SON DAKİKA

#İnfaz

HABER DEĞER - İnfaz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İnfaz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Trump skandal kararı onayladı: Nidal Hasan'ın infazı canlı yayınlanacak Haber

Trump skandal kararı onayladı: Nidal Hasan'ın infazı canlı yayınlanacak

Washington hattında askeri adalet ve insan hakları tartışmalarını alevlendiren karara ABD yönetiminin en üst kademesinden destek geldi. Teksas'taki Fort Hood Üssü'nde gerçekleştirdiği silahlı saldırıda 13 askeri personeli katleden ve 32 kişiyi yaralayan Nidal Hasan'ın idam yöntemi ve yayınlanma biçimi, uluslararası toplumun tepkisini çekti. Trump: "Nasıl öldüğü umurumda değil" ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in infazın kamuoyuna açık şekilde ve canlı yayınla gerçekleştirileceğini duyurmasının ardından, ABD Başkanı Donald Trump da kararın arkasında durdu. Beyaz Saray bahçesinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Trump, canlı yayın kararını bizzat onaylayıp onaylamadığına ilişkin soruya sert bir tonla yanıt verdi: "Elbette onayladım. Adam delinin teki. Nasıl öleceği umurumda değil, yeter ki ölsün." Askeri jüri tarafından ölüm cezasına çarptırılan Hasan'ın 3 Aralık tarihinde kurşuna dizilerek infaz edilmesi planlanıyor. Savunma Bakanı Hegseth: "Toplum sonuçlarını görmeli" İnfazın canlı yayımlanması yaklaşımını savunan Savunma Bakanı Pete Hegseth ise kamuoyuna açık infazın bir caydırıcılık mesajı taşıdığını ileri sürdü. İnsanların süreci izleyebilmesinin sağlanacağını belirten Hegseth, "Karar kamuoyuna açık olacak. Çünkü toplumun bu tür ağır suçların ne kadar ciddi sonuçları olduğunu bizzat gözleriyle görmesi gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu. ABD tarihinde 90 yıl sonra bir ilk Söz konusu infaz kararı uygulandığı takdirde ABD, 1936 yılından bu yana ilk kez kamuya açık bir infaz senaryosuna sahne olacak. Ülkedeki son halka açık infaz, 1936 yılında Kentucky eyaletinde tecavüz suçundan mahkum edilen Rainey Bethea'nın asılmasıyla gerçekleşmişti. Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) kanadından karara çok sert tepki geldi. BM yetkilileri, Teksas'taki Fort Hood Üssü saldırganının halka açık şekilde kurşuna dizilerek idam edilmesi ve bunun canlı yayımlanması ihtimalini "iğrenç" ve insanlık dışı bir adım olarak nitelendirdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

