SON DAKİKA

#Mehmet Uçum

HABER DEĞER - Mehmet Uçum haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mehmet Uçum haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mehmet Uçum: Temsili demokrasi krizde, çözüm doğrudan halka dayanan siyasettir Haber

Mehmet Uçum: Temsili demokrasi krizde, çözüm doğrudan halka dayanan siyasettir

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, demokrasi ve demokratik siyaset tartışmalarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Uçum, temsili demokrasilerin küresel ölçekte meşruiyet kaybı yaşadığını, Türkiye’de ise talep siyaseti ve doğrudan liderlik anlayışının demokratik siyaseti dönüştürdüğünü ifade etti. “Terörsüz Türkiye süreci demokratik siyaseti genişletiyor” Uçum, Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda ilerleyen sürecin, demokratik siyaseti daraltan değil, genişleten bir etki yarattığını belirtti. Bu geçiş sürecinin tamamlanmasıyla birlikte, demokrasiyi geliştirme ve güçlendirme imkânlarının daha da artacağını vurguladı. Demokrasi halk iradesine dayanan bir hukuk ilkesidir Demokrasinin temel tanımına değinen Uçum, demokrasinin halk iradesine dayanan bir yönetim biçimi olduğunu ifade etti. Doğrudan, yarı-doğrudan ve temsili demokrasi modellerinin teorik olarak kabul edildiğini, günümüzde en yaygın uygulamanın temsili demokrasi olduğunu hatırlattı. Uçum’a göre demokrasi, yalnızca siyasal değil; ekonomik, kültürel ve toplumsal alanlarda da etkili olan çok boyutlu bir ilke olarak ele alınmalı. Demokrasi hukuku, sistemin meşruiyetini belirler Mehmet Uçum, demokrasinin işleyişinin demokrasi hukuku ile belirlendiğini vurgulayarak, bu hukukun temel unsurlarını şöyle sıraladı: Genel ve eşit oy hakkı, serbest seçimler, gizli oy–açık sayım, yargı denetimi, seçmen iradesinin üstünlüğü, yönetime katılma imkânları ve fonksiyonel kuvvetler ayrılığı. Bu unsurlara dayanan bir siyasal sistemin, yüksek meşruiyete sahip bir demokrasi oluşturduğunu ifade etti. “Temsili liderlik yerini talep siyasetine bırakıyor” Demokratik siyasette liderlik tarzlarının belirleyici hale geldiğine dikkat çeken Uçum, temsili demokrasilerde uzun süre “tez siyaseti” anlayışının hâkim olduğunu belirtti. Bu anlayışta liderlerin, halk adına en doğruyu belirleyen öncü aktörler olarak konumlandığını söyledi. Ancak bu modelin, günümüzde toplumsal talepleri yeterince yansıtamadığını ve demokratik siyasette ciddi sorunlar ürettiğini ifade etti. Doğrudan liderlik ve sözcü liderlik öne çıkıyor Uçum, temsili demokrasilerde giderek güçlenen yeni siyaset tarzını “talep siyaseti” olarak tanımladı. Bu anlayışta liderin rolünün, halk adına tez üretmek değil, halkın taleplerini siyasal programa dönüştüren bir sözcü olmak olduğunu vurguladı. Bu çerçevede, doğrudan liderliğin demokratik siyasetin yeni belirleyeni haline geldiğini ifade etti. “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği yeni bir siyaset modeli ortaya koydu” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaset tarzına özel bir parantez açan Uçum, Erdoğan’ın Türkiye’de temsili siyaset yerine halka dayalı doğrudan siyaseti hayata geçirdiğini söyledi. Uçum, bu liderlik anlayışını şu sözlerle tanımladı: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği, ‘doğrudan ve organik siyasi liderlik’tir. Bu, mevcut liderlik sınıflandırmalarının ötesinde, özgün bir liderlik tipidir.” Talep demokrasisi, seçkinci siyasetin alternatifi olarak öne çıkıyor Uçum’a göre, tez demokrasisi siyasi elitlerin halk adına program üretmesine dayanırken, talep demokrasisi halkın ihtiyaç ve beklentilerinin doğrudan siyasal programa dönüşmesini esas alıyor. Bu yönüyle talep demokrasisinin, seçkinci siyasetin yerine sosyolojik siyaseti koyduğunu ifade etti. “Türkiye’de başarı için sosyolojik siyaset zorunlu hale geldi” Mehmet Uçum, bundan sonraki dönemde Türkiye’de hiçbir siyasal aktörün, doğrudan halka dayanmadan ve organik liderlik pratiği üretmeden kalıcı başarı elde edemeyeceğini belirtti. Bu dönüşümün, Türkiye demokrasisinin gücünü artıran temel unsurlardan biri olduğunu vurguladı. Demokrasi halkla kurulan doğrudan bağla güçlenir Yazısının sonunda temsili demokrasilerin küresel ölçekte ciddi bir meşruiyet krizi yaşadığını belirten Uçum, bu krizin aşılması için şu üç başlığın öne çıktığını ifade etti: Doğrudan halka dayanan siyaset, sözcü ve dönüştürücü liderlik, halkın taleplerine dayanan demokratik programlar. Uçum, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyaset yapma ve liderlik tarzının, temsili demokrasileri liderlik ve siyaset krizinden çıkarmak açısından yol gösterici bir örnek sunduğunu vurguladı.

