Trump Avrupa’ya Avrupalı Olmanın Ne Demek Olduğunu Hatırlattı
Yazının Giriş Tarihi: 21.05.2026 19:09
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.05.2026 19:15
Bir Kıtanın Stratejik Uyanışı
Uzun süre Avrupa’nın temel sorunu güç eksikliği değil, bir zamanlar temsil ettiği medeneniyete ilişkin değerler (anlam) eksikliği gibi görünüyordu. Ekonomik olarak hâlâ dünyanın en büyük bloklarından biriydi; teknolojik kapasitesi ve yaşam standartları yüksekti, hukuki kurumları büyük ölçüde işliyordu. Fakat bütün bunlara rağmen kıta giderek yaşlanan, yavaşlayan ve tarihsel enerjisini kaybeden bir medeniyet hissi veriyordu. Avrupa Birliği büyümüş ama Avrupalılık fikri o kadar büyümemişti. Hatta küçüldüğü iddia ediliyordu.
2020’lerin ortasına gelindiğinde Avrupa hakkında oluşan hâkim kanaat şuydu: Refahı yüksek ama jeopolitik açıdan cüceleşmiş bir kıta... Avrupa ekonomik devdi ama stratejik cüceydi. Güvenliğini başkasına emanet etmiş, askeri kapasitesini küçültmüş, sert güç kullanımı siyasetini büyük ölçüde ( 2. DS ile doruğa çıkan) tarihinin karanlık geçmişine ait saymıştı.
Özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde Avrupa elitleri, tarihin artık normlar, ticaret ve karşılıklı bağımlılık üzerinden işleyeceğine inanmış görünüyordu.Fakat ne olduysa tarih geri döndü.
Önce Vladimir Putin, Ukrayna savaşıyla Avrupa’ya jeopolitiğin hâlâ canlı olduğunu gösterdi. Ardından Donald Trump çok daha sarsıcı bir gerçeği ortaya çıkardı: Amerika artık Avrupa’nın koşulsuz koruyucusu olmaktan vaz geçebilirdi.
İşte; Trump’ın Avrupa’yı tatlı uykusundan uyandırdığı an buydu. Trump yalnızca Amerikan dış politikasını değiştirmedi; Avrupa’nın psikolojisini de değiştirdi. Kıta ilk kez ciddi biçimde yalnız bırakılma ihtimaliyle yüzleşti. Uzun yıllardır güvenliği Washington’a ihale eden Avrupa, ilk kez kendi başına bunu yapıp yapamayacağını düşünmek zorunda kaldı.
Bu nedenle bugün Avrupa’da yaşanan dönüşüm yalnızca bir savunma tartışması değildir. Bu, Avrupalılığın yeniden tanımlanma sürecidir. Avrupa Fikri Nasıl Doğdu?
Avrupa’nın ne olduğu sorulduğunda şu yanıt uygundur: Avrupa yalnızca bir coğrafya değildir; tarih boyunca inşa edilmiş bir zihinsel ve siyasal projedir.
Avrupa fikri, Roma İmparatorluğu’nun mirası, Hristiyanlığın ortak kültürel alanı, Rönesans’ın birey fikri ve Aydınlanma’nın akıl anlayışı üzerine kuruldu. Modern Avrupa’yı şekillendiren şey yalnızca güç değil; aynı zamanda evrensellik iddiasıydı. İnsan hakları, hukuk devleti, yurttaşlık, anayasal düzen ve seküler siyaset gibi kavramlar büyük ölçüde Avrupa deneyiminin ürünleriydi.
