SON DAKİKA

#Geçiş Dönemi

HABER DEĞER - Geçiş Dönemi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Geçiş Dönemi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eleştiriler sonrası Bakan Şimşek’ten yeni hamle: Emeklilere 10 bin TL’ye kadar destek gündemde Haber

Eleştiriler sonrası Bakan Şimşek’ten yeni hamle: Emeklilere 10 bin TL’ye kadar destek gündemde

Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi nedir? Planlanan modelde devlet, hanelerin toplam gelir ve servet durumunu dikkate alacak. Belirlenecek bir “geçim indeksi” ile hanenin mevcut geliri karşılaştırılacak. Eğer gelir, bu eşiğin altında kalıyorsa, aradaki fark her ay nakit destek olarak ödenecek. Emeklilere örnek: 10 bin TL destek Şamil Tayyar’ın verdiği örneğe göre; Hane geliri 20 bin TL, Devletin belirlediği geçim indeksi 30 bin TL olursa, Aradaki 10 bin TL fark, “sosyal maaş” olarak haneye yatırılacak. Bu kapsamda şartları uyan emeklilerin de sistemden yararlanabileceği belirtiliyor. Pilot uygulama yaz aylarında Yeni sistemin Haziran veya Temmuz 2026’da, 2–3 ilde pilot uygulama ile başlatılması planlanıyor. Geliri sonradan artan haneler ise sistemden otomatik olarak çıkarılacak. Amaç; bütçe disiplinini korurken dar gelirliyi enflasyona karşı korumak. Uzun vadeli hedef 2027 Ekonomi yönetiminin, ücretli ve maaşlı kesimler için kalıcı refah artışını 2027 başı itibarıyla sağlamayı hedeflediği aktarılıyor. Bu süreçte, geçiş dönemi için gelir tamamlayıcı desteklerin devrede olması planlanıyor. Kamu çalışanlarına yıl sonu paketi Tayyar ayrıca, kamu çalışanlarının maaş ve çalışma koşullarını kapsayan daha geniş bir reform paketinin de yıl sonuna doğru Meclis gündemine gelmesinin beklendiğini söyledi. Özetle; henüz resmileşmiş bir karar olmasa da, emekliler ve dar gelirli haneler için aylık 10 bin TL’ye varan ek destek sağlayabilecek yeni bir sosyal yardım modeli, yaz aylarında sahaya inmeye hazırlanıyor. En düşük emekli maaşının 20 bin lira olmasını öngören teklif, meclisten geçti. Kimse memnun değil. Sadece emekliler değil tüm dar ve sabit gelirliler, ekonomik zorluk yaşıyor. Ekonomi yönetimi, bütçe disiplinini bu yıl da bozmadan devam etmeyi, ücretli/maaşlı kesime yönelik… — Şamil Tayyar (@samiltayyar27) January 22, 2026

Ayhan Bilgen: Amerika Suriye’de kaosu değil, SDG’yi uzlaşmaya zorlayan bir dengeyi arıyor Haber

Ayhan Bilgen: Amerika Suriye’de kaosu değil, SDG’yi uzlaşmaya zorlayan bir dengeyi arıyor

