SON DAKİKA

#Avrupa

HABER DEĞER - Avrupa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Avrupa haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

MGK kararları açıklandı... Yılın ilk toplantısında Türkiye’nin 2026 stratejileri belirlendi Haber

MGK kararları açıklandı... Yılın ilk toplantısında Türkiye’nin 2026 stratejileri belirlendi

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yılın ilk toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda Türkiye’nin güvenliği, bölgesel ve küresel riskler, terörle mücadele ve insani yardımlar gündeme geldi. Cumhurbaşkanlığı himayesinde gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, 2025 yılında yaşanan önemli siyasi, askeri, ekonomik ve toplumsal gelişmeler değerlendirildi. Kurul, 2026 yılında karşılaşılabilecek riskler ve alınacak tedbirler konusunda kapsamlı değerlendirmeler yaptı. Toplantı sonunda MGK, aldığı 9 maddelik kararları kamuoyuyla paylaştı. Kararların Türkiye’nin güvenliği, bölgesel istikrarı ve küresel barış hedefleri doğrultusunda hayata geçirileceğini duyuruldu. Toplantıda öne çıkan başlıklar şöyle oldu: Terörle Mücadele: PKK/KCK, PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ başta olmak üzere ülke içi ve dışındaki tehditlere karşı yürütülen faaliyetlerin son dönemdeki durumları ele alındı. Kurul, “Terörsüz Türkiye” hedefine ulaşmak için kararlılıkla çalışılacağını vurguladı. Bölgesel Destek ve Diplomasi: Suriye’nin egemenliği, toprak bütünlüğü ve siyasi birliği konusunda Türkiye’nin desteği teyit edildi. Somalili halkın terörle mücadelesine verilen destek de altı çizilen konular arasında yer aldı. Uluslararası İnsani Yardımlar: Türkiye’nin Gazze’ye insani yardımların ulaştırılmasına devam edeceği, kalıcı barışın sağlanması için ortak sorumluluk üstleneceği ifade edildi. Bölgesel Güvenlik: İran’daki güncel gelişmelerin bölgesel istikrar açısından önemi, Rusya-Ukrayna savaşının Karadeniz ve çevresine olası yansımaları ele alındı. Türkiye, savaşın sona erdirilmesi ve barışın tesis edilmesi için aktif çabalarını sürdürecek. Küresel Barış Çabaları: Türkiye’nin Asya, Afrika ve Avrupa’daki kriz bölgelerinde istikrar ve barışın sağlanması amacıyla çok boyutlu faaliyetlerini 2026 yılında da kararlılıkla sürdüreceği bildirildi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İngiltere’de uyuz vakaları neden artıyor? Haber

İngiltere’de uyuz vakaları neden artıyor?