Mehmet Uçum: Geçiş sürecinde demokrasi pazarlığı olmaz Haber

Mehmet Uçum: Geçiş sürecinde demokrasi pazarlığı olmaz

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, geçiş süreci hukukuna dair değerlendirmelerini X hesabından paylaştı. Uçum, Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun rapor oluşturma aşamasına girdiğini hatırlatarak, bu sürecin hukuk politikası açısından toplumsal rızayı güçlendirmesi gerektiğini vurguladı. Uçum’a göre geçiş süreci, kapsamı net çizilmiş, sınırları aşmayan ve anayasal çerçeveye sıkı sıkıya bağlı bir yaklaşımla ele alınmalı. “Geçiş süreci bir demokrasi pazarlığı değildir” Uçum, paylaşımında geçiş sürecinin temel niteliğine dikkat çekerek, bu dönemin bir “demokrasi pazarlığı” olarak ele alınmasının kökten yanlış olduğunu savundu. Geçiş süreci hukukunun kapsamının sınırlı olduğunu belirten Uçum, bu alanın münfesih terör örgütünün aktif ve destek unsurlarına yönelik soruşturma, kovuşturma ve infaz düzenlemeleri ile toplumla bütünleşme başlıklarıyla sınırlı tutulması gerektiğini ifade etti. Uçum, “Genel hukuk başlıkları ve demokrasiyi geliştirme perspektifi, geçiş sürecinin değil, geçişten sonraki genel gündemin konusudur” değerlendirmesinde bulundu. “Geçiş süreci demokrasiyi ertelemek değildir” Paylaşımında yanlış yorumlara da kapı kapatan Uçum, geçiş sürecinin demokrasiyi erteleyen bir dönem olarak okunmasının “abes” olacağını vurguladı. Geçiş sürecinin bizzat kendisinin demokratik siyasetin alanını genişleten tarihsel bir gelişme olduğunu belirten Uçum, kapsamlı demokrasi ve hukuk reformlarının ise ancak geçiş sürecinin tamamlanmasıyla sağlıklı biçimde gündeme gelebileceğini ifade etti. Komisyon raporu için üç temel eksen Uçum’un değerlendirmesinde, TBMM komisyonunun hazırlayacağı raporun sistematik ve içerik bakımından yol gösterici bir işlev üstleneceği belirtildi. Raporda üç ana eksenin öne çıkması gerektiğini kaydeden Uçum, bunları dinleme ve tespitler, geçiş sürecinin hukuk politikası ve demokrasiyi geliştirmeye ilişkin genel perspektif olarak sıraladı. Bu çerçevede en geniş toplumsal ortaklaşmanın sağlanmasının kritik önemde olduğunu vurgulayan Uçum, herkesin “makul ve gerçekçi” önerilerle sürece katkı sunması gerektiğini ifade etti. “Yeni statüler tanımlamak sürece zarar verir” Geçiş süreci hukukunun kapsamına girecek kişiler bakımından mevcut pozitif hukukta tanımlı statülerin esas alınacağını belirten Uçum, şüpheli, sanık ve hükümlü gibi statüler dışında yeni tanımlar üretmenin hem mevcut hukuk düzenine hem de sürecin ruhuna zarar vereceğini söyledi. Ayrıca Uçum, geçiş sürecine ilişkin yasal düzenlemelerin anayasal aykırılık iddialarına yol açacak hükümler içermemesi gerektiği uyarısında bulundu. “Toplumsal rızayı zedeleyen dil kabul edilemez” Uçum, geçiş sürecinin dili konusunda tüm taraflara sorumluluk düştüğünü belirterek, özellikle münfesih örgütün unsurları ve DEM Parti temsilcileri dahil herkesin makul bir perspektifle hareket etmesi gerektiğini vurguladı. En uç taleplerin sürekli gündeme getirilmesinin toplumsal rıza zeminini tahrip edeceğini ifade eden Uçum, sürecin başarısının sınırların aşılmamasına bağlı olduğunu kaydetti. “Devleti düşmanlaştıran söylemler süreci sabote eder” Paylaşımında sert uyarılara da yer veren Uçum, geçiş sürecini yöneten Devleti hedef alan düşmanlaştırıcı dilin kabul edilemez olduğunu belirtti. İmkânsız taleplerin gündeme taşınmasının süreci aksattığını vurgulayan Uçum, süreci sabote etmeye yönelik girişimlere karşı açık ve net tavır alınması gerektiğini ifade etti. “27 Şubat çağrısı bağlayıcıdır” Uçum, değerlendirmesinin dikkat çeken bölümünde, “Tüm unsurlar bakımından 27 Şubat çağrısı bağlayıcıdır ve o çerçevenin dışına çıkılmamalıdır” ifadesini kullandı. Suriye bağlamında ise 10 Mart mutabakatına mutlak uyumun şart olduğunu vurguladı. Irkçılık ve nefret söylemine açık uyarı Geçiş süreci tartışmaları sürerken, ırkçı yaklaşımlar ve nefret söylemlerine karşı net bir tutum alınması gerektiğini belirten Uçum, bunun sadece geçiş sürecinde değil her dönem için geçerli bir ilke olduğunu ifade etti. “Bugünün dili geçiş sürecinin ruhuna uygun olmalı” Uçum, paylaşımını, geçiş sürecinin başarıyla tamamlanmasının Türkiye’de huzur ve güvenin kalıcı hale gelmesi açısından hayati önemde olduğunu vurgulayarak tamamladı. Bu sürecin ardından, Türkiye’nin birliği ve bütünlüğüyle uyumlu olmak kaydıyla pek çok konunun tartışılabileceğini ifade eden Uçum, bugün kullanılan her söz ve ifadenin geçiş sürecinin ruhuna uygun olması gerektiğinin altını çizdi.

