SON DAKİKA

#Dış Politika

HABER DEĞER - Dış Politika haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dış Politika haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Avrupa-ABD arasında diplomasi trafiği: Avrupalılar Trump’a karşı Grönland’ı nasıl savundu? Haber

Avrupa-ABD arasında diplomasi trafiği: Avrupalılar Trump’a karşı Grönland’ı nasıl savundu?

Avrupa ile ABD arasındaki ilişkiler, Grönland üzerinden patlak veren krizle son yılların en ciddi sınavlarından birini verdi. Donald Trump’ın, Danimarka Krallığı’na bağlı özerk ada Grönland’ın “satın alınması” amacıyla sekiz Avrupa ülkesine yüzde 10 ek gümrük vergisi uygulama tehdidi, kıtada sert tepkilere yol açtı. Trump’ın açıklamalarının ardından Avrupa başkentleri, Danimarka’nın egemenliğini destekleyen ortak bir tutum sergilerken, tehditlerin NATO müttefikliğine aykırı olduğu vurgulandı. Emmanuel Macron, “Hiçbir tehdit veya zorlamaya boyun eğmeyeceğiz” diyerek sert bir mesaj verdi. Misilleme hazırlığı ve birlik mesajı Kriz derinleşirken, AB büyükelçileri ek tarifelere karşı olası önlemleri değerlendirmek üzere acil toplantılar yaptı. Fransa’nın gündeme getirdiği ve daha önce hiç kullanılmamış olan Anti-Coercion Instrument (Zorlayıcı Eylemlere Karşı Önlem Mekanizması), çok sayıda sektörü kapsayan misilleme ihtimalini masaya taşıdı. Brüksel’deki diplomatik kaynaklar, Grönland’ın yanı sıra AB egemenliğini savunmak için “ekonomik bedel ödemeye hazır olunduğu” mesajının ortaklaştığını aktardı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Davos’ta yaptığı konuşmada, “Yanıtımız kararlı, birleşik ve orantılı olacak” diyerek birlik vurgusu yaptı. Avrupa Parlamentosu da AB-ABD ticaret anlaşmasının onayını süresiz erteleyerek Washington’a siyasi baskıyı artırdı. Diplomasi kapısı ve NATO devreye girişi Gerilimi tırmandırmadan çözüm arayan Avrupalılar, diplomasiyi öne çıkardı. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, tırmanma istemediklerini belirtirken, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte devreye girerek Trump’la Davos’ta görüştü. Görüşmelerin ardından, Grönland ve Arktik bölgesinin güvenliğini güçlendirmeyi amaçlayan bir “çerçeve anlaşması” üzerinde mutabakata varıldı. Henüz ayrıntıları açıklanmayan anlaşmayla Trump, ek tarifeleri uygulamayacağını ve Grönland’ın mülkiyetine yönelik adım atmayacağını teyit etti. Kriz üzerine Brüksel’de toplanan Avrupa liderleri, transatlantik bağların “bir haftalık krizle feda edilemeyecek kadar değerli” olduğu mesajını verdi. Kriz geride kaldı, soru işaretleri sürüyor Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, anlaşmanın Danimarka ve Grönland’ın rızası olmadan hazırlanmadığını vurguladı. Ancak Avrupa başkentlerinde, Trump’ın öngörülemez dış politikasının benzer krizleri yeniden tetikleyebileceği endişesi devam ediyor. AB yetkilileri, Grönland krizinin Avrupa’da daha bağımsız bir dış politika arayışını güçlendirdiği görüşünde. Bir üst düzey AB kaynağı, “İlişkinin artık farklı bir zeminde ilerlediği herkes tarafından görüldü. Bu da Avrupa açısından yeni kararları zorunlu kılıyor” değerlendirmesinde bulundu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

ABD, Venezuela’ya karşı iki cepheli bir savaş yürütmektedir! Haber

ABD, Venezuela’ya karşı iki cepheli bir savaş yürütmektedir!

