Afganistan’da Kadınlar ve Gençler Sessizlik Altında Mücadele veriyor
Yazının Giriş Tarihi: 26.04.2026 09:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.04.2026 09:19
15 Ağustos 2021’de Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban, aradan geçen yıllara rağmen yalnızca bir iktidar değişimi değil, aynı zamanda bir toplumun kaderini kökten değiştiren bir dönemin başlangıcı oldu. İlk günlerde istikrar vegüvenlik söylemleriyle kendini meşrulaştırmaya çalışan bu yönetim, zamanla özellikle temel hak ve özgürlükler konusunda ciddi tartışmaların odağına yerleşti.
Cumhuriyet döneminde görev yapmış polisler, askerler ve kamu çalışanlarının hedef alınması, yüzlerce insanın hayatını kaybetmesi ve hayatta kalanların ülkeyi terk etmek zorunda kalması, yeni dönemin ne denli sert başladığını gösteriyordu. Bu süreç sadece bir rejim değişikliği değil aynı zamanda bir tasfiye ve korku atmosferinin inşasıydı.
Taliban’ın yönetimi altında en ağır darbeyi ise kadınlar ve kız çocukları aldı. Kadınların çalışma hayatından büyük ölçüde dışlanması, kız çocuklarının eğitim hakkının ilkokul seviyesine kadar sınırlandırılması ve üniversitelerden men edilmeleri, bir neslin geleceğinin sistematik biçimde karartılması anlamına geliyor. Bugün Afganistan’da milyonlarca kız çocuğu okula gidemiyor, erken yaşta evlilikler ve aile içi şiddet vakalarında gözle görülür bir artış yaşanıyor. Bu tablo sadece bireysel trajediler değil, aynı zamanda toplumsal çöküşün de habercisidir.
Öte yandan Taliban yönetimi, aradan geçen yıllara rağmen ne bir seçim yapma niyetinde ne de halkın iradesine başvuracak bir referandum planı içerisinde bu durum, yönetimin meşruiyetinin halktan değil, güçten beslendiğini açıkça ortaya koyuyor.
Ancak tüm bu karanlık tablo içinde sıkça dile getirilen bir gerçek de var: Savaşın azalması. 2021 öncesinde ülke genelindeki bombalı eylemler ve intihar saldırılarının büyük çoğunluğunun Taliban tarafından gerçekleştirildiği biliniyor. Bugün bu tür saldırıların büyük ölçüde sona ermiş olması, bazı kesimler tarafından istikrar olarak yorumlanıyor. Fakat burada sorulması gereken temel soru şu Şiddetin kaynağı olan bir yapının, şiddeti durdurması gerçekten bir kazanım mıdır, yoksa sadece kontrolün el değiştirmesi midir?
Geçmişte yaşanan saldırılar, Afganistan halkının hafızasında derin yaralar bırakmaya devam ediyor. Kabil’de düzenlenen bombalı saldırılar, ambulansla gerçekleştirilen katliamlar, dini törenlere yönelik saldırılar ve otel baskınları… Tüm bu olaylar binlerce masum insanın hayatına mal oldu. Bu saldırıların birçoğunun sorumluluğunu üstlenen Taliban’ın bugün ülkeyi yönetiyor olması, adalet duygusunu zedeleyen en büyük çelişkilerden biri olarak karşımızda duruyor.
Peki, uluslararası toplum ve siyasi liderler neden bu tablo karşısında çoğu zaman sessiz kalıyor? Bu sorunun yanıtı, büyük ölçüde jeopolitik çıkarlar, yorgunluk ve Afganistan dosyasının kapanmış olduğu algısında yatıyor olabilir mi? Ancak gerçek şu ki, Afganistan’da yaşananlar ne bitmiş ne de unutulmuş durumda. Taliban’ın geleceği, yalnızca kendi politikalarıyla değil Afganistan halkının direnci, uluslararası baskı ve bölgesel dengelerle şekillenecek. Mevcut haliyle sürdürülebilir bir yönetim modeli sunmaktan uzak olan bu yapı ya dönüşmek zorunda kalacak ya da tarihsel olarak benzer örneklerde görüldüğü gibi iç ve dış baskılarla karşı karşıya kalacaktır.