Mehmet Uçum: Yurtsever sol, Terörsüz Türkiye hedefine kayıtsız şartsız destek vermelidir Haber

Mehmet Uçum: Yurtsever sol, Terörsüz Türkiye hedefine kayıtsız şartsız destek vermelidir

Sol tartışması terörsüz gelecek ekseninde yeniden alevlendi Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, AA Analiz için kaleme aldığı yazıda, Türkiye’de son dönemde yeniden gündeme gelen “sol” tartışmalarını ele aldı. Uçum, özellikle Terörsüz Türkiye hedefi etrafında şekillenen siyasal tartışmalarda, sol kavramının sıkça istismar edildiğini savunarak, “yurtsever sol” anlayışının tarihsel bir zorunluluk haline geldiğini ifade etti. “Sınıf esaslı solculuk dönemi kapanmıştır” Uçum, 21. yüzyılda klasik işçi sınıfı temelli sol siyasetin etkisini yitirdiğini belirterek, kapitalizmin son yarım yüzyıldaki dönüşümünün toplumsal yapıları kökten değiştirdiğini vurguladı. Emek–sermaye çelişkisinin yerini, bireyin özgürleşmesi ile baskıcı otoriteler arasındaki çatışmanın aldığını ifade eden Uçum, bu dönüşümle birlikte sol siyasetin de sınıf merkezli yapıdan toplum merkezli bir hatta evrildiğini kaydetti. Bu çerçevede, sol siyasetin artık daha geniş bir sosyolojik zemine oturduğunu belirten Uçum, “sınıf esaslı solculuğun başarısız olduğu” yönündeki tespitin, sol siyasete duyulan ihtiyacın ortadan kalktığı anlamına gelmediğini vurguladı. Sol siyasetin üç temel alanı: Demokrasi, sermaye ve sosyal politika Uçum’a göre günümüzde sol siyaseti belirleyen üç temel mecra bulunuyor. Bunlardan ilki, devlet ile halk arasındaki ilişki. Uçum, halkın iradesini merkeze alan, katılımcı ve çok katmanlı bir demokrasi anlayışının sol siyasetin asli sorumluluğu olduğunu belirtti. İkinci alan ise devlet-sermaye ilişkisi. Kapitalizm koşullarında devletin sermayeyle ilişkisini düşmanlık temelinde değil, özerkliğini koruyan bir işbirliği çerçevesinde düzenlemesi gerektiğini savunan Uçum, sermaye kontrolündeki devlet modellerine karşı durmanın solun temel ilkeleri arasında yer aldığını ifade etti. Üçüncü mecra olarak sosyal politikaları işaret eden Uçum, gelir güvencesi, adil ücret, ücretsiz sağlık ve eğitim, sosyal güvenlik ve gelir dağılımında adalet gibi başlıkların sol siyasetin vazgeçilmezleri olduğunu belirtti. “Bugünün sol kimliği enternasyonel değil, yurtseverdir” Yazısında enternasyonel sol anlayışının etkisini yitirdiğini savunan Uçum, günümüzde sol siyasetin temel kimliğinin “yurtseverlik” olduğunu ifade etti. Yurtsever solun, ülkenin coğrafi bütünlüğünü ve siyasi birliğini savunmakla yükümlü olduğunu vurgulayan Uçum, antiemperyalizmin bu anlayışın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti. Uçum’a göre, insan hakları söyleminin emperyalist projelerin bir aracı haline getirilmesine karşı açık bir tutum almak da yurtsever solun temel görevleri arasında yer alıyor. Türkiye’de sol var mı? Uçum’dan sert eleştiriler Türkiye’de tarihsel olarak güçlü bir sınıf temelli sol hareketin hiçbir zaman oluşmadığını savunan Uçum, sol adına ortaya çıkan birçok yapının tabansız kadro hareketleri olmaktan öteye geçemediğini ifade etti. CHP’ye yönelik eleştirilerde bulunan Uçum, partinin ne sınıf esaslı ne de toplum esaslı bir sol çizgiye sahip olduğunu öne sürdü. Kendini sol olarak tanımlayan bazı yapıların emperyalist projelerin taşıyıcısı haline geldiğini iddia eden Uçum, antiemperyalist olmayan hiçbir siyasal akımın sol olarak nitelendirilemeyeceğini belirtti. “Sol adının istismarı söz konusu” Uçum, yazısında “sermaye solculuğu”, “liberal solculuk”, “foncu solculuk” ve “batıcı solculuk” gibi kavramlarla tanımladığı yaklaşımların sol adını istismar ettiğini savundu. Bu akımların toplumsal adaletle, halk iradesiyle ve yurtseverlikle bağının bulunmadığını ifade etti. “Ülkenin tarihine, değerlerine ve toplumsal birikimine karşı duran bir anlayışın sol olamayacağını” belirten Uçum, devlet düşmanlığını yücelten yaklaşımların da solculukla ilgisinin olmadığını vurguladı. Terörsüz Türkiye vurgusu: “En ufak şüphe yurtsever sol ile çelişir” Uçum, yazısının merkezine Terörsüz Türkiye hedefini yerleştirerek, şiddetin her türlüsünden arındırılmış bir toplumsal düzenin sol siyasetin temel perspektiflerinden biri olduğunu ifade etti. Türkiye’nin içinde bulunduğu tarihsel koşullar dikkate alındığında, yurtsever solun bu hedefe kayıtsız şartsız destek vermesi gerektiğini belirten Uçum, “Bu konuda en ufak bir şüphe duymak, yurtsever sol perspektifle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. Yeni anayasa çağrısı: “Tarihsel sorumluluk” Uçum, Terörsüz Türkiye hedefine ulaşıldıktan sonra gündeme gelmesi beklenen yeni anayasa sürecine de değindi. Halkın iradesini güçlendirecek, ulusal birliği pekiştirecek demokrasi ve hukuk reformlarının yurtsever sol demokratların temel sorumluluğu olduğunu ifade eden Uçum, yeni anayasa sürecine katkı sunmanın tarihsel bir görev olduğunu kaydetti.