1980 Travması: İdam Edilen İlk Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu Kimdir? Haber

1980 Travması: İdam Edilen İlk Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu Kimdir?

12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından cunta rejiminin hayata geçirdiği idam politikalarının sembol isimlerinden biri olan Mustafa Pehlivanoğlu, Necdet Adalı ile birlikte darbe yönetiminin asarak infaz ettiği ilk isimlerden biridir. 12 Eylül darbesinden sonra idam edilen ilk ülkücü olan 22 yaşındaki Pehlivanoğlu'nun davası ve yargılama süreci, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinin en karanlık ve tartışmalı süreçlerinden biri olarak kayıtlara geçmiştir. Mustafa Pehlivanoğlu Kimdir? 3 Mart 1958 tarihinde Ankara'nın Ayaş ilçesinde dünyaya gelen Mustafa Pehlivanoğlu, ülkücü görüşe sahip bir gençti. Hayatı, 1970'li yılların sonlarında Türkiye'yi sarsan ideolojik çatışmaların ve sokak şiddetinin içinde şekillendi. Ankara Balgat Katliamı ve Cezaevi Firarı Pehlivanoğlu'nun adını hukuki ve siyasi tarihe taşıyan ana olay, 10 Ağustos 1978 gecesi Ankara’nın Balgat semtinde gerçekleşti. Mahalledeki 5 kahvehanenin kimliği belirsiz kişilerce taranması sonucunda sol görüşlülere ait üç kahvehanede 3, ülkücülere ait iki kahvehanede 2 olmak üzere toplam 5 kişi yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi yaralandı. Tarihe "Balgat katliamı" olarak geçen bu olayın ardından operasyon başlatan polis, 3 kilometre uzakta, ülkücülerin yoğun olarak oturduğu Karapınar Mahallesi'ne baskın düzenleyerek bir grup genci gözaltına aldı; gözaltına alınanlar arasında Mustafa Pehlivanoğlu da vardı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden önce yapılan yargılama sonucunda ölüm cezasına (idama) çarptırılan Pehlivanoğlu, yaklaşık 2 yıl hapis yattı. Bu süreçte, aynı davadan yargılanan İsa Armağan ile birlikte tutulduğu sıkı korunan Mamak Askerî Cezaevi’nden yurt dışına kaçma planıyla firar etti. Ancak aynı dönemde darbe ilan edilmesi ve sıkıyönetim şartları nedeniyle, 18 Ağustos 1980'de Kütahya'da saklandıkları bağ evinde yakalanarak tekrar cezaevine konuldu. Yargılama Tartışmaları ve Ulucanlar’daki İnfaz Mahkeme süresi boyunca polis ifadesinin işkence zoruyla alındığını ve masum olduğunu iddia eden Mustafa Pehlivanoğlu'nun davasında, baskında kullanılan silahların başka bir örgütün evinde bulunmasına rağmen kararın değişmediği belirtildi. İdam kararını veren Sıkıyönetim Mahkemesi Hâkimi Ali Fahir Kayacan daha sonra anılarında, Mustafa Pehlivanoğlu'nun asılan solcu Necdet Adalı'ya "denge olsun" diye idam edildiğini belirtti. 12 Eylül darbesinin ardından Millî Güvenlik Konseyi (MGK) tarafından 7 Ekim 1980 tarihinde idamı onaylanan Pehlivanoğlu, 7 Ekim’i 8 Ekim’e bağlayan gece yarısından sonra, Necdet Adalı’dan birkaç saat sonra Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde (Ulucanlar) asılarak idam edildi. Ailesi idamı ancak infazdan 3 gün sonra çocuklarını ziyarete geldiklerinde öğrenebildi. Pehlivanoğlu'nun naaşı Ankara Karşıyaka Mezarlığı'na defnedildi. Ailesi ve yakınları (ağabeyi Oktay Fırtına'nın aktarımlarına göre) süreç boyunca evlerinin kurşunlanması, soyadlarının Fırtına olarak değiştirilmesi gibi büyük baskılar ve mağduriyetler yaşadı; yıllar sonra mezarı açıldığında bedeninin bozulmadığı yönünde iddialar dile getirildi. İlerleyen yıllarda ortaya çıkan askeri savcılık ifadelerinde ise Pehlivanoğlu, eylemlerin talimatlarını ve silahların teminini Abdullah Çatlı, Muhsin Yazıcıoğlu, Şevket Çetin ve Esat Bütün gibi isimlerden aldığını, Balgat olayının Abdullah Çatlı'nın emriyle gerçekleştirildiğini iddia etmiştir. Son Mektubu Mustafa Pehlivanoğlu, idam edilmeden önce anasına ve babasına yazdığı son mektubunda şu satırlara yer verdi: ''Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yasa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı islemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkınızı helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakk'ın ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah'ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah'ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah'tan bulsunlar. Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkım varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin. Son olarak, abime, yengeme, yiğenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah'ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim. Oğlunuz Mustafa'' haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

