SON DAKİKA

#Kadınlar

HABER DEĞER - Kadınlar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kadınlar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İran’ın yeni liderinden ilk mesaj: Asla geri adım atmayacağız, düşman ağır bedel ödeyecek! Haber

İran’ın yeni liderinden ilk mesaj: Asla geri adım atmayacağız, düşman ağır bedel ödeyecek!

İran’da dini liderliğe seçilen Mücteba Hamaney, ABD ve İsrail ile devam eden çatışmaların ortasında ilk mesajını İran devlet televizyonu aracılığıyla yayımladı. Henüz görüntü vermeyen Hamaney’in mesajı sesli olarak okunurken, açıklamada İran’ın saldırılara karşılık vermekte kararlı olduğu vurgulandı. “İran şehitlerinin intikamını almaktan çekinmeyecektir” Hamaney, konuşmasında İran’a yönelik saldırılarda hayatını kaybedenleri “şehit” olarak nitelendirerek ülkenin geri adım atmayacağını söyledi. Yeni lider şu ifadeleri kullandı: “Asla geri adım atmayacağız. İran şehitlerinin akıtılan kanlarının intikamını almaktan çekinmeyecektir. Sadece dini liderin değil, şehit olan tüm İranlı vatandaşlarımızın kanının hesabı sorulacaktır.” Konuşmasında özellikle kadınlar ve çocukların hedef alınmasına vurgu yapan Hamaney, Minab’daki bir okulda yaşanan saldırıya atıf yaparak bunun “ağır bedelinin olacağını” söyledi. “Sadece ABD üslerini hedef alıyoruz” Hamaney, İran’ın askeri hedeflerinin ABD askeri varlığı olduğunu öne sürerek şu mesajı verdi: “Komşularımızla dostluk istiyoruz. Ancak bölgede bulunan ABD üsleri meşru hedeflerdir ve saldırılarımız bu doğrultuda devam edecektir.” İran lideri, bölgesel çatışmanın genişleyebileceği mesajını da vererek başka cephelerin de açılabileceğini söyledi. Hürmüz Boğazı mesajı: “Kapalı kalmalı” Hamaney konuşmasında enerji piyasalarını yakından ilgilendiren Strait of Hormuz hakkında da dikkat çekici bir açıklama yaptı. Yeni lider, boğazın kapalı tutulması gerektiğini savunarak şu ifadeleri kullandı: “Hürmüz Boğazı’nın kapatılması kesinlikle devam ettirilmelidir.” Bu açıklama, küresel enerji piyasalarında yeni bir gerilim ihtimalini gündeme getirdi. “Direniş cephesi İslam Devrimi’nin parçasıdır” Hamaney, konuşmasında İran’ın bölgedeki müttefiklerine de değindi ve “direniş cephesi” olarak tanımlanan ittifakın İran’ın stratejisinin parçası olduğunu söyledi. Konuşmada özellikle: Irak halkının destek vermek istediği Yemen’deki güçlerin İran’a yardım etmeye hazır olduğu ifadeleri dikkat çekti. İran halkına birlik çağrısı Hamaney konuşmasının sonunda İran toplumuna birlik çağrısında bulundu. “Bütün anlaşmazlıklarımızı geride bırakmalıyız. İran halkının gücünü bir araya getirmeli ve bu savaşta sosyal ve kültürel olarak tam bir birlik içinde olmalıyız.” Yeni lider ayrıca İranlı askerleri ve “direniş savaşçılarını” da övdü. Bölgesel gerilim sürüyor Hamaney’in mesajı, İran ile ABD ve İsrail arasında tırmanan askeri gerilimin ortasında geldi. Son haftalarda bölgede karşılıklı saldırılar ve askeri açıklamalar dikkat çekici biçimde artmış durumda. Uzmanlara göre yeni liderin sert tonu, İran’ın önümüzdeki dönemde daha agresif bir güvenlik stratejisi izleyebileceğinin işareti olarak değerlendiriliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Gazze’de kadınlar felaketin merkezinde: Af Örgütü raporu savaşın görünmeyen yüzünü ortaya koydu Haber

Gazze’de kadınlar felaketin merkezinde: Af Örgütü raporu savaşın görünmeyen yüzünü ortaya koydu

Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü), Gazze’de devam eden savaşın özellikle kadınlar ve kız çocukları üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurduğunu belirten kapsamlı bir rapor yayımladı. Kurumun yaptığı saha çalışmasına göre, yerinden edilen Filistinli kadınlar doğumdan temel sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda ciddi risklerle karşı karşıya kalıyor. Araştırma kapsamında Af Örgütü, 8’i kanser hastası, 4’ü hamile ve 14’ü ateşkes sonrası doğum yapmış olmak üzere 41 yerinden edilmiş kadınla, ayrıca Gazze ve Deyr El Balah’taki sağlık merkezlerinden 26 sağlık çalışanı ve çeşitli uluslararası kuruluş temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdi. “Kadınlar her gün hayatta kalma mücadelesi veriyor” Agnès Callamard, Gazze’de kadınların yaşam koşullarının insani felaket boyutuna ulaştığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Kadınlar için hayat, durmak bilmeyen felaket sarmalında her gün verilmesi gereken bir mücadeleye dönüştü. Sağlık, güvenlik ve insan onuru açısından yaşanan sistematik yıkım savaşın ikincil sonucu değil; kadınlara ve kız çocuklara karşı yürütülen bir savaşın parçası.” Callamard ayrıca devletlere çağrıda bulunarak Gazze’deki saldırıların sona erdirilmesi ve insani yardımın önünün açılması için somut adımlar atılması gerektiğini söyledi. On binlerce kadın sağlık hizmetine ulaşamıyor Gazze’deki sağlık sisteminin büyük ölçüde çöktüğü belirtilen raporda, özellikle anne ve üreme sağlığı hizmetlerinin ağır biçimde zarar gördüğü ifade edildi. Verilere göre: Gazze’de sağlık merkezlerinin yaklaşık %60’ı çalışamaz durumda Temel ilaçların %46’sı stokta bulunmuyor Doğum sırasında kullanılan anestezi ve kanama ilaçlarında ciddi eksiklik yaşanıyor World Health Organization ve sağlık kuruluşlarının verilerine göre 37 bin gebe ve emziren kadın, 2026’dan önce akut yetersiz beslenme nedeniyle tedaviye ihtiyaç duyabilir. Hastanelerde tarihi geçmiş ilaçlar kullanılıyor Af Örgütü’nün görüştüğü sağlık çalışanları, sağlık sistemindeki çöküşün boyutlarını çarpıcı ifadelerle anlattı. Bazı sağlık merkezlerinde: Tarama testleri yapılamıyor Kuvöz ve yenidoğan ekipmanı yetersiz Anestezi ve bazı ilaçlar tarihi geçmiş ürünlerle karşılanmak zorunda kalıyor Gazze’deki yenidoğan servislerinin %150-170 kapasiteyle çalıştığı ve bazı durumlarda tek kuvözü üç bebeğin paylaşmak zorunda kaldığı bildirildi. Çadırlarda doğum yapan kadınlar Yerinden edilen kadınların yaşadıkları koşullar raporda ayrıntılı biçimde anlatıldı. Gazze’nin El Mavasi bölgesinde yaşayan 22 yaşındaki Hind, doğumdan sonra yaşadıklarını şöyle aktardı: “Yetersiz beslendiğimi söylediler. Bebeğim akciğer enfeksiyonuyla doğdu. Deniz kenarında bir çadırda yaşıyoruz. Isınma imkânımız yok ve bebeğimin tekrar hastalanmasından korkuyorum.” Deyr El Balah’ta yaşayan Meryem ise erken doğum yaptığını ve yetersiz beslenme nedeniyle bebeğini emzirecek kadar süt üretemediğini söyledi. Başka bir kadın ise çadırda yaşamanın doğum sonrası bakım açısından büyük risk oluşturduğunu anlatarak şu ifadeleri kullandı: “Kum ve böcek dolu bir çadırda bebeğimi virüslerden nasıl koruyacağımı bilmiyorum.” Gazze’de tıbbi tahliyeler neredeyse durdu Gazze’de acil tedaviye ihtiyaç duyan binlerce hasta için tıbbi tahliyelerin engellendiği de raporda yer aldı. Verilere göre 18 binden fazla Filistinli, Gazze’de bulunmayan acil sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyuyor. Ancak: Batı Şeria ve Doğu Kudüs’e tıbbi tahliyeler büyük ölçüde durduruldu Gazze’de çalışır durumda MRI cihazı bulunmuyor Radyoterapi hizmeti veren hastane yok Kanser tedavisi gören bazı hastalar, ilaç eksikliği nedeniyle kemoterapi seanslarının ertelendiğini ifade etti. Yardım kuruluşlarının çalışması da zorlaşıyor Birleşmiş Milletler verilerine göre bazı laboratuvar ve tıbbi ekipmanların “çift kullanımlı” olduğu gerekçesiyle Gazze’ye girişine izin verilmiyor. Uluslararası yardım kuruluşlarında çalışan görevliler, bu nedenle kanser gibi kronik hastalıklara sahip binlerce hastayı geri çevirmek zorunda kaldıklarını belirtiyor. Devletlere çağrı: Abluka kaldırılmalı Uluslararası Af Örgütü, raporun sonunda uluslararası topluma şu çağrıda bulundu: Gazze’ye yönelik insani yardım kısıtlamaları kaldırılmalı Tıbbi tahliyeler güvenli şekilde yapılabilmeli Anne ve üreme sağlığı hizmetlerine erişim sağlanmalı Kadınların temel haklarını koruyacak sosyal ve ekonomik destek programları artırılmalı Kurum, devletlerin diplomatik ve ekonomik araçları kullanarak Gazze’deki ablukanın kaldırılması için baskı yapması gerektiğini vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Türkiye hızla yaşlanıyor: 2060’ta her 4 kişiden biri yaşlı olacak Haber

