SON DAKİKA

#Obezite

HABER DEĞER - Obezite haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Obezite haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

"Yağlı akciğer" alarmı: Bilim dünyasında yeni hastalık tartışması Haber

"Yağlı akciğer" alarmı: Bilim dünyasında yeni hastalık tartışması

Obezite ile akciğer hastalıkları arasındaki ilişkiye yönelik yeni bulgular, tıp dünyasında dikkat çekti. Boston'daki Massachusetts General Hospital'ın tarihi Ether Dome amfitiyatrosunda yapılan sunumda bilim insanları, "yağlı akciğer hastalığı" olarak tanımladıkları yeni bir hastalık çerçevesini gündeme taşıdı. Araştırmacılara göre, obeziteye bağlı metabolik ve iltihabi süreçler yalnızca karaciğer gibi organları değil, akciğer dokusunu da etkileyebiliyor. Bu durumun, özellikle nefes darlığı, kronik öksürük ve bazı astım türlerinin ortaya çıkmasında önemli rol oynayabileceği değerlendiriliyor. Çalışmada yer alan uzmanlar, yağ dokusunda meydana gelen değişimlerin hormonal ve metabolik yollarla akciğerlere kadar ulaştığını belirterek, obezitenin sistemik bir hastalık olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Yeni bir hastalık tanımı Uzmanlara göre "yağlı akciğer hastalığı", obezitenin neden olduğu metabolik bozuklukların akciğer dokusunda yapısal ve fonksiyonel değişikliklere yol açması sonucu ortaya çıkıyor. Bu yeni kavramın, özellikle tedaviye dirençli bazı solunum yolu hastalıklarının anlaşılmasında önemli bir rol oynayabileceği ifade ediliyor. Bilim insanları, "yağlı akciğer hastalığı" kavramının henüz yeni olduğunu ve daha geniş kapsamlı klinik çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. Ancak elde edilen ilk veriler, obezitenin akciğer sağlığı üzerindeki etkilerinin sanılandan çok daha ciddi olabileceğine işaret ediyor. Uzmanlar, uzun süre devam eden öksürük, açıklanamayan nefes darlığı ve tedaviye yanıt vermeyen astım şikayetleri bulunan kişilerin uzman hekime başvurması gerektiğini hatırlatıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Sağlıkçılar buluştu: Obezite ve Depresyona Bütüncül Şifa Sempozyumu gerçekleştirildi Haber

Sağlıkçılar buluştu: Obezite ve Depresyona Bütüncül Şifa Sempozyumu gerçekleştirildi

Homeopati nedir? Homeopati, bireyi yalnızca hastalığıyla değil, fiziksel ve ruhsal yönleriyle bir bütün olarak ele alan tamamlayıcı bir yaklaşım olarak tanımlanıyor. Bu yöntemde amaç, vücudun kendi kendini iyileştirme kapasitesini desteklemek ve kişiye özel çözümler geliştirmek. Su Jok terapisi nedir? Su Jok terapisi, el ve ayaklarda vücudu temsil eden noktalara uygulanan uyarılarla denge sağlamayı hedefleyen bir yöntem olarak biliniyor. Bu yaklaşımda, vücuttaki sistemlerin birbirleriyle bağlantılı olduğu kabul edilerek bütüncül bir iyileşme amaçlanıyor. “Obezite ve Depresyona Bütüncül Şifa Sempozyumu”, sağlık alanının farklı disiplinlerinden isimleri bir araya getirdi. Eczacılar, homeopatlar ve doktorların katıldığı etkinlikte, özellikle obezite ve depresyon gibi yaygın sağlık sorunlarına yönelik bütüncül çözümler ele alındı. Sempozyumda yapılan konuşmalarda, sağlık sorunlarına yalnızca semptom odaklı yaklaşmanın yetersiz kaldığı, asıl nedenlere inilmesi gerektiği vurgulandı. Katılımcılar, bireyin hem fiziksel hem de psikolojik yönleriyle ele alınmasının tedavi süreçlerinde belirleyici olduğuna dikkat çekti. Etkinlikte öne çıkan başlıklardan biri, modern tıp ile tamamlayıcı yöntemlerin birlikte değerlendirilmesi oldu. Konuşmalarda, farklı sağlık disiplinlerinin ortak bir yaklaşım geliştirmesinin daha etkili ve kalıcı sonuçlar doğurabileceği ifade edildi. Program boyunca yapılan değerlendirmelerde, obezite ve depresyon gibi günümüzün yaygın sağlık sorunlarına karşı kişiye özel ve bütüncül yaklaşımların giderek daha fazla önem kazandığı vurgulandı. Sempozyum kapsamında dikkat çeken bir diğer unsur ise Eczacı ve homeopat Ayşe Bilgen’in kaleme aldığı “Çakralar ve Bütüncül Şifa Sanatı” adlı kitap oldu. Katılımcıların ilgisini çeken eser, bireyin fiziksel ve ruhsal dengesini bütüncül bir bakış açısıyla ele alarak sağlık alanında farklı bir perspektif sunuyor. Kitap, sempozyumun ana temasını destekleyen içerikleriyle öne çıktı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