Fakat, Avrupa aynı zamanda kendi kendini yok etme kapasitesine de sahipti. İki dünya savaşı, faşist ve komünist totaliterlik, sömürgecilik bu kıtanın içinden çıktı. Bu nedenle Avrupa Birliği projesi yalnızca ekonomik değil, ahlakî bir projeydi. “Bir daha asla” düşüncesi, savaş sonrası Avrupa bütünleşmesinin temel psikolojik zemini oluşturdu. Ancak burada hep tarihsel bir paradoks vardı: Avrupa Birliği, Avrupa-içi çekişmeyi aşmak için kuruldu; fakat bunu mümkün kılan şey büyük ölçüde Amerikan güvenlik şemsiyesi oldu. NATO yalnızca askeri bir ittifak değildi. Aynı zamanda Avrupa’nın stratejik tembelliğinin garantisiydi.
Özellikle Almanya gibi ekonomik devler, savunma kapasitesini geliştirmeyi ikinci plana attı. Refah devleti büyüdü, askeri harcamalar küçüldü. Avrupa toplumları, sertliği dışarıya ihraç edip içeride konfor içinde yaşamayı seçtiler. Uzun süre savaş ihtimalinin geri dönmeyeceğine inandılar. Francis Fukuyama’nın “tarihin sonu” tezi tam da bu ruh halinin ürünüdür. Liberal demokrasinin kazanmış olduğunu varsayıldı. Büyük ideolojik çatışmaların sona erdiğine inanıldı. Avrupa, kendisini insanlık tarihinin ulaştığı en ileri siyasal form ve medemiyetin doruk noktası olarak görmeye başladı. Tarihin sonu", temel çelişkilerin bittiği tezinden türedi.
Fakat çok geçmeden bu öfori söndü; tarih, sona ermediğini gösterdi. Trump ve Avrupa’nın Psikolojik Şoku
Trump’ın Avrupa üzerindeki etkisi yalnızca politik değildi; medeniyet düzeyindeydi. Çünkü Avrupa uzun süre Amerika’yı yalnızca müttefik değil, aynı zamanda liberal düzenin doğal lideri olarak gördü. Trump, bu inanışı allak bullak etti. Transatlantik ilişkiyi, ortak değerlerden (medeniyet ortaklığı üzerinden) çok maliyet hesabı üzerinden değerlendirdi. NATO’ya yönelik küçümseyici dili, Avrupa’yı “yük” gibi gören yaklaşımı ve Amerikan gücünü ekonomik bir pazarlığa dönüştürmesi, Avrupa elitlerini ciddî bir paradoksla karşı karşıya bıraktı: Trump Avrupa’yı bölmek isterken, aslında Avrupa’nın stratejik uyanışını hızlandırdı.
Uzun yıllardır “stratejik özerklik” fikrini savunan Emmanuel Macron başlangıçta fazla iddialı görülüyordu. Ancak Trump dönemiyle birlikte bu fikir romantik bir entelektüel tartışma olmaktan çıkıp güvenlik zorunluluğuna dönüştü.
Artık mesele yalnızca savunma değildi.
Enerji bağımsızlığı
Teknolojik egemenlik
Yapay zekâ altyapısı
Kritik mineraller
Yarı iletkenlerin üretimi
Siber güvenlik
Dijital platform hakimiyeti,
Avrupa için stratejik meseleler haline geldi.
Avrupa'yı yönetenler, ilk kez şunu fark etti: Normlar, onları koruyacak güç olmadan kırılgandır.
Avrupa’nın "Konfor Medeniyetine" Dönüşmesi
Uzun süre Avrupa kendisini “post-güç medeniyeti" olarak tanımladı. Sert güç yerine hukuk, diplomasi ve ekonomik işbirliğini (karşılıklı bağımlılığı) öne çıkardı. Bu yaklaşım belli ölçüde başarılı da oldu. Avrupa Birliği tarihin en büyük barış ve işbirliği projelerinden biri haline geldi. Ancak aynı süreç Avrupa’yı giderek bir konfor medeniyetine dönüştürdü.
