SON DAKİKA

#Ayrımcılık

HABER DEĞER - Ayrımcılık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ayrımcılık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Uluslararası Af Örgütü uyardı: Yasa değişikliği insan hakları ihlallerini derinleştirebilir Haber

Uluslararası Af Örgütü uyardı: Yasa değişikliği insan hakları ihlallerini derinleştirebilir

İsrail’de kabul edilen yeni yasa değişikliği uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. İnsan hakları örgütleri, düzenlemenin sonuçlarına ilişkin ciddi uyarılarda bulunurken, tartışmalar büyüyor. İsrail Parlamentosu Knesset’te kabul edilen düzenleme ile ölüm cezasının kapsamı genişletildi. Uluslararası Af Örgütü’ne göre bu değişiklik, özellikle Filistinliler açısından ciddi hak ihlalleri riskini artırıyor. Örgüt, yasanın yaşam hakkı ve adil yargılanma güvencelerini zayıflatabileceğini belirtiyor. Af hakkı kaldırılıyor iddiası Yeni düzenlemeye göre, ölüm cezasına çarptırılan kişiler için af hakkının bulunmayacağı ifade ediliyor. Bu durumun, yasayı uluslararası ölçekte en sert ölüm cezası uygulamalarından biri haline getirebileceği değerlendiriliyor. Ayrıca askeri mahkemelere geniş yetkiler verilmesi de eleştirilerin odağında yer alıyor. Askeri mahkemeler tartışma yaratıyor Düzenleme kapsamında, işgal altındaki bölgelerde askeri mahkemelerin ölüm cezası verme yetkisi genişletiliyor. İnsan hakları savunucuları, bu mahkemelerin yapısal olarak adil yargılama standartlarını karşılamadığı yönünde eleştiriler getiriyor. Bu durumun özellikle Filistinli sanıklar açısından eşitsizlik yaratabileceği belirtiliyor. Uluslararası çağrılar artıyor Uluslararası Af Örgütü, yasa değişikliğinin iptal edilmesi çağrısında bulunarak uluslararası toplumu harekete geçmeye davet etti. Açıklamalarda, söz konusu düzenlemenin mevcut ayrımcılık iddialarını daha da derinleştirebileceği vurgulandı. Tartışmalar büyüyor Yasanın kabul edilmesiyle birlikte hem hukuk çevrelerinde hem de uluslararası arenada tartışmaların artması bekleniyor. İnsan hakları, hukuk devleti ve uluslararası sözleşmeler bağlamında yeni bir tartışma sürecinin başladığı değerlendiriliyor. Türkiye toplumu da dahil olmak üzere küresel kamuoyunun yakından takip ettiği gelişmelerin, önümüzdeki dönemde diplomatik ve hukuki yansımaları olabileceği ifade ediliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bilim kurgu sinemasından alışılmışın dışında 6 film Haber

