SON DAKİKA

#Şiddet

HABER DEĞER - Şiddet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şiddet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Taliban’dan karanlık düzenleme: Kölelik geri geldi Haber

Taliban’dan karanlık düzenleme: Kölelik geri geldi

Taliban yeni ceza yasasını resmen uygulamaya aldı Afganistan’da iktidarı elinde bulunduran Taliban, ülkede uygulanacak yeni ceza usullerini kamuoyuna duyurdu. Açıklanan düzenlemelerde ceza hukukunun dini kimlik, mezhep, cinsiyet ve toplumsal statüye göre farklı işletileceği belirtildi. Yeni yasalar, Afganistan toplumunun tamamını kapsayan köklü ve sert değişiklikler içeriyor. Ceza hukukunda kölelik açık biçimde tanımlandı Afganistanlı insan hakları örgütü Rawadari’nin raporuna göre, yeni ceza usullerinde “efendi” ve “köle” kavramları açık şekilde yer aldı. Kölelerin cezalandırılması yetkisi doğrudan efendilere bırakılırken, bu durum modern ceza hukukunda köleliğin fiilen meşrulaştırılması olarak değerlendirildi. Toplum dört sınıfa ayrıldı, cezalar statüye bağlandı Taliban düzenlemeleriyle toplum; din alimleri, seçkinler, orta sınıf ve alt sınıf olmak üzere dört ayrı sosyal sınıfa ayrıldı. Yasaya göre bir suç din alimi tarafından işlendiğinde yalnızca uyarı yeterli görülürken, seçkinler için mahkemeye çağrı ve uyarı öngörülüyor. Orta sınıf için hapis cezası uygulanırken, alt sınıfa mensup kişiler için hapisle birlikte bedensel cezalar gündeme geliyor. Muhalifler için ölüm cezası yetkisi tanındı Yeni ceza usulleri, Taliban mahkemelerine muhalifler ve eleştirmenler hakkında ölüm cezası kararı verme yetkisi tanıyor. “İsyancı” olarak tanımlanan kişilerin kamuya zarar verdiği ve bu zararın ancak öldürülmeleriyle ortadan kaldırılabileceği savunuluyor. İhbar zorunlu hale getirildi, bireylere cezalandırma yetkisi verildi Taliban karşıtı faaliyetleri yetkililere bildirmeyen yurttaşlar için hapis cezası öngörülüyor. Ayrıca bireylerin, “günah” işlendiğine tanık olmaları halinde kişileri doğrudan cezalandırabilmesine izin veriliyor. Bu düzenleme, keyfi şiddetin yasal zemin kazanması olarak yorumlanıyor. Kız çocuklarının eğitimi tamamen yasaklandı Yeni yasalarla birlikte kız çocuklarının eğitimi mutlak biçimde yasaklanıyor. Bunun yanı sıra dans etmek, dans edenleri izlemek ve “ahlaksızlık” olarak tanımlanan mekânlarda bulunmak da suç kapsamına alındı. Ancak bu mekânların ne olduğu net biçimde tanımlanmadı. Şiddet ve çocuklara yönelik ağır ihlaller meşrulaştırıldı Ceza yasalarında, kemik kırığına ya da derinin yırtılmasına yol açmadığı sürece şiddetin serbest bırakıldığı belirtiliyor. Çocuk istismarı ve çocuklara yönelik şiddet için açık bir ceza öngörülmezken, bir babanın 10 yaşındaki çocuğunu dini gerekçelerle cezalandırmasına izin veriliyor. Mezhep değiştirenler için hapis cezası getirildi Taliban’ın esas aldığı Hanefi mezhebi dışında bir mezhebe geçenler “kafir” olarak tanımlanıyor. Bu kişilerin hapis cezasıyla karşı karşıya kalacağı düzenlemelerde açıkça ifade ediliyor. Akrabalık bağı olmayan kadın ve erkeğin bir arada bulunması da suç sayılıyor. Uluslararası hukuk ve insan hakları ilkeleri yok sayılıyor Yeni ceza usulleri, adil yargılanma hakkı, temel özgürlükler ve insan haklarına ilişkin uluslararası standartların açık ihlali olarak değerlendiriliyor. Taliban, 2021’de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından kontrolü ele geçirdiği ülkede, bu tür uygulamaları sürdürmekte kararlı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

RTÜK’ten art arda yaptırım: Dizilere para cezası, konuşanlar katalogdan çıkarıldı Haber

