SON DAKİKA

#Gençler

HABER DEĞER - Gençler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gençler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Bakan Bak'a: "Sürpriz yapabiliriz deme, kazanacağız diyeceksin" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Bakan Bak'a: "Sürpriz yapabiliriz deme, kazanacağız diyeceksin"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri kapsamında Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde milli sporcular ve gençlerle bir araya geldi. Canlı yayınlanan programda, Türk sporunun geleceği ve uluslararası turnuvalardaki hazırlık süreçleri ele alınırken kameralara neşeli ve iddialı anlar yansıdı. Bakan Bak turnuva favorilerini sıraladı Programın ilerleyen bölümlerinde söz alan Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Türkiye'nin katılım sağlayacağı Dünya Kupası organizasyonundaki rakipleri ve şampiyonluk şansını değerlendirdi. Güçlü futbol ekollerine dikkat çeken Bakan Bak, "İspanya şu an oldukça iyi durumda, öte yandan Arjantin var, Fransa var ama biz de turnuvada bir sürpriz yapabiliriz" şeklinde konuştu. "Kazanacağız" vurgusu salondan büyük alkış aldı Bakan Bak'ın bu ihtiyatlı yaklaşımı üzerine araya giren Cumhurbaşkanı Erdoğan, hedeflerin her zaman zirve olması gerektiğine dikkat çeken net bir uyarıda bulundu. Bakan Bak'a dönerek inanç aşılayan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Sürpriz yapabiliriz deme! Kazanacağız diyeceksin..." Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın motivasyon ve kararlılık içeren bu hamlesinin ardından salonda bulunan milli sporcular ve gençler alkış tufanı kopardı. Kısa sürede sosyal medya ve spor kamuoyunun da gündemine oturan bu diyalog, ay-yıldızlı ekibin şampiyona öncesi vizyonunu net bir şekilde ortaya koydu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

AB destekli projede CANİKMAN sahnede Haber

AB destekli projede CANİKMAN sahnede

Samsun’un Canik ilçesinde gerçekleştirilen “Employment 5.0 İstihdam ve Dijital Girişimcilik” projesi kapsamında dikkat çeken etkinliklere imza atıldı. Avrupa Birliği destekli projede, Türkiye’nin nüfusa kaydedilen ilk insansı robotu CANİKMAN, gençlere teknoloji ve eğitim çalışmaları hakkında bilgi verdi. Canik Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsü’nde düzenlenen programda, yapay zeka, dijital girişimcilik ve siber güvenlik gibi alanlarda uygulamalı eğitimler gerçekleştirildi. Türkiye’nin 12 farklı ilinden gelen gençler, kampüste yürütülen atölye çalışmalarına katıldı. “Bilim ve teknoloji seferberliği sürüyor” Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, projeyle gençlerin teknoloji alanında donanımlı bireyler olarak yetişmesini hedeflediklerini belirtti. Sandıkçı, “Teknolojiye yön veren, hayal eden ve üreten bir gençlik için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi. Proje kapsamında gençlerin 4 gün boyunca alanında uzman isimlerle bir araya geldiğini ifade eden Sandıkçı, uygulamalı eğitimlerle dijital yetkinliklerin artırılmasının amaçlandığını vurguladı. CANİKMAN ve Akıncı TİHA ilgi odağı oldu Program süresince gençler, kampüs içerisindeki atölye ve keşif alanlarını inceleme fırsatı buldu. Etkinlikte yer alan insansız hava aracı Bayraktar Akıncı ve CANİKMAN, katılımcıların yoğun ilgisini gördü. Gençler, etkinlik sonunda hem teknolojik araçlarla hem de insansı robot CANİKMAN ile hatıra fotoğrafı çektirdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Erdoğan’dan Formula 1 mesajı: Türkiye’nin dönüşü şampiyonaya değer katacak Haber