İngiltere’de uzun süredir “geçmişin hastalığı” olarak görülen uyuz, son yıllarda yeniden yaygınlaşmaya başladı. Royal College of General Practitioners Araştırma ve Gözetim Merkezi verilerine göre ülkedeki mevcut uyuz oranları, son beş yılın ortalamasının üzerine çıktı. İngiltere Sağlık Güvenliği Ajansı da 2021–2025 arasında her yıl artış kaydedildiğini, özellikle 2023’ten itibaren vakalarda belirgin bir sıçrama yaşandığını bildiriyor. Benzer bir eğilim Avrupa genelinde de gözleniyor. BJGP Open’da yayımlanan bir çalışmaya göre, 2014–2023 arasında 100 bin kişi başına düşen uyuz vakası 99’dan 1.341’e yükseldi. Uyuz, derinin üst tabakasına yerleşen mikroskobik akarlar nedeniyle ortaya çıkan, şiddetli kaşıntı ve döküntülere yol açan bulaşıcı bir cilt hastalığı. NHS’ye göre belirtiler özellikle geceleri artıyor; döküntüler çoğunlukla parmak araları, kasık bölgesi ve deri kıvrımlarında yoğunlaşıyor. Hastalık, genellikle enfekte bir kişiyle uzun süreli ve yakın cilt temasıyla bulaşıyor. Londra’daki The Harley Street Dermatology Clinic’te görev yapan dermatolog Dr. Aleksandar Godic, uyuzun nadiren bulaşmış giysi veya nevresim yoluyla da geçebileceğini, ancak evcil hayvanlardan insanlara bulaşmadığını belirtiyor. Uzmanlar artışın temel nedenlerinden birinin bilgi eksikliği olduğunu vurguluyor. Britanya Dermatologlar Derneği’nden Prof. Tess McPherson, birçok kişinin doktora başvurmadığını, eczaneden kendi kendine tedavi aldığını ya da rahatsızlığının uyuz olduğunun farkında bile olmadığını söylüyor. McPherson’a göre, COVID-19 salgını sonrasında insanların ortak alanlara geri dönmesi ve yakın temasın artması da yayılmayı hızlandırdı. Bir diğer önemli sorun ise yanlış ve eksik tedavi. Uzmanlar, temaslı kişilerin aynı anda tedavi edilmemesinin ve ilaçların doğru kullanılmamasının yeniden bulaşmayı artırdığını ifade ediyor. Ayrıca 2021–2022 döneminde bazı tedavilerde yaşanan tedarik sorunları da vakaların kontrol altına alınmasını zorlaştırdı. Uyuzun tanısı da her zaman kolay değil. Egzama, sedef hastalığı veya kurdeşenle karıştırılabilen döküntüler nedeniyle hastalık aylarca fark edilmeyebiliyor. Uzmanlara göre en ayırt edici belirti, deride görülen küçük ve kıvrımlı tüneller ile özellikle geceleri artan yoğun kaşıntı. Tedavide en sık permetrin veya malatyon içeren kremler kullanılıyor. Daha ağır vakalarda ağızdan alınan antiparaziter ilaç ivermektin reçete edilebiliyor. Tedavi sonrası kaşıntı ve döküntüler iki aya kadar sürebilirken, tüm giysi ve nevresimlerin yüksek sıcaklıkta yıkanması ya da kapalı torbada bekletilmesi gerekiyor. Uzmanlar, utanma ve damgalanma korkusunun hastalığın yayılmasında önemli rol oynadığını vurguluyor. Prof. McPherson, “Uyuz tedavi edilebilir bir hastalık. Belirti varsa ya da temas şüphesi bulunuyorsa gecikmeden tedavi alınmalı. Utanılacak hiçbir şey yok,” diyerek erken müdahalenin önemine dikkat çekiyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Avrupa-ABD arasında diplomasi trafiği: Avrupalılar Trump’a karşı Grönland’ı nasıl savundu? Haber

Avrupa-ABD arasında diplomasi trafiği: Avrupalılar Trump’a karşı Grönland’ı nasıl savundu?