Anti-Emperyalist Akademisyenler Kolektifi (AISC), 3 Ocak 2026’da gerçekleşen ABD müdahalesini yalnızca bir lider hedef alma eylemi olarak değil; Amerika kıtasındaki anti-emperyalist birikime ve egemen kalkınma projelerine yönelmiş tarihsel bir kırılma anı olarak tanımlıyor. 3 Ocak 2026’da ABD’nin Caracas’ta yürüttüğü ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşi Cilia Flores’in ABD gözetimine alındığı bildirilen operasyon, “askeri başarı” anlatısı ile “egemenliğe saldırı” tezi arasında sert bir ideolojik fay hattı üretti. Reuters, operasyonun aylar süren hazırlıkla, istihbarat ve özel kuvvet unsurlarının birlikte kullanıldığı yüksek ölçekli bir planlama sonucu gerçekleştirildiğini yazdı. AISC ise yayımladığı “Kırmızı Kağıt” metninde bunu, ABD emperyalizmi ile Venezuela’nın egemenlik iddiası arasındaki varoluşsal çatışmanın yeni perdesi olarak tarif ediyor. Bu olayın nasıl adlandırıldığı, meselenin kendisi kadar belirleyici. ABD cephesinde “yakalama” ve “hukuk” vurgusu öne çıkarken, AISC ve Venezuelanalysis çevresi “kaçırma” kavramında ısrar ediyor. Çünkü tartışmayı kişilerden çok, devletlerin egemenlik kapasitesine odaklıyorlar. Trump’ın Truth Social üzerinden yaptığı “yakalandılar, ülke dışına çıkarıldılar” paylaşımı da bu söylem savaşının bir parçası. İki dilin kesiştiği yer ise uluslararası hukuk ve meşruiyet tartışması. AISC’ye göre hedef alınan şey, “Venezuela halkı” gibi soyut bir kategori değil; ülkenin petrol gelirlerinin yönünü ve dış ittifaklarını belirleme iradesine sahip Bolivarcı devlet yapısıdır. AISC metninin omurgası nettir: ABD, Venezuela’ya karşı iki cepheli bir savaş yürütmektedir. Birincisi, Amerika kıtasındaki devrimci ve anti-emperyalist projeleri geriletme çabasıdır. İkincisi ise, çok merkezli dünya düzenini güçlendiren Çin–Rusya–İran gibi ittifak hatlarını zayıflatma girişimidir. Bu yaklaşım, Venezuela’yı yalnızca bir “iç siyaset” meselesi olmaktan çıkarıp, küresel enerji, mineral ve finans akışlarının merkezine yerleştirir. Tam da bu nedenle metin, “Venezuela bir diktatörlük mü?” sorusunun, sahadaki gerçek güç ilişkilerini görünmez kılarak emperyal müdahaleye zemin hazırladığını savunur. AISC’ye göre bu tür meşruiyet tartışmaları, çoğu zaman müdahaleyi normalleştiren bir ideolojik araç haline gelir. Metnin en yoğunlaştığı kavram ise “kaynak egemenliği”dir. Venezuela’nın petrol zenginliğini küresel şirketlerin denetiminden çıkarıp ulusal kalkınma ve sosyal programlara yönlendirme iradesi, ABD’nin tarihsel çıkarlarıyla doğrudan çatışmaktadır. AISC, yaptırımların “insani” değil, bilinçli bir ekonomik savaş aracı olduğunu vurgular. 2013–2020 yılları arasında yaşanan derin ekonomik daralma, kamu sağlığı üzerindeki yıkıcı etkiler ve kitlesel göç dalgaları bu çerçevede ele alınır. Bu noktada operasyonun kendisi de ekonomik jeopolitiğin diliyle okunur. Reuters’in aktardığı ölçek ve hazırlık düzeyi, bunun tek seferlik bir “lider yakalama” olmadığını düşündürmektedir. Bir devlet başkanını hedef almak, aynı zamanda o devletin petrol anlaşmalarını, dış politika yönelimlerini ve iç güç dengelerini de hedef almak anlamına gelir. AISC metni, Venezuela’daki komünleri ve halk temelli örgütlenmeleri, klasik bir “sosyal politika” başlığı altında değil; ulusal savunmanın maddi ve örgütsel zemini olarak ele alır. Gıda egemenliği, yerel üretim, dayanışma ağları ve devlet-toplum koordinasyonu, yaptırımların aşındırıcı etkisine karşı bir direnç hattı olarak sunulur. Bu bakış açısında egemenlik, yalnızca sınır çizgileriyle değil; bütçe tercihleri, enerji akışları, sağlık hizmetleri ve toplumsal örgütlenme kapasitesiyle ölçülür. Operasyon sonrası Venezuela iç siyasetinde “kontrol kimde?” sorusu daha da görünür hale geldi. Financial Times, İçişleri Bakanı Diosdado Cabello’nun Maduro’nun “New York’ta savaş tutsağı” olduğunu söylediğini, buna karşılık geçici liderlik çizgisinin devlet işleyişini sürdürme mesajı verdiğini aktardı. Bu tablo, AISC’nin temel tezini güçlendiriyor: Liderin yokluğu üzerinden yürütülen meşruiyet tartışmaları, ya daha sert bir güvenlikçi hatta ya da dış baskıyla şekillenen “uzlaşma” senaryolarına kapı aralayabilir. AISC’nin “Kırmızı Kağıt” metni, yalnızca bir analiz değil; açık bir siyasal çağrıdır. Başkan Maduro ve Cilia Flores’in serbest bırakılması, ABD yaptırımlarının kaldırılması ve Venezuela egemenliğinin tanınması talep edilir. Metnin asıl uyarısı ise şudur: Eğer bu olay yalnızca bir “rejim” tartışmasına indirgenirse, emperyal güç kullanımının normalleşmesi gözden kaçırılır. Katılalım ya da katılmayalım, AISC’nin iddiası nettir: Bugün Venezuela’da test edilen şey, yarın başka bir ülkenin egemenliğine uygulanabilecek bir şablondur. HABER: Azra Yılmaz haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Oral Toga’nın İran ısrarı: Sürekli kriz anlatısı ne anlatıyor? Haber