Türkiye hızla yaşlanıyor: 2060’ta her 4 kişiden biri yaşlı olacak

Türkiye’de nüfus yapısı hızla değişiyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 2025 Yaşlı İstatistikleri verilerine göre 65 yaş ve üzeri nüfus son beş yılda yüzde 20,5 artarak 9 milyon 583 bin kişiye ulaştı. Böylece yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 11,1 seviyesine çıktı. 2060’ta nüfusun dörtte biri yaşlı olacak TÜİK’in nüfus projeksiyonlarına göre Türkiye’de yaşlanma süreci önümüzdeki yıllarda daha da hızlanacak. Mevcut demografik eğilimlerin devam etmesi halinde: 2030’da yaşlı nüfus oranı %13,5 2060’ta %27 2100’de ise %33,6 seviyesine ulaşacak. Bu projeksiyonlara göre 2060 yılında Türkiye’de her dört kişiden biri yaşlı olacak. Kadınlar yaşlı nüfusta çoğunlukta 2025 verilerine göre yaşlı nüfusun %55,3’ünü kadınlar, %44,7’sini erkekler oluşturdu. Uzmanlara göre bunun temel nedeni kadınların ortalama yaşam süresinin erkeklerden daha uzun olması. Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi: Toplam: 77,3 yıl Erkekler: 74,7 yıl Kadınlar: 80 yıl 65 yaşına ulaşan bir kişinin ortalama 17,4 yıl daha yaşaması bekleniyor. En yaşlı il Sinop, en genç il Şırnak İller bazında yapılan incelemede yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu il %21,7 ile Sinop oldu. Onu Kastamonu (%21,1) ve Giresun (%20) takip etti. En genç nüfusa sahip iller ise: Şırnak (%3,8) Şanlıurfa (%4,5) Hakkari (%4,7) Türkiye genelinde yaşlı nüfus oranının %10’un üzerinde olduğu il sayısı 60’a ulaştı. Her dört haneden birinde yaşlı birey var Türkiye’de toplam 26,5 milyon hanenin yaklaşık %25,3’ünde en az bir yaşlı birey yaşıyor. Bu hanelerin önemli bir bölümünde yaşlı bireyler tek başına hayatını sürdürüyor. Verilere göre 1 milyon 750 bin yaşlı kişi yalnız yaşıyor ve bu grubun %74’ünü kadınlar oluşturuyor. İnternet kullanan yaşlı sayısı hızla artıyor Teknoloji kullanımında da önemli bir değişim yaşanıyor. 2019 yılında %19,8 olan internet kullanan yaşlı oranı, 2024’te %46,9’a yükseldi. Araştırmaya göre yaşlı bireylerin: %85,7’si telefon kullanabiliyor %76,3’ü tek başına yolculuk yapabiliyor %74’ü parasal işlerini kendisi halledebiliyor. Uzmanlar, Türkiye’nin giderek yaşlanan bir toplum haline geldiğini belirterek sağlık, sosyal güvenlik ve bakım hizmetlerinin bu demografik dönüşüme göre yeniden planlanması gerektiğine dikkat çekiyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Suriye’de mezhep gerilimi: Alevi kadınlara yönelik kaçırma ve cinsel şiddet iddiaları Haber