Bilim kurgu sinemasından alışılmışın dışında 6 film

Bilim kurgu filmleri çoğu zaman geleceği anlatıyormuş gibi görünür. Ancak aslında bugünün dünyasına dair sorular sorar: İnsan nedir? Teknoloji bizi nereye götürüyor? Kimliğimiz ve varlığımız ne kadar kırılgan? Bazı filmler bu soruları devasa uzay savaşlarıyla anlatırken, bazıları tek bir insanın zihnündeki çatışmayı merkeze alır. Bu listede, bilim kurgu türünü farklı açılardan ele alan ve her öneri listesinde karşınıza çıkmayan altı filmi derledik. Mickey 17: İnsan hayatının değeri üzerine rahatsız edici bir soru Bong Joon-ho’nun yönettiği Mickey 17, yakın gelecekte insanların tehlikeli uzay kolonizasyon görevlerinde “harcanabilir” işçiler olarak kullanıldığı bir sistemi anlatıyor. Mickey adlı karakter, öldüğünde hafızası korunarak yeniden klonlanan bir işçi olarak görevine devam eder. Ancak sistemin temel bir kuralı vardır: Aynı anda iki Mickey var olamaz. Yeni bir kopya üretilebilmesi için önceki versiyonun tamamen ortadan kalkmış olması gerekir. Film, insan hayatının değeri ve kimlik kavramı üzerine oldukça sarsıcı bir soru sorar: Eğer bir insanın yerine yenisi üretilebiliyorsa, gerçekten ne kadar değerliyiz? Aniara: Uzayın ortasında kaybolan bir geminin varoluş hikâyesi Pella Kågerman ve Hugo Lilja’nın yönettiği Aniara, Mars’a doğru yola çıkan bir koloni gemisinin yaşadığı kazanın ardından rotasından sapmasıyla başlar. Gemideki yolcular başlangıçta bunun geçici bir sorun olduğunu düşünür. Fakat zaman ilerledikçe geri dönüş ihtimalinin giderek azaldığı anlaşılır. Hikâye bu noktadan sonra uzayın ortasında sıkışıp kalan insanların psikolojisine odaklanır. Aniara; tüketim kültürü, insanın evrendeki yeri ve umut fikri üzerine karanlık atmosferiyle dikkat çeken varoluşsal bir bilim kurgu anlatısıdır. District 9: Bilim kurgu üzerinden ayrımcılık eleştirisi Neill Blomkamp’ın yönettiği District 9, Dünya’ya gelen uzaylıların insanların kontrolü altındaki bir gettoda yaşamak zorunda bırakıldığı bir geleceği anlatır. Bu bölgede çalışan bir devlet görevlisi beklenmedik bir olayın ardından kendisini bir anda gettonun içinde, sürgün edilmiş halde bulur. Film, bilim kurgu çerçevesini kullanarak ayrımcılık, yabancılaşma ve güç ilişkileri üzerine sert bir eleştiri sunar. Hikâye ilerledikçe insan ile “öteki” arasındaki sınırın ne kadar hızlı değişebileceğini gösterir. Prey: Avcı ile av arasındaki dengeleri tersine çeviren hikâye Dan Trachtenberg imzalı Prey, Predator evrenine farklı bir bakış getiren bir film. Comanche halkından genç bir savaşçı olan Naru, kabilesini korumaya çalışan yetenekli bir avcıdır. Dünya’ya gelen son derece gelişmiş bir Predator, Naru ve kabilesi için ölümcül bir tehdit haline gelir. Film boyunca Naru’nun yalnızca bir yaratıkla değil, kendi sınırlarıyla da mücadele ettiğini görürüz. Prey; doğayla kurulan ilişki, hayatta kalma içgüdüsü ve cesaret üzerine kurulu sade ama etkili bir bilim kurgu anlatısıdır. Moon: Yalnızlık ve kimlik üzerine minimalist bir bilim kurgu Duncan Jones’un yönettiği Moon, Ay yüzeyindeki bir madende çalışan astronot Sam Bell’in hikâyesini anlatır. Üç yıllık görev süresinin sonuna yaklaşan Sam, günlerini yalnızlık içinde geçirir ve tek arkadaşı yapay zekâ bilgisayar GERTY’dir. Ancak görevinin sonuna doğru yaşanan beklenmedik bir olay, Sam’in hem görevini hem de kendi varlığını sorgulamasına yol açar. Moon, büyük aksiyon sahneleri yerine kimlik, yalnızlık ve insanın kendi kopyasıyla yüzleşmesi üzerine kurulu sakin ama güçlü bir bilim kurgu filmidir. Bugonia: Paranoya ve gerçeklik arasındaki ince çizgi Yorgos Lanthimos’un yönettiği Bugonia, iki komplo teorisyeninin büyük bir şirketin CEO’sunun aslında dünyayı ele geçirmeye çalışan bir uzaylı olduğuna inanmasıyla başlayan tuhaf bir hikâye anlatır. Bu inanç, karakterleri giderek daha radikal eylemlere sürükler. Lanthimos’un absürt anlatım diliyle şekillenen filmde paranoya ile gerçeklik arasındaki çizgi sürekli bulanıklaşır. Bugonia; komplo kültürü, güç algısı ve modern toplumdaki güvensizlik hissi üzerine düşündüren sıra dışı bir bilim kurgu olarak öne çıkar. haberdeger.com — Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Yeşil pasaportta kapsam genişliyor: 3 meslek grubuna yeni hak yolda Haber