Erdoğan’dan Formula 1 mesajı: Türkiye’nin dönüşü şampiyonaya değer katacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Formula 1 Türkiye GP Tanıtım Programı’nda yaptığı açıklamada, Türkiye’nin yeniden Formula 1 takvimine dahil edilmesinin büyük değer taşıdığını söyledi. “İstanbul Park yeniden sahnede” Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Park’ın 2027-2031 yılları arasında 5 sezon boyunca yarışlara ev sahipliği yapacağını açıkladı. Türkiye’nin geçmişte Formula 1 organizasyonlarında önemli bir tecrübe kazandığını belirten Erdoğan, bu sürecin yeniden başlayacak olmasının heyecan verici olduğunu ifade etti. Türkiye’nin Formula 1 geçmişi vurgulandı 2005-2011 yılları arasında 7 yarışa ev sahipliği yapan Türkiye, pandemi döneminde 2020 ve 2021 yıllarında da takvime dahil edilmişti. Böylece Türkiye toplamda 9 kez Formula 1 yarışlarına ev sahipliği yaptı. Özellikle 2005 yılındaki ilk yarışın 110 bini aşkın seyirciyle Cumhuriyet tarihinin rekorlarından birine imza attığı hatırlatıldı. “Türkiye güçlü organizasyon kabiliyetine sahip” Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Formula 1’e yeniden dahil edilmesini ülkenin organizasyon gücüne duyulan güvenin bir göstergesi olarak değerlendirdi. Erdoğan, “Türkiye olarak bu güveni boşa çıkarmayacak, her açıdan kusursuz bir organizasyonla yarışlara ev sahipliği yapacağız” dedi. Motor sporlarında yeni dönem Türkiye’nin Formula 1 ile ortaklığının önümüzdeki yıllarda daha da güçleneceğini belirten Erdoğan, motor sporlarına olan ilginin özellikle gençler arasında hızla arttığını ifade etti. Uzmanlara göre, Formula 1’in yeniden Türkiye’ye gelmesi hem turizm hem de spor ekonomisi açısından önemli katkılar sağlayacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Doç. Dr. Zeliha Bürtek: Çocuklar yetişkinlerin yapamadığını yapıyor Haber

