SON DAKİKA

#Gazze

HABER DEĞER - Gazze haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gazze haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bahçeli’den İran sınırı uyarısı: Çok katmanlı hazırlık yapılmalı Haber

Bahçeli’den İran sınırı uyarısı: Çok katmanlı hazırlık yapılmalı

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, belediye başkanlarının katılımıyla düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada bölgesel gelişmelere ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. ABD, İsrail ve İran arasında devam eden savaşın bölgeyi daha geniş bir istikrarsızlık alanına sürükleyebileceğini belirten Bahçeli, Türkiye’nin özellikle İran sınırına yönelik güvenlik tedbirlerini artırması gerektiğini vurguladı. Ortadoğu’daki krizlerin birbirinden kopuk olmadığını söyledi Bahçeli konuşmasında Gazze’den İran’a kadar uzanan krizlerin tek tek değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Lübnan, Suriye, Irak ve İran hattında yaşanan gelişmelerin daha geniş bir jeopolitik hesaplaşmanın parçası olduğunu belirten Bahçeli, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiğini söyledi. Bahçeli’ye göre Avrasya’dan Ortadoğu’ya uzanan geniş coğrafyada enerji hatları, ticaret koridorları ve nüfuz alanları üzerinden yeni bir güç mücadelesi yürütülüyor. Ortadoğu’da çatışmanın yeni bir aşamaya geçtiğini belirtti Bahçeli, bölgede uzun yıllar vekâlet savaşları üzerinden yürüyen mücadelenin artık daha doğrudan bir çatışma evresine girdiğini söyledi. Gazze’de başlayan gerilimin Lübnan, Suriye ve Irak üzerinden İran’a kadar uzanan bir etki yarattığını ifade etti. Bu durumun yalnızca askeri hedeflerin değil, devletlerin caydırıcılık kapasitesinin ve bölgesel nüfuz alanlarının da test edildiği bir süreç olduğunu vurguladı. İran’da yaşanabilecek çözülmenin bölgeyi etkileyebileceğini söyledi Bahçeli konuşmasında İran’da yaşanabilecek olası bir zayıflamanın yalnızca iç politika meselesi olmayacağını ifade etti. Böyle bir durumun düzensiz göç hareketleri, kaçak ekonomi ağları ve silahlı grupların yayılması gibi sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Bahçeli, Suriye krizinin Türkiye’ye ağır bedeller ödettiğini hatırlatarak benzer risklerin İran merkezli gelişmelerde de ortaya çıkabileceğini söyledi. “Sınır güvenliği en üst düzeyde tahkim edilmelidir” Türkiye’nin bu süreçte güçlü bir devlet refleksi göstermesi gerektiğini vurgulayan Bahçeli, İran sınırına özel olarak dikkat çekti. Bahçeli, “Her şeyden önce sınır güvenliği en üst düzeyde tahkim edilmelidir. İran hattında doğabilecek her ihtimal için çok katmanlı bir hazırlık yapılmalıdır” ifadelerini kullandı. Bahçeli ayrıca muhtemel göç hareketleri, kaçakçılık faaliyetleri ve terör sızmaları gibi risklerin aynı güvenlik perspektifi içinde ele alınması gerektiğini söyledi. Avrupa ile koordinasyon çağrısı yaptı Bahçeli konuşmasında Avrupa Birliği ile erken koordinasyon kurulması gerektiğini de ifade etti. Suriye krizinde Avrupa’nın hazırlıksız yakalandığını ve yükün büyük bölümünü Türkiye’nin taşıdığını hatırlatan Bahçeli, yeni bir bölgesel kriz durumunda aynı tablonun yaşanmaması gerektiğini belirtti. Türkiye’nin yalnız yük taşıyan bir sınır ülkesi değil, kriz yönetiminde merkezi bir aktör olması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin jeopolitik rolüne dikkat çekti Bahçeli konuşmasının sonunda Türkiye’nin jeopolitik önemine değinerek küresel rekabette ticaret koridorları ve enerji hatlarının belirleyici hale geldiğini ifade etti. Türkiye’nin Avrasya’nın merkezinde yer alan stratejik bir ülke olduğunu söyleyen Bahçeli, bu konumun kriz dönemlerinde stratejik akıl ve güçlü devlet refleksi gerektirdiğini belirtti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Gazze’de kadınlar felaketin merkezinde: Af Örgütü raporu savaşın görünmeyen yüzünü ortaya koydu Haber

Gazze’de kadınlar felaketin merkezinde: Af Örgütü raporu savaşın görünmeyen yüzünü ortaya koydu

Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü), Gazze’de devam eden savaşın özellikle kadınlar ve kız çocukları üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurduğunu belirten kapsamlı bir rapor yayımladı. Kurumun yaptığı saha çalışmasına göre, yerinden edilen Filistinli kadınlar doğumdan temel sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda ciddi risklerle karşı karşıya kalıyor. Araştırma kapsamında Af Örgütü, 8’i kanser hastası, 4’ü hamile ve 14’ü ateşkes sonrası doğum yapmış olmak üzere 41 yerinden edilmiş kadınla, ayrıca Gazze ve Deyr El Balah’taki sağlık merkezlerinden 26 sağlık çalışanı ve çeşitli uluslararası kuruluş temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdi. “Kadınlar her gün hayatta kalma mücadelesi veriyor” Agnès Callamard, Gazze’de kadınların yaşam koşullarının insani felaket boyutuna ulaştığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Kadınlar için hayat, durmak bilmeyen felaket sarmalında her gün verilmesi gereken bir mücadeleye dönüştü. Sağlık, güvenlik ve insan onuru açısından yaşanan sistematik yıkım savaşın ikincil sonucu değil; kadınlara ve kız çocuklara karşı yürütülen bir savaşın parçası.” Callamard ayrıca devletlere çağrıda bulunarak Gazze’deki saldırıların sona erdirilmesi ve insani yardımın önünün açılması için somut adımlar atılması gerektiğini söyledi. On binlerce kadın sağlık hizmetine ulaşamıyor Gazze’deki sağlık sisteminin büyük ölçüde çöktüğü belirtilen raporda, özellikle anne ve üreme sağlığı hizmetlerinin ağır biçimde zarar gördüğü ifade edildi. Verilere göre: Gazze’de sağlık merkezlerinin yaklaşık %60’ı çalışamaz durumda Temel ilaçların %46’sı stokta bulunmuyor Doğum sırasında kullanılan anestezi ve kanama ilaçlarında ciddi eksiklik yaşanıyor World Health Organization ve sağlık kuruluşlarının verilerine göre 37 bin gebe ve emziren kadın, 2026’dan önce akut yetersiz beslenme nedeniyle tedaviye ihtiyaç duyabilir. Hastanelerde tarihi geçmiş ilaçlar kullanılıyor Af Örgütü’nün görüştüğü sağlık çalışanları, sağlık sistemindeki çöküşün boyutlarını çarpıcı ifadelerle anlattı. Bazı sağlık merkezlerinde: Tarama testleri yapılamıyor Kuvöz ve yenidoğan ekipmanı yetersiz Anestezi ve bazı ilaçlar tarihi geçmiş ürünlerle karşılanmak zorunda kalıyor Gazze’deki yenidoğan servislerinin %150-170 kapasiteyle çalıştığı ve bazı durumlarda tek kuvözü üç bebeğin paylaşmak zorunda kaldığı bildirildi. Çadırlarda doğum yapan kadınlar Yerinden edilen kadınların yaşadıkları koşullar raporda ayrıntılı biçimde anlatıldı. Gazze’nin El Mavasi bölgesinde yaşayan 22 yaşındaki Hind, doğumdan sonra yaşadıklarını şöyle aktardı: “Yetersiz beslendiğimi söylediler. Bebeğim akciğer enfeksiyonuyla doğdu. Deniz kenarında bir çadırda yaşıyoruz. Isınma imkânımız yok ve bebeğimin tekrar hastalanmasından korkuyorum.” Deyr El Balah’ta yaşayan Meryem ise erken doğum yaptığını ve yetersiz beslenme nedeniyle bebeğini emzirecek kadar süt üretemediğini söyledi. Başka bir kadın ise çadırda yaşamanın doğum sonrası bakım açısından büyük risk oluşturduğunu anlatarak şu ifadeleri kullandı: “Kum ve böcek dolu bir çadırda bebeğimi virüslerden nasıl koruyacağımı bilmiyorum.” Gazze’de tıbbi tahliyeler neredeyse durdu Gazze’de acil tedaviye ihtiyaç duyan binlerce hasta için tıbbi tahliyelerin engellendiği de raporda yer aldı. Verilere göre 18 binden fazla Filistinli, Gazze’de bulunmayan acil sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyuyor. Ancak: Batı Şeria ve Doğu Kudüs’e tıbbi tahliyeler büyük ölçüde durduruldu Gazze’de çalışır durumda MRI cihazı bulunmuyor Radyoterapi hizmeti veren hastane yok Kanser tedavisi gören bazı hastalar, ilaç eksikliği nedeniyle kemoterapi seanslarının ertelendiğini ifade etti. Yardım kuruluşlarının çalışması da zorlaşıyor Birleşmiş Milletler verilerine göre bazı laboratuvar ve tıbbi ekipmanların “çift kullanımlı” olduğu gerekçesiyle Gazze’ye girişine izin verilmiyor. Uluslararası yardım kuruluşlarında çalışan görevliler, bu nedenle kanser gibi kronik hastalıklara sahip binlerce hastayı geri çevirmek zorunda kaldıklarını belirtiyor. Devletlere çağrı: Abluka kaldırılmalı Uluslararası Af Örgütü, raporun sonunda uluslararası topluma şu çağrıda bulundu: Gazze’ye yönelik insani yardım kısıtlamaları kaldırılmalı Tıbbi tahliyeler güvenli şekilde yapılabilmeli Anne ve üreme sağlığı hizmetlerine erişim sağlanmalı Kadınların temel haklarını koruyacak sosyal ve ekonomik destek programları artırılmalı Kurum, devletlerin diplomatik ve ekonomik araçları kullanarak Gazze’deki ablukanın kaldırılması için baskı yapması gerektiğini vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