RTÜK’ten art arda yaptırım: Dizilere para cezası, konuşanlar katalogdan çıkarıldı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), yayın ihlalleri gerekçesiyle iki televizyon kanalı ve iki dijital platform hakkında yaptırım kararı aldı. Yapılan değerlendirmelerde dizilerdeki şiddet ve toplumsal değerleri zedeleyici anlatımlar ile dijital içeriklerdeki argo ve genel ahlaka aykırı unsurlar öne çıktı. Veliaht dizisindeki şiddet sahneleri cezaya gerekçe yapıldı RTÜK, SHOW TV’de yayımlanan Veliaht dizisinde yer alan şiddet sahnelerinin, şiddeti olağanlaştırıcı ve yöntem öğretici nitelik taşıdığına hükmetti. Kurul, bu tür içeriklerin özellikle çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etki yaratabileceğini belirterek, dizinin ilgili bölümleri nedeniyle kanala idari para cezası uygulanmasına karar verdi. Halef: Köklerin Çağrısı’na “çok eşliliği normalleştirme” eleştirisi NOW TV’de yayımlanan Halef: Köklerin Çağrısı dizisi de RTÜK gündemindeydi. Kurul, dizideki ilişkilerin sadakatsizlik ve değersizleştirme üzerine kurulduğunu, iki kız kardeşin aynı erkekle evli gösterilmesiyle çok eşliliğin olağanlaştırıldığını ve kadınların küçük düşürücü biçimde temsil edildiğini değerlendirdi. Bu gerekçelerle NOW TV’ye idari para cezası verildi. Konuşanlar katalogdan çıkarıldı Dijital platformlara yönelik yaptırımlar kapsamında, Disney+’ta yayımlanan Konuşanlar programı da incelendi. Hasan Can Kaya’nın sunduğu programda argo, küfür ve genel ahlaka aykırı ifadelerin yoğunluğu nedeniyle, bu içeriklerin toplumsal olarak sorunlu davranışları normalleştirdiği sonucuna varıldı. RTÜK, Disney+ hakkında hem idari para cezası hem de programın katalogdan çıkarılması yönünde karar aldı. Spotify’a da idari para cezası Üst Kurul, Spotify platformunda yer alan bazı şarkı ve çalma listelerinde genel ahlaka aykırı argo ve küfürlü ifadelerin kullanıldığını tespit etti. Bu nedenle Spotify’a da ilgili yasa maddeleri kapsamında idari para cezası uygulandı. Efsane Futbol’a ürün yerleştirme yaptırımı NOW TV’de yayımlanan Efsane Futbol programında ise ürün yerleştirmenin programa aşırı şekilde entegre edilmesi ve editoryal bütünlüğün bozulması gerekçesiyle yaptırım kararı alındı. RTÜK, ürün yerleştirmenin doğrudan teşvik unsuru haline gelmesini mevzuata aykırı buldu. RTÜK’ün art arda aldığı bu kararlar, yayıncılıkta şiddet, toplumsal değerler ve genel ahlak tartışmalarını yeniden gündemin merkezine taşıdı. Kurulun önümüzdeki dönemde benzer içeriklere yönelik denetimlerini artırması bekleniyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Üç çocuk annesi Renee Nicole Good’un son 20 saniyesi Haber