1980 Travması: 12 Eylül’ün İlk İdam Ettiği Necdet Adalı Kimdir? Haber

1980 Travması: 12 Eylül’ün İlk İdam Ettiği Necdet Adalı Kimdir?

İsmetpaşa Kahvehane Baskını ve Tutuklanma Ankara’nın Etimesgut ilçesinde doğan ve çocukluğu Altındağ Ziraat Mahallesi’nde geçen Necdet Adalı, dönemin yükselen anti-faşist mücadelesinde yer aldı. Adalı'nın adli süreci, 10 Temmuz 1977 tarihinde Ankara İsmetpaşa Mahallesi Uzunyol’daki Güneyli Kıraathanesi’nin taranması olayına dayandı. Gasp edilen bir taksiyle gerçekleştirilen ve TRT’de görevli Sıtkı Aydın ile Mehmet Ali Gözlem’in hayatını kaybettiği, Dursun Gümüş’ün yaralandığı bu saldırı sonrasında başlatılan soruşturma kapsamında Adalı, 8 Ağustos 1977’de Örnek Mahallesi’ndeki bir evde gözaltına alındı ve 12 Ağustos’ta tutuklandı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askerî Mahkemesi’nde otuz ayrı suçtan yargılanan Adalı, cezaevinde bulunduğu dönemde 2 Temmuz 1978'de gerçekleştirilen firar girişimine "nasıl olsa suçsuzluğunun anlaşılacağını" düşünerek katılmadı (bu firardan sadece Kemal Ergin kaçabildi). Daha sonra adli mahkûmlarla yaşanan bir çatışma sonrasında gardiyanlar tarafından darp edilerek Bitlis Cezaevine sürgün edilen Adalı, bir süre tek kişilik hücrede kaldıktan sonra Mamak Cezaevi’ne getirildi. Mamak’ta ranzaların değiştirilmesine karşı yapılan direnişte ve koğuş baskınlarında yer aldı. Mahkeme Kararı ve Hakimin Şerhi Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askerî Mahkemesi, 2 Ekim 1979 tarihli kararında Necdet Adalı hakkında ölüm cezası (idam) verdi. Dava sürecinde mahkeme başkanı Albay Hamdi Sevinç'in Adalı'nın suçsuz olduğunu ileri sürmesine karşın mahkeme heyeti tarafından suçlu bulunduğu, karara şerh koyan Sevinç'in bu tutumu nedeniyle ceza alıp daha sonra ordudan istifa ettiği kaynaklarda belirtildi. Ölüm cezası Askerî Yargıtay 2. Dairesi tarafından 16 Temmuz 1980’de onandı. Sıkıyönetim Komutanlığı dosyayı Başbakanlığa, oradan da Meclis'e gönderdi. Avukatları, Meclis kapalıyken konseyin karar almasının hukuksuz olduğunu belirterek Askerî Yargıtay Daireler Kurulu’nda yeniden inceleme talebinde bulunduysa da bu girişim sonuçsuz kaldı. 12 Eylül Sonrası ve Ulucanlar'daki İnfaz 12 Eylül 1980 darbesinin ardından Millî Güvenlik Konseyi (MGK) devreye girdi. Kenan Evren başkanlığında 6 Ekim 1980’de toplanan MGK, ölüm cezalarının infazına onay verdi. Karar 7 Ekim 1980 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Necdet Adalı, 8 Ekim 1980 (kaynaklarda 7 Ekim ve 8 Ekim tarihleri geçmektedir) tarihinde sabaha karşı Ulucanlar Cezaevi’nde asılarak idam edildi. İnfaz sırasında cellatların urganı geçirmekte zorlandığı, Adalı'nın başını hafifçe oynatarak yardımcı olduğu ve kendi sandalyesine tekme vurduğu aktarıldı. Aynı gün ülkücü görüşlü Mustafa Pehlivanoğlu da idam edildi. Adalı, idamından önce ailesine yazdığı son mektubunda ezilen halklar adına verilen mücadelede yer almaktan gurur duyduğunu ve hiçbir pişmanlık duymadığını ifade etti. Adalı'nın mektubunda şu satırlar vardı: "Sevgili anneciğim ve babacığım, Sizleri ve ezilen halklar adına mücadeleyi, erken bırakmak zorunda kaldığım için üzgünüm ama bundan ve içinde bulunduğum durumdan dolayı hiçbir zaman pişmanlık duymadan ve şu kısa yaşamım içersinde hiçbir şahsi çıkar gözetmeden ezilen halklar adına verilen mücadelede yerimi almaya çalıştım ve bundan dolayı gurur duyuyorum. Anneciğim ve babacığım; sizlere kısaca bahsettiğim gibi hiçbir pişmanlık duymuyorum. Sizlerinde ezilen halklar uğruna verilen mücadelede katledilişimden dolayı üzülmemenizi ve bundan gurur duymanızı bekliyorum. Ağabeylerime ve ablalarıma da yazmak isterdim; fakat buna olanak yok. Kendilerine çok selamlar. Burada satırlarıma son verirken, hürmetle ellerinizden öperim. Arkadaşlara selam. Hoşça kalın. Necdet ADALI"