Oral Toga’nın İran ısrarı: Sürekli kriz anlatısı ne anlatıyor?

Türkiye’de dış politika ve Orta Doğu başlıklarında yaptığı paylaşımlarla bilinen araştırmacı Oral Toga, son dönemde özellikle İran üzerine kurduğu söylemle dikkat çekiyor. Toga’nın X platformunda art arda yaptığı değerlendirmeler, İran’ı neredeyse kesintisiz bir “çözülme ve çöküş” hattı içinde resmeden bir anlatı ortaya koyuyor. Bu yoğunluk, kamuoyunda yalnızca İran tartışmasını değil, dış politika analizlerinde analitik derinlik ile siyasal konumlanma arasındaki farkı da yeniden gündeme getiriyor. İran okumasının temel tezi: “İçeriden çöken rejim” Oral Toga’nın paylaşımlarında öne çıkan ana yaklaşım, İran’da yaşanan sorunların geçici ya da konjonktürel olmadığı, aksine yapısal bir rejim krizine işaret ettiği yönünde şekilleniyor. Ekonomik yaptırımlar, genç nüfusun sisteme mesafesi ile etnik ve mezhepsel gerilimler bu çerçevenin temel dayanakları olarak sunuluyor. Toga, X’teki bir paylaşımında “İran’da mesele dış baskı değil; içeride artık taşınamayan bir rejim yükü var” ifadelerini kullanırken, başka bir değerlendirmesinde ekonomik krizi merkeze alarak “Yaptırımlar sadece katalizör. Asıl sorun, rejimin kendi toplumuna gelecek sunamaması” vurgusunda bulunuyor. Bu yaklaşım, İran’ı uzun erimli bir çözülme süreci içinde konumlandıran süreklilik vurgusuyla dikkat çekiyor. Bölgesel politika ve Şii ekseni eleştirisi Toga’nın İran analizlerinde öne çıkan bir diğer başlık ise Tahran’ın bölgesel politikaları. Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen hattı, paylaşımlarda çoğunlukla istikrar bozucu ve yayılmacı bir etki alanı olarak tanımlanıyor. İran’ın bu coğrafyalardaki varlığı, güvenlik gerekçelerinden çok jeopolitik tahakküm stratejisi olarak çerçeveleniyor. Bir paylaşımında “İran, içeride tutunamadığı gücü dışarıda milis yapılar üzerinden telafi etmeye çalışıyor” diyen Toga, başka bir değerlendirmesinde ise “Bu tablo bir mezhep dayanışması değil, açık bir jeopolitik tahakküm stratejisidir” ifadelerini kullanıyor. Bu söylem, İran’ın dış baskı ve kuşatma algısını ikincil plana iterken, bölgesel politikaları tek yönlü bir yayılmacılık okumasına indirgediği eleştirilerine neden oluyor. Türkiye–İran rekabeti satır aralarında mı? Oral Toga’nın paylaşımlarında dikkat çeken unsurlardan biri de örtük Türkiye–İran rekabeti vurgusu. İran’ın zayıflamasının Türkiye açısından yeni stratejik fırsatlar doğurabileceği fikri, açıkça dile getirilmese de söylemin arka planında hissediliyor. Toga’nın “İran’ın gerilemesi, bölgede yeni bir denge kuracaktır. Türkiye bu süreci doğru okumalı” ifadeleri, analizlerin yalnızca İran’a değil, Türkiye’nin bölgesel rolüne dair normatif bir yönlendirme içerdiği yönünde yorumlara yol açıyor. X’te yükselen tepkiler: Analiz mi, algı mı? Toga’nın İran merkezli paylaşımları X’te yüksek etkileşim alırken, aynı zamanda ciddi bir karşı tartışmayı da beraberinde getirdi. Akademisyenler, gazeteciler ve dış politika yorumcuları, bu söylemin İran’ı yalnızca kriz ve çöküş diliyle ele almasını eleştiriyor. “İran neden hâlâ ayakta sorusu hiç sorulmuyor”, “Sürekli çöküş anlatısı analitik olmaktan çok politik” ve “Bu dil açıklamaktan çok yönlendirmeye hizmet ediyor” gibi yorumlar, eleştirilerin temel eksenini oluşturuyor. Tek boyutlu okuma tartışması Akademik çevrelerde dile getirilen bir diğer eleştiri ise İran’ın tarihsel, ideolojik ve kurumsal sürekliliğinin yeterince hesaba katılmadığı yönünde. Bu görüşe göre İran’ı anlamak, yalnızca krizleri sıralamakla değil, bu krizlere rağmen nasıl ayakta kaldığını analiz etmekle mümkün. Bir değerlendirmede öne çıkan “İran’ı anlamak, sadece sorunları saymak değil; sorunlara rağmen kurduğu direnç mekanizmalarını da görmekle mümkündür” ifadesi, tartışmanın ana eksenini özetliyor. Oral Toga’nın İran paylaşımları, Türkiye kamuoyunda güçlü bir jeopolitik algı üretiyor ve geniş bir etki alanına sahip. Ancak bu etkinin analitik derinlikten mi yoksa siyasal konumlanmadan mı beslendiği sorusu giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. İran gibi tarihsel, ideolojik ve kurumsal sürekliliği olan bir devleti yalnızca kriz diliyle okumak, açıklayıcı olmaktan çok pozisyon alıcı bir anlatıya dönüşme riskini de beraberinde getiriyor.