Düşük doğum oranları, yaşlanan nüfus, askerlik kültürünün çöküşü, enerji bağımlılığı ve tüketim merkezli toplumsal yapı Avrupa’nın stratejik reflekslerini zayıflattı. Özellikle Rus gazına bağımlılık bunun en önemli halkalarındandı. Alman sanayi modeli ucuz enerjiye dayanıyordu. "Nord Stream sabotajı"*
[*26 Eylül 2022’de gerçekleşen Nord Stream Sabotajı, Avrupa-Rusya arasında uzanan Baltık Denizi altından geçen çoğunluk hissesi Rus Gazprom'a ait gaz nakil boruların üçünde meydana gelen patlamadır.] enerji güvenliği açısından kritik bir dönüm noktası oluşturdu. Bu olayın ardından, NATO ve üye devletleri, savunma planlamalarında deniz dibi gözetimi, korunması ve taarruz kabiliyetlerine öncelik vermeye başladı. Çünkü bu sabotaj, Avrupa ekonomik güvenliğinin kırılganlığını açığa çıkardı.
Bir diğer uyanış da Ukrayna savaşının yalnızca askeri değil; ekonomik ve zihinsel bir krize yol açmasıyla gerçekleşti.
Avrupa uzun süre küreselleşmenin siyaseti aşacağına inandı. Oysa Çin’in yükselişi, Rus revizyonizmi ve Amerikan içe kapanmacılığı farklı bir dünya doğurdu. Artık yeni dünya, yeniden büyük güç rekabeti dünyasıdır. Amerika ve Avrupa: Aynı Medeniyetin İki Farklı Ruh Hali mi?
Trump döneminin Avrupa’da yarattığı sarsıntının bir nedeni de şudur: Avrupa, Amerika’nın artık kendisine benzemediğini fark etti.
Bir zamanlar AmerikaAvrupa’nın çocuğuydu. Avrupa düşüncesi, Avrupa sermayesi ve Avrupa göçü Amerika’yı şekillendirmişti. Fakat zamanla roller tersine döndü. Amerika dinamizmin, teknoloji gücünün ve askeri kapasitenin merkezi haline gelirken Avrupa daha yavaş, daha bürokratik ve daha savunmacı bir yapıya dönüştü.
Bugün iki taraf arasında belirgin bir zihniyet farkı oluşmuş durumda:
Avrupa Amerika
Refah Devleti Güç Devleti
Diplomasi Baskı ve zor
Normlar Çıkar siyaseti
Düzen Rekabet
Kapsayıcı siyaset Tek merkezli
Jeopolitik tercihler
Trump bu farkı görünür hale getirdi. Avrupa’yaAmerikan gücünün romantik ve normatif (değer temelli) değil, emperyal olduğunu yeniden hatırlattı. Avrupa Gerçekten Birleşiyor mu?
Yine de Avrupa’nın stratejik uyanışı abartılmamalıdır. Çünkü kıta hâlâ kendi içinde ciddi kırılmalar taşıyor.
Polanya ve Baltık ülkeleri Rusya’yı doğrudan varoluşsal tehdit olarak görürken, Güney Avrupa ülkeleri göç ve ekonomik krizleri daha öncelikli sayıyor. Aşırı sağ hareketler yükseliyor. Göç karşıtlığı artıyor. Macaristan gibi ülkeler Avrupa bütünleşmesine farklı yaklaşıyor.
Dahası Avrupa’nın güvenlik kaygıları arttıkça daha merkeziyetçi ve daha güvenlikçi devlet yapıları arayışı ortaya çıkıyor. Bu durum Avrupa’nın kendi liberal idealleriyle pek uyumlu görülmüyor. O halde sormalıyız:
Avrupa yeniden bağımsız bir güç merkezi olmayı öğrenirken Avrupalı kalabilecek mi? Çünkü tarih bize şunu gösteriyor: Güvenlik arayışı çoğu zaman özgürlük alanlarını daraltır. Medeniyetler yalnızca dış tehditlerle değil, kendi korkularıyla da dönüşürler. Türkiye İçin Yeni Dönem
Bütün bu dönüşüm Türkiye açısından tarihsel sonuçlar doğurabilir. Çünkü Avrupa’nın stratejik yeniden yapılanması Türkiye’nin jeopolitik önemini artırıyor.