Doç. Dr. Zeliha Bürtek: Çocuklar yetişkinlerin yapamadığını yapıyor

Toplumdaki çürümenin ilk olarak sokak hayvanlarıyla kurduğu ilişki sırasında görünür hale geldiğini anlatan Bürtek, artık Türkiye’de insanların birbirine güvenmediğini, kurumların çözüm üretmediğini ve toplumun ortak bir duygu etrafında buluşamadığını söyledi. Doç. Dr. Zeliha Bürtek, sosyal çürüme kavramını ilk kez sokak hayvanlarıyla ilgili çalışmaları sırasında fark ettiğini belirtti. Yaklaşık on yıldır hayvanlarla ilgili gönüllü çalışmalar yürüttüğünü anlatan Bürtek, mahallede, üniversitede ve belediyelerde karşılaştığı insan ilişkilerinin kendisini bu sonuca götürdüğünü söyledi. “Sosyal çürüme sokakta başladı” Bürtek, sokak hayvanları üzerinden toplumun her kesimiyle temas ettiğini belirterek, “Hayvanlarla ilişki kurduğunuzda belediyeyle, üniversiteyle, mahalleyle, esnafla, herkesle muhatap oluyorsunuz. Orada insanların iyilik karşısındaki tuhaf, baskılanmış ve sorunlu haliyle karşılaşıyorsunuz. Ben sosyal çürümeyi ilk kez burada gördüm” dedi. Sokakta yaşananların teorilerle açıklanamayacağını savunan Bürtek, akademide yapılan tartışmaların gündelik hayatın gerçekliğinden uzak olduğunu söyledi. Sosyal çürümenin, bir kuramın ya da ithal edilmiş kavramların değil, doğrudan yaşanan hayatın sonucu olduğunu ifade etti. “Türkiye’deki durumu Batı’nın kavramları açıklamıyor” Doç. Dr. Zeliha Bürtek, Türkiye’de yaşananların sıklıkla “anomi” gibi Batı merkezli kavramlarla açıklanmaya çalışıldığını ancak bunun gerçeği yansıtmadığını söyledi. Bürtek, “Bizde haklarıyla var olan bir birey de yok, ona karşılık veren bir kamu da yok. Bu yüzden Batı’daki toplumsal çözülme kavramlarını Türkiye’ye getirip yapıştırmak hiçbir şeyi açıklamıyor” diye konuştu. Bürtek’e göre Türkiye’de insanlar haklarıyla değil, yalnızca kimlikleriyle kamusal alanda var olmaya çalışıyor. Kadınların, öğretmenlerin ve farklı toplumsal kesimlerin haklarını almak için mücadele ettiğini belirten Bürtek, bu nedenle yaşanan sorunun yalnızca bir “kuşak çatışması” olarak görülemeyeceğini vurguladı. “Çocuklar asosyal değil, yetişkinlere had bildiriyor” Canlı yayının en dikkat çeken bölümlerinden biri, Doç. Dr. Zeliha Bürtek’in çocuklar ve gençler üzerine yaptığı değerlendirmeler oldu. Bürtek, çocukların içine kapanık ya da ilgisiz olmadığını, tam tersine yetişkinlerin kurduğu bozuk düzenin farkında olduklarını söyledi. “Çocuklar her şeyi görüyor. Anne ile baba arasındaki gerilimi, evdeki yoksulluğu, iş hayatındaki çıkmazı, televizyondaki şiddeti, siyasetteki dili görüyor. Bu yüzden çocuklar artık asosyal değil; tam tersine, yetişkinlerin yapamadığını yapan bir noktaya geldiler” diyen Bürtek, son dönemde gençlerin ve çocukların öfkesini de bu çerçevede değerlendirdi. Bürtek’e göre çocuklar bugün ailelerine, okula ve topluma “kendinize gelin” mesajı veriyor. Ancak yetişkinlerin suskunluğu nedeniyle bu mesaj giderek daha sert bir biçimde ortaya çıkıyor. “Yetişkin rica ediyor, çocuk bağırıyor” Toplumun suskunluğunun da sosyal çürümeyi derinleştirdiğini söyleyen Bürtek, insanların sansür, baskı ve gelecek kaygısı nedeniyle konuşamadığını belirtti. Bu nedenle yetişkinlerin acısını ve öfkesini “rica eden” bir dilin içine hapsettiğini savundu. “Acıyan bir insan rica etmez, bağırır. Ama bugün yetişkin bağırmıyor; rica ediyor, dolaylı konuşuyor, susuyor. Çocuk ise rica etmiyor. Çocuk bağırıyor, küfrediyor, tepki gösteriyor” ifadelerini kullanan Bürtek, son dönemde öğrencilerin