Kulisleri sarsan iddia: Washington’dan Ankara’ya uzanan teklif Haber

Kulisleri sarsan iddia: Washington’dan Ankara’ya uzanan teklif

ABD’nin askeri operasyonunun ardından Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’in New York’a götürülmesiyle birlikte, Washington–Caracas hattında yürütülen görüşmelere dair yeni ayrıntılar gün yüzüne çıktı. ABD basını, süreç öncesinde Maduro’ya sunulan bir “çıkış senaryosu”na dikkat çekti. New York Times: Aralık ayında teklif yapıldı New York Times’ın Amerikalı ve Venezuelalı kaynaklara dayandırdığı haberine göre, ABD Başkanı Donald Trump aralık ayının sonunda Maduro’ya iktidarı bırakması halinde Türkiye’ye gitmesini içeren bir teklif sundu. Haberde, bu senaryoda Maduro’ya yurtdışında “rahat bir yaşam” vadedildiği, ancak teklifin reddedildiği aktarıldı. Cumhuriyetçi Senatör’den dikkat çeken sözler Air Force One’da Trump’la birlikte bulunan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, iddiaya ilişkin yaptığı değerlendirmede, Maduro’nun yakalanmadan önce farklı bir tercih yapabileceğini savundu. Graham, “Şu anda Türkiye’de olabilirdi, ama New York’ta. Trump ona bir çıkış yolu sundu; reddetti” ifadelerini kullandı. Resmî açıklama yok Türkiye seçeneğine dair iddialar gündem yaratırken, Ankara’dan ya da Washington’dan konuya ilişkin resmî bir doğrulama veya yalanlama gelmedi. Washington Post: Türkiye daha önce de gündemdeydi Washington Post, kasım ayı sonunda yayımladığı bir haberde, olası bir sürgün senaryosunda Türkiye’nin seçenekler arasında yer aldığını yazmıştı. Aynı haberde, böyle bir anlaşmanın Maduro’nun ABD’ye iade edilmeyeceğine dair güvence içerebileceği ileri sürülmüştü. “Erdoğan’a güveniyor” değerlendirmesi Washington Post’a konuşan Beyaz Saray’a yakın bir kaynak, Türkiye seçeneğini “Maduro’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a güvendiği” şeklinde yorumladı. Johns Hopkins Üniversitesi’nden araştırmacı Lisel Hintz ise Ankara’nın böyle bir hamleyi dış politika dengeleri açısından fırsat olarak görebileceğini savundu. Türkiye–Venezuela hattı Son yıllarda Türkiye ile Venezuela arasında özellikle madencilik ve enerji alanlarında işbirliği dikkat çekiyor. İki ülke arasında altın, petrol ve doğalgaz başlıklarında yapılan anlaşmalar, bu temasların arka planını oluşturan unsurlar arasında yer alıyor.

Özgür Özel’den iktidara: 2026, omuz omuza değişimin yılı olacak Haber

Özgür Özel’den iktidara: 2026, omuz omuza değişimin yılı olacak

Özgür Özel, 3 Ocak 2026’da Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Çankırı’da düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde yaptığı konuşmada, Türkiye’de siyasetin yeni bir evreye girdiğini savundu. Özel, artık hiçbir kentin “siyasi kale” olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, Çankırı’nın yalnızca milletin kalesi olduğunu söyledi ve 2026’da muhalefetin ortak bir dayanışma hattı kuracağını vurguladı. “Bu meydan itirazın ve dayanışmanın meydanıdır” Konuşmasında meydanın doluluğuna dikkat çeken Özel, açlık, yoksulluk, güvencesizlik ve adaletsizliğe karşı yurttaşların sesini yükselttiğini ifade