Suriye’de mezhep gerilimi: Alevi kadınlara yönelik kaçırma ve cinsel şiddet iddiaları

Suriye’nin batısındaki Lazkiye vilayetinde ve çevresinde, çoğu Alevi mezhebine mensup kadınlara yönelik kaçırma ve cinsel şiddet iddiaları kamuoyunda derin endişe yaratıyor. BBC Dünya Servisi’ne konuşan mağdurlar ve aileleri, Aralık 2024’te Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından kaçırılma vakalarında artış yaşandığını öne sürüyor. Suriye İçişleri Bakanlığı ise bildirilen vakaların büyük bölümünün “gerçek kaçırma” olmadığını savunuyor. Kaçırma ve şiddet iddiaları art arda geldi Güvenlik gerekçesiyle adı değiştirilen Ramia, Lazkiye’de ailesiyle piknik hazırlığı yaparken silahlı kişiler tarafından zorla araca bindirildiğini anlattı. Kendilerini güvenlik güçleri olarak tanıtan kişilerin mezhebine ilişkin sorular sorduktan sonra kendisine şiddet uyguladığını ve iki gün boyunca alıkoyduğunu söyledi. Ramia, bu süreçte intihar girişiminde bulunduğunu ve ağır psikolojik travma yaşadığını belirtti. Benzer şekilde 30’lu yaşlarında bir anne olan Nesma da köyünden alınarak günlerce tutulduğunu ve cinsel saldırıya uğradığını iddia etti. Ailelerin anlatımlarına göre bazı kadınlar haftalarca alıkonuldu, bazıları ise kamuoyu baskısı sonrası serbest bırakıldı. Sivil toplum kuruluşları en az 80 kayıp ihbarı aldı Kadın hakları savunucusu Suriye Feminist Lobisi (SFL), ailelerden, medyadan ve diğer kaynaklardan 80’den fazla kayıp ihbarı aldıklarını, bunların 26’sını kaçırma olarak doğruladıklarını açıkladı. Kuruluşa göre kayıp bildirilen kadınların neredeyse tamamı, Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unu oluşturan Alevi mezhebine mensup. Uluslararası Af Örgütü de Temmuz ayında, yaşları üç ile 40 arasında değişen en az 36 Alevi kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığına dair güvenilir ihbarlar aldığını duyurdu. Yetkililer iddiaların çoğunu reddediyor Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Genel Güvenlik Servisi, Kasım ayında yaptığı açıklamada bildirilen 42 vakadan yalnızca birinin “gerçek kaçırma” olduğunu, diğerlerinin gönüllü kaçış, aile içi sorunlar veya asılsız iddialar olduğunu savundu. Bakanlık, ihbarları ciddiyetle ele aldığını belirtse de mağdur aileler soruşturmalarda ilerleme kaydedilmediğini söylüyor. İsminin açıklanmasını istemeyen bir güvenlik kaynağı ise bazı kaçırma vakalarına güvenlik birimlerinden kişilerin de karışmış olabileceğini ve bazı görevlilerin görevden alındığını iddia etti. Mezhep gerilimi ve cezasızlık endişesi Mart ayında batı Suriye’de yaşanan mezhep çatışmalarında 1400’den fazla kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti. İnsan hakları savunucuları, mevcut güvenlik ortamının ve cezasızlık algısının, özellikle Alevi kadınlar arasında korku yarattığını ifade ediyor. Almanya’da yaşayan Suriyeli insan hakları aktivisti Yamen Hüseyin, bazı vakaların “yenilmiş tarafın istismarı” anlayışıyla ideolojik bir zemine oturabileceğini, ancak genel cezasızlık ortamının farklı grupları da suça teşvik edebileceğini belirtiyor. Travma ve suskunluk sürüyor BBC’ye konuşan aileler, hem güvenlik gerekçesiyle hem de sosyal damgalanma korkusuyla yaşadıklarını kamuoyuna açıklamaktan çekindiklerini dile getiriyor. Bazı kadınların evliliklerinin sona erdiği, bazılarının ise okula ve gündelik yaşama dönmeye çalıştığı aktarılıyor. Ramia yaşadığı travmayı “Uykumda çığlık atıyorum” sözleriyle anlatırken, adalet aramanın kendilerini daha fazla tehlikeye atabileceğinden endişe ettiklerini ifade ediyorlar. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Türkiye ve Katar’dan Sudan’a umut köprüsü: 6. İyilik Gemisi Port Sudan’da Haber