Karadeniz güvenliği, enerji koridorları, savunma sanayii, göç yönetimi ve Orta Doğu dengeleri düşünüldüğünde Türkiye artık yalnızca birliğin “aday ülkesi” değil; Avrupa güvenlik mimarisinin fiili parçalarından biri olmaya adaydır.
Fakat burada büyük bir paradoks bulunuyor:Türkiye, coğrafi olarak Avrupa için vazgeçilmez hale gelirken, siyasal olarak Avrupa’nın normatif evreninden uzak duruyor. Bu durum, doğan fırsatların yanında risk üretiyor.
Çünkü jeopolitik önem tek başına sürdürülebilir güç yaratmaz. Kurumsal kalite, hukuk devleti, bilimsel kapasite, ekonomik öngörülebilirlik ve toplumsal güven olmadan stratejik değer kalıcı etkiye dönüşemez.
Yeni dünya düzeninde yalnızca coğrafyası önemli olanlar değil; kurumları güçlü olanlar belirleyici olacaktır. Sonuç: Avrupa Yeniden Tarihe Dönüyor
Belki de Trump’ın Avrupa’ya yaptığı en büyük katkı, kıtaya Amerikan korumasının sonsuz olmadığını, olamayacağını göstermesiydi.
Bu acı gerçek Avrupalılara gösterdi ki medeniyetler, kendilerini savunamama ihtimaliyle karşılaştıklarında özlerini yeniden keşfederler.
Bugün Avrupa yeniden silahlanıyor. Savunma harcamalarını artırıyor. Stratejik özerklikten söz ediyor. Fakat asıl mesele tanklar ya da bütçeler değil. Asıl mesele, Avrupa’nın yeniden küresel bir siyasî özne olup olamayacağıdır. Uzun süre "tarih sonrası" bir dünyada yaşadığına inanan kıta, şimdi yeniden tarihe geri dönüyor. Ve tarih, bu gerçeği Avrupa'ya hatırlatmakta hiç tembel davranmıyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Doğu Ergil
Trump Avrupa’ya Avrupalı Olmanın Ne Demek Olduğunu Hatırlattı
Bir Kıtanın Stratejik Uyanışı
Uzun süre Avrupa’nın temel sorunu güç eksikliği değil, bir zamanlar temsil ettiği medeneniyete ilişkin değerler (anlam) eksikliği gibi görünüyordu. Ekonomik olarak hâlâ dünyanın en büyük bloklarından biriydi; teknolojik kapasitesi ve yaşam standartları yüksekti, hukuki kurumları büyük ölçüde işliyordu. Fakat bütün bunlara rağmen kıta giderek yaşlanan, yavaşlayan ve tarihsel enerjisini kaybeden bir medeniyet hissi veriyordu. Avrupa Birliği büyümüş ama Avrupalılık fikri o kadar büyümemişti. Hatta küçüldüğü iddia ediliyordu.
2020’lerin ortasına gelindiğinde Avrupa hakkında oluşan hâkim kanaat şuydu: Refahı yüksek ama jeopolitik açıdan cüceleşmiş bir kıta... Avrupa ekonomik devdi ama stratejik cüceydi. Güvenliğini başkasına emanet etmiş, askeri kapasitesini küçültmüş, sert güç kullanımı siyasetini büyük ölçüde ( 2. DS ile doruğa çıkan) tarihinin karanlık geçmişine ait saymıştı.
Özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde Avrupa elitleri, tarihin artık normlar, ticaret ve karşılıklı bağımlılık üzerinden işleyeceğine inanmış görünüyordu.Fakat ne olduysa tarih geri döndü.
Önce Vladimir Putin, Ukrayna savaşıyla Avrupa’ya jeopolitiğin hâlâ canlı olduğunu gösterdi. Ardından Donald Trump çok daha sarsıcı bir gerçeği ortaya çıkardı: Amerika artık Avrupa’nın koşulsuz koruyucusu olmaktan vaz geçebilirdi.