Yeşil pasaportta kapsam genişliyor: 3 meslek grubuna yeni hak yolda

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan yeni kanun teklifiyle yeşil pasaport kapsamının genişletilmesi gündeme geldi. Teklife göre, meslek odalarına kayıtlı ve en az 15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri, veteriner hekimler ve mimarlar da hususi damgalı pasaport hakkından yararlanabilecek. Düzenleme, ilgili komisyona sevk edildi. 15 yıl kıdem şartı getiriliyor Kanun teklifinde, Diş Hekimleri Odası’na kayıtlı diş hekimleri, Veteriner Odası’na kayıtlı veteriner hekimler ve Mimarlar Odası’na kayıtlı mimarlara en az 15 yıl mesleki kıdem şartıyla yeşil pasaport verilmesi öngörülüyor. Böylece söz konusu meslek gruplarının vize almadan birçok ülkeye seyahat edebilmesinin önü açılabilecek. Mesleki gelişim gerekçesi öne çıktı Teklifin gerekçesinde, bu meslek gruplarının eğitim, kongre, sempozyum ve bilimsel etkinlikler için yurt dışına çıkmasının mesleki gelişim açısından önem taşıdığı vurgulandı. Uluslararası bilimsel toplantılara katılımın ve küresel araştırmaların takip edilmesinin, hizmet kalitesini artıracağı ifade edildi. “Ayrımcılık giderilmeli” vurgusu yapıldı Teklifte, kamu sektöründe görev yapanlarla aynı şartları sağlayan özel sektördeki diş hekimleri ve veteriner hekimler arasında mevcut uygulamanın eşitsizlik yarattığı savunuldu. Düzenlemenin, bu ayrımın giderilmesini ve meslek odalarının taleplerinin karşılanmasını amaçladığı belirtildi. Teklif, Nermin Yıldırım Kara tarafından Meclis’e sunuldu. Halihazırda kimler yeşil pasaport alabiliyor Türkiye’de yeşil pasaport hakkı; 1., 2. ve 3. derece kadrolarda görev yapan veya bu derecelerle emekli olan kamu görevlilerine, eski milletvekillerine ve bakanlara, belirli şartlardaki belediye başkanlarına, devlet sporcusu statüsündeki sporculara, bazı kamu bankası çalışanlarına, belirli ihracat hacmine sahip iş insanlarına ve en az 15 yıl kıdeme sahip avukatlara tanınıyor. Teklifin komisyondaki görüşmelerinin ardından Genel Kurul gündemine gelip gelmeyeceği ise önümüzdeki süreçte netleşecek. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Sanatçı Cenk Eren'den başörtüsü çıkışı Haber

Sanatçı Cenk Eren'den başörtüsü çıkışı

Toplumda kadınların eşit haklara sahip olduğu sıkça dile getiriliyor. Ancak bu söylem, başörtüsü söz konusu olduğunda çoğu zaman karşılığını bulmuyor. Açık kadınlar “Cumhuriyet kadını”, “şehirli”, “eğitimli”, “kariyer sahibi” olarak yüceltilirken; başörtülü kadınlar “gerici”, “kapalı zihniyetli”, “Cumhuriyet’e yakışmaz” gibi etiketlerle dışlanabiliyor. Bu ifadeler her zaman açıkça söylenmese de bakışlara, beklentilere ve davranışlara siniyor. Başörtülü kadınlar çoğu zaman ev işiyle, temizlikle ve angaryayla özdeşleştiriliyor. “Zaten ev kadınıdır”, “bu işlerden anlar” gibi varsayımlar, onları kamusal alanda görünmez kılıyor. Buna karşılık açık kadınlar ev işlerinden “anlamaz”, kariyer yapar, şehirli ve moderndir algısıyla tanımlanıyor. Bu sessiz ayrım, kadınları kıyafetleri üzerinden sınıflandıran bir hiyerarşi yaratıyor. Sanatçı Cenk Eren’in yazar Ayşenur Yazıcı’nın paylaşımına yaptığı yorum, bu yerleşik algıları yeniden gündeme taşıdı. Eren, çocukluk yıllarında okul ortamında başörtülü annelere sınıf temizliği ve benzeri işlerin “doğal görev” gibi yüklenmesini anlatarak, bu ayrımcılığın ne kadar erken yaşlarda normalleştirildiğini hatırlattı. Bu tanıklık, başörtülü kadınların yalnızca inançları üzerinden değil, emekleri üzerinden de sınırlandırıldığını gösteriyor. Ayşenur hanım sizi sever ve saygı duyarım bu yazacaklarımı lütfen üstünüze alınmayın bu fotoğrafı siz paylaştığınız için size yazıyorum.Amacım asla bir polemik çıkarmak ya da geçmişi yargılamak değil ama bilmenizi isterim.Ben Ankara Yenimahallede doğdum Yunus Emre ilkokulun da… https://t.co/ACr7QOL0LK — Cenk Eren (@cenkerenonline) January 21, 2026 Cumhuriyet kadını tek tip değildir Cumhuriyet, kadınları tek bir kalıba sokmak için değil; onları eşit yurttaşlar olarak var edebilmek için kurulmuş bir ortak zemindir. Bir kadının Cumhuriyet’e “yaraşır” olup olmadığı, kıyafetiyle ölçülemez. Cumhuriyet kadını; düşünen, üreten, emek veren ve eşit haklara sahip olan her kadındır. Başörtülü olmak, Cumhuriyet değerleriyle çelişmez; ayrımcılık yapmak çelişir. Modernlik dış görünüşle ölçülemez Kendini modern olarak tanımlayan bazı kesimlerin, farkında olmadan başörtüsünü gericilikle eşitlemesi en büyük çelişkilerden biri olarak duruyor. Modernlik; başörtüsüne tahammül etmek değil, onu sorgulamaya bile gerek duymayacak kadar eşit kabul edebilmektir. Aksi hâlde eşitlik söylemi, yalnızca belli bir kadın tipine tanınmış bir ayrıcalığa dönüşür. Güzellik, adaletle anlam kazanır Bu nedenle mesele bir yaşam tarzı tartışması değil; kimlerin “Cumhuriyet kadını” sayıldığı, kimlerin angaryaya layık görüldüğü meselesidir. Başörtülü ya da açık, her kadının emeği eşit değerde görülmediği sürece eşitlikten söz edilemez. Güzellik yalnızca görünüşte değil, adil davranabilme cesaretinde anlam kazanır. HABER: Azra YILMAZ haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