etti. Emeklilerin, asgari ücretlilerin, çiftçilerin ve esnafın yaşadığı sorunların görmezden gelindiğini söyleyen Özel, bu mitingin yalnızca bir siyasi buluşma değil, toplumsal bir itiraz alanı olduğunu dile getirdi. “Demokrasi kazanınca övünüp kaybedince yok saymak değildir” 31 Mart seçimlerine değinen Özel, CHP’nin 47 yıl sonra birinci parti olmasının ardından iktidarın “hazımsızlık” yaşadığını savundu. Seçilmiş belediye başkanlarına yönelik gözaltı ve tutuklamaları eleştiren Özel, seçim kazanmanın suç olmadığını belirterek, demokrasinin seçilenlerin yönetmesi anlamına geldiğini vurguladı. Özel, farklı partilerden seçilmiş isimlere de başarı dileyerek, halkın iradesine her koşulda saygı duyulması gerektiğini söyledi. Ekonomi üzerinden iktidara sert eleştiri Özel, Türkiye’nin Avrupa’da yoksulluk, işsizlik ve vergi adaletsizliğinde üst sıralarda yer aldığını savundu. Edirne ve Yunanistan örneğini veren Özel, Türkiye’de et fiyatlarının iki katına çıktığını, buna karşın komşu ülkede asgari ücretin çok daha yüksek olduğunu söyledi. CHP’li belediyelerin halk mandıraları ve kent lokantalarıyla fiyatları düşürdüğünü belirten Özel, bunun “rant değil, iyi yönetim” sonucu olduğunu ifade etti. Asgari ücret ve emekli maaşı vaadi CHP iktidarında en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılacağını söyleyen Özel, mevcut koşullarda asgari ücretin 39 bin lira olması gerektiğini savundu. Açıklanan ücretlerin açlık sınırının altında kaldığını belirten Özel, bu durumu sosyal adaletsizliğin göstergesi olarak nitelendirdi. “Vergi yükü yoksulun sırtından alınacak” Vergi sistemini sert sözlerle eleştiren Özel, dolaylı vergilerin yurttaşları eşitsiz biçimde etkilediğini söyledi. CHP’nin hedefinin çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi almak olduğunu belirten Özel, “yoksuldan yüzde 89, zenginden yüzde 11 vergi alan düzenin” sona ereceğini savundu ve “bakan evlatlarının değil, vatan evlatlarının devrinin başlayacağını” söyledi. Erken seçim çağrısı ve kutuplaşma eleştirisi Özel, açık biçimde erken seçim istediklerini belirterek, iktidarın gerginlik ve kutuplaşma üzerinden sorunları örtmeye çalıştığını öne sürdü. 2026’nın ilk mitinginde, AK Parti ve MHP seçmenleriyle de kucaklaşacaklarını vurgulayan Özel, toplumsal barışın ancak bu yolla sağlanabileceğini söyledi. ABD–Venezuela çıkışıyla dış politika mesajı Konuşmasında Venezuela’daki gelişmelere de değinen Özel, ABD’nin Venezuela’ya yönelik operasyonunu sert sözlerle eleştirdi. İktidarın bu konuda sessiz kaldığını savunan Özel, “Ne Trump’tan ne Amerika’dan korkumuz vardır” diyerek dış müdahalelere karşı net bir tutum aldı. “2026 kimsenin kaybetmediği bir yıl olacak” Konuşmasının sonunda Özel, 2026’yı yeni bir siyasetin miladı olarak tanımladı. Muhalefet partileriyle kol kola, omuz omuza hareket edeceklerini belirten Özel, bununla da yetinmeyerek Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi tabanındaki yurttaşlarla da diyalog kuracaklarını söyledi. Özel, hedeflerinin kimsenin kaybetmediği, herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye olduğunu ifade etti.