İşte; Trump’ın Avrupa’yı tatlı uykusundan uyandırdığı an buydu. Trump yalnızca Amerikan dış politikasını değiştirmedi; Avrupa’nın psikolojisini de değiştirdi. Kıta ilk kez ciddi biçimde yalnız bırakılma ihtimaliyle yüzleşti. Uzun yıllardır güvenliği Washington’a ihale eden Avrupa, ilk kez kendi başına bunu yapıp yapamayacağını düşünmek zorunda kaldı.
Bu nedenle bugün Avrupa’da yaşanan dönüşüm yalnızca bir savunma tartışması değildir. Bu, Avrupalılığın yeniden tanımlanma sürecidir.
Avrupa Fikri Nasıl Doğdu?
Avrupa’nın ne olduğu sorulduğunda şu yanıt uygundur: Avrupa yalnızca bir coğrafya değildir; tarih boyunca inşa edilmiş bir zihinsel ve siyasal projedir.
Avrupa fikri, Roma İmparatorluğu’nun mirası, Hristiyanlığın ortak kültürel alanı, Rönesans’ın birey fikri ve Aydınlanma’nın akıl anlayışı üzerine kuruldu. Modern Avrupa’yı şekillendiren şey yalnızca güç değil; aynı zamanda evrensellik iddiasıydı. İnsan hakları, hukuk devleti, yurttaşlık, anayasal düzen ve seküler siyaset gibi kavramlar büyük ölçüde Avrupa deneyiminin ürünleriydi.
Fakat, Avrupa aynı zamanda kendi kendini yok etme kapasitesine de sahipti. İki dünya savaşı, faşist ve komünist totaliterlik, sömürgecilik bu kıtanın içinden çıktı. Bu nedenle Avrupa Birliği projesi yalnızca ekonomik değil, ahlakî bir projeydi. “Bir daha asla” düşüncesi, savaş sonrası Avrupa bütünleşmesinin temel psikolojik zemini oluşturdu. Ancak burada hep tarihsel bir paradoks vardı:
Avrupa Birliği, Avrupa-içi çekişmeyi aşmak için kuruldu; fakat bunu mümkün kılan şey büyük ölçüde Amerikan güvenlik şemsiyesi oldu. NATO yalnızca askeri bir ittifak değildi. Aynı zamanda Avrupa’nın stratejik tembelliğinin garantisiydi.
Özellikle Almanya gibi ekonomik devler, savunma kapasitesini geliştirmeyi ikinci plana attı. Refah devleti büyüdü, askeri harcamalar küçüldü. Avrupa toplumları, sertliği dışarıya ihraç edip içeride konfor içinde yaşamayı seçtiler. Uzun süre savaş ihtimalinin geri dönmeyeceğine inandılar.
Francis Fukuyama’nın “tarihin sonu” tezi tam da bu ruh halinin ürünüdür. Liberal demokrasinin kazanmış olduğunu varsayıldı. Büyük ideolojik çatışmaların sona erdiğine inanıldı. Avrupa, kendisini insanlık tarihinin ulaştığı en ileri siyasal form ve medemiyetin doruk noktası olarak görmeye başladı. Tarihin sonu", temel çelişkilerin bittiği tezinden türedi.
Fakat çok geçmeden bu öfori söndü; tarih, sona ermediğini gösterdi.
Trump ve Avrupa’nın Psikolojik Şoku
Trump’ın Avrupa üzerindeki etkisi yalnızca politik değildi; medeniyet düzeyindeydi. Çünkü Avrupa uzun süre Amerika’yı yalnızca müttefik değil, aynı zamanda liberal düzenin doğal lideri olarak gördü. Trump, bu inanışı allak bullak etti. Transatlantik ilişkiyi, ortak değerlerden (medeniyet ortaklığı üzerinden) çok maliyet hesabı üzerinden değerlendirdi. NATO’ya yönelik küçümseyici dili, Avrupa’yı “yük” gibi gören yaklaşımı ve Amerikan gücünü ekonomik bir pazarlığa dönüştürmesi, Avrupa elitlerini ciddî bir paradoksla karşı karşıya bıraktı: Trump Avrupa’yı bölmek isterken, aslında Avrupa’nın stratejik uyanışını hızlandırdı.