Üç çocuk annesi Renee Nicole Good’un son 20 saniyesi

ABD’nin Minneapolis kentinde yürütülen bir göçmenlik operasyonu sırasında üç çocuk annesi ABD yurttaşı Renee Nicole Good’un ICE görevlisi tarafından vurularak öldürülmesi, ülke genelinde büyük tepkiye yol açtı. Reuters’ın üç ayrı video kaydını inceleyerek yaptığı analiz, olayın son 20 saniyesinde yaşananların, federal makamların açıklamalarıyla örtüşmediğini ortaya koydu. Reuters’a göre ilk kurşun, araç memuru geçerken sıkıldı Reuters’ın doğruladığı görüntülere göre ICE görevlisi, silahını doğrultmasından yaklaşık bir saniye sonra üç el ateş etti. İlk mermi, Good’un SUV aracının ön camından, araç memurun yanından geçmekteyken içeri girdi. Ardından sıkılan iki merminin sürücü tarafına isabet ettiği belirlendi. Görüntülerde memurun araç içinden bakış açısı yer almıyor; ancak zaman çizelgesi, ateşin aracın doğrudan memurun üzerine gelmediği bir anda başladığını gösteriyor. “Meşru müdafaa” iddiası siyasal tartışmaya dönüştü Eski ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda ateşi “meşru müdafaa” olarak nitelendirdi ve Good’un memurun üzerine sürdüğünü iddia etti. Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey ise aynı gün yaptığı basın toplantısında bu savı reddederek, “Videoyu izledim, meşru müdafaa iddiaları tamamen saçmalık” dedi. Görüntüler olayın seyrini adım adım ortaya koyuyor Analize göre ICE görevlisi, ateşten hemen önce aracın önünde duruyor. Araç geri vitese takıldıktan sonra ilerlemeye başlıyor. Görevli tam karşıdayken silahını çıkarıyor; ilk mermi araç yanından geçerken sıkılıyor. İkinci ve üçüncü mermiler sürücü tarafına isabet ediyor. Olaydan sonra araç hızlanarak ilerliyor ve birkaç saniye sonra kaza yaparak duruyor. Uzmanlar “memur tarafından yaratılan tehlike” uyarısı yapıyor Güney Carolina Üniversitesi’nden Kriminoloji ve Ceza Adaleti Profesörü Geoffrey Alpert, memurun aracın önünde pozisyon almasını eleştirerek bunun “memur tarafından yaratılan tehlike” olarak değerlendirilebileceğini söyledi. Zor kullanma uzmanı eski polis Ashley Heiberger ise şiddet içermeyen bir durumda kuvvet kullanımının orantılı olması gerektiğini vurguladı; tehlikenin sona erdiği algısıyla tetiğin bırakılması arasındaki zaman farkına dikkat çekti. İç Güvenlik Bakanlığı sert bir dil kullanıyor ABD İç Güvenlik Bakanlığı Sözcüsü Tricia McLaughlin, Good’u “aracını silaha dönüştüren şiddet yanlısı bir isyancı” olarak niteleyerek olayı “iç terörizm eylemi” şeklinde tanımladı. Bu açıklama, görüntülerle birlikte kamuoyunda yeni bir tartışma başlattı. Ülke genelinde tepkiler ve soruşturma çağrıları büyüyor Olayın ardından Portland’da da federal sınır görevlilerinin açtığı ateş sonucu iki kişinin yaralanması, tepkileri artırdı. Yerel yöneticiler, federal göç operasyonlarının bağımsız ve kapsamlı bir soruşturma tamamlanana kadar durdurulması çağrısında bulundu. New York Belediye Başkanı Mamdani ise yaşananları “yılın ilk örneği olan bir acımasızlık” olarak nitelendirdi.

Eğitim-Sen: Okullarda şiddet sistematik hale geldi Haber

Eğitim-Sen: Okullarda şiddet sistematik hale geldi

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen), eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarına ilişkin kapsamlı bir rapor yayımladı. Raporda Ankara’dan Samsun’a, Mersin’den Manisa’ya kadar farklı illerde yaşanan vakaların, eğitim sisteminin derin bir yapısal sorunla karşı karşıya olduğunu gösterdiği vurgulandı. “Son bir ay içinde yaşananlar, çözüm üretilmediği takdirde okulda şiddetin kalıcı hale geleceğinin göstergesidir” ifadelerine yer verildi. Birçok kentten çarpıcı örnekler Raporda yer alan olaylar arasında; Mersin Anamur’da bir okul müdürünün 12 yaşındaki öğrencisi tarafından silahlı saldırıya uğraması, Samsun’da öğretmenlerin veliler tarafından darp edilmesi, Bursa İnegöl’de bir okul müdürünün öğrenciye fiziksel şiddet uygulaması ve Ankara’da öğretmenlere yönelik akran zorbalığının sosyal medyaya yansıması bulunuyor. Ayrıca Şırnak’ın Cizre ilçesinde yaşanan cinsel istismar vakası ile Manisa Turgutlu’da otizmli bir öğrencinin okul yönetimi tarafından şiddete maruz bırakılması da raporda yer aldı. “Şiddet idari bir araca dönüştü” Eğitim-Sen, Manisa Turgutlu’da yaşanan taciz iddiasını açığa çıkaran bir öğretmenin, “okulun adını çıkardığı” gerekçesiyle sistematik mobbinge maruz bırakılmasını, şiddetin yalnızca fiziksel değil idari bir araç olarak da kullanıldığının göstergesi olarak değerlendirdi. Sendikaya göre bu durum, öğretmenleri yalnızlaştıran ve itibarsızlaştıran mevcut eğitim politikalarının bir sonucu. Güvenlikçi değil, bütüncül çözüm çağrısı Raporda, okulda şiddetin x-ray cihazları, güvenlik kameraları veya kolluk önlemleriyle çözülemeyeceği vurgulandı. Eğitim-Sen; rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, psikolojik danışman sayısının artırılması ve her okul için “Krize Müdahale ve Eylem Planı” oluşturulması çağrısında bulundu. Aile içi şiddeti önleyici mekanizmaların kurulması ve ebeveyn eğitimlerinin yaygınlaştırılması da öneriler arasında yer aldı. Demokratik ve barışçıl okul iklimi vurgusu Sendika, ÇEDES ve benzeri projeler, MESEM’lerde çocuk işçiliğinin meşrulaştırılması ve liyakatsiz atamaların eğitimdeki çürümeyi derinleştirdiğini savundu. Eğitim-Sen, çözümün “baskı ve korku mekânları” yerine; katılımcı, dayanışmacı ve barışçıl bir okul kültürünün inşa edilmesinden geçtiğini vurguladı.