Avrupa ile ABD arasındaki ilişkiler, Grönland üzerinden patlak veren krizle son yılların en ciddi sınavlarından birini verdi. Donald Trump’ın, Danimarka Krallığı’na bağlı özerk ada Grönland’ın “satın alınması” amacıyla sekiz Avrupa ülkesine yüzde 10 ek gümrük vergisi uygulama tehdidi, kıtada sert tepkilere yol açtı. Trump’ın açıklamalarının ardından Avrupa başkentleri, Danimarka’nın egemenliğini destekleyen ortak bir tutum sergilerken, tehditlerin NATO müttefikliğine aykırı olduğu vurgulandı. Emmanuel Macron, “Hiçbir tehdit veya zorlamaya boyun eğmeyeceğiz” diyerek sert bir mesaj verdi. Misilleme hazırlığı ve birlik mesajı Kriz derinleşirken, AB büyükelçileri ek tarifelere karşı olası önlemleri değerlendirmek üzere acil toplantılar yaptı. Fransa’nın gündeme getirdiği ve daha önce hiç kullanılmamış olan Anti-Coercion Instrument (Zorlayıcı Eylemlere Karşı Önlem Mekanizması), çok sayıda sektörü kapsayan misilleme ihtimalini masaya taşıdı. Brüksel’deki diplomatik kaynaklar, Grönland’ın yanı sıra AB egemenliğini savunmak için “ekonomik bedel ödemeye hazır olunduğu” mesajının ortaklaştığını aktardı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Davos’ta yaptığı konuşmada, “Yanıtımız kararlı, birleşik ve orantılı olacak” diyerek birlik vurgusu yaptı. Avrupa Parlamentosu da AB-ABD ticaret anlaşmasının onayını süresiz erteleyerek Washington’a siyasi baskıyı artırdı. Diplomasi kapısı ve NATO devreye girişi Gerilimi tırmandırmadan çözüm arayan Avrupalılar, diplomasiyi öne çıkardı. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, tırmanma istemediklerini belirtirken, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte devreye girerek Trump’la Davos’ta görüştü. Görüşmelerin ardından, Grönland ve Arktik bölgesinin güvenliğini güçlendirmeyi amaçlayan bir “çerçeve anlaşması” üzerinde mutabakata varıldı. Henüz ayrıntıları açıklanmayan anlaşmayla Trump, ek tarifeleri uygulamayacağını ve Grönland’ın mülkiyetine yönelik adım atmayacağını teyit etti. Kriz üzerine Brüksel’de toplanan Avrupa liderleri, transatlantik bağların “bir haftalık krizle feda edilemeyecek kadar değerli” olduğu mesajını verdi. Kriz geride kaldı, soru işaretleri sürüyor Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, anlaşmanın Danimarka ve Grönland’ın rızası olmadan hazırlanmadığını vurguladı. Ancak Avrupa başkentlerinde, Trump’ın öngörülemez dış politikasının benzer krizleri yeniden tetikleyebileceği endişesi devam ediyor. AB yetkilileri, Grönland krizinin Avrupa’da daha bağımsız bir dış politika arayışını güçlendirdiği görüşünde. Bir üst düzey AB kaynağı, “İlişkinin artık farklı bir zeminde ilerlediği herkes tarafından görüldü. Bu da Avrupa açısından yeni kararları zorunlu kılıyor” değerlendirmesinde bulundu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Uzmandan çarpıcı çıkış, “Bir paket 300 tl olmalı” Haber

Uzmandan çarpıcı çıkış, “Bir paket 300 tl olmalı”

Sigara fiyatlarına yönelik tartışmalar sürerken, Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Üyesi Toker Ergüder, tütün ürünlerinin hem sağlık hem de ekonomi üzerindeki yüküne dikkat çekti. Ergüder, sigara fiyatlarının uzun süredir gerçekçi biçimde artırılmadığını belirterek, “Bir paket sigaranın en az 300 lira olması gerekiyor” dedi. Sigaranın Türkiye’ye faturası 24 milyar dolar Prof. Dr. Ergüder, sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle oluşan sağlık harcamaları, yurt dışından temin edilen ilaçlar, iş gücü kaybı ve dolaylı maliyetlerin toplamda yıllık 24 milyar dolarlık bir ekonomik yük oluşturduğunu ifade etti. Ergüder, bu rakamın yalnızca doğrudan sağlık giderleriyle sınırlı olmadığını, işsizlik ve verim kaybının da hesaba katılması gerektiğini vurguladı. “Fiyat arttıkça tüketim düşüyor” Sigara fiyatlarındaki artışın tüketimi doğrudan etkilediğini belirten Ergüder, yüzde 10’luk fiyat artışının tüketimi yaklaşık yüzde 8 oranında azalttığını söyledi. Bu nedenle mali politikaların tütünle mücadelede kritik rol oynadığını kaydeden Ergüder, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bu alandaki etkisine dikkat çekti. “OECD ve Avrupa’da en ucuz sigara Türkiye’de” 2008–2012 yılları arasında vergi artışlarıyla sigara kullanımında yüzde 14’lük düşüş sağlandığını hatırlatan Ergüder, 2013 sonrası dönemde fiyat artışlarının alım gücüne göre yapılmadığını ifade etti. Ergüder, “Bugün OECD ülkeleri ve Avrupa genelinde en ucuz sigara Türkiye’de satılıyor. Bu durum sigara kullanım oranlarının düşmemesinde önemli bir etken” değerlendirmesinde bulundu. “Bir paket sigara en az 300 TL olmalı” Sigara fiyatlarının dünyada ortalama olarak 5 litre benzin fiyatına denk geldiğini belirten Ergüder, bu ölçüt esas alındığında Türkiye’de bir paket sigaranın en az 300 TL olması gerektiğini söyledi. Ergüder ayrıca, tütün şirketlerinin zamların kaçakçılığı artıracağı yönündeki iddialarının bilimsel karşılığı olmadığını savundu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ah Şu Tiryaki Türkler! Haber