Uzun yıllardır “stratejik özerklik” fikrini savunan Emmanuel Macron başlangıçta fazla iddialı görülüyordu. Ancak Trump dönemiyle birlikte bu fikir romantik bir entelektüel tartışma olmaktan çıkıp güvenlik zorunluluğuna dönüştü.
Artık mesele yalnızca savunma değildi.
Enerji bağımsızlığı
Teknolojik egemenlik
Yapay zekâ altyapısı
Kritik mineraller
Yarı iletkenlerin üretimi
Siber güvenlik
Dijital platform hakimiyeti,
Avrupa için stratejik meseleler haline geldi.
Avrupa'yı yönetenler, ilk kez şunu fark etti: Normlar, onları koruyacak güç olmadan kırılgandır.
Avrupa’nın "Konfor Medeniyetine" Dönüşmesi
Uzun süre Avrupa kendisini “post-güç medeniyeti" olarak tanımladı. Sert güç yerine hukuk, diplomasi ve ekonomik işbirliğini (karşılıklı bağımlılığı) öne çıkardı. Bu yaklaşım belli ölçüde başarılı da oldu. Avrupa Birliği tarihin en büyük barış ve işbirliği projelerinden biri haline geldi. Ancak aynı süreç Avrupa’yı giderek bir konfor medeniyetine dönüştürdü.
Düşük doğum oranları, yaşlanan nüfus, askerlik kültürünün çöküşü, enerji bağımlılığı ve tüketim merkezli toplumsal yapı Avrupa’nın stratejik reflekslerini zayıflattı. Özellikle Rus gazına bağımlılık bunun en önemli halkalarındandı. Alman sanayi modeli ucuz enerjiye dayanıyordu. "Nord Stream sabotajı"*
[*26 Eylül 2022’de gerçekleşen Nord Stream Sabotajı, Avrupa-Rusya arasında uzanan Baltık Denizi altından geçen çoğunluk hissesi Rus Gazprom'a ait gaz nakil boruların üçünde meydana gelen patlamadır.] enerji güvenliği açısından kritik bir dönüm noktası oluşturdu. Bu olayın ardından, NATO ve üye devletleri, savunma planlamalarında deniz dibi gözetimi, korunması ve taarruz kabiliyetlerine öncelik vermeye başladı. Çünkü bu sabotaj, Avrupa ekonomik güvenliğinin kırılganlığını açığa çıkardı.
Bir diğer uyanış da Ukrayna savaşının yalnızca askeri değil; ekonomik ve zihinsel bir krize yol açmasıyla gerçekleşti.
Avrupa uzun süre küreselleşmenin siyaseti aşacağına inandı. Oysa Çin’in yükselişi, Rus revizyonizmi ve Amerikan içe kapanmacılığı farklı bir dünya doğurdu. Artık yeni dünya, yeniden büyük güç rekabeti dünyasıdır.
Amerika ve Avrupa: Aynı Medeniyetin İki Farklı Ruh Hali mi?
Trump döneminin Avrupa’da yarattığı sarsıntının bir nedeni de şudur: Avrupa, Amerika’nın artık kendisine benzemediğini fark etti.
Bir zamanlar Amerika Avrupa’nın çocuğuydu. Avrupa düşüncesi, Avrupa sermayesi ve Avrupa göçü Amerika’yı şekillendirmişti. Fakat zamanla roller tersine döndü. Amerika dinamizmin, teknoloji gücünün ve askeri kapasitenin merkezi haline gelirken Avrupa daha yavaş, daha bürokratik ve daha savunmacı bir yapıya dönüştü.