Mehmet Uçum: Hak ve özgürlükler emperyalist savaşların aracı haline getirildi Haber

Mehmet Uçum: Hak ve özgürlükler emperyalist savaşların aracı haline getirildi

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Anadolu Ajansı için kaleme aldığı Dünya İnsan Hakları Günü yazısında, insan hakları kavramının küresel sistemde maruz kaldığı istismarları sert ifadelerle ele aldı. Uçum, “Hak ve özgürlükleri küresel egemenlik savaşlarının kullanışlı araçları olmaktan kurtarmadan insanlık gerçek anlamda evrensel haklara sahip olamaz” diyerek güncel uluslararası düzeni hedef aldı. “İnsan hakları, emperyalist amaçlar için savaş aracına dönüştürüldü” Uçum analizinde, özellikle Batı dünyasının 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hak ve özgürlük söylemini kendi çıkarlarını genişletmek için kullandığını savundu. “Batı'nın egemen güçleri... hakları ve özgürlükleri ekonomik ve siyasi egemenlik alanlarını genişletmek ve korumak için tam bir savaş aracı olarak kullandı.” Bu araçsallaştırmanın günümüzde daha görünür olduğuna dikkat çeken Uçum, Batı’nın kendi içindeki demokrasi krizinin de “aldatıcı samimiyeti aşındırdığını” belirtti. “Gazze soykırımı, Batı’nın iki yüzlülüğünü tüm çıplaklığıyla ortaya koydu” Uçum’un yazısının en çarpıcı bölümlerinden biri Gazze vurgusuydu. “Gazze soykırımına karşı Batı'nın neredeyse bir bütün olarak verdiği destek... hak ve özgürlükler konusundaki yozlaşmış yaklaşımlarının hakikati olduğunu kanıtladı.” Uçum’a göre Batı, evrensel değerleri coğrafi, etnik ve dinsel aidiyete göre sınıflandırıyor; Filistin örneği ise bu ayrımcılığın en keskin yüzü. Hak ve özgürlüklerin çok boyutlu istismarı: Güvenlik, birey, çevre, ifade özgürlüğü Yazıda Uçum, istismar biçimlerini ayrı başlıklarda topladı: • Özgürlük–güvenlik ikilemi Uçum’a göre küresel sistem bu ikilemi manipülatif biçimde kullanıyor: “Oysa özgürlük ve güvenlik çatışan değil, birbirini zorunlu kılan kavramlardır.” • Bireyin “kutsanması” ve doğal kimliklerin tasfiyesi iddiası Uçum, bireysel hak söyleminin “bencillik hakkı”na dönüştürüldüğünü öne sürüyor: “Bireyi doğal cinsel kimliği dahil doğuştan gelen özelliklerinden arındıran ideolojik-kültürel saldırılar... özgürlük adı altında yapılıyor.” • Çevre hakkının enerji politikaları üzerinden araçsallaştırılması Çevre söyleminin, Batı’nın enerji çıkarlarına uygun şekilde kullanıldığını ifade ediyor. • İfade özgürlüğünün kaos ve devlet zafiyeti yaratmak için kullanılması Uçum, “yıkıcı ifade biçimlerinin ifade özgürlüğü adı altında koruma altına alınmasını” emperyalist manipülasyon olarak yorumluyor. “Demokrasi istismar ediliyor, yeni tip rejim arayışları elitizmi güçlendiriyor” Uçum, demokrasi mekanizmalarının da küresel elitler tarafından araçsallaştırıldığını savundu: “Genel oy hakkını tartışmaya açan bu istismar biçimi... gerçekte demokrasiyle ilgisi olmayan rejim arayışlarına denk düşüyor.” “BM iflas etmiştir; insanlık için yeni bir küresel teşkilat şart” Yazının en iddialı bölümü Birleşmiş Milletler (BM) eleştirisi oldu. Uçum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BM’ye yönelik yıllardır dile getirdiği eleştirilerin Gazze süreciyle doğrulandığını savunarak, şu ifadeyi kullandı: “BM örgütü... emperyalist güçler tarafından ayakta tutulmaya çalışılan paravan yapıdan başka bir şey değildir.” Gazze saldırılarında hiçbir etkili adım atamayan BM’nin artık hükmünü yitirdiğini belirten Uçum, şu çağrıda bulundu: “BM’nin iflasının ilanıyla üye ülkelere BM sözleşmesinden ayrılmaları ve ‘Adil Dünya Düzeni Teşkilatı’nı kurmak için bir araya gelmeleri çağrısı yapılmalıdır.” Uçum, bu süreci başlatabilecek liderin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu savunarak, “Dünya seviyesinde adil bir küresel düzen için devrimci süreç başlatacak en önemli lider Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır.” dedi. “Hak ve özgürlüklerin güvencesi tam bağımsızlıktır” Yazının sonuç bölümünde Uçum, ulusal bağımsızlık ile hak ve özgürlüklerin birbirinden ayrılmaz olduğunu vurguluyor: “Ülkelerin bağımsızlıklarını sağlamadan kendi toplumları için güvenceli hak ve özgürlükler sistemi kurmaları mümkün değil.” Türkiye'nin hak ve özgürlük yaklaşımının da “tam bağımsız Türkiye” perspektifiyle yapılandırılması gerektiğini belirtiyor. Uçum’un mesajı ‘haklar’ değil ‘egemenlik’ eksenli Mehmet Uçum’un Dünya İnsan Hakları Günü yazısı, uluslararası insan hakları sistemine yönelik kapsamlı bir eleştiri niteliği taşıyor. Yazının merkezinde şu tezler yer alıyor: • Küresel insan hakları düzeni emperyalist amaçlarla manipüle ediliyor. • Batı, hak ve özgürlükleri kendi çıkarları doğrultusunda sınıflandırıyor ve araçsallaştırıyor. • Gazze, bu ikiyüzlülüğün en görünür örneği. • BM meşruiyetini yitirdi ve yerine yeni bir küresel yapı kurulmalı. • Hak ve özgürlüklerin güvencesi milli devletlerin tam bağımsızlığı. Uçum’un bu değerlendirmeleri, Türkiye’nin son yıllarda uluslararası düzene yönelik eleştirilerini güçlendiren politik bir çerçeve sunuyor.