Duran: “Terörsüz Türkiye” hedefiyle güven ve istikrar iklimi daha da güçlenecek Haber

Duran: “Terörsüz Türkiye” hedefiyle güven ve istikrar iklimi daha da güçlenecek

2026 yılına girerken yayımladığı yazılı mesajda değerlendirmelerde bulunan Duran, Türkiye’nin son bir yılda güvenlikten diplomasiye, ekonomiden afet yönetimine uzanan geniş bir alanda ilerleme kaydettiğini belirtti. Duran, bu sürecin Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde sürdürüleceğini ifade etti. Afet sonrası yeniden imarda “devlet–millet” vurgusu Duran, “asrın felaketi”nin ardından yürütülen yeniden imar ve ihya çalışmalarında önemli bir aşamaya gelindiğini belirterek; konut, köy evi ve iş yeri dâhil 455 bin 357 bağımsız bölümün hak sahiplerine teslim edildiğini kaydetti. Bu sürecin, devletin kriz yönetme kapasitesini ve toplumsal dayanışmayı ortaya koyduğunu söyledi. Gazze ve insani diplomasi Dünya genelinde çatışmaların sürdüğü bir dönemde özellikle Gazze’de yaşanan insani dramın altını çizen Duran, Türkiye’nin uluslararası platformlarda adil ve kalıcı çözüm için yoğun çaba gösterdiğini belirtti. Türkiye’nin bundan sonra da mazlum Filistin halkının yanında olmaya devam edeceğini vurguladı. 2026’da diplomasi trafiği yoğunlaşacak Duran, 2026’nın dış politika açısından “tarihî” bir yıl olacağını ifade ederek; Türkiye’nin NATO Liderler Zirvesi, Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi ve COP31 gibi küresel önemde toplantılara ev sahipliği yapacağını hatırlattı. Bu zirvelerin, Türkiye’nin uluslararası etkinliğini artıracağını söyledi. Yatırım, üretim ve istihdam vurgusu Türkiye’nin üretim gücü, stratejik konumu ve güven veren ekonomisiyle yerli ve yabancı yatırımcılar için