Türkiye ve Katar’dan Sudan’a umut köprüsü: 6. İyilik Gemisi Port Sudan’da

AFAD koordinasyonunda güçlü işbirliği Türkiye Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) öncülüğünde, Katar Kalkınma Fonu işbirliğiyle hazırlanan yardım gemisi; gıda, giyim, barınma, hijyen ve tıbbi malzemelerden oluşan geniş bir yükle Sudan’ın doğusundaki Port Sudan Kuzey Limanı’na demirledi. Yardımın önemli bir bölümü Türk Kızılayı ve 23 Türk sivil toplum kuruluşunun katkılarıyla temin edildi. “Kardeşlik ve dayanışmanın somut göstergesi” Karşılama töreninde konuşan Türkiye’nin Hartum Büyükelçisi Fatih Yıldız, bu sevkiyatın Türkiye–Sudan dostluğunun ve Türkiye–Katar ortaklığının güçlü bir yansıması olduğunu vurguladı. Son üç sevkiyatta Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü ile birlikte 30 bin çadırın da bölgeye ulaştırıldığını hatırlatan Yıldız, gemideki yardımların özellikle çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve kırılgan gruplara yönlendirileceğini belirtti. “Yalnız değilsiniz” mesajı Yıldız, dağıtım sürecinin Sudan İnsani Yardım Komisyonu ve Sudan Kızılay’ı ile eşgüdüm içinde yürütüleceğini kaydederek, “Yalnız değilsiniz, dostlarınız var” mesajını verdi. Katar’ın Hartum Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Abdullah el-Muhennedi ise bu sevkiyatın Katar–Türkiye ortaklığıyla Port Sudan’a ulaşan ilk gemi olduğuna dikkat çekti ve Sudan halkına destek vurgusu yaptı. Acil destekten iyileşmeye geçiş Sudan İnsani Yardım Komisyonu Komiseri Selva Adem, yardımların ihtiyaç haritasına göre en çok ihtiyaç duyulan bölgelere dağıtılacağını belirterek, acil destekten iyileşme aşamasına geçiş hedefini dile getirdi. Adem, su, eğitim ve sağlık gibi hayati alanlarda yaşanan yıkımın onarımı için Türkiye ve Katar ile işbirliğinin artmasını beklediklerini ifade etti. 6. İyilik Gemisi, Türkiye ve Katar’ın insani diplomasi ve dayanışma anlayışını sahaya taşıyarak Sudanlı yurttaşlar için somut bir umut kaynağı olmayı sürdürüyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bakan Işıkhan’dan uzaktan ve yarı zamanlı çalışma mesajı: Yeni modelde sona gelindi Haber

Bakan Işıkhan’dan uzaktan ve yarı zamanlı çalışma mesajı: Yeni modelde sona gelindi