ve gençlerin öne çıktığı protestoların da bu nedenle yaşandığını söyledi. Doç. Dr. Zeliha Bürtek, gençlerin ideolojik değil, özgürlük ve saygı arayışıyla hareket ettiğini savunarak, “Bu çocuklar kendi giyimlerinin, kimliklerinin, yaşam tarzlarının saygı gördüğü bir toplum istiyor” dedi. “Asıl sorun çocuklar değil, yetişkinlerin kaybettiği dünya” Bürtek, çocukların suçla, şiddetle ya da sosyal medyayla açıklanmasının yanlış olduğunu söyledi. Ona göre asıl problem, çocukların içinde büyüdüğü yetişkin dünyasının çökmesi. Ailelerin ekonomik baskı, işsizlik, güvencesizlik ve bozulmuş ilişkiler içinde yaşamaya çalıştığını belirten Bürtek, “Duygusal olarak çökmüş ebeveynler çocuk yetiştirmeye çalışıyor. Çocuklar da bunu görüyor. Bu yüzden çocukların yaşadığı kriz, yetişkinlerin krizinden bağımsız değil” dedi. Özellikle son dönemde çocuklar için “suça meyilli” gibi kavramların kullanılmasını eleştiren Bürtek, asıl sorulması gereken sorunun çocukların nasıl bu noktaya geldiği olduğunu ifade etti. “Okula polis koymak çözüm değil” Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in okullarda yeni güvenlik tedbirleri alınacağı yönündeki açıklamalarının ardından okullara polis ve güvenlik görevlisi yerleştirilmesinin tartışıldığını hatırlatan Bürtek, bunun gerçek çözüm olmadığını söyledi. “Devlet sürekli kontrol aktörlerini artırıyor. Okula polis, jandarma, güvenlik görevlisi koyuyor. Ama çocuğun yetişmesi için gereken öğretmen, aile, güven ve kültür ortamı yok. Sahte bir güven yaratılıyor” diyen Bürtek, eğitimin ve toplumsal güvenin yeniden inşa edilmesi gerektiğini vurguladı. “Toparlanmanın ilk adımı eğitim” Doç. Dr. Zeliha Bürtek’e göre toplumsal toparlanmanın ilk adımı eğitim sisteminin yeniden kurulması. Bürtek, sürekli değiştirilen eğitim sisteminin hem çocukları hem de aileleri büyük bir belirsizliğe sürüklediğini söyledi. “Çocuklar daha anaokulundan itibaren karmaşık bir sistemin içine giriyor. Üniversiteler de bitmiş durumda. Sayıyı artırdılar ama niteliği düşürdüler. Eğer bu toplumun yeniden toparlanması isteniyorsa, önce eğitimden başlanmalı” ifadelerini kullandı. Bürtek, yalnızca eğitimin değil, kültürün de çöktüğünü savunarak, toplumun geçmişle bağını kaybettiğini söyledi. Türkçe’nin, edebiyatın, mahalle kültürünün ve ortak yaşam pratiklerinin yok olduğunu belirten Bürtek, “Bugün insanların birbirine bağı var ama ilişkisi yok. Birbirlerini görüyorlar ama tanımıyorlar” dedi. “Ankara kaygı taşımıyor” Canlı yayının sonunda Haber Değer Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Özmen’in “Devlet kurumlarında ve siyasi partilerde büyük bir yorgunluk görüyorum” sözleri üzerine konuşan Bürtek, asıl sorunun yorgunluk değil, kayıtsızlık olduğunu söyledi. “Kaygılanmayan bir Ankara var. Bu kadar kadın cinayeti, çocukların yaşadığı şiddet, sokak hayvanlarının öldürülmesi karşısında ortak bir dil kurmayan bir devlet var. Eğer gerçekten kaygıları olsaydı, farklı siyasi görüşlerden herkes aynı meselelerde ortak bir ses çıkarırdı” diyen Bürtek, Türkiye’de asıl tartışılması gereken meselenin devletin toplum için nasıl bir gelecek tasarladığı olduğunu söyledi. Doç. Dr. Zeliha Bürtek, “Biz neden sürekli birbirimize soru soruyoruz? Asıl soruyu devlete sormamız gerekiyor. Böyle bir toplumla nasıl bir gelecek kurulmak isteniyor?” diyerek sözlerini tamamladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kahramanmaraş katliamında kan donduran ayrıntı: Saldırının planını 11 Nisan’da yapmış Haber