ABD ordusu neden askere alım yaşını 42’ye çıkardı? Haber

ABD ordusu neden askere alım yaşını 42’ye çıkardı?

El Cezire’nin analizine göre yeni düzenleme, ordunun daha geniş bir aday havuzuna ulaşmasını hedefliyor. Mart ayında güncellenen askeri yönetmelik sadece yaş sınırını artırmakla kalmadı. Bazı küçük çaplı sabıka ve uyuşturucu geçmişi bulunan adaylara ilişkin muafiyet kurallarında da esneme getirdi. Bu da Washington’un alım standartlarını genişletmeye yöneldiğini gösteriyor. Gençler orduya eskisi kadar ilgi göstermiyor ABD’de uzun süredir genç kuşakların askerliğe mesafeli yaklaştığı belirtiliyor. Ordu yetkilileri, özel sektörün daha cazip iş imkanları sunması, savaş yorgunluğu, yaşam tarzı tercihleri ve güvenlik kurumlarına duyulan azalan ilginin bu tabloyu etkilediğini savunuyor. Haberde yer alan verilere göre yeni askerlerin ortalama yaşı da yükseldi. 2000’li yıllarda 21,7 olan ortalama yaş, son dönemde 22,7 seviyesine çıktı. Bu artış, genç aday havuzunun daraldığına işaret ediyor. ABD Kara Kuvvetleri İşe Alım Komutanlığı yetkilileri, gençler arasında obezite, madde kullanımı ve ruh sağlığı sorunlarının da uygun aday sayısını azalttığını belirtiyor. Bu nedenle yaş sınırının yükseltilmesi, yalnızca sayı artırma değil, mevcut nitelikli aday eksikliğini telafi etme hamlesi olarak görülüyor. Yeni düzenleme ile ABD Kara Kuvvetleri, diğer bazı kuvvetlerle de aynı çizgiye yaklaştı. Hava Kuvvetleri ve Uzay Kuvvetleri için 42, Donanma için ise 41 yaş sınırı uygulanıyordu. Bu nedenle karar, kurumlar arası rekabette geride kalmama çabası olarak da yorumlanıyor. Stratejik mesaj ne? Karar, ABD’nin küresel askeri yükümlülüklerini sürdürürken insan kaynağı baskısı yaşadığını da ortaya koyuyor. Avrupa, Orta Doğu ve Asya-Pasifik’te genişleyen görev alanları düşünüldüğünde, Washington’un artık yalnızca teknolojiden öte insan gücü konusunda da esnekliğe yöneldiği görülüyor. Kısacası yaş sınırının 42’ye çıkarılması, dünyanın en büyük ordularından birinin personel bulmakta zorlandığını gösteren önemli bir sinyal olarak değerlendiriliyor.

Sürekli yemek düşünmek normal mi? “Yemek gürültüsü” ile baş etmenin yolları Haber