Hande Fırat’tan medya özeleştirisi: Hepimiz çizgiyi aştık Haber

Hande Fırat’tan medya özeleştirisi: Hepimiz çizgiyi aştık

Hande Fırat, köşe yazısında siyasetçilerin tartışma programlarına çıkmaması ya da çağrılmaması nedeniyle gazetecilerin onların yerine konuştuğunu belirterek, bu durumun hem gazeteciliğe hem de siyasete zarar verdiğini vurguladı. “Gazeteciler vekâleten siyaset yapıyor” Fırat, Türkiye’de televizyon ekranlarında gazetecilerin yorumcu olmanın ötesine geçerek siyasi aktör gibi konuştuğunu ifade etti. “İster muhalefet ister iktidar kanadına yakın medya kuruluşu olsun, ne yazık ki hepimiz çizgiyi aştık” diyen Fırat, ABD ve Avrupa örneklerinde gazetecilerin yorum yaparken mesafeyi koruduğunu, Türkiye’de ise bu sınırın neredeyse silindiğini yazdı. Cumhurbaşkanlığı uçağı eleştirisi Yazıda, Cumhurbaşkanlığı uçağını izleyen gazetecilere de ayrı bir parantez açıldı. Fırat, bu görevin prestijden çok sorumluluk taşıdığını belirterek, son dönemde uçağa binen bazı gazetecilerin muhabirlik geçmişi, uluslararası zirve deneyimi ve dış politika bilgisinin yeterince gözetilmediğini dile getirdi. “İşin gerçek sahipleri ekrana çıksın” çağrısı Fırat, tartışma programlarında gazeteciler yerine doğrudan siyasetçilerin yer alması gerektiğini savundu. Gazetecilerin bir partinin ya da görüşün temsilcisi gibi etiketlenmemesi gerektiğini vurgulayan Fırat, mesleğin temel görevinin “doğruya doğru, yanlışa yanlış demek” olduğunu hatırlattı.

Erdoğan’dan işverenlere asgari ücret mesajı! Haber

Erdoğan’dan işverenlere asgari ücret mesajı!

Asgari ücret görüşmeleri başlamadan önce net mesaj Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da düzenlenen TİSK 29. Olağan Genel Kurulu’nda işverenlere seslenerek yaklaşan asgari ücret görüşmeleri öncesinde “ellerini taşın altına koyma” çağrısında bulundu. “Asgari Ücret Tespit Komisyonu yarın ilk toplantısını yapacak. TİSK heyetinden güçlü bir duruş bekliyorum” diyen Erdoğan, işverenlere yönelik mesajını “Kefenin cebi yok. İşçi için yapılan her iyilik kazanç olarak geri döner” sözleriyle pekiştirdi. “İşçi–işveren ilişkisi adil olmalı” Erdoğan, konuşmasının önemli bölümünde çalışma hayatındaki adalet vurgusuna yer verdi. “İşçi ve işveren arasındaki ilişkileri hak ve adalet ekseninde görüyoruz. Bu ilişki sağlıklı zemine oturmazsa sömürü ve adaletsizliğe giden yol açılır” dedi. Cumhurbaşkanı, kimsenin mağdur olmadığı bir sistemin “herkesin ortak önceliği” olduğunu belirtti. “TİSK krizlerde devletinin yanında oldu” TİSK’in son üç dönemde yaşanan sınamalarda “yerli ve milli bir duruş sergilediğini” söyleyen Erdoğan, bazı çevrelerin “dışarıdan aldıkları talimatlarla siyaset mühendisliğine soyunduğunu” ancak TİSK’in bu çizginin dışında durduğunu ifade etti. “İş kazalarına karşı daha fazla hassasiyet bekliyorum” Konuşmasında iş güvenliği vurgusu yapan Erdoğan, “İnsan hayatını ilgilendiren böyle bir konuda işi asla şansa bırakmayın. Tüm işverenlerden iş kazalarının önlenmesi için özel dikkat ve hassasiyet bekliyorum” dedi. Teşvikler ve yeni müjde: Program 2026’ya uzatılıyor Erdoğan, iş dünyasına yönelik destek ve teşviklere dair bilgiler de paylaştı: 2025 yılı için her bir çalışan için 1000 TL asgari ücret desteği, Ocak–Kasım 2025 döneminde 53 milyar liralık istihdam koruma desteği, Kadınlar, gençler ve mesleki yeterlilik belgesi olanlar için 24–54 ay arası sosyal güvenlik teşvikleri. Cumhurbaşkanı, bu teşvik programının 2026 yılı sonuna kadar uzatılacağı müjdesini de Genel Kurul’da duyurdu. “Türkiye küresel ölçekte etkili bir ülke hâline geldi” Erdoğan, konuşmasının sonunda Türkiye’nin son 23 yıldaki siyasi, ekonomik ve dış politika kazanımlarına değinerek, “Küresel ölçekte sözü ve tavrı takip edilen bir Türkiye’yi sabırla hep birlikte inşa ettik” dedi.