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, çalışma hayatında hızlanan dönüşüme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Dijitalleşmeyle birlikte değişen iş yapılarının sosyal güvenlik sistemi içinde yeniden ele alındığını vurgulayan Işıkhan, uzaktan ve yarı zamanlı çalışmaya yönelik yeni düzenlemelerin kısa süre içinde Meclis gündemine taşınacağını söyledi. Yeni nesil çalışma modelleri için sosyal güvenlik adımı atılıyor Bakan Işıkhan, platform çalışanları ve kuryeler başta olmak üzere geniş bir kesimi kapsayacak sosyal güvence düzenlemeleri üzerinde çalışıldığını belirtti. Uzaktan çalışmanın önünde yasal bir engel bulunmadığını hatırlatan Işıkhan, yeni düzenlemeyle istihdamın daha esnek ve kapsayıcı hale getirilmesinin hedeflendiğini ifade etti. Gençler, kadınlar ve engelli yurttaşlar için yarı zamanlı model Hazırlıkları süren yeni yarı zamanlı çalışma modelinin özellikle gençler, kadınlar ve engelli bireyler için istihdamı artırmayı amaçladığını söyleyen Işıkhan, taslak metinlerde sona gelindiğini ve paydaşların görüşlerinin alındığını açıkladı. Düzenlemenin, geri bildirimlerin ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulması planlanıyor. Belediyelerin SGK borçlarında taşınmaz takası sürüyor Bakan Işıkhan, belediyelerin Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan borçlarına ilişkin güncel verileri de paylaştı. SGK borcu bulunan 429 belediyenin toplam 8 bin 122 taşınmazı borç karşılığı sunduğunu ve bunların kabul edildiğini belirten Işıkhan, 4 bin 104 taşınmazın ise teknik nedenlerle geri çevrildiğini söyledi. Ayrıca 161 belediyenin 33,6 milyar liralık borç için tecil talebinde bulunduğunu, bu kapsamda 3,6 milyar liralık peşinat tahsil edildiğini aktardı. Dönüşen çalışma hayatı Meclis’e taşınıyor Bakanlık, dijitalleşen ekonomiyle birlikte ortaya çıkan yeni çalışma biçimlerini sosyal güvenlik şemsiyesi altına almayı hedeflerken, yapılacak düzenlemelerin hem çalışanların haklarını güçlendirmesi hem de istihdamı artırması bekleniyor.

Erdoğan’dan işverenlere asgari ücret mesajı! Haber

Erdoğan’dan işverenlere asgari ücret mesajı!

Asgari ücret görüşmeleri başlamadan önce net mesaj Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da düzenlenen TİSK 29. Olağan Genel Kurulu’nda işverenlere seslenerek yaklaşan asgari ücret görüşmeleri öncesinde “ellerini taşın altına koyma” çağrısında bulundu. “Asgari Ücret Tespit Komisyonu yarın ilk toplantısını yapacak. TİSK heyetinden güçlü bir duruş bekliyorum” diyen Erdoğan, işverenlere yönelik mesajını “Kefenin cebi yok. İşçi için yapılan her iyilik kazanç olarak geri döner” sözleriyle pekiştirdi. “İşçi–işveren ilişkisi adil olmalı” Erdoğan, konuşmasının önemli bölümünde çalışma hayatındaki adalet vurgusuna yer verdi. “İşçi ve işveren arasındaki ilişkileri hak ve adalet ekseninde görüyoruz. Bu ilişki sağlıklı zemine oturmazsa sömürü ve adaletsizliğe giden yol açılır” dedi. Cumhurbaşkanı, kimsenin mağdur olmadığı bir sistemin “herkesin ortak önceliği” olduğunu belirtti. “TİSK krizlerde devletinin yanında oldu” TİSK’in son üç dönemde yaşanan sınamalarda “yerli ve milli bir duruş sergilediğini” söyleyen Erdoğan, bazı çevrelerin “dışarıdan aldıkları talimatlarla siyaset mühendisliğine soyunduğunu” ancak TİSK’in bu çizginin dışında durduğunu ifade etti. “İş kazalarına karşı daha fazla hassasiyet bekliyorum” Konuşmasında iş güvenliği vurgusu yapan Erdoğan, “İnsan hayatını ilgilendiren böyle bir konuda işi asla şansa bırakmayın. Tüm işverenlerden iş kazalarının önlenmesi için özel dikkat ve hassasiyet bekliyorum” dedi. Teşvikler ve yeni müjde: Program 2026’ya uzatılıyor Erdoğan, iş dünyasına yönelik destek ve teşviklere dair bilgiler de paylaştı: 2025 yılı için her bir çalışan için 1000 TL asgari ücret desteği, Ocak–Kasım 2025 döneminde 53 milyar liralık istihdam koruma desteği, Kadınlar, gençler ve mesleki yeterlilik belgesi olanlar için 24–54 ay arası sosyal güvenlik teşvikleri. Cumhurbaşkanı, bu teşvik programının 2026 yılı sonuna kadar uzatılacağı müjdesini de Genel Kurul’da duyurdu. “Türkiye küresel ölçekte etkili bir ülke hâline geldi” Erdoğan, konuşmasının sonunda Türkiye’nin son 23 yıldaki siyasi, ekonomik ve dış politika kazanımlarına değinerek, “Küresel ölçekte sözü ve tavrı takip edilen bir Türkiye’yi sabırla hep birlikte inşa ettik” dedi.