Sürekli yemek düşünmek normal mi? “Yemek gürültüsü” ile baş etmenin yolları

Yemek gürültüsü nedir? “Yemek gürültüsü” (food noise), kişinin fiziksel olarak aç olmadığı halde zihninin sürekli yiyeceklerle meşgul olması durumunu ifade ediyor. Bu durum yaşayan kişiler gün içinde sık sık ne yiyeceklerini düşünür, hatta yemek yerken bile bir sonraki öğünü planlayabilir. Gerçek açlık hissinden farklı olarak yemek gürültüsü, beynin yiyecek düşünceleriyle sürekli meşgul olmasıyla ortaya çıkar. Bu nedenle kişi tok olsa bile zihinsel olarak yemek arzusunu bastırmakta zorlanabilir. Uzmanlara göre bu durum özellikle obezite, yüksek beden kitle indeksi, insülin direnci ve tip 2 diyabet gibi metabolik sorunları olan kişilerde daha sık görülebiliyor. Bunun yanında uzun süreli kısıtlayıcı diyetler, stres, kaygı ve uyku eksikliği de yemek gürültüsünü tetikleyebiliyor. Yemek gürültüsü neden ortaya çıkar? Yemek gürültüsünün ortaya çıkmasında birden fazla faktör rol oynar. Bunların başında biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenler gelir. Biyolojik nedenler Uzun süre aç kalmak, düzensiz öğünler veya yalnızca basit karbonhidrat ağırlıklı beslenmek kan şekerinin hızlı düşmesine neden olabilir. Bu da kısa sürede yeniden acıkma hissi yaratır. Ayrıca açlık hormonu ghrelin ile tokluk hormonu leptin arasındaki dengenin bozulması da yiyecek düşüncelerini artırabilir. Psikolojik nedenler Bazı kişiler için yemek, stres veya kaygıyla başa çıkmanın bir yolu haline gelebilir. Beyin bu durumu bir “rahatlama yöntemi” olarak öğrendiğinde, zor anlarda otomatik olarak yemek düşünceleri ortaya çıkabilir. Kısıtlayıcı diyetler de yasaklı yiyecekleri zihinde daha cazip hale getirebilir. Çevresel tetikleyiciler Sosyal medyada sürekli yemek içeriklerine maruz kalmak, masada sürekli atıştırmalık bulundurmak ya da kahve yanında otomatik olarak tatlı tüketme alışkanlığı gibi faktörler de yemek düşüncelerini tetikleyebilir. Nörobiyolojik faktörler Şekerli ve yağlı yiyecekler beynin ödül sistemini harekete geçirir ve dopamin salgısını artırır. Beyin bu hissi tekrar yaşamak ister ve zamanla yiyecek düşünceleri daha sık ortaya çıkabilir. Yemek gürültüsü ile nasıl başa çıkılır? Uzmanlara göre yemek gürültüsü yönetilebilen bir durum. Bunun için bazı günlük alışkanlıkları değiştirmek etkili olabilir. 1. Kendinizi suçlamayın Yemek gürültüsü çoğu zaman irade eksikliği değil, beynin açlık ve ödül mekanizmalarıyla ilgilidir. Bu nedenle kendinizi suçlamak yerine sürecin biyolojik yönünü anlamak önemlidir. 2. Düzenli ve dengeli beslenin Öğünlerde protein, lif ve sağlıklı yağlara yer vermek uzun süre tok kalmayı sağlar. Yumurta, yoğurt, et, sebze ve tam tahıllar gibi besinler kan şekerini daha dengeli tutabilir. Ayrıca öğün atlamamak ve yeterli su tüketmek de önemlidir. 3. Tetikleyicileri azaltın Sosyal medyada sürekli yemek videoları izlemek veya göz önünde atıştırmalık bulundurmak yemek düşüncelerini artırabilir. Bu nedenle çevresel tetikleyicileri azaltmak faydalı olabilir. 4. Uyku ve stres yönetimine dikkat edin Yetersiz uyku ve yoğun stres, iştah hormonlarını etkileyebilir. Günlük yürüyüş, nefes egzersizleri veya meditasyon gibi aktiviteler zihinsel dengeyi destekleyebilir. Ne zaman destek alınmalı? Eğer bu düşünceler günlük hayatınızı ciddi şekilde etkiliyorsa ve kendi başınıza başa çıkmakta zorlanıyorsanız bir diyetisyen veya psikologdan destek almak faydalı olabilir. Uzmanlar, yemek gürültüsünün doğru beslenme düzeni ve psikolojik destekle büyük ölçüde kontrol altına alınabileceğini vurguluyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ultra işlenmiş gıdalar kalbi tehdit ediyor: Risk yüzde 47 artabilir Haber

