Türkiye’de son dönemde farklı şehirlerde (Urfa, Maraş, Malatya, Ankara, Tarsus vb.) yaşanan ölümlü okul şiddeti vakalarını tekil “olaylar” olarak değil, yapısal bir krizin semptomları olarak okumak gerekir. Sosyolojik analiz, bu tür şiddetin genellikle birden fazla etmenin kesişiminde ortaya çıktığını gösterir: Bireysel, kurumsal ve toplumsal...
Gelin bu cümleyi açalım: 1. Toplumsal Gerilim ve “Anomi”
"Anomi" kavramı, Émile Durkheim’ın hediyesidir. Toplumsal normların zayıfladığı, bireylerin neyin doğru, neyin yanlış olduğunu belirlemekte zorlandığı durumdur. Türkiye bağlamında anominin bileşenleri şunlardır: Ekonomik belirsizlik; Gelecek kaygısı;
Adalet duygusunun zedelenmesi;
Toplumsal kutuplaşma.
Bunların ortak etkisinin gençler üzerinde ciddi bir yönsüzlük ve öfke yarattığını söylemek mümkündür..
Okul çevresi, bu gerilimin boşaldığı ilk mikro-alanlardan biridir.
2. Şiddetin Normalleşmesi (Kültürel Aktarım)
Pierre Bourdieu’nün “habitus” kavramıyla bakarsak:
Ailede, mahallede, medyada kaba kuvvet (şiddet) bir “çözüm yolu” veya baskı ve kontrol sağlamada işe yarar bir davranış biçimi olarak görülüyor;
erkeklik kültürü çoğu zaman şiddetle özdeşleştiriliyor; okul çevresi, sadece bilgiyi değil, şiddet repertuarını da taşıyan ve aktaran bir alan oluyor.
3. Eğitim Sisteminin İşlev Kaybı
Modern eğitim sisteminin üç temel işlevi vardır: Sosyalleştirme (çocuğu toplumun bir üyesi olmaya hazırlama); disiplin (kurallara, yasalara uymayı öğretme) Gelecek tasavvuru geliştirme.
Türkiye’de bu üçü de zayıflamıştır.
Okul artık “gelecek garantisi” sunmuyor; öğretmenin otoritesi aşınmıştır; rehberlik ve psikolojik destek yetersizdir.
Bu durum Robert K. Merton’ın “gerilim teorisi” ile açıklanabilir: Hedefler vardır (başarılı ol, statü kazan, zengin ol), ama bunlara ulaşmayı sağlayan meşru yollar tıkanmıştır. Birey (genç), çevresindeki yozlaşmadan da etkilenerek alternatif yollar arar, bulur. Bunların çoğu, şiddet içeren yollardır.
4. Aile Yapısındaki Dönüşüm ve Denetim Eksikliği
Yoksullaşan kesimlerde aileler baskı ve stres altındadır. Çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadır. Bu da aile bağlarını zayıflatmaktadır.
Boşanma oranları artıyor; ailelerin parçalanması çocukları yönsüz ve denetimsiz bırakıyor.
Ekonomik stres altındaki ebeveyn, çocukları üzerinde yeteri kadar etkili ve yönlendirici olamıyor
Çocukların sosyalizasyonu stres altındaki ebeveyn tarafından ihmal ediliyor. Var olma mücadelesi daha ağır basıyor. Bu şartlardaTravis Hirschi’nin "sosyal kontrol" teorisi anlam kazanıyor: Bireyin toplumla bağları zayıfladıkça suç ve şiddet eğilimi artıyor. Şu gerçek belirginlik kazanıyor: Okul şiddeti, çoğu zaman zayıf aile ve toplumsal bağların dışa vurumudur. 5. Gençlik Kimliği ve Aşağılanma Duygusu
Ergenlik dönemi gençler için zaten kırılgan bir evredir. Türkiye bağlamında buna şunlar ekleniyor: Değersizlik hissi;
Görünür olamama; kendini onaylatamama;
Sosyal medyada sunulan kişiler ve kişiliklerle sürekli kendini kıyaslama ve bundan doğan eksiklik ve memnuniyetsizlik.