Ah Şu Tiryaki Türkler!

Uluslararası sosyal medyada paylaşılan ve kısa sürede yabancı basında da yer bulan bir gönderi, “Türklerin nerede ve ne zaman sigara içeceğini asla bilemezsin” ifadesiyle dikkat çekti. Paylaşımda, darbe girişiminden askerî operasyona, deprem enkazından olağanüstü anlara kadar uzanan görüntüler sıralanırken, bu alışkanlığın kökenine dair tarihsel arka plan da yeniden gündeme geldi. Türkler, sigarayla Avrupa’dan önce tanışan toplumlar arasında yer aldı Tütün Amerika kıtasının yerli halklarından Avrupa’ya taşındıktan sonra, Osmanlı topraklarına 16’ncı yüzyılda ulaştı. Ancak tütünün bugün bildiğimiz anlamda “sigara” formuna dönüşmesi, tarihçiler tarafından büyük ölçüde Osmanlı coğrafyasına bağlanıyor. Kağıda sarılı tütünün yaygınlaşması, 19’uncu yüzyılda askerî seferler sırasında hız kazandı ve bu kullanım biçimi kısa sürede Anadolu’dan Balkanlar’a yayıldı. Osmanlı askerleri sigaranın modern biçiminin taşıyıcısı oldu Tarihi kaynaklar, kağıda sarılı sigaranın yaygınlaşmasını Akka Kuşatması ve ardından Kırım Savaşı gibi askerî çatışmalarla ilişkilendiriyor. Cephede nargile ya da pipo gibi araçlara erişemeyen askerler, tütünü kağıda sararak içmeye başladı. Bu pratik çözüm, sigarayı hem taşınabilir hem de hızlı tüketilebilir bir alışkanlık haline getirdi ve Avrupalı askerler aracılığıyla Batı’ya taşındı. “Türk tütünü”, bir dönem Batı dünyasında prestij simgesiydi 19’uncu yüzyıl sonu ile 20’nci yüzyıl başında özellikle Trakya ve Ege’de yetiştirilen Türk tütünü, aroma ve hafifliği nedeniyle büyük talep gördü. ABD ve Avrupa’da üretilen pek çok sigara, “Turkish tobacco” vurgusuyla pazarlanırken, Fatima, Murad, Omar ve Camel gibi markalar bu imaj üzerinden yükseldi. Dönemin reklamlarında Osmanlı motifleri ve “Doğulu” imgeler özellikle kullanıldı. Sigara, savaş ve kriz dönemlerinde gündelik hayatın parçası haline geldi Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, sigaranın küresel ölçekte yaygınlaşmasında kırılma noktaları oldu. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte de sigara; cephede, kışlada, kahvehanede ve yolculuklarda “bekleme”, “rahatlama” ve “dayanma” aracı olarak görüldü. Bu durum, sigaranın yalnızca bir keyif ürünü değil, zor koşullarla baş etmenin sembolü haline gelmesine yol açtı. Yabancı paylaşım, bu tarihsel arka planla birlikte okundu Yabancı basında paylaşılan içerikte yer alan, “darbe girişimi sırasında”, “askerî operasyona giderken” ya da “deprem enkazından çıkarılırken” sigara içen yurttaş görüntüleri, birçok kişi tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Ancak tarihsel perspektiften bakıldığında, bu görüntüler sigaranın Türkiye toplumunda kriz anlarıyla iç içe geçmiş uzun geçmişini yansıtıyor. Mizah ile stereotip arasındaki çizgi yeniden tartışıldı Paylaşım bazı çevrelerce esprili bir gözlem olarak görülürken, bazı yorumlarda ise Türkleri tek bir alışkanlık üzerinden tanımlayan indirgemeci bir bakış açısı olduğu eleştirileri dile getirildi. Tartışma, sigaranın tarihsel ve kültürel boyutunu yeniden düşünme ihtiyacını da beraberinde getirdi. Bugün dünya genelinde sigara karşıtı politikalar yaygınlaşırken, yabancı basında gündem olan bu paylaşım bir kez daha gösterdi ki; sigara, Türkler için yalnızca bir tüketim ürünü değil, tarihsel hafızada savaşla, krizle ve gündelik hayatla iç içe geçmiş bir alışkanlık olarak okunuyor.