AB’den dikkat çeken savaş yorumu: Tek kazanan Rusya Haber

AB’den dikkat çeken savaş yorumu: Tek kazanan Rusya

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Antonio Costa, Brüksel’de düzenlenen AB Büyükelçiler Konferansı’nda yaptığı konuşmada Ukrayna savaşı ve Orta Doğu’daki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Costa, dünyada artan kutuplaşma ve kriz ortamına dikkat çekerek mevcut çatışma ortamının en büyük kazananının Rusya olduğunu söyledi. Rusya’nın yükselen enerji fiyatlarından faydalanarak Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşı finanse ettiğini belirten Costa, uluslararası sistemde dengelerin giderek daha kırılgan hale geldiğini vurguladı. Dünya yeni bir jeopolitik gerilim dönemine girdi Konuşmasında küresel düzende yaşanan dönüşüme dikkat çeken Costa, uluslararası sistemin ciddi bir kırılma sürecinden geçtiğini ifade etti. Costa’ya göre dünya, Rusya’nın barışı ihlal ettiği, Çin’in ticaret düzenini zorladığı ve ABD’nin kurallara dayalı uluslararası sistemi sorguladığı yeni bir jeopolitik gerçekliğe doğru ilerliyor. Costa, bu ortamda Avrupa’nın küresel vizyonunun stratejik bir değer taşıdığını belirterek AB’nin çok taraflı düzeni savunmaya devam edeceğini söyledi. Uluslararası hukuk ihlallerine sert vurgu AB’nin uluslararası hukuk ve insan hakları konularında net bir tavır sergilemesi gerektiğini ifade eden Costa, ihlallerin nerede gerçekleşirse gerçekleşsin kabul edilemeyeceğini dile getirdi. Costa, uluslararası hukukun ihlallerinin Ukrayna’dan Gazze’ye, Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı. İnsan hakları ihlallerinin de İran, Sudan veya Afganistan gibi farklı coğrafyalarda yaşansa bile aynı şekilde reddedilmesi gerektiğini söyledi. Orta Doğu’daki savaş Avrupa’yı da etkileyebilir Orta Doğu’daki gerilimin giderek daha kaygı verici bir boyuta ulaştığını belirten Costa, bölgedeki tırmanmanın Avrupa ve küresel ekonomi açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti. Costa, Hürmüz Boğazı’nın olası bir abluka riski üzerinden dünya ekonomisinin de büyük bir tehdit altında olduğunu belirterek gerginliğin daha fazla tırmanmaması gerektiğini söyledi. Rusya üzerindeki baskının sürmesi gerektiğini savundu Rusya’nın Ukrayna’daki savaşta enerji gelirlerinden faydalandığını belirten Costa, bu nedenle Moskova üzerindeki uluslararası baskının sürdürülmesi gerektiğini ifade etti. Costa, Avrupa’nın güvenliğini zayıflatmayacak adil ve kalıcı bir barış için Rusya’nın müzakereye zorlanması gerektiğini söyledi. AB’nin mevcut yaptırımları uzatmayı ve yeni bir yaptırım paketi hazırlamayı planladığını da sözlerine ekledi. AB küresel iş birliği ve ticaret ağını büyütüyor Konuşmasının devamında Avrupa Birliği’nin küresel ticaret ağını genişletmeye devam ettiğini belirten Costa, Mercosur ve Hindistan ile yapılan ticaret anlaşmalarının yaklaşık 3 milyar insanı kapsayan büyük bir ekonomik alan oluşturduğunu söyledi. AB’nin genişleme politikasına da değinen Costa, Ukrayna’nın üyelik başvurusunun Moldova ve Batı Balkan ülkelerinde yeni bir dinamizm yarattığını ifade etti. Costa’ya göre bu ülkelerin geleceği Avrupa Birliği içinde yer alıyor ancak katılım sürecinin liyakat temelinde ilerlemesi gerekiyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