Afganistan bugün sessiz görünebilir. Ancak bu sessizlik, huzurun değildir, bastırılmışlığın ve çaresizliğin sessizliğidir ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir ki bastırılan sesler, er ya da geç yeniden yükselir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahmet Cavit Obayd
Afganistan’da Kadınlar ve Gençler Sessizlik Altında Mücadele veriyor
15 Ağustos 2021’de Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban, aradan geçen yıllara rağmen yalnızca bir iktidar değişimi değil, aynı zamanda bir toplumun kaderini kökten değiştiren bir dönemin başlangıcı oldu. İlk günlerde istikrar vegüvenlik söylemleriyle kendini meşrulaştırmaya çalışan bu yönetim, zamanla özellikle temel hak ve özgürlükler konusunda ciddi tartışmaların odağına yerleşti.
Cumhuriyet döneminde görev yapmış polisler, askerler ve kamu çalışanlarının hedef alınması, yüzlerce insanın hayatını kaybetmesi ve hayatta kalanların ülkeyi terk etmek zorunda kalması, yeni dönemin ne denli sert başladığını gösteriyordu. Bu süreç sadece bir rejim değişikliği değil aynı zamanda bir tasfiye ve korku atmosferinin inşasıydı.
Taliban’ın yönetimi altında en ağır darbeyi ise kadınlar ve kız çocukları aldı. Kadınların çalışma hayatından büyük ölçüde dışlanması, kız çocuklarının eğitim hakkının ilkokul seviyesine kadar sınırlandırılması ve üniversitelerden men edilmeleri, bir neslin geleceğinin sistematik biçimde karartılması anlamına geliyor. Bugün Afganistan’da milyonlarca kız çocuğu okula gidemiyor, erken yaşta evlilikler ve aile içi şiddet vakalarında gözle görülür bir artış yaşanıyor. Bu tablo sadece bireysel trajediler değil, aynı zamanda toplumsal çöküşün de habercisidir.
Öte yandan Taliban yönetimi, aradan geçen yıllara rağmen ne bir seçim yapma niyetinde ne de halkın iradesine başvuracak bir referandum planı içerisinde bu durum, yönetimin meşruiyetinin halktan değil, güçten beslendiğini açıkça ortaya koyuyor.
Ancak tüm bu karanlık tablo içinde sıkça dile getirilen bir gerçek de var: Savaşın azalması. 2021 öncesinde ülke genelindeki bombalı eylemler ve intihar saldırılarının büyük çoğunluğunun Taliban tarafından gerçekleştirildiği biliniyor. Bugün bu tür saldırıların büyük ölçüde sona ermiş olması, bazı kesimler tarafından istikrar olarak yorumlanıyor. Fakat burada sorulması gereken temel soru şu Şiddetin kaynağı olan bir yapının, şiddeti durdurması gerçekten bir kazanım mıdır, yoksa sadece kontrolün el değiştirmesi midir?
Geçmişte yaşanan saldırılar, Afganistan halkının hafızasında derin yaralar bırakmaya devam ediyor. Kabil’de düzenlenen bombalı saldırılar, ambulansla gerçekleştirilen katliamlar, dini törenlere yönelik saldırılar ve otel baskınları… Tüm bu olaylar binlerce masum insanın hayatına mal oldu. Bu saldırıların birçoğunun sorumluluğunu üstlenen Taliban’ın bugün ülkeyi yönetiyor olması, adalet duygusunu zedeleyen en büyük çelişkilerden biri olarak karşımızda duruyor.
Peki, uluslararası toplum ve siyasi liderler neden bu tablo karşısında çoğu zaman sessiz kalıyor? Bu sorunun yanıtı, büyük ölçüde jeopolitik çıkarlar, yorgunluk ve Afganistan dosyasının kapanmış olduğu algısında yatıyor olabilir mi? Ancak gerçek şu ki, Afganistan’da yaşananlar ne bitmiş ne de unutulmuş durumda. Taliban’ın geleceği, yalnızca kendi politikalarıyla değil Afganistan halkının direnci, uluslararası baskı ve bölgesel dengelerle şekillenecek. Mevcut haliyle sürdürülebilir bir yönetim modeli sunmaktan uzak olan bu yapı ya dönüşmek zorunda kalacak ya da tarihsel olarak benzer örneklerde görüldüğü gibi iç ve dış baskılarla karşı karşıya kalacaktır.
Afganistan bugün sessiz görünebilir. Ancak bu sessizlik, huzurun değildir, bastırılmışlığın ve çaresizliğin sessizliğidir ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir ki bastırılan sesler, er ya da geç yeniden yükselir.