DEM Parti’den Leyla Zana’ya yönelik hakaretler için suç duyurusu Haber

DEM Parti’den Leyla Zana’ya yönelik hakaretler için suç duyurusu

DEM Parti, Kürt siyasetinin simge isimlerinden Leyla Zana’ya yönelik futbol karşılaşmaları sırasında yapılan hakaret ve nefret içerikli tezahüratlar nedeniyle kapsamlı bir hukuki süreç başlattı. Parti adına yapılan başvuruda, olayların yalnızca bireysel bir hak ihlali değil, toplumsal barışı hedef alan sistematik bir nefret eylemi olduğu vurgulandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuru DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan adına Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Dilekçede, hakaret içerikli tezahüratlara katılan taraftarlar, bunları organize ettiği iddia edilen tribün liderleri ve amigolar hakkında cezai işlem talep edildi. Sorumluluk zinciri geniş tutuldu Başvuruda sorumluluğun yalnızca taraftarlarla sınırlı olmadığı belirtildi. Bu kapsamda Bursaspor yöneticileri, müsabakalarda görev alan hakemler, teknik ekipler, Türkiye Futbol Federasyonu temsilci ve gözlemcileri ile stadyum amirleri ve kolluk görevlileri hakkında da “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla inceleme yapılması istendi. “Yaptırımsızlık şiddeti meşrulaştırıyor” Suç duyurusu dilekçesinde, Leyla Zana’ya yönelik saldırıların kadın kimliği ve Kürt kimliğini birlikte hedef aldığı ifade edildi. Futbol sahalarında üretilen cinsiyetçi ve ayrımcı dilin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden ürettiği belirtilirken, bu tür eylemlerin yaptırımsız kalmasının şiddeti meşrulaştırdığına dikkat çekildi. Talep edilen suçlamalar DEM Parti, şüphelilerin “hakaret”, “nefret ve ayrımcılık”, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” ve “suç işlemeye tahrik” suçlarından yargılanmasını talep etti. Savcılığın, binlerce kişinin bulunduğu stadyum gibi kamusal alanlarda işlenen bu fiiller için ivedilikle iddianame düzenlemesi istendi. Ne olmuştu? 16 Aralık’ta Manisa’da oynanan Somaspor–Bursaspor karşılaşmasında Bursaspor tribünlerinden Leyla Zana’ya yönelik ağır hakaretler edilmiş, görüntülerin sosyal medyada yayılması üzerine olay kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı. Tepkilerin ardından Adalet Bakanlığı da hakaret ve nefret söylemi iddialarıyla ilgili soruşturma başlatıldığını açıklamıştı.