Kahramanmaraş katliamında kan donduran ayrıntı: Saldırının planını 11 Nisan’da yapmış

Kahramanmaraş’ta bir lisede yaşanan ve 16 yaşındaki bir öğrencinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan saldırıya ilişkin soruşturmada çarpıcı detaylara ulaşıldı. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, saldırıyı gerçekleştiren failin evinde yapılan aramada bilgisayar, cep telefonu ve diğer dijital materyallere el konulduğu belirtildi. Dijital materyallerde 11 Nisan tarihli belge bulundu Başsavcılığın açıklamasına göre, failin bilgisayarında yapılan incelemelerde 11/04/2026 tarihli bir belgeye ulaşıldı. Belgede, failin “yakın dönemde büyük bir eylem gerçekleştireceğine” ilişkin ifadeler yer aldı. Soruşturma dosyasına giren bu belgenin, saldırının günler öncesinden planlandığına işaret ettiği değerlendiriliyor. Yetkililer, failin dijital materyallerinde saldırının ayrıntılarına ilişkin notlar ve çeşitli aramalar da tespit edildiğini aktardı. İncelemelerde failin son dönemde şiddet içerikli içeriklerle yoğun biçimde ilgilendiği, sosyal medya ve dijital platformlarda benzer olaylara ilişkin araştırmalar yaptığı da öne sürüldü. Başsavcılık: Terör bağlantısına ilişkin bulgu yok Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı, mevcut deliller doğrultusunda saldırıya ilişkin herhangi bir terör bağlantısının tespit edilemediğini açıkladı. Açıklamada, “Mevcut deliller itibariyle eyleme ilişkin herhangi bir terör bağlantısı tespit edilememiş olup, eylemin failin bireysel olarak gerçekleştirdiği bir eylem olduğu ön kanaatine varılmıştır” denildi. Soruşturmayı yürüten savcılık ve emniyet birimleri, failin dijital geçmişi ile sosyal çevresini ayrıntılı biçimde incelemeye devam ediyor. Özellikle saldırının planlanma süreci, failin kimlerle temas kurduğu ve dijital platformlardaki faaliyetleri üzerinde duruluyor. Dijital platformlar ve sosyal medya hesapları inceleniyor Soruşturma kapsamında failin kullandığı sosyal medya hesapları ile mesajlaşma uygulamalarındaki yazışmalar da mercek altına alındı. Yetkililer, saldırının tamamen bireysel saiklerle mi gerçekleştirildiği, yoksa failin çevrimiçi platformlardan etkilenip etkilenmediğinin araştırıldığını belirtiyor. Uzmanlar ise son dönemde gençler arasında şiddet içerikli dijital içeriklerin yaygınlaşmasının, benzer olaylar üzerindeki etkisinin daha ciddi biçimde ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Eğitimciler ve psikologlar, okullarda psikolojik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve risk taşıyan davranışların erken tespit edilmesi gerektiğini vurguluyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Gençler bu mesleğe akın ediyor! Haber

Gençler bu mesleğe akın ediyor!

Son dönemde yapılan maaş düzenlemeleri ve çalışma saatlerine ilişkin yeni uygulamalar, çarşı ve mahalle bekçiliğine olan ilgiyi artırdı. Özellikle gençler arasında yeniden popüler hale gelen meslek, sağladığı gelir ve kamu güvencesiyle dikkat çekiyor. Maaşlar 66 bin liraya kadar yükseldi 2025 yılında yaklaşık 56 bin lira seviyesinde olan bekçi maaşları, 2026 yılı zamlarının ardından 66 bin 558 liraya kadar çıktı. Yapılan artışlar, mesleğin tercih edilme oranını doğrudan etkiledi. Çalışma saatleri yeniden düzenlendi Yeni düzenlemeye göre bekçilerin haftalık çalışma süresi 40 saat olarak belirlenirken, ihtiyaç halinde bu süre 56 saate kadar çıkabiliyor. Görevler genellikle gece saatlerinde başlıyor ve sabaha kadar devam ediyor. Olağanüstü durumlarda ise gündüz saatlerinde de görev verilebiliyor. Görevler ekip halinde yürütülüyor Bekçiler sahada genellikle en az iki kişilik ekipler halinde görev yapıyor. Deneyimli personelin ekip başı olduğu sistemde, devriye faaliyetleri belirli bölgelerde düzenli olarak sürdürülüyor. Yetkileri sınırlı, görev alanları belirli Bekçilerin yetkileri belirli sınırlar içinde kalıyor. Şüpheli durumlarda dış kontrol yapabilen bekçiler, araçların kapalı bölümlerine müdahale edemiyor. Görev alanları ise çoğunlukla şehirlerin merkezi ve yoğun bölgelerinde bulunuyor. Artan maaş, düzenli çalışma sistemi ve kamu güvencesi, bekçiliği yeniden gençler için öne çıkan mesleklerden biri haline getiriyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Asya yükseliyor, Avrupa duraklıyor mu? Hidayet Muslu’dan çarpıcı analiz Haber