30 yıl sonra gelen şok itiraf: Anne canlı yayında Emine Yıldırımcan’ın cinayetini kabul etti Haber

30 yıl sonra gelen şok itiraf: Anne canlı yayında Emine Yıldırımcan’ın cinayetini kabul etti

Adana’da 1995 yılında 4 yaşındayken ortadan kaybolan Emine Yıldırımcan’ın dosyası, aradan geçen 30 yılın ardından Müge Anlı ile Tatlı Sert programında yeniden gündeme taşındı. Yıllardır esrarengiz bir şekilde kayıp olan küçük Emine’nin akıbetine ilişkin ortaya çıkan yeni bilgiler, Türkiye kamuoyunu derinden sarstı. ATV ekranlarında 23 Aralık 2025 tarihli canlı yayında yaşanan gelişmede, Emine’nin annesi Raziye Yıldız yıllar sonra cinayeti itiraf etti. Anne Yıldız, kızının öldürüldüğünü yıllardır bildiğini açıklayarak Müge Anlı’nın programında sürecin seyrini değiştirdi. Ancak anne, bu itirafa rağmen kızının cesedinin yerini açıklamadı. Öte yandan, o dönemde üvey baba konumunda olan Ercan Yılmaz ise suçlamaları ısrarla reddediyor. Olayın geçmişi ve şüphelerin odağı Emine Yıldırımcan, Raziye Yıldız’ın (kızlık soyadıyla Raziye Tanrıkulu) öz babası Ömer Yıldırımcan’dan boşandıktan sonra birlikte yaşamaya başladığı Ercan Yılmaz’ın evinde kayboldu. 4 yaşındaki küçük kızın 1995 yılında ortadan kaybolmasının ardından, aile içinde çelişkili açıklamalar ve uzun süreli bir sessizlik hâkim oldu. Emine’nin amcası ve kuzeni, anne Raziye’nin yıllar boyunca net bir bilgi vermediğini ve küçük kızı görmek isteyen akrabaların taleplerinin engellendiğini öne sürdü. Aile üyeleri, şüphelerinin başından beri özellikle üvey baba Ercan Yılmaz üzerinde yoğunlaştığını dile getirmişti. Anne Raziye Yıldız ise o dönem kızını para karşılığı birine verdiği iddialarını kesin dille reddetmiş ve tek isteğinin çocuğuna ne olduğunu öğrenmek olduğunu söylemişti. Programda ortaya çıkan kan donduran iddialar Dosyanın yeniden açılmasıyla birlikte dehşete düşüren iddialar peş peşe gündeme geldi. En sarsıcı iddialar, Ercan Yılmaz’ın önceki evliliğinden olan kızlarının yıllar sonra anlattıklarıyla ortaya çıktı. Canlı yayına telefonla bağlanan Yılmaz’ın öz kızı, babasının 4 yaşındaki Emine’ye cinsel istismarda bulunduğunu, ardından da küçük kızı öldürüp cesedini yok etmek için “tesbih makinesi” kullandığını gözyaşları içinde anlattı. Genç kadın, “Babam Emine’yi öldürdü, parçalara böldü… Gördüklerimden sonra beni de tehdit etti” diyerek çocukluk yıllarından beri bu sırrı vicdan azabıyla taşıdığını ifade etti. Bu ifadeler, stüdyodakiler ve ekran başındaki milyonlar için büyük bir şok etkisi yarattı. Özellikle “tesbih makinesi” detayı, kamuoyunda infiale yol açtı. Tanık beyanlarına göre olay gecesi Ercan Yılmaz’ın küçük Emine’ye şiddet uyguladığı, çocuğun bu şiddet sonucu hayatını kaybettiği öne sürüldü. Ardından Yılmaz’ın, cesedi ortadan kaldırmak için evde tesbih yapımında kullanılan makineyi devreye soktuğu iddia edildi. Bu korkunç senaryoya göre Emine’nin cansız bedeni parçalara ayrılarak talaşların arasına gizlendi ve daha sonra tamamen ortadan kaybedildi. Görgü tanığı olan üvey evlat, babasının kendisini ve Raziye’yi bir bahane ile evden uzaklaştırdığını, gece yarısı olayı gizlice izlediğini