programa dönüşmesini esas alıyor. Bu yönüyle talep demokrasisinin, seçkinci siyasetin yerine sosyolojik siyaseti koyduğunu ifade etti. “Türkiye’de başarı için sosyolojik siyaset zorunlu hale geldi” Mehmet Uçum, bundan sonraki dönemde Türkiye’de hiçbir siyasal aktörün, doğrudan halka dayanmadan ve organik liderlik pratiği üretmeden kalıcı başarı elde edemeyeceğini belirtti. Bu dönüşümün, Türkiye demokrasisinin gücünü artıran temel unsurlardan biri olduğunu vurguladı. Demokrasi halkla kurulan doğrudan bağla güçlenir Yazısının sonunda temsili demokrasilerin küresel ölçekte ciddi bir meşruiyet krizi yaşadığını belirten Uçum, bu krizin aşılması için şu üç başlığın öne çıktığını ifade etti: Doğrudan halka dayanan siyaset, sözcü ve dönüştürücü liderlik, halkın taleplerine dayanan demokratik programlar. Uçum, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyaset yapma ve liderlik tarzının, temsili demokrasileri liderlik ve siyaset krizinden çıkarmak açısından yol gösterici bir örnek sunduğunu vurguladı.

Mehmet Uçum: Geçiş sürecinde demokrasi pazarlığı olmaz Haber

Mehmet Uçum: Geçiş sürecinde demokrasi pazarlığı olmaz

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, geçiş süreci hukukuna dair değerlendirmelerini X hesabından paylaştı. Uçum, Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun rapor oluşturma aşamasına girdiğini hatırlatarak, bu sürecin hukuk politikası açısından toplumsal rızayı güçlendirmesi gerektiğini vurguladı. Uçum’a göre geçiş süreci, kapsamı net çizilmiş, sınırları aşmayan ve anayasal çerçeveye sıkı sıkıya bağlı bir yaklaşımla ele alınmalı. “Geçiş süreci bir demokrasi pazarlığı değildir” Uçum, paylaşımında geçiş sürecinin temel niteliğine dikkat çekerek, bu dönemin bir “demokrasi pazarlığı” olarak ele alınmasının kökten yanlış olduğunu savundu. Geçiş süreci hukukunun kapsamının sınırlı olduğunu belirten Uçum, bu alanın münfesih terör örgütünün aktif ve destek unsurlarına yönelik soruşturma, kovuşturma ve infaz düzenlemeleri ile toplumla bütünleşme başlıklarıyla sınırlı tutulması gerektiğini ifade etti. Uçum, “Genel hukuk başlıkları ve demokrasiyi geliştirme perspektifi, geçiş sürecinin değil, geçişten sonraki genel gündemin konusudur” değerlendirmesinde bulundu. “Geçiş süreci demokrasiyi ertelemek değildir” Paylaşımında yanlış yorumlara da kapı kapatan Uçum, geçiş sürecinin demokrasiyi erteleyen bir dönem olarak okunmasının “abes” olacağını vurguladı. Geçiş sürecinin bizzat kendisinin demokratik siyasetin alanını genişleten tarihsel bir gelişme olduğunu belirten Uçum, kapsamlı demokrasi ve hukuk reformlarının ise ancak geçiş sürecinin tamamlanmasıyla sağlıklı biçimde gündeme gelebileceğini ifade etti. Komisyon raporu için üç temel eksen Uçum’un değerlendirmesinde, TBMM komisyonunun