HKP Ankara İl Başkanı Av. Sait Kıran: "İran’a sahip çıkmak aynı zamanda Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmaktır” Haber

HKP Ankara İl Başkanı Av. Sait Kıran: "İran’a sahip çıkmak aynı zamanda Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmaktır”

İran’a yönelik saldırıların bölgesel sonuçları, Türkiye’nin bu süreçteki pozisyonu, Kürt meselesi, yeni anayasa tartışmaları ve iktidar blokunun politikaları, Haber Değer Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Özmen’in sorularıyla HKP Ankara İl Başkanı Av. Sait Kıran tarafından değerlendirildi. Kıran, ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırılarının münferit bir gelişme olarak okunamayacağını, bunun sosyalist blokun çözülüşünden sonra bölgede adım adım hayata geçirilen emperyalist bir yeniden dizayn planının devamı olduğunu söyledi. Türkiye halkının önündeki temel görevin antiemperyalist bir hatta birleşmek olduğunu vurgulayan Kıran, İran’a destek vermenin yalnızca dayanışma değil, Türkiye’nin geleceğini savunmak anlamına geldiğini belirtti. “İran’a yönelik saldırı, Büyük Ortadoğu Projesi’nin yeni aşamasıdır” Sait Kıran’a göre İran’a yapılan saldırıyı anlayabilmek için ABD emperyalizminin uzun yıllardır bölgeye yönelik müdahale çizgisine bakmak gerekiyor. Kıran, sosyalist blokun dağılmasının ardından Washington’un Ortadoğu’yu siyasal, askeri ve coğrafi olarak yeniden şekillendirmeyi hedeflediğini söyledi. Bu çerçevede Yugoslavya’nın parçalandığını, Irak’ın bölündüğünü, Libya’nın yıkıma sürüklendiğini, Suriye’nin parçalı bir yapıya itildiğini belirten Kıran, bugün aynı planın İran üzerinde uygulandığını ifade etti. Kıran, bu tabloyu yalnızca İran’ı ilgilendiren bir kriz olarak görmediklerini açıkça söyledi. Yıllardır “Yugoslavya, Irak, Libya, Suriye; sıra sende Türkiye” uyarısını yaptıklarını dile getiren Kıran, İran’a yönelik saldırıya karşı çıkmanın aynı zamanda Türkiye’yi bekleyen tehlikeye karşı durmak anlamına geldiğini savundu. Ona göre ABD’nin ve siyonist İsrail’in İran’a saldırısı, bölgenin kaynaklarını denetim altına alma ve halkları birbirine kırdırma stratejisinin devamı niteliğinde. “ABD emperyalizmi bölgeden defedilmeden katliamlar bitmez” Kıran, ABD emperyalizmini yalnızca bölge halklarının değil, dünya halklarının da “baş düşmanı” olarak tanımladı. Ona göre Ortadoğu’da süren savaşların, işgallerin ve kitlesel yıkımın temel kaynağı doğrudan ABD emperyalizmi. Bölge halklarının, etnik kimlikleri ya da mezhepleri ne olursa olsun, önce bu temel gerçeği kavraması gerektiğini söyledi. Kıran, 1990’dan bu yana ABD müdahaleleri ve bu müdahalelerin tetiklediği süreçler sonucunda milyonlarca insanın yaşamını yitirdiğini, çok daha fazlasının ise yerinden edildiğini ifade etti. Gazze’de yaşananları da bu hattın devamı olarak tanımlayan Kıran, “Siyonist İsrail demek ABD demektir” diyerek İsrail’in bölgedeki varlığını Washington’un açık desteğiyle ilişkilendirdi. İsrail’in ABD desteği olmadan bölgede bir gün bile ayakta kalamayacağını savunan Kıran, bu nedenle İsrail’in yürüttüğü her saldırının arkasında ABD’nin okunması gerektiğini söyledi. “Bölge halklarının önündeki temel görev açık bir antiemperyalist hatta birleşmektir” Kıran, Türkiye halkına ve bölge halklarına düşen sorumluluğun yalnızca tepki göstermek olmadığını, daha net ve siyasal bir duruş sergilemek olduğunu dile getirdi. Kendisini devrimci, demokrat, yurtsever ya da ilerici olarak tanımlayan