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü: Hakların güvencesi örgütlü toplumdur Haber

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü: Hakların güvencesi örgütlü toplumdur

​​​​​​İnsan haklarının tarihi, halkların mücadele tarihidir 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü, 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne dayanıyor. Ancak insan hakları fikri, yalnızca uluslararası sözleşmelerde değil; yoksulların, işçilerin, kadınların, çocukların, siyahilerin, yerinden edilen halkların ve sömürge coğrafyalarının yüzyıllar boyunca yürüttüğü direnişlerde şekillendi. Hak taleplerinin doğuşunda, devletlerden gelen ayrıcalıklardan çok, baskı koşullarına rağmen ses çıkaran insanların kolektif iradesi belirleyici oldu. Tarihsel deneyimler, hakların ancak toplumsal adalet talebinin yükseldiği dönemlerde güç kazandığını ortaya koyuyor. Bu yüzden bugün 10 Aralık yalnızca bir yıldönümü değil; hakların kâğıt üzerinde kalmaması için verilen toplumsal mücadelenin sürekliliğini hatırlatan bir tarihsel duraktır. Hakların kâğıt üstünde kalması: Eşitsizliklerin gölgesi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, her insanın doğuştan eşit haklara sahip olduğunu ilan ederken, küresel ekonomik krizler, savaşlar, zorla yerinden edilmeler ve otoriterleşme dalgaları bu hakların pratikte herkese eşit ulaşmadığını açıkça gösteriyor. Dünyanın pek çok yerinde güvencesiz çalışan işçiler, temel hizmetlere erişemeyen çocuklar, şiddete maruz kalan kadınlar ve sınır politikalarının sıkıştırdığı göçmenler, normların uygulamada büyük bir boşlukla karşılaştığını gözler önüne seriyor. Bu tablo günümüzde en önemli tespiti güçlendiriyor: Hakların gerçek güvencesi, toplumun hak bilincidir. Hak bilinci yerleşmediğinde, en temel özgürlüklerin bile sessizce ortadan kaldırılabildiği defalarca görüldü. Toplumun geniş kesimlerinin haklarının neleri kapsadığını bilmesi, hakların fiilen kullanılabilmesi kadar, kaybedildiğinde bunun farkına varılabilmesi için de zorunlu. Hak savunucularına yönelik baskıların artışı Son yıllarda birçok ülkede insan hakları savunucularına yönelik gözaltılar, soruşturmalar ve dijital izleme uygulamaları yaygınlaştı. Hak ihlallerinin görünür olmaması için çeşitli yöntemlerle baskı oluşturulması, ihlalleri yapan yapılar açısından bir “korunma refleksi” haline geliyor. Bugün hak talep eden kişi ve grupların hedef haline getirilmesi, hak mücadelesinin toplumsal etkisinin ne kadar güçlü olduğunun da bir göstergesi. Çünkü hak arayışı, yalnızca bireyin değil, toplumun tamamının yaşam koşullarını ilgilendiriyor. Bu nedenle hak taleplerinin bastırılması, toplumun sesini kısmaya yönelik daha geniş bir siyasal stratejinin parçası haline geliyor. Eğitim ve hak bilinci: Değişimin kalıcı gücü Hakların korunması yalnızca hukuki mekanizmalarla değil, eğitim yoluyla toplumsal kültürün güçlendirilmesiyle mümkün oluyor. Eğitim süreci, hakların tanımlarının öğrenilmesinin ötesinde, haksızlık karşısında ses çıkarma cesaretinin gelişmesini sağlıyor. Hak bilincinin erken yaşlardan itibaren kazandırılması, bireyleri yalnızca kendi özgürlüklerini savunmaya değil, başkalarının uğradığı adaletsizlikleri de görüp sorgulamaya yöneltiyor. Bu nedenle hak eğitimi; okul müfredatlarından medya okuryazarlığına, aile içi iletişimden sivil toplum çalışmalarına kadar geniş bir yelpazede etkili olmak zorunda. Toplumun kendi haklarını bilen bir yapıya kavuşması, yalnızca yöneticilerin kararlarıyla değil, yurttaşların iradesiyle güvence altına alınmış bir hak düzeni yaratıyor. Kadınların, çocukların ve göçmenlerin durumu: Eşitsizliğin en görünür hali Dünya genelinde hak ihlallerinin en yoğun yaşandığı kesimlerin başında kadınlar, çocuklar ve göçmenler geliyor. Kadına yönelik şiddetin yaygınlığı, çocuk işçiliğinin artışı, zorla yerinden edilen insanların kamplarda karşılaştığı insanlık dışı koşullar, uluslararası hukukla pratik arasındaki uçurumu derinleştiriyor. Bu kırılgan grupların durumunu iyileştirmek, yalnızca devletlerin değil toplumun tüm kesimlerinin sorumluluğu olarak görülüyor. Çünkü hak eşitsizlikleri, yalnızca belirli grupları değil, toplumun bütününü etkileyen yapısal sorunların bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. 10 Aralık bir yüzleşme günüdür Dünya İnsan Hakları Günü, geçmişte kazanılan hakları anmak kadar, bugün hâlâ çözülmeyi bekleyen eşitsizliklerle yüzleşme çağrısıdır. Hak ihlallerinin sürdüğü bir dünyada 10 Aralık, bir kutlamadan çok, toplumsal hafızayı tazeleyen bir uyarıdır: Hakların kaybedilmesi sessizce gerçekleşir; korunması ise ancak kolektif bir bilincin ve dayanışmanın varlığıyla mümkündür. Bu nedenle bugün, hakların yalnızca hukuki metinlerde değil, toplumun geniş kesimlerinin ortak iradesinde hayat bulabileceğini hatırlama günüdür. Çünkü haklar, sahip çıkıldıkça yaşar.