Ultra işlenmiş gıdalar kalbi tehdit ediyor: Risk yüzde 47 artabilir

Modern beslenme alışkanlıklarını mercek altına alan yeni bir çalışma, ultra işlenmiş gıdaları sık tüketen bireylerde kalp-damar hastalıkları riskinin belirgin biçimde yükseldiğini gösterdi. ABD’de gerçekleştirilen araştırmada, bu tür gıdaları en fazla tüketen yetişkinlerin kalp krizi veya felç geçirme ihtimalinin yüzde 47 daha yüksek olduğu bildirildi. Ultra işlenmiş gıda nedir, neden riskli? Ultra işlenmiş gıdalar; üretim sürecinde doğal yapısı büyük ölçüde değiştirilen, genellikle yüksek miktarda şeker, tuz, doymuş yağ ve katkı maddesi içeren ürünler olarak tanımlanıyor. Uzmanlara göre bu ürünlerde doğal besin öğeleri azalırken, vücudun alışık olmadığı bileşenler artıyor. Araştırmalar, bu gıdaların obezite, yüksek tansiyon, kolesterol bozuklukları ve insülin direnci gibi sağlık sorunlarıyla bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca yüksek tüketimin vücutta iltihap göstergelerini artırabileceği de belirtiliyor. 4 bin 700’den fazla yetişkin incelendi Çalışmada, ABD Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Araştırması’nın (NHANES) 2021–2023 verileri kullanıldı. Toplam 4 bin 787 yetişkinin iki günlük ayrıntılı beslenme kayıtları analiz edilerek kalori alımının ne kadarının ultra işlenmiş ürünlerden geldiği hesaplandı. Yaş, cinsiyet, sigara kullanımı ve gelir gibi değişkenler dikkate alındığında bile en yüksek tüketim grubunda kalp krizi ve felç riskinin yüzde 47 daha fazla olduğu görüldü. Uzmanlardan temkinli yorum Araştırmacılar, bulguların doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurmadığını ancak güçlü bir bağlantıya işaret ettiğini vurguladı. Daha uzun süreli ve kapsamlı klinik çalışmaların yapılması gerektiği ifade edildi. Uzmanlar, kalp sağlığını korumak için ultra işlenmiş gıdaların azaltılmasını; düzenli egzersiz, sigarayı bırakma ve dengeli beslenme gibi alışkanlıklarla desteklenmesini öneriyor. Araştırmanın sonuçları The American Journal of Medicine dergisinde yayımlandı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

E-Nabız’ta gizli alarm: Karaciğer yağlanmasını bu oran ele veriyor Haber

E-Nabız’ta gizli alarm: Karaciğer yağlanmasını bu oran ele veriyor

Karaciğer yağlanması, günümüzde obezite, diyabet ve metabolik sendromla birlikte yaygınlaşan ancak çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. Uzmanlara göre, yurttaşların e‑Nabız sisteminde yer alan basit bir oran—ALT/AST—erken farkındalık için kritik bir ipucu sunuyor. ALT/AST oranı karaciğerdeki sessiz süreci işaret edebiliyor Karaciğer enzimleri olan ALT (alanin aminotransferaz) ve AST (aspartat aminotransferaz) arasındaki oran, özellikle non-alkolik yağlı karaciğer hastalığının (NAFLD) erken evrelerinde yol gösterici kabul ediliyor. ALT’nin AST’ye göre baskın olması ve oranın 1’in üzerine çıkması, yağlanmaya eşlik eden iltihaplanmanın (steatohepatit) başlangıcına işaret edebiliyor. Bel çevresi ve metabolik riskler tabloyu ağırlaştırıyor Bel çevresinde yağlanma, insülin direnci ve diyabet gibi faktörler karaciğer yağlanmasıyla yakından ilişkili. Dünya genelinde yetişkinlerin yaklaşık dörtte birinde görüldüğü tahmin edilen bu tablo, erken dönemde fark edilmezse fibrozis ve siroz gibi ciddi sonuçlara ilerleyebiliyor. Oran yükseldikçe risk artıyor, yön değiştiğinde ise alarm çalıyor Uzmanlara göre ALT/AST oranının 1,25–1,5 aralığına çıkması dikkat gerektiriyor. Hastalık ilerleyip fibrozis ya da siroz geliştiğinde ise oran tersine dönebiliyor; AST’nin ALT’yi geçmesi ileri evre uyarısı olarak değerlendiriliyor. Erken müdahale ile tablo tersine çevrilebilir Gastroenteroloji uzmanları, düzenli kan tahlili takibi, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve kilo kontrolünün karaciğer yağlanmasını büyük ölçüde geri döndürebildiğini belirtiyor. Şüpheli durumlarda görüntüleme ve ileri tetkiklerle değerlendirme öneriliyor. Son söz: Karaciğer yağlanması kader değil. e-Nabız’ta yer alan basit veriler doğru okunduğunda, erken farkındalıkla ciddi hastalıkların önüne geçmek mümkün. Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi için hekime başvurulmalıdır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.