anlattı. Tanık, “Seni de aynısını yaparak öldürürüm” şeklinde tehdit edildiğini, bu nedenle yıllarca korkudan konuşamadığını, ancak artık gerçeğin ortaya çıkması için suskunluğunu bozduğunu söyledi. Canlı yayında gelen itiraf: Anne Raziye’nin açıklamaları Günler süren yayınların ardından beklenen kırılma anı 23 Aralık 2025’te yaşandı. Emine’nin annesi Raziye Yıldız, cinayetle ilgili gerçeği itiraf etti. “Olay gecesi evdeydim” diyen Yıldız, kızının öldürüldüğünü yıllar önce öğrendiğini açıkladı. Anlatımına göre, o gece Ercan Yılmaz’dan şiddet gördü, darp edilerek etkisiz hale getirildi. “Ercan, kızımın ve kendi kızlarının yanında bana şiddet uyguluyordu” sözleriyle ev içinde sürekli korku yaşadığını belirten anne, cinayet gecesi elleri kolları bağlı halde bırakıldığını söyledi. Baygınlık geçirdiği sırada evde ne yaşandığını görmediğini, ancak kendine geldiğinde tesbih makinesinin çalıştığını duyduğunu ifade etti. Raziye Yıldız, kızının ölüm haberini komşusundan öğrendiğini belirterek, “Beni evden gönderdiği zaman yapmış” dedi. Bu itiraf, 30 yıldır karanlıkta kalan dosyada anneden gelen ilk açık doğrulama oldu. Ancak kritik bir boşluk hâlâ duruyor: Emine’nin cansız bedeninin nerede olduğu bilinmiyor. Anne, kızının öldürüldüğünü kabul etse de cesedin nereye konulduğunu bilmediğini ya da bu konuda suskun kaldığını söylüyor. İtiraf sırasında dile getirilen “ver babasına” ifadesi de dikkat çekti. Bu sözlerin, Raziye Yıldız’ın olaydan önce “Çocuğa bakamıyorsan öz babasına ver” diye ısrar ettiğini ima ettiği değerlendiriliyor. Üvey babanın inkârı ve devam eden soruşturma Hakkındaki ağır suçlamalarla yüzleşen Ercan Yılmaz, tüm iddiaları kesin bir dille reddediyor. Canlı yayına bağlanan Yılmaz, kızlarının anlattıklarının gerçek dışı ve yönlendirme sonucu ortaya çıktığını savundu. Özellikle “tesbih makinesiyle ceset parçalama” iddiasının teknik olarak mümkün olmadığını öne süren Yılmaz, küçük Emine’nin kaybolmadan önce öz babasının yanında olduğunu iddia etti. Ancak tanık beyanları ve anne Raziye’nin itirafı, Yılmaz’ın savunmalarını kamuoyu nezdinde büyük ölçüde gölgede bıraktı. Bu gelişmeler üzerine resmî soruşturma başlatıldı. Savcılık, canlı yayında dile getirilen iddiaları ihbar kabul etti. Yetkililer, olası gömü yerlerinin tespiti ve eski adli kayıtların yeniden incelenmesi için çalışma başlattı. Medyanın ve kamuoyunun tepkisi Olay, medya ve sosyal medyada günlerdir başlıca gündem maddesi. “Tespih makinesi cinayeti” başlığıyla anılan dosya, toplumun her kesiminde öfke ve derin bir üzüntü yarattı. Sosyal medyada binlerce kişi, “Nasıl sustun?” diyerek anneye tepki gösterirken; bazıları ise annesinin maruz kaldığı şiddeti vurgulayarak daha karmaşık bir tabloya dikkat çekti. Öte yandan Müge Anlı ve ekibi, dosyanın yeniden açılmasındaki rolleri nedeniyle takdir topladı. Programın, 30 yıllık bir suskunluğu kırması, televizyon gazeteciliğinin etkisini bir kez daha gözler önüne serdi. Şimdi gözler adli makamlarda. Emine Yıldırımcan’ın cesedinin bulunup bulunamayacağı belirsizliğini korurken, kamuoyunda tek bir ortak dilek öne çıkıyor: “En azından bir mezarı olsun.”