Toplumsal Hafızanın Mühürlü Kapısı Ulucanlar Cezaevi Haber

Toplumsal Hafızanın Mühürlü Kapısı Ulucanlar Cezaevi

İlk olarak 1923 yılında askeri depo olarak inşa edilen, ardından 1925’te İçişleri Bakanlığı tarafından "umumi hapishane" statüsüne alınarak dönüştürülen bu mekân, 81 yıllık aktif infaz geçmişiyle sadece bir cezaevi değil; ülkenin yakın siyasi, edebî ve toplumsal hafızasının merkez üssü oldu. Modern standartlara uyum sağlayamadığı ve şehrin merkezinde kaldığı gerekçesiyle 1 Temmuz 2006’da kapısına kilit vurulan yapı, Altındağ Belediyesi’nin yürüttüğü kapsamlı restorasyonun ardından 2011 yılında "Ulucanlar Cezaevi Müzesi" adıyla kapılarını yeniden açtı. Darağaçlarında Kararan Hayatlar: İlk İdamdan 12 Eylül’e Kuruluşundan itibaren pek çok infazın gerçekleştirildiği Ulucanlar, Türk siyasi tarihinin en keskin ve dramatik kararlarının sahnesi oldu. Henüz ilk yıllarında, 1926’da İskilipli Atıf Hoca ve Ali Rıza Hoca’nın yanı sıra İzmir Suikastı davası mahkûmlarının infazlarıyla anılmaya başlayan cezaevi, sonraki on yıllarda da idamların merkezi haline geldi. 27 Mayıs darbesinin ardından Albay Fethi Gürcan ve Talat Aydemir bu cezaevinde idam edildi. 12 Mart 1971 muhtırasının ardından ise Türkiye sol hareketinin sembol isimleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam hükümleri, 6 Mayıs 1972 sabaha karşı Ulucanlar’ın avlusunda infaz edildi. 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle birlikte cezaevi, rejiminin en ağır ve acımasız yüzünü yaşadı. Kenan Evren’in liderliğindeki Millî Güvenlik Konseyi döneminde kurulan mahkemeler binlerce kişiyi yargılarken, "bir sağdan, bir soldan" talimatıyla idam edilen sol görüşlü Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu 8 Ekim 1980’de aynı gece burada darağacına gönderildi. Darbe öncesi işlenen bir suçtan yargılanan ve mahkeme kararıyla yaşı büyütülerek idama mahkûm edilen 17 yaşındaki Erdal Eren’in cezası da Yargıtay’ın kararlarına rağmen 13 Aralık 1980’de Ulucanlar’da infaz edildi. Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan da bu karanlık dönemin cezaevindeki diğer idam mahkûmlarıydı. Aydınların, Şairlerin ve Siyasilerin Koğuşu Ulucanlar, sadece idamlarla değil, duvarları arasında yatan Türkiye’nin kültürel ve siyasi elite kadrolarıyla da hafızalara kazındı. Sağ ve sol görüşlü binlerce siyasi mahkûmun yanı sıra ülkenin edebi ve basın hayatına yön veren isimler bir dönem bu soğuk koğuşları doldurdu. Nâzım Hikmet Ran, Necip Fazıl Kısakürek, Kemal Tahir, Ahmed Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Fakir Baykurt gibi şair ve yazarlar ile Yılmaz Güney, Cüneyt Arcayürek, Metin Toker, Oral Çalışlar, İpek Çalışlar, Adnan Cemgil, Beyhan Cenkçi ve Metin Peker gibi gazeteci ve aydınlar Ulucanlar’ın mahkûm defterlerinde yer aldı. Ayrıca Bülent Ecevit, Muhsin Yazıcıoğlu, Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Sırrı Sakık gibi siyasetçiler de bir dönem bu yapının duvarları arasında tutuldu. Bugün Bir Bellek Mekânı Olarak Yaşıyor Ulucanlar Cezaevi Müzesi Sorumlusu Merve Bayıksel, yapının 12 Eylül dönemi başta olmak üzere yakın tarihin en somut vesikası olduğunu belirtiyor. Müzede sergilenen Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan ve Erdal Eren gibi isimlere ait son mektuplar, kıyafetler ve şahsi eşyalar, o dönemin ağır insan hakları ihlallerini ve mahkûmların verdiği mücadeleyi ziyaretçilere doğrudan aktarıyor. Bugün başkenti ziyaret edenlerin uğrak noktalarından biri olan Ulucanlar, ranzalı koğuşları, tecrit hücreleri ve mahkûmların volta attığı avlularıyla Türkiye’nin demokrasi sınavını ve geçmişin acı hatıralarını canlı tutmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