Mehmet Uçum: Terörsüz Türkiye yolunda sabotaj siyasetine geçit yok Haber

Mehmet Uçum: Terörsüz Türkiye yolunda sabotaj siyasetine geçit yok

Türkiye’nin “terörsüz bir geleceğe” doğru en kritik aşamaya girdiğini belirten Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, hukuki düzenlemeler ve toplumsal bütünleşme perspektifini hedef alan “sabotaj siyaseti” konusunda net mesajlar verdi. Uçum, “Hiç kimse terörle başaramadığını hukuk ve demokrasi üzerinden elde edeceğini zannetmesin”diyerek bölgeye yönelik provokatif girişimlere karşı devletin hazırlıklı olduğu vurgusunu yineledi. Geçiş süreci ve bütünleşme tartışmalarına ‘kırmızı çizgi’ vurgusu Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, yazısında devlet-toplum bütünleşmesinin çerçevesinin tartışmaya kapalı olduğunu belirterek, özellikle geçiş sürecini manipüle etmek isteyen aktörlere dikkat çekti. Uçum’un, Öcalan’ın 27 Şubat açıklamasına gönderme yaparak söylediği şu cümle yazının en sert çıkışlarından biri oldu: “Geçiş süreci hukukuna aykırı anlamlar yükleyip Türkiye’yi bölme planları kuranlar bunun altında kalır.” Uçum’a göre demokratik siyaset alanı ancak silahların tamamen bırakıldığı, sistematik terörün son bulduğu bir zeminde genişleyebilir. Bu noktada “fırsatın istismar edilmemesi” gerektiğinin altını çizdi. “Silahların gölgesinde demokratik talep olmaz” Uçum, demokratikleşme perspektifinin hiçbir şekilde şiddetle bağdaşmayacağını vurgularken, süreçte görevli aktörleri şu sözlerle uyardı: “Silahların gölgesinde demokratik talep olmaz. Milli birliği zedeleyen bir dille toplumsal entegrasyon sağlanamaz.” Yazının bu bölümü, hem süreci tahrik edecek iç unsurlara hem de “emperyalist odaklar” olarak nitelendirdiği dış aktörlere yönelik sert bir mesaja dönüştü. Uçum, geçiş sürecinde silah bırakmayı sabote edenlere hiçbir şekilde prim verilmemesi gerektiğini ifade etti. “Sabotajcılar teşhir edilip etkisizleştirilmelidir” Uçum’a göre Türkiye, süreçte “son düzlük” olarak nitelendirilen kritik bir aşamada bulunuyor. Bu nedenle sabotaj girişimlerinin daha görünür hale geldiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Ortaya çıkan sistematik fikri ve fiili sabotajların teşhir edilip etkisizleştirilmesi öncelikli konulardan biri oldu.” Bu cümle, devletin terörün sona erdirilmesi hedefi doğrultusunda hem iç hem de dış müdahale girişimlerine karşı “proaktif bir güvenlik yaklaşımı” izleyeceğine işaret ediyor. Erdoğan’ın grup konuşmasıyla uyumlu: ‘Devlet her ihtimale hazır’ Mehmet Uçum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son grup konuşmasından uzun bir alıntı yaparak sabotaj ihtimallerine dair yapılan uyarıları hatırlattı: “Terör bitince işsiz kalacak olanlar, bunu engellemek için daha fazla mesai yapacak. Türkiye’nin bu paslı prangadan kurtulmasını istemeyenler son ana kadar vazgeçmeyecek.” Uçum, bu sözlerin süreci okuma açısından kritik olduğunu vurguladı ve ekledi: “Belli ki devlet her türlü ihtimale hazırdır.” İmralı ziyareti sonrası ‘kapsamlı rapor’ beklentisi Yazının en dikkat çekici bölümlerinden biri, Uçum’un İmralı ziyareti sonrası yapılan Komisyon çalışmalarına dair verdiği bilgiydi. Uçum’a göre süreç şu anda kritik eşikte: “Komisyon dinleme çalışmalarını tamamladı. Artık kapsamlı bir raporla hukuki-siyasi perspektifin ortaya konması bekleniyor.” Bu ifade, TBMM’de yapılacak hukuki düzenlemelerin hazırlık aşamasında olunduğuna işaret ediyor. Uçum, siyasi partilere “büyük uzlaşı” çağrısı yaparak Meclis’in bu süreci yönetebilecek kudrette olduğunu belirtti. “Tarihsel fırsatı heba edenler, toplumsal hafızada kara leke olur” Uçum’un yazısında topluma ve siyaset kurumlarına yönelik en çarpıcı uyarılardan biri ise şu ifadeydi: “Bu büyük imkânı dar parti siyasetleri için istismar edenler tarih ve toplumsal vicdan önünde hesap verir.” Bu sözler, sürecin kişisel veya kısa vadeli politik çıkarlarla sabote edilmesine karşı güçlü bir siyasi etik vurgusu taşıyor. ‘Başarma eşiğindeyiz’ mesajı: Terörsüz Türkiye için son aşama Mehmet Uçum, Pazar Yazısı’nı umut ve kararlılık tonuyla bitirdi: “Bu kez başarmanın eşiğindeyiz. Doğru adımları atarak terörsüz bir hayata geçişi hep birlikte başaracağız.” “Terörsüz Türkiye” vurgusu, hem devletin hem de siyaset kurumlarının ortak hedefi olarak konumlandırıldı. Uçum’a göre bu aşamada hatalardan uzak durmak, doğru adımlar atmak ve toplumsal bütünlüğü korumak belirleyici olacak.