Hande Fırat’tan medya özeleştirisi: Hepimiz çizgiyi aştık Haber

Hande Fırat’tan medya özeleştirisi: Hepimiz çizgiyi aştık

Hande Fırat, köşe yazısında siyasetçilerin tartışma programlarına çıkmaması ya da çağrılmaması nedeniyle gazetecilerin onların yerine konuştuğunu belirterek, bu durumun hem gazeteciliğe hem de siyasete zarar verdiğini vurguladı. “Gazeteciler vekâleten siyaset yapıyor” Fırat, Türkiye’de televizyon ekranlarında gazetecilerin yorumcu olmanın ötesine geçerek siyasi aktör gibi konuştuğunu ifade etti. “İster muhalefet ister iktidar kanadına yakın medya kuruluşu olsun, ne yazık ki hepimiz çizgiyi aştık” diyen Fırat, ABD ve Avrupa örneklerinde gazetecilerin yorum yaparken mesafeyi koruduğunu, Türkiye’de ise bu sınırın neredeyse silindiğini yazdı. Cumhurbaşkanlığı uçağı eleştirisi Yazıda, Cumhurbaşkanlığı uçağını izleyen gazetecilere de ayrı bir parantez açıldı. Fırat, bu görevin prestijden çok sorumluluk taşıdığını belirterek, son dönemde uçağa binen bazı gazetecilerin muhabirlik geçmişi, uluslararası zirve deneyimi ve dış politika bilgisinin yeterince gözetilmediğini dile getirdi. “İşin gerçek sahipleri ekrana çıksın” çağrısı Fırat, tartışma programlarında gazeteciler yerine doğrudan siyasetçilerin yer alması gerektiğini savundu. Gazetecilerin bir partinin ya da görüşün temsilcisi gibi etiketlenmemesi gerektiğini vurgulayan Fırat, mesleğin temel görevinin “doğruya doğru, yanlışa yanlış demek” olduğunu hatırlattı.