CHP’de yeni yönetim şekillendi Haber

CHP’de yeni yönetim şekillendi

Ankara Arena’da üç gün süren kurultayın final oturumunda yapılan oylamalar, CHP’nin yönetim haritasını belirledi. Delegelerin yoğun katılımıyla gerçekleşen seçimlerde Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri seçildi; Genel Başkan Özgür Özel’in “anahtar listesi” delegeden blok destek aldı. Genel başkanlık oylaması tek adayla tamamlandı Kurultayın ikinci gününde genel başkanlık seçimi yapıldı. Tek aday olarak yarışan Özgür Özel, kullanılan geçerli oyların tamamını alarak yeniden genel başkan seçildi. Bu sonuç, partide liderlik tartışmalarını kapatırken kurultayın yönünü de netleştirdi. Anahtar liste delegeden tam onay aldı Son gün gerçekleştirilen Parti Meclisi oylamasında Özel’in sunduğu anahtar liste firesiz kabul edildi. Mevcut Parti Meclisi’ndeki isimlerin büyük bölümü görevini sürdürürken, yeni isimlerle birlikte organda hem süreklilik hem de yenilenme dengesi kuruldu. Kurmay kadronun bileşimi, parti politikalarının önümüzdeki dönemde hangi başlıklara ağırlık vereceğine dair güçlü bir işaret olarak yorumlandı. Yüksek Disiplin Kurulu da belirlendi Kurultayın aynı oturumunda Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri de seçildi. Parti içi işleyiş ve kurumsal denetim açısından kritik olan kurulun yeni yapısı, örgüt içi disiplin süreçlerinde daha kurumsal bir hat izleneceği beklentisini güçlendirdi. En yüksek oylar dikkat çekti Parti Meclisi seçimlerinde en yüksek oyu alan isimler kamuoyunda özellikle izlendi. Delegeden güçlü destek alan adaylar, kurultay salonundaki eğilimleri de yansıttı. Oy dağılımları, parti tabanında ekonomi, emek, sosyal politika ve dış politika gibi alanlarda etkili isimlerin öne çıktığını gösterdi. Bilim, kültür ve sanat vurgusu öne çıktı Kurultayda Bilim Kültür Sanat Platformu’ndan gelen isimlerin Parti Meclisi’nde yer alması, parti yönetiminde uzmanlık havuzunu genişletti. Akademi, ekonomi ve sanat çevrelerinden gelen temsilcilerin yeni dönemde politika üretimine doğrudan katkı vermesi bekleniyor. Siyaset için yeni sayfa Üç gün süren kurultay maratonunun sonunda oluşan tablo, CHP’nin yerel ve genel seçimlere giderken daha merkezi bir koordinasyon ve daha geniş bir uzmanlık kadrosu ile yola devam edeceğini ortaya koydu. Parti yönetimi, “Şimdi İktidar Zamanı” sloganıyla çizilen hattı somut programlara dönüştürme sözü veriyor. Türkiye toplumuna çağrı CHP yönetimi, kapsayıcı bir siyaset dili ve yurttaş odaklı programlarla Türkiye toplumunun tüm kesimlerine ulaşma hedefini vurguluyor. Yeni kadroların, eşit yurttaşlık ve sosyal adalet başlıklarında daha görünür adımlar atması bekleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.