Bugün iki taraf arasında belirgin bir zihniyet farkı oluşmuş durumda:
Avrupa Amerika
Refah Devleti Güç Devleti
Diplomasi Baskı ve zor
Normlar Çıkar siyaseti
Düzen Rekabet
Kapsayıcı siyaset Tek merkezli
Jeopolitik tercihler
Trump bu farkı görünür hale getirdi. Avrupa’ya Amerikan gücünün romantik ve normatif (değer temelli) değil, emperyal olduğunu yeniden hatırlattı.
Avrupa Gerçekten Birleşiyor mu?
Yine de Avrupa’nın stratejik uyanışı abartılmamalıdır. Çünkü kıta hâlâ kendi içinde ciddi kırılmalar taşıyor.
Polanya ve Baltık ülkeleri Rusya’yı doğrudan varoluşsal tehdit olarak görürken, Güney Avrupa ülkeleri göç ve ekonomik krizleri daha öncelikli sayıyor. Aşırı sağ hareketler yükseliyor. Göç karşıtlığı artıyor. Macaristan gibi ülkeler Avrupa bütünleşmesine farklı yaklaşıyor.
Dahası Avrupa’nın güvenlik kaygıları arttıkça daha merkeziyetçi ve daha güvenlikçi devlet yapıları arayışı ortaya çıkıyor. Bu durum Avrupa’nın kendi liberal idealleriyle pek uyumlu görülmüyor. O halde sormalıyız:
Avrupa yeniden bağımsız bir güç merkezi olmayı öğrenirken Avrupalı kalabilecek mi? Çünkü tarih bize şunu gösteriyor: Güvenlik arayışı çoğu zaman özgürlük alanlarını daraltır. Medeniyetler yalnızca dış tehditlerle değil, kendi korkularıyla da dönüşürler.
Türkiye İçin Yeni Dönem
Bütün bu dönüşüm Türkiye açısından tarihsel sonuçlar doğurabilir. Çünkü Avrupa’nın stratejik yeniden yapılanması Türkiye’nin jeopolitik önemini artırıyor.
Karadeniz güvenliği, enerji koridorları, savunma sanayii, göç yönetimi ve Orta Doğu dengeleri düşünüldüğünde Türkiye artık yalnızca birliğin “aday ülkesi” değil; Avrupa güvenlik mimarisinin fiili parçalarından biri olmaya adaydır.
Fakat burada büyük bir paradoks bulunuyor:Türkiye, coğrafi olarak Avrupa için vazgeçilmez hale gelirken, siyasal olarak Avrupa’nın normatif evreninden uzak duruyor. Bu durum, doğan fırsatların yanında risk üretiyor.
Çünkü jeopolitik önem tek başına sürdürülebilir güç yaratmaz. Kurumsal kalite, hukuk devleti, bilimsel kapasite, ekonomik öngörülebilirlik ve toplumsal güven olmadan stratejik değer kalıcı etkiye dönüşemez.
Yeni dünya düzeninde yalnızca coğrafyası önemli olanlar değil; kurumları güçlü olanlar belirleyici olacaktır.
Sonuç: Avrupa Yeniden Tarihe Dönüyor
Belki de Trump’ın Avrupa’ya yaptığı en büyük katkı, kıtaya Amerikan korumasının sonsuz olmadığını, olamayacağını göstermesiydi.
Bu acı gerçek Avrupalılara gösterdi ki medeniyetler, kendilerini savunamama ihtimaliyle karşılaştıklarında özlerini yeniden keşfederler.
Bugün Avrupa yeniden silahlanıyor. Savunma harcamalarını artırıyor. Stratejik özerklikten söz ediyor. Fakat asıl mesele tanklar ya da bütçeler değil. Asıl mesele, Avrupa’nın yeniden küresel bir siyasî özne olup olamayacağıdır. Uzun süre "tarih sonrası" bir dünyada yaşadığına inanan kıta, şimdi yeniden tarihe geri dönüyor. Ve tarih, bu gerçeği Avrupa'ya hatırlatmakta hiç tembel davranmıyor.