herkesin, gerçekten halkını seviyorsa ABD emperyalizmine açık biçimde karşı çıkması gerektiğini söyledi. Bu noktada iktidarları da hedef alan Kıran, başta Türkiye’deki siyasal iktidar olmak üzere bölgedeki pek çok yönetimin halklarının değil ABD’nin çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini savundu. İran’a yönelik saldırı karşısında Müslüman ülke yönetimlerinden beklenen düzeyde bir tepki gelmediğini söyleyen Kıran, bu sessizliğin halklar için ayrı bir açmaz yarattığını ifade etti. Bölgedeki işbirlikçi iktidarlar ile emperyalizme karşı ortak bir mücadele hattı kurulmadan kalıcı bir çıkışın mümkün olmadığını vurguladı. “Devrimci, demokrat ve ilerici güçlerin önünü baskı ve medya ambargosu kesiyor” Ferhat Özmen’in, antiemperyalist partilerin neden halk tabanında daha güçlü bir karşılık bulamadığı yönündeki sorusuna Kıran iki boyutlu bir yanıt verdi. Birinci boyutta doğrudan devlet baskısına, fiziki saldırılara, yargı mekanizmalarına ve medya kuşatmasına dikkat çekti. Gerçek devrimci partilere burjuva medyada yer verilmediğini, ekranların daha çok “devrimci gibi görünüp emperyalist projelerle uyumlu hareket eden yapılara” açıldığını söyledi. İkinci boyutta ise devrimci hareketin kendi zaaflarına değindi. Halkla yeterli bağ kurulamadığını, işçi, köylü, esnaf ve emekçilerle temasın yeterince güçlendirilemediğini belirtti. Kıran, özellikle sosyalist blokun yıkılmasından sonra proje siyasetiyle hareket eden, Avrupa ve ABD kaynaklı fon ilişkileriyle çizgisini bozan yapıların halk nezdinde ciddi bir kafa karışıklığı yarattığını savundu. Bu nedenle hem emperyalizme karşı mücadele ettiklerini hem de halk nezdinde “gerçek devrimcilik” ile “sahte sol” arasındaki farkı anlatmak zorunda kaldıklarını söyledi. “Kürt halkının özgürlüğü emperyalizmle işbirliği üzerinden kurulamaz” Röportajın dikkat çeken başlıklarından biri de Kürt meselesi oldu. Kıran, her halk gibi Kürt halkının da kendi kaderini tayin hakkı bulunduğunu açık biçimde söyledi. Ancak bu hakkın emperyalizmle işbirliği halinde savunulamayacağını vurguladı. Ona göre ABD ve müttefikleri hiçbir halka gerçek özgürlük getirmedi; yalnızca kendilerine bağımlı yapılar ve vekil unsurlar oluşturdu. Kendisinin de Kürt olduğunu vurgulayan Kıran, ABD’nin Kürt halkının haklarını değil, Ortadoğu’daki jeopolitik çıkarlarını gözettiğini savundu. Irak, Suriye ve geçmişte farklı Kürt siyasi odaklarıyla kurulan ilişkilerin hep aynı sonuca çıktığını, emperyalizmin işine yarayan dönemlerde destek verildiğini, ardından bu yapıların kolayca gözden çıkarıldığını söyledi. Kürt halkının demokratik haklarının gerçek güvenceye kavuşmasının ancak antiemperyalist ve antifodal bir çizgide mümkün olacağını savundu. “Bizim çözüm önerimiz Türk ve Kürt halklarının ortak cumhuriyetidir” Kıran, Kürt meselesine ilişkin çözüm başlığında da partilerinin tarihsel çizgisini anlattı. Hikmet Kıvılcımlı’dan hareketle Kürt sorununun devrimci bir zeminde çözülebileceğini belirten Kıran, bugün için önerdikleri siyasal formülün “Edirne’den Çin sınırına kadar Türkleri ve Kürtleri birlikte barındıracak bir Türk-Kürt Halk Cumhuriyeti” olduğunu söyledi. Bu yaklaşımın emperyalizmin bölgede kurmak istediği bağımlı ve parçalı yapının alternatifi olduğunu ifade eden Kıran, halkların eşitliği, özgürlüğü ve kardeşliği temelinde bir düzen kurulmadan kalıcı bir çözümden söz edilemeyeceğini savundu. Ona göre emperyalist çözüm bölge halklarına yalnızca kan, yıkım ve