Eski milletvekili Ayhan Bilgen, 15 Aralık 2025 Pazartesi akşamı Haber Global’de ekrana gelen Hilal Özdemir ile Mesele programında, “Trump Suriye’ye ne zaman saldıracak?” başlığının da içinde olduğu bölgesel gerilimleri değerlendirdi. Bilgen, DEAŞ’ın kuruluş dinamiklerinden ABD’nin bölgeden çekilme planlarına, SDG-Şam hattından İsrail-Netanyahu siyasetine kadar uzanan geniş bir çerçevede, “kısa vadeli operasyonel hamlelerle uzun vadeli stratejiyi” birbirinden ayırarak okunması gerektiğini vurguladı. “DEAŞ sosyolojisi yoksa, ‘dışarıdan kurgulanmış’ ihtimalini ciddiye almak gerekir” Bilgen, DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de kendiliğinden doğmuş bir “toplumsal taban” üzerine oturmadığını söyleyerek, “Bu kadar büyük silahlı örgütü doğuracak bir sosyoloji yok. Sosyoloji yoksa dışarıdan gelmiş, taşınmış, kurgulanmış, planlanmış bir ilişki biçimi üzerine odaklanmak lazım” dedi. Bu noktada “ilk kurgulayanlar” ile sonradan “faydalananları” ayırarak analiz yapılması gerektiğini belirtti. Bilgen’in çerçevesinde İran’ın bazı alanlarda DEAŞ varlığından “denge unsuru” olarak yarar devşirebilse bile, “o coğrafyada DEAŞ gibi bir yapının olmasını isteyen öznelerin daha çok bölge dışı özneler” olduğu vurgusu öne çıktı. Bilgen ayrıca, El-Hol kampı gibi alanlarda yaşanan insani krizi hatırlatarak, DEAŞ’ın hem “İslam’a fatura edilerek İslamofobiyi besleyen kullanışlı bir aparat” haline getirildiğini hem de on binlerce kadın ve çocuğun yıllardır kamplarda yaşadığı “büyük bir insanlık dramı” yarattığını ifade etti. “ABD’nin çekilmesi ‘arkasına bakmadan gitmek’ değildir; Ortadoğu’da süreç yönetimiyle olur” Bilgen’e göre ABD’nin Ortadoğu’daki ağırlık merkezini eskisi gibi tutma eğilimi zayıflıyor; ancak çekilme, “ne gününüz varsa görün” diyerek gerçekleşecek bir kopuş değil. “Çıkmak dediğiniz şey şapkasını alıp arkasına bakmadan… diyebileceği bir yer değil” sözleriyle Washington’un, çıkarlarını koruyacak bir “geçiş ve süreç yönetimi” arayacağını savundu. Bu süreçte bölgedeki müttefikliklerin ve “kullanışlı aparat” ilişkilerinin çok hızlı değiştiğini; İsrail’in pozisyonundan Körfez başlıklarına kadar birçok dosyada ABD’nin “yan aparatlar” ile “asıl stratejiyi” ayırarak ilerlediğini söyledi. Bilgen’in bu bölümdeki temel iddiası şuydu: ABD, Suriye’de ne “tam hegemon/egemen” bir Şam yönetimi ister ne de sınırsız bir istikrarsızlığa yatırım yapar. “Kontrollü kaos”un kısa vadede operasyonel işlere yarayabileceğini kabul etmekle birlikte, orta-uzun vadede kaotik bir yapının ABD için “verimli bir siyaset zemini” oluşturmayacağını belirtti. “Washington’un yeni hattı SDG’yi uzlaşmaya zorlamak; bu da Türkiye için ‘tarihi bir fırsat’ yaratıyor” Bilgen, önümüzdeki günlerde provokatif eylemler olsa bile ABD’nin tercihinin, SDG’yi uzlaşmaya zorlayıp Şam yönetimini “sürdürülebilir bir stabil duruma” yönelten bir çerçeve olacağını söyledi. Bu noktada “Bu da Türkiye için tarihi bir fırsattır” ifadesini kullandı ve Türkiye’nin, ABD’nin çekilme arzusunda “en güçlü rol üstlenebilecek aktör” olduğunu savundu. Bilgen, bunun “menfaatler mutlak örtüşüyor” anlamına gelmediğini özellikle not etti; ancak İran-Körfez gerilimi, bölgesel rekabet ve sahadaki kapasite kıyasları nedeniyle Türkiye’nin elindeki kozların daha etkili olabileceğini belirtti. “SDG, ‘reel gücün nüfus olduğunu’ görerek Esadlı geçiş dönemi illüzyonundan çıkmalı” Bilgen, “Esad’la geçiş dönemi” diye tarif ettiği süreçte bazı aktörlerin geçici kazanımları “kalıcı sanma” riskine dikkat çekti. SDG açısından temel kırılma olarak, Suriye’de çoğunluğun Sünni Araplar olduğunu ve bunun merkezi yönetim denklemine yansıyacağını vurguladı. “Reel güç nüfustur” diyerek, demokratik bir uzlaşı hedefleniyorsa hak ve özgürlüklerin güvenceye alınmasının demografik gerçeklikle uyumlu bir siyasal mimari gerektirdiğini savundu. Bu çerçevede Bilgen, Türkiye’nin “Suriye Kürtlerini peşinen tehdit/düşman görmediğini”, tersine “merkezi yönetimle entegre bir pozisyon” istediğini söyledi; fakat Türkiye’nin Astana sürecinde şekillenen çıtayı “daha aşağıya indirme ihtimali olmadığını” da ekledi. Bilgen’in okumasında, SDG’nin şartları “zorlama” stratejisi bölge ülkelerinde ters bir ittifak doğurabilir; bu da Kürt yurttaşların (ve diğer dezavantajlı grupların) kazanımlarını daha kırılgan hale getirebilir. “Antisemitizm reddedilmeli; ama siyonizmle de hesaplaşılmadan bölgede barış dili kurulamaz” Programın ilerleyen dakikalarında Bilgen, İsrail siyasetinin bölgedeki gerilimi derinleştiren başlıklarına değinerek, yaklaşımın “asla Yahudi karşıtlığına” sürüklenmemesi gerektiğini açık bir dille söyledi. “Sivil insanlar var” vurgusuyla, Netanyahu’nun politikalarının bedelinin dünyanın hiçbir yerinde Yahudi yurttaşlara ödetilmemesi gerektiğini belirtti. Ancak aynı anda, “dünya antisemitik her türlü yaklaşımla yüzleşmeli ama siyonizmle de hesaplaşmalı” diyerek, önleyici müdahale iddiasıyla başka ülkelerin egemenlik haklarını hedef alan siyasetin normalleştirilemeyeceğini savundu. Bilgen ayrıca, Kürtlerin İsrail’le kurulacak bir ilişkinin “aktörü” haline gelmemesi gerektiğini; aksi halde bölge halklarının öfkesinin Kürt yurttaşlara da yönelebileceğini söyledi ve “Netanyahu’ya karşı tavır koyma konusunda netleşme” çağrısı yaptı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.