Axel Honneth’in “tanınma mücadelesi” yaklaşımı burada anlam kazanıyor:
"Tanınmayan, saygı görmeyen birey, bunu şiddetle telafi etmeye yönelebiliyor." Birçok okul şiddeti vakası, aslında “beni görün” çığlığıdır.
6. Devlet ve Kurumsal Zafiyet
Resmî düzeyde şu eksikler önemlidir:
Okullarda güvenlik mekanizmaları yetersizdir;
riskli öğrencilerin erken tespiti yapılmamaktadır;
rehberlik sistemi işlevsizleşmiştir; işlememektedir.
Bu durum, Max Weber’in tanımladığı yasal-legal otoritenin zayıflaması yanında keyfileşen siyasî-idarî otorite ve inandırıcılığını yitiren karizmatik liderlik ile de ilişkilidir.
7. Bölgesel Etmenler
Şiddet olaylarının gerçekleştiği kentlerin çoğunda ortak bazı özellikler dikkat çekmektedir. Bunlar göç almış ve hızlı büyümüş kentlerdir. Yoksulluk ve işsizlik oranları yüksektir. Ayrıca, eğitim altyapıları yetersizdir. Bu tür kentlerde okul, genellikle toplumsal çatışmaların görünür hale geldiği bir alandır.
SONUÇ: “Okul Şiddeti” Toplumun Aynasıdır
Bu olayları “çocukların suçu” olarak yaftalamak ciddi bir analitik hatadır. Daha doğru çerçeve şudur: Okuldaki şiddet, toplumdaki yapısal şiddetin yoğunlaşmış ve görünür hale gelmiş halidir.
Özetle, Türkiye’deki ölümlü okul şiddeti vakaları, anomi + eşitsizlik + kurumsal zafiyet + gençlerin tanınma/önemsenme krizinin kesişiminde ortaya çıkan bir “toplumsal kırılma belirtisi”dir
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Doğu Ergil
OKULLARDA YAŞANAN ÖLÜMLÜ ŞİDDET OLAYLARI
Türkiye’de son dönemde farklı şehirlerde (Urfa, Maraş, Malatya, Ankara, Tarsus vb.) yaşanan ölümlü okul şiddeti vakalarını tekil “olaylar” olarak değil, yapısal bir krizin semptomları olarak okumak gerekir. Sosyolojik analiz, bu tür şiddetin genellikle birden fazla etmenin kesişiminde ortaya çıktığını gösterir: Bireysel, kurumsal ve toplumsal...
Gelin bu cümleyi açalım:
1. Toplumsal Gerilim ve “Anomi”
"Anomi" kavramı, Émile Durkheim’ın hediyesidir. Toplumsal normların zayıfladığı, bireylerin neyin doğru, neyin yanlış olduğunu belirlemekte zorlandığı durumdur. Türkiye bağlamında anominin bileşenleri şunlardır:
Ekonomik belirsizlik;
Gelecek kaygısı;
Adalet duygusunun zedelenmesi;
Toplumsal kutuplaşma.
Bunların ortak etkisinin gençler üzerinde ciddi bir yönsüzlük ve öfke yarattığını söylemek mümkündür..
Okul çevresi, bu gerilimin boşaldığı ilk mikro-alanlardan biridir.
2. Şiddetin Normalleşmesi (Kültürel Aktarım)
Pierre Bourdieu’nün “habitus” kavramıyla bakarsak:
Ailede, mahallede, medyada kaba kuvvet (şiddet) bir “çözüm yolu” veya baskı ve kontrol sağlamada işe yarar bir davranış biçimi olarak görülüyor;
erkeklik kültürü çoğu zaman şiddetle özdeşleştiriliyor; okul çevresi, sadece bilgiyi değil, şiddet repertuarını da taşıyan ve aktaran bir alan oluyor.
3. Eğitim Sisteminin İşlev Kaybı
Modern eğitim sisteminin üç temel işlevi vardır:
Sosyalleştirme (çocuğu toplumun bir üyesi olmaya hazırlama);
disiplin (kurallara, yasalara uymayı öğretme)
Gelecek tasavvuru geliştirme.