Asya yükseliyor, Avrupa duraklıyor mu? Hidayet Muslu’dan çarpıcı analiz

Haber Değer Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Özmen’in sorularını yanıtlayan Türkiye Ziraatçiler Derneği Genel Başkanı Hidayet Muslu, küresel güç dengelerinin Asya lehine değiştiğini belirtti. Muslu, özellikle son yıllarda bilimsel üretim, patent sayıları ve nüfus avantajı üzerinden Asya’nın öne çıktığını ifade ederken, Türkiye’nin üretim ve eğitim politikalarını yeniden yapılandırması gerektiğine dikkat çekti. Asya bilimsel patlama yaşıyor, patent üretiminde zirveye çıktı Muslu, son 20 yılda özellikle Çin, Hindistan, Güney Kore ve Japonya’nın bilimsel üretimde büyük bir sıçrama yaptığını söyledi. 2024 ve 2025 verilerine dikkat çeken Muslu, dünya patent üretiminin yaklaşık yüzde 90’ının Asya tarafından gerçekleştirildiğini ifade etti. Avrupa’nın bu alanda ciddi bir gerileme yaşadığını belirten Muslu, bu tabloyu “somut bir bilimsel güç kayması” olarak değerlendirdi. Avrupa’nın zenginliği durağanlığa dönüştü Muslu’ya göre Avrupa, son 300 yılda ekonomik ve kültürel açıdan dünyaya yön veren bir merkezdi. Ancak zamanla elde edilen refahın toplumlarda durağanlığa yol açtığını belirtti. Nüfus artışının sınırlı olması, nitelikli iş gücü kaybı ve üretim dinamiklerinin zayıflaması Avrupa’nın rekabet gücünü düşüren başlıca faktörler arasında gösterildi. Asya’nın avantajı: Nüfus, eğitim ve planlı üretim Asya’nın yükselişinde en önemli etkenlerden birinin nüfus gücü olduğunu vurgulayan Muslu, dünya nüfusunun büyük bölümünün bu kıtada yaşadığını hatırlattı. Bu durumun hem iç pazar hem de üretim gücü açısından büyük avantaj sağladığını ifade etti. Ayrıca Asya’nın ekip çalışmasına dayalı mühendislik anlayışı ve ihtiyaç odaklı eğitim modeliyle fark yarattığını dile getirdi. Türkiye köprü ülke ama yönünü yeniden tanımlamalı Türkiye’nin coğrafi ve doğal kaynaklar açısından büyük avantajlara sahip olduğunu belirten Muslu, buna rağmen ekonomik ve kültürel ilişkilerde ağırlığın Avrupa’ya yöneldiğini söyledi. Türkiye’nin hem Asya hem Avrupa ile dengeli ilişkiler kurarak stratejik konumunu daha etkin kullanması gerektiğini vurguladı. “Türkiye üretim toplumundan tüketim toplumuna kaydı” Muslu, Türkiye’de üretim yerine tüketim odaklı bir yapının öne çıktığını belirterek, bunun en somut örneklerinden birinin tarım ürünlerindeki fiyat farkları olduğunu söyledi. Antalya’da 4 liraya alınan bir ürünün İstanbul’da 44 liraya ulaşmasının, planlama ve lojistik sorunlarını ortaya koyduğunu ifade etti. Çözüm: Eğitim, planlama ve üretim odaklı dönüşüm Türkiye’nin yeniden üretim toplumu haline gelmesi için eğitimin baştan aşağı yenilenmesi gerektiğini vurgulayan Muslu, eğitim sisteminin doğrudan üretim ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi gerektiğini söyledi. Doğal kaynakların doğru kullanımı, nitelikli iş gücü yetiştirilmesi ve merkezi planlama anlayışının güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Gençler için kritik uyarı: “Hayaller üretimle buluşmalı” Muslu, gençlerin geleceğinin eğitim ve üretim politikalarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ifade ederek, tarım ve üretim alanlarının yeniden cazip hale getirilmesi gerektiğini söyledi. “Bir genç ‘toprakla üretim yaparak mutlu olacağım’ diyorsa, o toplumun geleceği güçlüdür” diyen Muslu, gençlerin hayallerinin doğru politikalarla desteklenmesi gerektiğini vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Dağlarda altın değerinde meslek: Atla çift sürenler aylık 180 bin TL kazanıyor Haber