Mehmet Uçum: Türkiye Yüzyılı, terörsüz bir ülkede bütünleşmiş bir toplumla mümkün olacaktır Haber

Mehmet Uçum: Türkiye Yüzyılı, terörsüz bir ülkede bütünleşmiş bir toplumla mümkün olacaktır

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Anadolu Ajansı için yazdığı son analizinde Terörsüz Türkiye sürecini değerlendirdi. Uçum, sürecin yalnızca silahlı yapıların tasfiyesiyle sınırlı olmadığını; devlet, millet ve toplum bütünlüğünü kalıcı biçimde kurma hedefi taşıdığını vurguladı. Yazı, yaklaşan yasal düzenlemelere ve Meclis’te yürütülecek sürece dair dikkat çekici mesajlar içerdi. “Türkiye tarihsel bir eşikte” Uçum’a göre Türkiye, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra yeni bir kırılma noktasında bulunuyor. Yazısında, 20. yüzyılı kurucu dönem, 21. yüzyılı ise “yükseliş çağı” olarak tanımlayan Uçum, bu dönemi “Türkiye Yüzyılı” misyonu çerçevesinde okuyor. “Türkiye, bir kez daha tarihsel dönüşümlerin eşiğine gelmiştir. Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra en büyük siyasal ve toplumsal dönüşüm süreçlerinden biri yaşanmaktadır.” “Terörsüz Türkiye bir güvenlik projesi değil, rejim inşasıdır” Uçum, süreci yalnızca bir güvenlik veya operasyon politikası olarak ele almanın eksik olduğunu belirterek, Terörsüz Türkiye’nin devlet aklının uzun vadeli bir bütünleşme stratejisi olduğunu savundu. “Bu süreç, sadece silahlı yapıların tasfiyesi değildir; devletle, milletle ve toplumla bütünleşmenin sağlanmasıdır.” “Dil sabotajı sürece zarar verir” Yazının dikkat çeken bölümlerinden biri de siyasi söylemlere yönelik uyarılar oldu. Uçum, sürece zarar veren “ayrımcı”, “üstenci” ve “zafer dili”yle kurulan politik dilin tehlikesine işaret etti. “Üstencilik dili, zafer dili, ayrılıkçılık dili reddedilmelidir. Bütünleşme yerine parçalanmayı çağrıştıran dil sürece zarar verir.” Uçum, özellikle bölgesel kimlik siyasetinin, demokratik siyaseti daraltan ve süreci zedeleyen bir unsur haline geldiğini savundu. “İmralı dinlemesi ve Meclis süreci yaklaşan kritik aşamadır” Yazıda, İmralı dinlemesinin yapıldığına ve hukuk politikası raporunun tamamlanmak üzere olduğuna dikkat çekildi. Uçum, bu rapora dayanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yasal düzenlemelerin gündeme geleceğini belirtti. “Bu aşamada kurulacak dil son derece önemlidir. Meclis iradesiyle yapılacak düzenlemeler, geçiş sürecinin hukuki zeminini oluşturacaktır.” “Amaç: Terör vesayetinin tamamen ortadan kaldırılması” Uçum, sürecin temel hedefini üç başlıkta özetledi: Sistematik terörün tasfiyesi, şiddete dayalı siyasetin sona erdirilmesi ve terör vesayetinin tüm alanlardan silinmesi. “Açıklamalar yetmez; sürecin teknik boyutu güçlendirilmelidir. Pratik teyitlerle ilerleme sağlanmalıdır.” “Bütünleşme tamamlanmadan Türkiye Yüzyılı tam olmaz” Yazının finalinde Uçum, ortak geleceğin inşasının ancak toplumsal bütünleşme yoluyla mümkün olduğunu ifade ederek, sürecin “tarihsel fırsat penceresi” sunduğunu kaydetti. “Bu tarihsel fırsat penceresi heba edilmemelidir. Türkiye’nin tüm kesimleri bu sürecin kazananı olacaktır.”