Aleyna Solaker: Kadına yönelik şiddet benim kırmızı çizgim Haber

Aleyna Solaker: Kadına yönelik şiddet benim kırmızı çizgim

Kanal D’nin cumartesi akşamları ekranlara gelen Güller ve Günahlar dizisinde psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalan Azra karakterini canlandıran Aleyna Solaker, rolü ve kadına yönelik şiddet konusu üzerine açıklamalarda bulundu. Solaker, “Bu rolü seçmemdeki en önemli etken, senaryoda şiddeti özendiren değil, sorgulatan bir bakış açısı olmasıydı.” dedi. Oyuncu, Azra karakterinin kendi kariyerinde özel bir yere sahip olduğunu söyledi. Solaker, senaryoyu ilk okuduğunda karakterin karmaşık yapısının ilgisini çektiğini belirterek, “Azra dışarıdan ışıl ışıl bir kadın gibi görünse de iç dünyasında büyük kırılmalar yaşıyor. Onu oynamak istediğim nokta da tam olarak burasıydı.” ifadelerini kullandı. İzleyicinin, Azra’da kendinden bir parça bulacağını düşündüğünü söyledi. Solaker, şiddetin özendirici şekilde işlenmediğini ve bunun seçimindeki en önemli kriter olduğunu vurguladı. “Kadına şiddet benim kırmızı çizgim” diyen oyuncu, rolü kabul etmeden önce senaryonun diliyle ilgili özel hassasiyet gösterdiğini belirtti. “Bu hikâyede şiddet gösterilmiyor, teşhir edilmiyor, sorgulatılıyor. Bunu anlatmak istedim çünkü gerçek hayatta birçok kadın aynı duyguları yaşıyor.” dedi. Güzellik baskısı ve sosyal medya eleştirisi: “Kimse göründüğü gibi değil.” Solaker, dizideki şiddet temasının yanı sıra kadınlar üzerindeki fiziksel görünüm baskısının da öne çıkarıldığını söyledi. Filtreler, estetik dayatmaları ve sosyal medya algısının yarattığı yıpratıcı etkiyi vurgulayarak, “Herkes çok güzel görünmek zorundaymış gibi hissediyor. Oysa dışarıda başka, içeride bambaşka bir dünya var.” dedi. Oyuncu, gerçek hayatta şiddet içeren bir ilişkiye asla tolerans göstermeyeceğini belirtti. “Eğer bir ilişkide şiddet varsa, koşullar ne olursa olsun giderim” diyen Solaker, kadınların ekonomik bağımsızlığının önemine dikkat çekti. “Kimseye muhtaç olmamak, şiddeti sonlandırabilmenin en güçlü araçlarından biri.” dedi. Güller ve Günahlar yeni bölümüyle bu akşam Kanal D’de ekrana gelecek. NGM imzalı dizi, saat 20.00’de yayınlanacak bölümünde Solaker’in hayat verdiği Azra karakterinin hikâyesini derinleştirmeye devam edecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.