Türkiye’de bu üçü de zayıflamıştır.
Okul artık “gelecek garantisi” sunmuyor; öğretmenin otoritesi aşınmıştır; rehberlik ve psikolojik destek yetersizdir.
Bu durum Robert K. Merton’ın “gerilim teorisi” ile açıklanabilir: Hedefler vardır (başarılı ol, statü kazan, zengin ol), ama bunlara ulaşmayı sağlayan meşru yollar tıkanmıştır. Birey (genç), çevresindeki yozlaşmadan da etkilenerek alternatif yollar arar, bulur. Bunların çoğu, şiddet içeren yollardır.
4. Aile Yapısındaki Dönüşüm ve Denetim Eksikliği
Yoksullaşan kesimlerde aileler baskı ve stres altındadır. Çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadır. Bu da aile bağlarını zayıflatmaktadır.
Boşanma oranları artıyor; ailelerin parçalanması çocukları yönsüz ve denetimsiz bırakıyor.
Ekonomik stres altındaki ebeveyn, çocukları üzerinde yeteri kadar etkili ve yönlendirici olamıyor
Çocukların sosyalizasyonu stres altındaki ebeveyn tarafından ihmal ediliyor. Var olma mücadelesi daha ağır basıyor. Bu şartlardaTravis Hirschi’nin "sosyal kontrol" teorisi anlam kazanıyor: Bireyin toplumla bağları zayıfladıkça suç ve şiddet eğilimi artıyor. Şu gerçek belirginlik kazanıyor: Okul şiddeti, çoğu zaman zayıf aile ve toplumsal bağların dışa vurumudur.
5. Gençlik Kimliği ve Aşağılanma Duygusu
Ergenlik dönemi gençler için zaten kırılgan bir evredir. Türkiye bağlamında buna şunlar ekleniyor:
Değersizlik hissi;
Görünür olamama; kendini onaylatamama;
Sosyal medyada sunulan kişiler ve kişiliklerle sürekli kendini kıyaslama ve bundan doğan eksiklik ve memnuniyetsizlik.
Axel Honneth’in “tanınma mücadelesi” yaklaşımı burada anlam kazanıyor:
"Tanınmayan, saygı görmeyen birey, bunu şiddetle telafi etmeye yönelebiliyor." Birçok okul şiddeti vakası, aslında “beni görün” çığlığıdır.
6. Devlet ve Kurumsal Zafiyet
Resmî düzeyde şu eksikler önemlidir:
Okullarda güvenlik mekanizmaları yetersizdir;
riskli öğrencilerin erken tespiti yapılmamaktadır;
rehberlik sistemi işlevsizleşmiştir; işlememektedir.
Bu durum, Max Weber’in tanımladığı yasal-legal otoritenin zayıflaması yanında keyfileşen siyasî-idarî otorite ve inandırıcılığını yitiren karizmatik liderlik ile de ilişkilidir.
7. Bölgesel Etmenler
Şiddet olaylarının gerçekleştiği kentlerin çoğunda ortak bazı özellikler dikkat çekmektedir. Bunlar göç almış ve hızlı büyümüş kentlerdir. Yoksulluk ve işsizlik oranları yüksektir. Ayrıca, eğitim altyapıları yetersizdir. Bu tür kentlerde okul, genellikle toplumsal çatışmaların görünür hale geldiği bir alandır.
SONUÇ: “Okul Şiddeti” Toplumun Aynasıdır
Bu olayları “çocukların suçu” olarak yaftalamak ciddi bir analitik hatadır. Daha doğru çerçeve şudur: Okuldaki şiddet, toplumdaki yapısal şiddetin yoğunlaşmış ve görünür hale gelmiş halidir.
Özetle, Türkiye’deki ölümlü okul şiddeti vakaları, anomi + eşitsizlik + kurumsal zafiyet + gençlerin tanınma/önemsenme krizinin kesişiminde ortaya çıkan bir “toplumsal kırılma belirtisi”dir