yeni bağımlılık ilişkileri getirecek; devrimci çözüm ise ortak yaşamı ve gerçek özgürlüğü hedefleyecek. “Yeni anayasa ve iç cephe söylemi, BOP’un Türkiye ayağını hazırlıyor” Yeni anayasa tartışmaları ve “iç cephe” çağrıları konusunda da oldukça sert konuşan Kıran, Meclis’te yer alan partilerin sağdan sola geniş bir Amerikancı mutabakat içinde hareket ettiğini ileri sürdü. Mevcut anayasa tartışmalarının halk yararına değil, Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağını hayata geçirmeye dönük bir “ısındırma programı” olduğunu söyledi. Devlet Bahçeli’nin son dönemde öne çıkardığı iç cephe vurgusunu da bu çerçevede değerlendiren Kıran, burada gerçek anlamda halkçı ya da bağımsız bir milli birlik projesi görmediklerini belirtti. Aksine, bu sürecin Türkiye’deki etnik ve siyasal fay hatlarını yeniden düzenleyerek emperyalizmin çıkarlarına uygun bir zemin oluşturma amacı taşıdığını savundu. Halkların birbirine karşı kışkırtılmasının emperyalist siyasetin temel yöntemi olduğunu söyleyen Kıran, bu nedenle Türkiye halkının bu sürece karşı uyanık olması gerektiğini dile getirdi. “CHP’ye destek stratejik yakınlık değil, AKP iktidarına karşı tutumdur” Programın son bölümünde CHP mitinglerinde HKP’nin görünürlüğü ve bu durumun olası siyasi ittifaklarla ilişkisi de soruldu. Kıran bu konuda partilerinin herhangi bir seçim hesabıyla hareket etmediğini söyledi. CHP ile organik ya da stratejik bir ittifak arayışında olmadıklarını, ancak mevcut iktidarı “yüzyılın felaketi” olarak gördükleri için AKP’ye karşı gelişen toplumsal itirazlara destek verdiklerini ifade etti. CHP yönetimini de eleştirdiklerini belirten Kıran, buna rağmen CHP tabanında yer alan yurtsever, Mustafa Kemalci unsurların desteklenmesini tarihsel bir sorumluluk olarak gördüklerini söyledi. HKP’nin meseleye milletvekilliği pazarlığı ya da seçim hesabı üzerinden değil, Türkiye’nin gidişatına dair bir görev duygusuyla yaklaştığını vurguladı. “İran saldırısı için uluslararası suç duyuruları yaptık” Kıran, İran’a yönelik saldırılar sonrası yalnızca sokakta değil, hukuki alanda da girişimlerde bulunduklarını anlattı. ABD Büyükelçiliği önünde protesto eylemi düzenlediklerini, İzmir’de NATO karargâhı önünde de benzer eylemler yapıldığını söyledi. Ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı’na başvurarak ABD’li ve İsrailli yetkililer hakkında savaş ve saldırı suçu işlendiği gerekçesiyle girişim başlattıklarını aktardı. Bu başvuruların sonucundan bağımsız olarak siyasi bir anlam taşıdığını belirten Kıran, eğer uluslararası mekanizmalar harekete geçmezse bunun da bu kurumların emperyalist güçlerden bağımsız olmadığını ortaya koyacağını savundu. Böylece hem hukuki hem siyasal düzlemde emperyalist saldırganlığın teşhir edilmesini amaçladıklarını söyledi. “Halklar umutsuzluğa kapılmasın; ikinci antiemperyalist kurtuluş savaşı da zafere ulaşacaktır” Programın kapanışında Kıran, tarihsel bir vurgu yaparak Türkiye halkına moral ve mücadele çağrısı yaptı. Birinci antiemperyalist kurtuluş savaşında Türk ve Kürt halklarının birlikte emperyalizmi yenilgiye uğrattığını hatırlatan Kıran, bugün de benzer bir ortak direnişin mümkün olduğunu savundu. “Ya istiklal ya ölüm” anlayışıyla mücadele eden hiçbir halkın yenilemeyeceğini söyleyen Kıran, sözlerini “Halkız, haklıyız, yeneceğiz” diyerek tamamladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Erdoğan: Türkiye, Filistin'in yanında olmayı sürdürecek Haber