Tarkan’dan güçlü çağrı: Avcılık tamamen yasaklansın Haber

Tarkan’dan güçlü çağrı: Avcılık tamamen yasaklansın

Sanatçı Tarkan, hayvanlara yönelik şiddet ve avcılık tartışmalarının yeniden gündeme geldiği bir dönemde, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla net bir çağrıda bulundu. Tarkan, hayvanların yaşam hakkının koşulsuz biçimde korunması gerektiğini belirterek avcılığın yasaklanmasını istedi. “Her canlının yaşama hakkı vardır” vurgusu öne çıktı Paylaşımında hayvanların en az insanlar kadar yaşama hakkına sahip olduğunu dile getiren Tarkan, insanların kendilerini üstün görerek başka canlıların yaşamına son verme hakkı olmadığını ifade etti. Bu anlayışın ne vicdanla ne de insanlıkla bağdaşmadığını söyledi. Yaşam alanlarının tersine çevrildiğine dikkat çekti Tarkan, hayvanların insanların yaşam alanlarını değil, insanların hayvanların yaşam alanlarını işgal ettiğini vurguladı. İşe gelmediğinde hayvanları öldürmenin ya da yok etmenin bir seçenek olamayacağını belirterek, bu bakış açısının değişmesi gerektiğini savundu. Avcılığa karşı net ve kararlı duruş Sanatçı, daha önce de dile getirdiği avcılık karşıtı tutumunu yineleyerek, “Hep söyledim, söylemeye devam edeceğim. Avcılık yasaklansın” ifadeleriyle çağrısını yineledi. Hayvanların yaşam hakkının yasal güvence altına alınması gerektiğini belirtti. Toplumda yankı uyandırdı Tarkan’ın paylaşımı kısa sürede sosyal medyada geniş yankı buldu. Çok sayıda yurttaş, sanatçının çağrısına destek vererek hayvan haklarının daha güçlü biçimde korunması gerektiğini dile getirdi. Açıklama, hayvan hakları ve avcılık tartışmalarını yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı.

İbrahim Tatlıses’i vuran Abdullah Uçmak’tan şaşırtan çıkış Haber

İbrahim Tatlıses’i vuran Abdullah Uçmak’tan şaşırtan çıkış

Cezaevinden gelen mesaj kamuoyunda tartışma yarattı 14 Mart 2011’de İstanbul Maslak’ta düzenlenen silahlı saldırının ardından ağır yaralanan İbrahim Tatlıses’e ilişkin dava sürecinde hüküm giyen Abdullah Uçmak’ın sosyal medya hesabından yapılan paylaşım, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Uçmak’ın hesabından paylaşılan ifadelerde, ceza süresinin uzunluğuna dikkat çekilerek tahliye talep edildi. “Kimse bu ülkede yaralamadan 16 sene yatmadı” dedi Uçmak adına yapılan paylaşımda, “Kimse bu ülkede yaralamadan 16 sene ceza yatmadı, tahliyemi istiyorum” ifadeleri yer aldı. Mesaj, Türkiye toplumunda adalet sistemi, ceza süreleri ve infaz rejimi üzerine süregelen tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. 2011’deki saldırı Türkiye toplumunu sarsmıştı İbrahim Tatlıses’e yönelik saldırı, yalnızca sanat dünyasında değil, Türkiye halkı genelinde büyük bir şok etkisi yaratmıştı. Ağır yaralanan Tatlıses uzun süren tedavi sürecinin ardından hayata tutunmuş, olay ise kamuoyunda şiddet, silahlanma ve güvenlik politikaları açısından uzun süre tartışılmıştı. Tahliye talebi hukuki süreci yeniden gündeme getirdi Abdullah Uçmak’ın cezaevinden paylaşılan talebi, infaz hukukuna ilişkin değerlendirmeleri de beraberinde getirdi. Hukukçular, tahliye kararlarının bireysel başvurular, infaz süresi ve yasal düzenlemeler çerçevesinde ele alındığını vurgularken, sosyal medyada yapılan çağrıların hukuki süreç üzerinde doğrudan bağlayıcılığı bulunmadığına dikkat çekiyor. Toplumsal hafıza ve adalet duygusu yeniden sınanıyor Paylaşımın ardından sosyal medyada çok sayıda yurttaş, saldırının Türkiye toplumunda bıraktığı derin izi hatırlatarak tepkilerini dile getirdi. Tartışma, hem mağduriyetlerin hem de ceza adaletinin nasıl dengeleneceği sorusunu bir kez daha gündemin merkezine taşıdı.