Dağlarda altın değerinde meslek: Atla çift sürenler aylık 180 bin TL kazanıyor

Türkiye’nin incir ve zeytin üretimiyle öne çıkan Aydın’da baharın gelişiyle birlikte tarlalarda yoğun bir mesai başladı. Bölgedeki birçok arazinin sarp ve eğimli olması nedeniyle traktör gibi modern tarım makineleri kullanılamıyor. Bu nedenle üreticiler toprağı işlemek için yüzyıllardır kullanılan karasaban ve atlı yöntemlere başvuruyor. Zorlu ve emek isteyen bu iş ise son dönemde dikkat çeken bir gelir kapısına dönüşmüş durumda. Traktörün giremediği yerlerde karasaban devreye giriyor Aydın’ın özellikle dağlık bölgelerinde bulunan incir ve zeytin bahçelerinde toprağın zamanında sürülmesi büyük önem taşıyor. Toprağın nemini kaybetmeden işlenmesi, ürün verimliliğini doğrudan etkiliyor. Ancak arazi yapısının oldukça dik ve engebeli olması modern makinelerin kullanımını neredeyse imkânsız hale getiriyor. Bu nedenle üreticiler atları karasabana koşarak geleneksel yöntemlerle çift sürmeye devam ediyor. Günlük kazanç 6 bin liraya kadar çıkıyor Bölgede çift sürerek çalışan üreticiler, yaptıkları işin hem fiziksel olarak zor hem de ciddi deneyim gerektirdiğini söylüyor. Ancak bu zorlu mesai önemli bir gelir de sağlıyor. Bölge sakinlerinden Atilla Özkan’a göre iki ata sahip ve çift sürme konusunda deneyimli bir kişi günlük yaklaşık 6 bin lira yevmiye ile çalışabiliyor. Bu da ay boyunca düzenli çalışan bir üretici için aylık yaklaşık 180 bin lira gelir anlamına geliyor. Zor iş olduğu için gençler ilgi göstermiyor Yüksek kazancına rağmen karasabanla çift sürmek kolay bir iş olarak görülmüyor. Saatler süren ağır fiziksel çalışma, sıcak hava koşulları ve dağlık arazide çalışmanın zorluğu birçok kişinin bu mesleğe yönelmesini zorlaştırıyor. Bölgedeki deneyimli çiftçiler, bu nedenle özellikle genç kuşakların bu işi tercih etmediğini ifade ediyor. Usta sayısı azalıyor Gençlerin mesleğe ilgi göstermemesi nedeniyle karasabanla çift sürmeyi bilen kişi sayısı giderek azalıyor. Bu durum ise işi sürdüren az sayıdaki üretici için mesleğin değerini artırıyor. Bölgedeki çiftçiler, “Çalışana her zaman ekmek var” diyerek zorlu ama kazançlı bu mesleğin devam etmesi gerektiğini vurguluyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.