Erdoğan: Türkiye, Filistin'in yanında olmayı sürdürecek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17. Geleneksel Büyükelçiler İftar Programı’nda yaptığı konuşmada Gazze’deki saldırılara, bölgesel gerilimlere ve Türkiye’nin dış politika vizyonuna değinerek Türkiye’nin hem diplomasi hem de insani yardım konusunda aktif rolünü sürdüreceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da düzenlenen 17. Geleneksel Büyükelçiler İftar Programı’nda yaptığı konuşmada Gazze’de yaşanan gelişmeler, bölgesel krizler ve Türkiye’nin dış politika yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze’de insani yardım girişlerinde ciddi sıkıntılar yaşandığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in sistematik saldırılarla Gazze halkını hedef aldığını belirterek, “Sadece son 5 ayda 640’ın üzerinde Gazzeli İsrail saldırılarında şehit oldu, 2 bine yakın masum insan yaralandı.” dedi. İsrail hükümetinin işgal ve yerleşim politikalarının Batı Şeria’da da sürdüğünü belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Ekim 2023’ten bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te bin 120’den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiğini, yaklaşık 12 bin kişinin yaralandığını söyledi. Batı Şeria’da yargısız infazlar, yıkımlar ve zorla yerinden etmelerin arttığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in uluslararası toplumun dikkatinin Gazze’den başka yerlere kaymasını fırsat bilerek iki devletli çözümü zayıflatmaya çalıştığını dile getirdi. Türkiye’nin Filistin halkının yanında olmaya devam edeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, dün olduğu gibi bugün de kardeş Filistin halkının yanındadır; Gazzeli mazlumlara maddi ve manevi tüm desteğini vermeyi sürdürecektir.” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Türkiye’nin dış politikasının yalnızca çıkar odaklı değil aynı zamanda değer odaklı olduğunu söyledi. Erdoğan, adil bir barışın herkes için kazanç olacağına inandıklarını belirterek, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın adil ve sürdürülebilir bir anlaşmayla sona erdirilmesini savunduklarını hatırlattı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan: "Asya ve Avrupa bağlantılarımızla modern İpek Yolu'nu canlandırıyoruz. Türkiye'den geçerek önce Kafkaslara, oradan da Hazar Denizi'ni aşarak Türkmenistan ve Kazakistan'ı takiben Pekin’e ulaşan Hazar geçişli Doğu-Batı Orta Koridor,… pic.twitter.com/Q652QYuEJu — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) March 9, 2026 Bölgedeki gerilimlere de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, hava saldırılarının İran’ın egemenliğini ihlal ettiğini ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirttiklerini söyledi. Aynı zamanda İran’ın Azerbaycan ve bazı Körfez ülkelerini hedef alan saldırılarını da tasvip etmediklerini ifade eden Erdoğan, bunun kardeş ülkeler arasında gerilimi artıracağını dile getirdi. Türkiye’ye yönelik balistik tehditlere de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geçen hafta ve bugün ülkemize doğru gelen balistik unsurlar vakitlice etkisiz hale getirilmiş, gerekli uyarılar İran tarafına açık şekilde iletilmiştir.” dedi. Konuşmasında Türkiye’nin küresel ulaşım ve ticaret projelerine de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasında stratejik bir köprü olduğunu vurguladı. Orta Koridor projesinin modern İpek Yolu’nun ana omurgasını oluşturduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’den başlayarak Kafkasya üzerinden Hazar Denizi’ni aşan ve Orta Asya’ya uzanan bu hattın öneminin giderek arttığını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca Kalkınma Yolu Projesi’nin bölgesel ticaret açısından önemli bir tamamlayıcı proje olduğunu ifade ederek, projenin hayata geçirilmesiyle daha geniş bir coğrafyanın birbirine bağlanacağını kaydetti.