Mehmet Uçum: Tek Devlet ve Tek Millet Türkiye’nin tek gerçeğidir Haber

Mehmet Uçum: Tek Devlet ve Tek Millet Türkiye’nin tek gerçeğidir

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Anadolu Ajansı için kaleme aldığı pazar yazısında “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan yeni döneme ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Uçum, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun İmralı dinlemesi kararı, Kürtlerle devlet ilişkisi, yerel yönetim reformu ve geçiş sürecinin hukuki aşamaları gibi başlıklarda net mesajlar verdi. Yazı boyunca “Tek Devlet ve Tek Millet Türkiye’nin tek gerçeğidir” vurgusu öne çıktı. “İmralı dinlemesi yeni ve somut bir durum yaratacak” Uçum, Komisyonun aldığı İmralı dinlemesi kararının süreci dönüştüreceğini belirterek şu ifadeyi kullandı: “İmralı dinlemesinden sonra yeni ve somut bir durum oluşur. Soyut karşı çıkışlar ortaya çıkan somut durum karşısında anlamsızlaşır.” Uçum’a göre bu adım, uzun süredir devam eden siyasi tartışmalara pratik bir veri sunacak ve hem lehte hem aleyhte görüşlerin “gerçeklik zemininde” yeniden şekillenmesini sağlayacak. “Geçiş sürecine yönelik fikri sabotajlar devam ediyor” Uçum, geçiş süreci hızlanırken buna karşı yürütülen “fikri sabotajlara” dikkat çekti: “Temel hedef geçiş sürecinin birikimini ve sonuca ulaşma imkanını değersizleştirmektir.” Bununla birlikte her eleştirinin kötü niyetli olmadığını ifade eden Uçum, samimi endişelerle dile getirilen görüşlerin ayırt edilmesi gerektiğini vurguladı. Tarihsel provokasyonlar ve liderlik vurgusu Uçum, geçmişteki acı olayların sürekli gündeme getirilmesini “fikri provokasyon” olarak nitelendirirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın rolüne özel bir vurgu yaptı: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kürtlere yönelik inkar ve ret politikalarını bitiren liderliği yok sayılamaz.” Ayrıca MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’ten bu yana attığı adımların “bilgece ve cesur” hamleler olduğunu söyleyerek bunları hedef alan görüşlere karşı “net tutum alınması gerektiğini” belirtti. Geçiş süreci hukukunda yeni aşama Mehmet Uçum yazısında, geçiş süreci hukukunun artık daha sistematik bir faza girdiğini ifade etti: “Komisyon, dinleme faaliyetine son verecek. Ardından geçiş süreci hukukuna ilişkin raporunu hazırlayacak.” Bu raporda, terörün “her boyutuyla sona erdiğine dair pratik teyit mekanizmaları” ile Meclis ve yürütmeye yönelik önerilerin yer alması bekleniyor. Uçum ayrıca Komisyonun demokrasiye dair ayrı veya birleşik bir rapor hazırlayabileceğini belirtti. Devlet–Kürt ilişkilerinde yeni tanım: ‘Sorun değil konu’ Uçum’un yazısındaki en dikkat çekici bölümlerden biri devlet ile Kürtler arasındaki ilişkiye dair yaptığı tanımlama oldu: “Türkiye’de Devlet ile Kürtler arasındaki gündem, Erdoğan yönetimlerinde mesele olmaktan çıkmaya başladı ve giderek ‘konu’ya dönüştü.” Bu dönüşümü şöyle detaylandırdı: Ayrılıkçı eğilimlerin tamamen sıfırlanması Kürtlerin tamamının devletle eksiksiz bütünleşmesi Kürtçenin özgürlüğünün güçlendirilmesi ve kalıcılaştırılması Eşitlik duygusunun pratikte yerleşmesi Dil konusuna dair ise şu vurguyu yaptı: “Türkçenin kapsayıcılığı ile Kürtçenin özgürlüğü arasında bir uyumsuzluk yoktur.” Yerel yönetimlerde kapsamlı reform ihtiyacı Yazıda yerel yönetimlerin yeniden yapılanmasının “Türkiye geneli için zorunlu” olduğu ifade edildi: “Üniter yapıyı destekleyecek, tek teşkilat, tek bütçe ve tek icra yaklaşımını hayata geçirecek bir yerel yönetimler reformu kaçınılmaz hale geldi.” Bu reformun hem denetimi hem de yerel meclislerin yetkisini yeniden düzenlemesi gerektiğini belirtti. “Tek Devlet, Tek Millet” vurgusuyla bitirdi Mehmet Uçum yazısını, sürecin ideolojik merkezine işaret eden cümlelerle sonlandırdı: “Tek Devlet ve Tek Millet Türkiye’nin tek gerçeğidir.” Ve bu gerçeğin kabullenilmesinin tüm unsurların geleceğini birlikte şekillendirmesi için zorunlu olduğunu ifade etti. Son bölümde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgesel bütünleşme vizyonuna atıf yapan Uçum, Türkiye’nin güçlenmesinin “Türklerin, Arapların ve Kürtlerin bu yüzyıldaki bütünleşmesini başlatabileceğini” savundu.