İstanbul Erkek Lisesi’nde "akran zorbalığı": Okul müdürü görevden alındı! Haber

İstanbul Erkek Lisesi’nde "akran zorbalığı": Okul müdürü görevden alındı!

Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarından biri olan İstanbul Erkek Lisesi, yatılı öğrenciler arasında yaşanan şiddet ve akran zorbalığı skandalıyla sarsıldı. 9. sınıf öğrencilerinin kurduğu bir WhatsApp grubundaki mesajlar nedeniyle başlayan olaylar, 11. sınıf öğrencilerinin yatakhaneyi basıp alt dönem öğrencilerini "muşta ve bıçak" tehdidiyle darp etmesine kadar uzandı. Skandalın patlak vermesinin ardından Okul Müdürü Yılmaz Arslan açığa alındı. WhatsApp mesajları fitili ateşledi İddiaya göre olayların fitilini, 9. sınıf öğrencileri E.E.A., M.B.P., M.M.A., M.T.P., M.A.K., E.A. ve A.H.A.'nın kendi aralarında kurdukları WhatsApp grubu ateşledi. Grupta okuldaki bazı kız öğrenciler hakkında yapılan yazışmalar sızdırıldı. Mesajları gören kız öğrencilerin durumu 11. sınıftaki "büyüklerine" şikayet etmesi üzerine gerilim tırmandı. Sinema odasında "sorgu" ve işkence 24 Kasım akşamı saat 20.00 sularında harekete geçen yaklaşık 10 kişilik 11. sınıf grubu, 9. sınıf öğrencilerinin kaldığı yatakhaneyi bastı. 7 öğrenciyi zorla yurttaki sinema odasına indiren grup, burada dehşet saçtı. İddialara göre olay şöyle gelişti: Muşta ve Bıçak Tehdidi: Saldırgan grubun, 9. sınıf öğrencilerine muşta ve bıçak göstererek tehdit ettiği öne sürüldü. Feci Darp: Alt dönem öğrencileri sinema odasında feci şekilde dövüldü. Bazı öğrencilerin kafalarının duvara sürtüldüğü, yüzlerine defalarca tokat atıldığı belirtildi. Kulak Zarı Patladı: Şiddetin boyutu hastane raporlarına da yansıdı. Darp edilen öğrencilerden E.E.A.'nın yüzüne aldığı darbeler sonucu kulak zarının patladığı, boğazı sıkılan E.A.'nın ise vücudunda ciddi kızarıklıklar oluştuğu tespit edildi. Kafeye götürüp telefonlarına el koydular Şiddet okul sınırları içinde kalmadı. Hızını alamayan 11. sınıf öğrencileri, darp ettikleri 7 öğrenciyi okulun yakınındaki bir kafeye götürdü. Burada "sorguya" devam eden grup, mağdur çocukların üzerini arayarak telefon ve tabletlerine rızaları dışında el koydu. Müdür görevden uzaklaştırıldı Çocuklarının yaşadığı dehşeti öğrenen ailelerin şikayeti üzerine olay yargıya ve idari makamlara taşındı. Başlatılan soruşturma kapsamında, yaklaşık bir yıldır İstanbul Erkek Lisesi Müdürlüğü görevini yürüten Yılmaz Arslan açığa alındı. Olayla ilgili adli ve idari soruşturmanın çok yönlü olarak sürdüğü bildirildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.