hazırlayacağı raporun sistematik ve içerik bakımından yol gösterici bir işlev üstleneceği belirtildi. Raporda üç ana eksenin öne çıkması gerektiğini kaydeden Uçum, bunları dinleme ve tespitler, geçiş sürecinin hukuk politikası ve demokrasiyi geliştirmeye ilişkin genel perspektif olarak sıraladı. Bu çerçevede en geniş toplumsal ortaklaşmanın sağlanmasının kritik önemde olduğunu vurgulayan Uçum, herkesin “makul ve gerçekçi” önerilerle sürece katkı sunması gerektiğini ifade etti. “Yeni statüler tanımlamak sürece zarar verir” Geçiş süreci hukukunun kapsamına girecek kişiler bakımından mevcut pozitif hukukta tanımlı statülerin esas alınacağını belirten Uçum, şüpheli, sanık ve hükümlü gibi statüler dışında yeni tanımlar üretmenin hem mevcut hukuk düzenine hem de sürecin ruhuna zarar vereceğini söyledi. Ayrıca Uçum, geçiş sürecine ilişkin yasal düzenlemelerin anayasal aykırılık iddialarına yol açacak hükümler içermemesi gerektiği uyarısında bulundu. “Toplumsal rızayı zedeleyen dil kabul edilemez” Uçum, geçiş sürecinin dili konusunda tüm taraflara sorumluluk düştüğünü belirterek, özellikle münfesih örgütün unsurları ve DEM Parti temsilcileri dahil herkesin makul bir perspektifle hareket etmesi gerektiğini vurguladı. En uç taleplerin sürekli gündeme getirilmesinin toplumsal rıza zeminini tahrip edeceğini ifade eden Uçum, sürecin başarısının sınırların aşılmamasına bağlı olduğunu kaydetti. “Devleti düşmanlaştıran söylemler süreci sabote eder” Paylaşımında sert uyarılara da yer veren Uçum, geçiş sürecini yöneten Devleti hedef alan düşmanlaştırıcı dilin kabul edilemez olduğunu belirtti. İmkânsız taleplerin gündeme taşınmasının süreci aksattığını vurgulayan Uçum, süreci sabote etmeye yönelik girişimlere karşı açık ve net tavır alınması gerektiğini ifade etti. “27 Şubat çağrısı bağlayıcıdır” Uçum, değerlendirmesinin dikkat çeken bölümünde, “Tüm unsurlar bakımından 27 Şubat çağrısı bağlayıcıdır ve o çerçevenin dışına çıkılmamalıdır” ifadesini kullandı. Suriye bağlamında ise 10 Mart mutabakatına mutlak uyumun şart olduğunu vurguladı. Irkçılık ve nefret söylemine açık uyarı Geçiş süreci tartışmaları sürerken, ırkçı yaklaşımlar ve nefret söylemlerine karşı net bir tutum alınması gerektiğini belirten Uçum, bunun sadece geçiş sürecinde değil her dönem için geçerli bir ilke olduğunu ifade etti. “Bugünün dili geçiş sürecinin ruhuna uygun olmalı” Uçum, paylaşımını, geçiş sürecinin başarıyla tamamlanmasının Türkiye’de huzur ve güvenin kalıcı hale gelmesi açısından hayati önemde olduğunu vurgulayarak tamamladı. Bu sürecin ardından, Türkiye’nin birliği ve bütünlüğüyle uyumlu olmak kaydıyla pek çok konunun tartışılabileceğini ifade eden Uçum, bugün kullanılan her söz ve ifadenin geçiş sürecinin ruhuna uygun olması gerektiğinin altını çizdi.