Memurdan zam ayrımcılığına tepki büyüyor: 6,5 milyona adalet istiyoruz Haber

Memurdan zam ayrımcılığına tepki büyüyor: 6,5 milyona adalet istiyoruz

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2026 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu teklifinin görüşmeleri sırasında gergin anlara sahne oldu. Üst düzey kamu yöneticilerine 30 bin TL’ye kadar seyyanen zam öngören düzenlemeye tepki gösteren Birleşik Kamu-İş üyeleri, Meclis önünde toplanarak uygulamayı “ayrımcılık” olarak nitelendirdi. Sendika üyeleri, “Yalnızca Küçük Bir Azınlığa Değil, 6.5 Milyona Adalet” yazılı pankartlarla bütçe teklifini protesto etti. Sendika: “Gerçeklerle bağdaşmayan, açlığa mahkûm eden bir tablo var” Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Orhan Yıldırım, bütçede kamu emekçilerinin yok sayıldığını belirterek sert açıklamalarda bulundu. Yıldırım, “Gözümüzün içine baka baka gerçekle bağdaşmayan, halkı açlığa mahkûm eden bir uygulama ile karşı karşıyayız. Sorun çok basit: Adil paylaşım yapılıyor mu, yapılmıyor mu?” dedi. Hükümetin kamu çalışanlarını ayrıştırdığını ifade eden Yıldırım, şöyle konuştu: “Toplu sözleşme masasında oldubitti mekanizması işletildi. Hükümet noteri gibi çalışan heyetin belirlediği utanç verici zam oranı bunun ispatıdır. Kendi lükslerini ‘devletin itibarı’ diyerek meşrulaştırmaya çalışanlar, asıl itibarın bu devleti ayakta tutan emekçilerde olduğunu idrak etmeli. Hakkımızı istiyoruz.” Tartışmalı zam TBMM’de oylanacak Üst düzey kamu yöneticilerine 30 bin TL’ye varan seyyanen zam yapılmasını içeren düzenlemenin, ilerleyen günlerde TBMM Genel Kurulu'na gelmesi bekleniyor. Kamuoyu ise bütçe görüşmeleri sürerken hükümetin maaş politikalarına ilişkin tartışmaları yakından takip ediyor.

Askeri hastanelere dönüşte hak kaybı endişesi: Eşit koşullar sağlanmalı Haber

Askeri hastanelere dönüşte hak kaybı endişesi: Eşit koşullar sağlanmalı

“Askeri hastaneler TSK’nın sağlık omurgasıdır” Ankara’da açıklama yapan ASİM-SEN (Askeri İş Yerlerinde Görevli Kamu Çalışanları Sendikası) Genel Başkanı Özgür Karaca, askeri hastanelerin kapatılmasının baştan beri hata olduğunu belirterek, yeniden açılmalarının Türk Silahlı Kuvvetleri açısından stratejik bir gereklilik olduğunu ifade etti. Karaca, “Askeri hastaneler yalnızca sağlık kurumları değil, askeri disiplinin ve güvenliğin sürdüğü hayati yapılardır. Yeniden Millî Savunma Bakanlığı’na devredilmesi elzem bir karardır.” dedi. “12 binden fazla personel bu sistemin parçası” Karaca, kapatma sürecinde 12 bini aşkın personelin etkilendiğini hatırlatarak, “Hemşireler, teknikerler, idari ve destek hizmetleri çalışanları bu dönüşümün bir parçasıydı. Devredilen sadece binalar ve cihazlar değil, yıllarını bu kuruma vermiş insanlar da oldu.” diye konuştu. Sendika olarak en büyük endişelerinin, yeniden açılış sürecinde emekçilerin özlük ve sosyal haklarının korunmaması olduğunu vurgulayan Karaca, “Geçmişteki mağduriyetlerin tekrarlanmaması için şimdiden dikkatli adımlar atılmalı.” uyarısında bulundu. “Ayrımcılık yapılmamalı, iş barışı korunmalı” Karaca, sürecin en kritik noktasının sivil ve asker personel arasında statü farkından doğacak eşitsizlikler olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Yeni düzenlemede, subay, astsubay, uzman erbaş gibi askeri statüde görev yapan sağlık personeli; tazminatlar, orduevi hakları, kamp imkanları gibi ayrıcalıklardan faydalanırken, sivil sağlık ve destek personeli bu haklardan mahrum kalabilir. Bu durum hem çalışma barışını hem de motivasyonu zedeler.” Karaca, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Devlet Memurları Kanunu arasında doğan farkların adil biçimde giderilmesi gerektiğini belirtti. “Eşit işe eşit hak” ilkesinin korunmasının, hem moral motivasyon hem de hizmet kalitesi açısından hayati olduğunu söyledi. “Emekçilerin hakkı görmezden gelinmemeli” ASİM-SEN Genel Başkanı Karaca, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Askeri hastaneler yeniden açılırken, hem askeri hem sivil tüm çalışanların haklarının korunması, ayrımcılığın önüne geçilmesi gerekir. Bu adım sadece sağlık sistemi için değil, ülkenin savunma yapısının bütünlüğü için de önemlidir.” Karaca, sendika olarak süreci yakından takip edeceklerini ve emekçilerin haklarını korumak için her türlü girişimde bulunacaklarını belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.