Kabine toplantısı sona erdi: Erdoğan’ın açıklama yapması bekleniyor Haber

Kabine toplantısı sona erdi: Erdoğan’ın açıklama yapması bekleniyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen Kabine Toplantısı sona erdi. Yaklaşık 2,5 saat süren toplantının ardından Erdoğan’ın kamuoyuna açıklama yapması bekleniyor. Kabine toplantısında Türkiye’nin iç ve dış politikadaki önemli başlıkları masaya yatırıldı. Orta Doğu’daki savaş ana gündem maddesi Toplantının en önemli gündem başlıklarından biri ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan Orta Doğu’daki savaş oldu. Kabinede, bölgedeki gerilimin Türkiye’ye etkileri ve Ankara’nın yürüttüğü barış diplomasisi kapsamlı şekilde değerlendirildi. Ayrıca Gazze’deki insani durum, Suriye’deki gelişmeler ve bölgesel güvenlik riskleri de toplantıda ele alınan konular arasında yer aldı. Bakanlar sahadaki gelişmeleri aktardı Kabine toplantısında ilgili bakanlar sahadaki gelişmeler hakkında sunum yaptı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan son diplomatik girişimlere ilişkin bilgi verirken, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler bölgedeki askeri hareketlilik hakkında değerlendirmelerde bulundu. MİT Başkanı İbrahim Kalın ise sahadan gelen istihbarat raporlarını Kabine üyeleriyle paylaştı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar savaşın enerji arz güvenliğine etkilerini aktarırken, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya olası göç hareketlerine karşı alınan güvenlik önlemlerine ilişkin bilgilendirme yaptı. “Terörsüz Türkiye” süreci de görüşüldü Kabinenin iç gündeminde ise “Terörsüz Türkiye” hedefi kapsamında yürütülen çalışmalar yer aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan komisyonun çalışmalarının ardından atılacak yeni adımların ve yasal düzenlemelerin Kabine’de değerlendirildiği belirtildi. Emekli bayram ikramiyesi de gündemde Kabine toplantısında ayrıca yaklaşan Ramazan Bayramı öncesinde emeklilere verilecek bayram ikramiyesi de ele alındı. Bayramın 20 Mart’ta başlayacak olması nedeniyle ikramiye tutarı ve olası düzenlemelerin kısa süre içinde netleşmesi bekleniyor. Toplantının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kameraların karşısına geçerek alınan kararlarla ilgili açıklama yapması bekleniyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İsrail Ordusu'nda Türk vatandaş var mı? Haber

İsrail Ordusu'nda Türk vatandaş var mı?

Akalın, İsrail Ordusunda görev aldığı iddia edilen Türkiye ve diğer ülke vatandaşlarını Meclis Gündemine taşıdı. İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, İsrail ordusunda görev aldığı iddia edilen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile diğer ülke vatandaşlarının hukuki ve ahlaki sorumluluğunu gündeme taşıdı. Gazze Şeridi’nin uzun süredir yalnızca bombaların değil, hukukun ve insanlığın da hedef alındığı bir coğrafya hâline geldiğini ifade eden Akalın, İsrail’in Gazze’de Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesi defalarca ihlal ettiğini, sözde ateşkesten bu yana yaklaşık 600 kişinin yaşamını yitirdiğini söyledi. Ekim 2023’ten bu yana hayatını kaybedenlerin sayısının ise 72 bini aştığını belirten Akalın, binlerce sivilin öldürüldüğünü, hastanelerin, okulların ve altyapının sistematik biçimde hedef alındığını vurguladı. Bu tablo karşısında artık tek tek olayların değil, ortaya çıkan sonucun konuşulması gerektiğini ifade eden Akalın, yaşananların uluslararası hukuk bakımından son derece ağır sonuçlar doğurduğunu söyledi. Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar söz konusu olduğunda bireysel sorumluluğun esas olduğunu vurgulayan Akalın, “Emir aldım, üniforma giydim, mecbur kaldım” gibi gerekçelerin bu suçları ortadan kaldırmayacağını dile getirdi. Son dönemde kamuoyuna yansıyan ve resmî belgelere dayandığı belirtilen bilgilerin meselenin artık teorik bir tartışma olmadığını açıkça ortaya koyduğunu belirten Akalın, çok sayıda ülke vatandaşının İsrail Savunma Kuvvetleri bünyesinde aktif görev aldığına dair ciddi iddialar bulunduğunu ifade etti. Bu kişiler arasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve çifte vatandaşlık taşıyanların yanı sıra Özbekistan, Kazakistan ve diğer Müslüman ülkelerden yüzlerce kişinin de yer aldığına ilişkin verilerin kamuoyuna yansıdığını söyledi. Bu iddiaların görmezden gelinemeyecek bir ciddiyete ulaştığını belirten Akalın, şu sorunun kaçınılmaz hâle geldiğini ifade etti: “Bir devlet, kişilerin vatandaşlık bağını, uluslararası hukukun en ağır suçlarıyla ilgili ciddi şüpheler karşısında sorgulamadan sürdürebilir mi?” Bu yaklaşımın intikamcı değil, hukuk devleti olmanın zorunlu bir sonucu olduğunu vurgulayan Akalın, vatandaşlığın yalnızca bir aidiyet değil, aynı zamanda sorumluluk doğurduğunu dile getirdi. Akalın, bu sorumluluğun yalnızca Türkiye için değil, kendisini ümmet, adalet ve insanlık hakları söylemleriyle tanımlayan tüm Müslüman ülkeler için geçerli olduğunun altını çizdi. Bu aşamadan sonra sessizliğin ve tarafsızlığın hukuki ve ahlaki bir zaaf anlamına geleceğini ifade eden Akalın, söz konusu iddiaların mutlaka araştırılması, gerekli işlemlerin yapılması ve gerçeklerin kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.