Mehmet Uçum: Yurtsever sol, Terörsüz Türkiye hedefine kayıtsız şartsız destek vermelidir Haber

Mehmet Uçum: Yurtsever sol, Terörsüz Türkiye hedefine kayıtsız şartsız destek vermelidir

Sol tartışması terörsüz gelecek ekseninde yeniden alevlendi Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, AA Analiz için kaleme aldığı yazıda, Türkiye’de son dönemde yeniden gündeme gelen “sol” tartışmalarını ele aldı. Uçum, özellikle Terörsüz Türkiye hedefi etrafında şekillenen siyasal tartışmalarda, sol kavramının sıkça istismar edildiğini savunarak, “yurtsever sol” anlayışının tarihsel bir zorunluluk haline geldiğini ifade etti. “Sınıf esaslı solculuk dönemi kapanmıştır” Uçum, 21. yüzyılda klasik işçi sınıfı temelli sol siyasetin etkisini yitirdiğini belirterek, kapitalizmin son yarım yüzyıldaki dönüşümünün toplumsal yapıları kökten değiştirdiğini vurguladı. Emek–sermaye çelişkisinin yerini, bireyin özgürleşmesi ile baskıcı otoriteler arasındaki çatışmanın aldığını ifade eden Uçum, bu dönüşümle birlikte sol siyasetin de sınıf merkezli yapıdan toplum merkezli bir hatta evrildiğini kaydetti. Bu çerçevede, sol siyasetin artık daha geniş bir sosyolojik zemine oturduğunu belirten Uçum, “sınıf esaslı solculuğun başarısız olduğu” yönündeki tespitin, sol siyasete duyulan ihtiyacın ortadan kalktığı anlamına gelmediğini vurguladı. Sol siyasetin üç temel alanı: Demokrasi, sermaye ve sosyal politika Uçum’a göre günümüzde sol siyaseti belirleyen üç temel mecra bulunuyor. Bunlardan ilki, devlet ile halk arasındaki ilişki. Uçum, halkın iradesini merkeze alan, katılımcı ve çok katmanlı bir demokrasi anlayışının sol siyasetin asli sorumluluğu olduğunu belirtti. İkinci alan ise devlet-sermaye ilişkisi. Kapitalizm koşullarında devletin sermayeyle ilişkisini düşmanlık temelinde değil, özerkliğini koruyan bir işbirliği çerçevesinde düzenlemesi gerektiğini savunan Uçum, sermaye kontrolündeki devlet modellerine karşı durmanın solun temel ilkeleri arasında yer aldığını ifade etti. Üçüncü mecra olarak sosyal politikaları işaret eden Uçum, gelir güvencesi, adil ücret, ücretsiz sağlık ve eğitim, sosyal güvenlik ve gelir dağılımında adalet gibi başlıkların sol siyasetin vazgeçilmezleri olduğunu belirtti. “Bugünün sol kimliği enternasyonel değil, yurtseverdir” Yazısında enternasyonel sol anlayışının etkisini yitirdiğini savunan Uçum, günümüzde sol siyasetin temel kimliğinin “yurtseverlik” olduğunu ifade etti. Yurtsever solun, ülkenin coğrafi bütünlüğünü ve siyasi birliğini savunmakla yükümlü olduğunu vurgulayan Uçum, antiemperyalizmin bu anlayışın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti. Uçum’a göre, insan hakları söyleminin emperyalist projelerin bir aracı haline getirilmesine karşı açık bir tutum almak da yurtsever solun temel görevleri arasında yer alıyor. Türkiye’de sol var mı? Uçum’dan sert eleştiriler Türkiye’de tarihsel olarak güçlü bir sınıf temelli sol hareketin hiçbir zaman oluşmadığını savunan Uçum, sol adına ortaya çıkan birçok yapının tabansız kadro hareketleri olmaktan öteye geçemediğini ifade etti. CHP’ye yönelik eleştirilerde bulunan Uçum, partinin ne sınıf esaslı ne de toplum esaslı bir sol çizgiye sahip olduğunu öne sürdü. Kendini sol olarak tanımlayan bazı yapıların emperyalist projelerin taşıyıcısı haline geldiğini iddia eden Uçum, antiemperyalist olmayan hiçbir siyasal akımın sol olarak nitelendirilemeyeceğini belirtti. “Sol adının istismarı söz konusu” Uçum, yazısında “sermaye solculuğu”, “liberal solculuk”, “foncu solculuk” ve “batıcı solculuk” gibi kavramlarla tanımladığı yaklaşımların sol adını istismar ettiğini savundu. Bu akımların toplumsal adaletle, halk iradesiyle ve yurtseverlikle bağının bulunmadığını ifade etti. “Ülkenin tarihine, değerlerine ve toplumsal birikimine karşı duran bir anlayışın sol olamayacağını” belirten Uçum, devlet düşmanlığını yücelten yaklaşımların da solculukla ilgisinin olmadığını vurguladı. Terörsüz Türkiye vurgusu: “En ufak şüphe yurtsever sol ile çelişir” Uçum, yazısının merkezine Terörsüz Türkiye hedefini yerleştirerek, şiddetin her türlüsünden arındırılmış bir toplumsal düzenin sol siyasetin temel perspektiflerinden biri olduğunu ifade etti. Türkiye’nin içinde bulunduğu tarihsel koşullar dikkate alındığında, yurtsever solun bu hedefe kayıtsız şartsız destek vermesi gerektiğini belirten Uçum, “Bu konuda en ufak bir şüphe duymak, yurtsever sol perspektifle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. Yeni anayasa çağrısı: “Tarihsel sorumluluk” Uçum, Terörsüz Türkiye hedefine ulaşıldıktan sonra gündeme gelmesi beklenen yeni anayasa sürecine de değindi. Halkın iradesini güçlendirecek, ulusal birliği pekiştirecek demokrasi ve hukuk reformlarının yurtsever sol demokratların temel sorumluluğu olduğunu ifade eden Uçum, yeni anayasa sürecine katkı sunmanın tarihsel bir görev olduğunu kaydetti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.