ABD–Danimarka arasında “Grönland” gerilimi dinmiyor Haber

ABD–Danimarka arasında “Grönland” gerilimi dinmiyor

ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ABD topraklarına katma yönündeki açıklamalarını yeniden gündeme taşıması, Danimarka ile Grönland hattında tansiyonu yükseltti. Trump’ın Louisiana Valisi Jeff Landry’i “Grönland özel temsilcisi” olarak ataması, Kopenhag ve Nuuk’ta tepkiyle karşılandı. “Grönland Grönlandlılarındır.” Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, kameralar karşısına geçerek ortak bir mesaj verdi. İki lider, “Bir ülke başka bir ülkeyi ilhak edemez. Ulusal güvenlik gerekçesi dahi buna meşruiyet kazandırmaz” diyerek Washington’a net bir yanıt verdi. Trump: “Ulusal güvenlik için ihtiyacımız var.” Trump ise Grönland’a “mineraller için değil, ulusal güvenlik için” ihtiyaç duyduklarını savundu. Ada çevresinde Rusya ve Çin gemilerinin varlığını gerekçe gösteren Trump, “Bunu almalıyız” ifadesini kullandı. Ekonomik baskı iddiası. Gerilim yalnızca söylemlerle sınırlı kalmadı. Trump yönetiminin, ABD’nin doğu kıyısındaki beş büyük açık deniz rüzgâr enerjisi projesinin kiralamalarını askıya alması, Danimarka’ya ekonomik baskı olarak yorumlandı. Söz konusu projelerden ikisinin Danimarka devletinin kontrolündeki Ørsted tarafından geliştirildiği belirtildi. ABD Büyükelçisine nota. Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen, ABD’nin Kopenhag Büyükelçisi Kenneth Howery’e resmî nota verildiğini açıkladı. Rasmussen, “Bir ülkenin Grönland’ı ele geçirmeyi amaçlayan özel temsilci ataması kabul edilemez” dedi. Grönland neden önemli? Yaklaşık 57 bin kişinin yaşadığı Grönland, Avrupa ile Kuzey Amerika arasında stratejik bir konumda bulunuyor. Balıkçılığa dayalı ekonomisinin yanı sıra zengin yeraltı kaynakları ve Arktik deniz yolları nedeniyle küresel güçlerin ilgisini çekiyor. Trump yönetiminin Grönland hamlesi, ABD–Danimarka ilişkilerinde yeni bir gerilim başlığı oluştururken, ada üzerindeki egemenlik tartışmasının kısa vadede sona ermesi beklenmiyor.

Mutasyona uğrayan H3N2 alarmı: DSÖ dünyayı uyardı Haber

Mutasyona uğrayan H3N2 alarmı: DSÖ dünyayı uyardı

Küresel grip sezonunun yaşandığı Kuzey Yarımküre’de, H3N2 influenza virüsüne ilişkin yeni bir gelişme gündeme geldi. Dünya Sağlık Örgütü’nün hangi verilerle uyardığı, virüsün nerelerde artış gösterdiği ve Türkiye’de durumun nasıl değerlendirildiği resmi açıklamalarla ortaya kondu. DSÖ, H3N2’nin yeni alt sınıfında hızlı artış gözlemledi Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, ağustostan bu yana birçok ülkede H3N2 influenza virüsünün “K alt sınıfı” olarak adlandırılan varyantında hızlı bir artış görüldüğünü duyurdu. Ghebreyesus, küresel grip aktivitesinin genel olarak normal aralıkta seyrettiğini ancak bu alt sınıfın dikkatle izlenmesi gerektiğini vurguladı. Önemli mutasyon var, hastalık şiddeti artmış değil Paylaşılan verilere göre, yeni alt sınıf H3N2 virüslerinde belirgin bir mutasyon tespit edildi. Buna karşın, mevcut verilerin hastalık şiddetinde belirgin bir artışa işaret etmediği ifade edildi. DSÖ, mutasyonun yayılım dinamikleri açısından izlenmesinin kritik olduğuna dikkat çekti. Aşı vurgusu yeniden gündemde Ghebreyesus, özellikle grip komplikasyonları açısından risk grubunda bulunan yurttaşlar ve onlara bakım verenler için grip aşılarının hayati önem taşıdığını belirtti. DSÖ’ye göre, aşılar ağır hastalık ve hastane yatışlarının önlenmesinde temel araç olmayı sürdürüyor. Türkiye’den “beklenen bir varyant” değerlendirmesi geldi Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, Avrupa’da yayılan H3N2 varyantının Türkiye için özel bir tehlike oluşturmadığını söyledi. Demirkol, influenza virüslerinin her yıl mutasyona uğradığını belirterek bunun grip mevsiminde doğal olarak beklenen bir durum olduğunun altını çizdi. Küresel izleme sürüyor DSÖ, H3N2’nin mutasyon geçiren alt sınıfına ilişkin verilerin yakından takip edildiğini ve ülkelerle düzenli olarak paylaşıldığını açıkladı. Uzmanlar, sürecin bilimsel izleme ve şeffaf bilgilendirme ile yönetilmesinin Türkiye toplumu ve dünya genelindeki yurttaşlar açısından belirleyici olacağını vurguluyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.