Terörsüz Türkiye’ye Geçiş Süreci ve Cumhuriyet Tarihinden Bir Örnek! Haber

Terörsüz Türkiye’ye Geçiş Süreci ve Cumhuriyet Tarihinden Bir Örnek!

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreciyle ilgili yazısında, sürecin güncel durumunu ve tarihsel emsalleri kaleme aldı. Uçum, sürecin temel doğrultuda ilerlediğini belirterek, önümüzdeki dönemde atılacak adımların beklendiğini ifade etti. Bu adımlar arasında, TBMM Komisyonu’nun İmralı’yı dinlemesi, Diyarbakır annelerinin çocuklarına kavuşması için girişimler, silah bırakma pratiklerinin genişletilmesi ve geçiş sürecine dair hukuk raporlarının hazırlanması yer alıyor. Ayrıca, Suriye’de ülkenin birliği ve bütünleşme adımlarının güçlendirilmesi, demokratik süreçlerin geliştirilmesi gibi hedefler de sürecin öncelikleri arasında bulunuyor. Uçum, tarihsel bir emsal olarak 1928 yılında yürürlüğe giren 1239 sayılı Kanun’u örnek gösterdi. Kanun, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, devlete karşı işlenen suçlardan dolayı hukuken kaçak olan veya yanlış yola sapmış ancak Cumhuriyet’e bağlı kişiler için soruşturma ve infazların ertelenmesini öngörüyordu. Uçum, bu düzenlemenin, geçiş sürecine özgü tek, özel ve geçici bir hukuki yaklaşım olarak günümüzde de ilham kaynağı olabileceğini vurguladı. Yazısında sürecin zorluklarına da dikkat çeken Uçum, olası sabote edici girişimlere karşı teyakkuzda olunması gerektiğini belirtti. Tarihsel örnekler ve bugünkü hukuki kapasite ile TBMM’nin, Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci için ihtiyaç duyulan kanunları en işlevsel şekilde çıkarabileceğini kaydetti.

Mehmet Uçum: Ulusal yargı yetkisi hiçbir şekilde devredilemez Haber

Mehmet Uçum: Ulusal yargı yetkisi hiçbir şekilde devredilemez

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, 9 Kasım 2025’te yayınladığı Pazar yazısında, Türkiye’de yargı bağımsızlığı tartışmalarını yeniden açan güçlü ifadeler kullandı. “Hiçbir bağımsız ülke, ulusal yargı yetkisinin ülke dışı mercilere devredilmesini kabul etmez” diyen Uçum, yargının egemenliğin asli unsuru olduğunu ve demokratik meşruiyetin halk iradesiyle kurulması gerektiğini vurguladı. “HSK yapısı anti-demokratik değil, tam tersine demokratik meşruiyet gereğidir” Uçum, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun üyelerinin TBMM ve Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesini, yargı idaresinin halk tarafından yetkilendirilmiş organlara bağlı olması gerektiğiyle açıkladı. Bu nedenle Adalet Bakanı’nın HSK Başkanı olmasının “bağımsızlığa engel değil, demokrasiye uygun” olduğunu savundu. “Yargı idaresinde demokratik meşruiyet sağlanamazsa yargısal aktivizm olağan hale gelir ve bir jüristokrasi ortaya çıkar.” “Bağımsızlık kurumsal değil, işlevseldir” Yargıç ve savcıların mesleki geçişlerinin bağımsızlığa aykırı olduğu yönündeki eleştirileri reddeden Uçum, bağımsızlık ve tarafsızlığın kişisel değil, görev esnasında geçerli işlevsel ilkeler olduğunu belirtti. “Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı kurumsal değil işlevseldir. Yargı işini yaparken bağımsız ve tarafsız olmalıdır.” Uluslararası yargıya karşı “milli yargı” vurgusu Uçum, Türkiye’nin uluslararası sözleşmelere taraf olabileceğini ancak bunun ulusal yargının asli konumunu zedeleyemeyeceğini söyledi. “Asıl olan ulusal yetkilerdir, uluslararası düzenlemeler ve kararlar ise talidir.” Yargı–siyaset tartışmasının yeni ekseni Uçum’un metni, yargı bağımsızlığının kurumsal değil siyasal egemenlik temelli tanımlanması nedeniyle tartışma yaratmış durumda. Yazı, özellikle HSK yapısı, uluslararası hukuk kararlarının uygulanması ve yargısal aktivizm başlıklarının önümüzdeki dönemde daha sert tartışılacağına işaret ediyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.