“Terörsüz Türkiye” sürecinde yeni aşama: Mehmet Uçum’dan Çerçeve Yasa değerlendirmesi Haber

“Terörsüz Türkiye” sürecinde yeni aşama: Mehmet Uçum’dan Çerçeve Yasa değerlendirmesi

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında yürürlüğe giren Çerçeve Yasa’ya ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Uçum, düzenlemenin bir af olmadığını vurgulayarak, devletin “şarta bağlı bir yeniden başlama imkânı” sunduğunu belirtti. Uçum, 7595 sayılı Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un olağan bir terörle mücadele düzenlemesi olmadığını, temel hedefinin sistematik terörün kalıcı biçimde sona erdirilmesi olduğunu söyledi. Kanunun 10 Ağustos 2026’da TBMM’de kabul edildiğini, 18 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini hatırlattı. Düzenlemenin ceza ve infaz hükümlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uçum, kanunun sonucunun teknik veya genel anlamda bir af olmayacağını savundu. Uçum’a göre devlet, milli ve kamusal yarar amacıyla muhataplara “şarta bağlı bir yeniden başlama imkânı” sunuyor. Uçum, gerekli süreç tamamlandığında ve kişisel şartlar yerine getirildiğinde pozitif hukuki sonuçların, şartların gerçekleşmemesi halinde ise negatif hukuki sonuçların ortaya çıkacağını ifade etti. Kanun kapsamında, üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezası gerektiren suçlarda soruşturma, kovuşturma ve infazın 5 yıl; 15 yıldan fazla hapis ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet gerektiren kapsamdaki suçlarda ise 10 yıl ertelenmesi öngörülüyor. Ancak düzenlemede belirtilen istisna suçlar bu mekanizmanın dışında tutuluyor. Erteleme döneminde kişinin terör suçu işlemesi halinde erteleme kararının kaldırılması öngörülüyor. Sürenin yeni bir terör suçu işlenmeden tamamlanması halinde ise soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına, devam eden kovuşturmada düşmeye karar verilecek; ertelenen ceza da infaz edilmiş sayılacak. Kimler kapsam dışında? Uçum’un aktardığı çerçeveye göre örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçları zaman sınırı olmaksızın istisna kapsamında. Ayrıca 1 Haziran 2005’ten önce işlenen ve müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar için de istisna bulunuyor. Başvurular otomatik olarak kabul edilmeyecek; her dosya kişi bazında yargı mercilerince incelenecek. Uçum açıklamasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın süreçteki liderliğine vurgu yaparken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de “cesur çıkışlarla pratik sürecin önünü açtığını” ifade etti. Uçum, bundan sonraki aşamada sürecin pratik adımlarının öne çıkacağını belirterek, “Buna direnenler ise kaybedecek ve Türkiye’nin demokratik siyasi geleceğinde yeri olmayacaktır” değerlendirmesinde bulundu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.