SON DAKİKA

#Sinema

HABER DEĞER - Sinema haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sinema haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

12 Eylül’ün Sanat Dünyasındaki İzleri Haber

12 Eylül’ün Sanat Dünyasındaki İzleri

Millî Güvenlik Konseyi'nin yönetime el koymasıyla birlikte, ülkedeki tüm özgür düşünce mecraları denetim altına alındı. Darbenin ilk hedef aldığı kesimlerden biri olan sanatçılar, yazarlar, sinemacılar ve müzisyenler; hapis cezaları, sürgünler, kitap yakma eylemleri ve kapsamlı sansür mekanizmalarıyla karşı karşıya kaldı. Basın ve Yayın Dünyasına Yönelik Baskılar Darbe döneminde basın özgürlüğü büyük ölçüde kısıtlandı. Cumhuriyet başta olmak üzere dönemin önde gelen gazeteleri yüzlerce dava ile karşılaştı ve yayınları geçici sürelerle durduruldu. Binlerce gazeteci hakkında hapis cezaları istendi. Basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasal düzenlemelerin yanı sıra, imha edilmek üzere depolanan gazete, dergi ve kitapların ağırlığı resmi rakamlara göre 39 tonu buldu. Birçok eser daha okunmadan sobalarda ve açık arazilerde yakıldı. Bu sürecin en acı örneklerinden biri, Onur Yayınları sahibi İlhan Erdost’un 8 Kasım 1980’de gözaltına alındıktan sonra Mamak Cezaevi’ne nakledilirken hayatını kaybetmesi oldu. Yazar Muzaffer Erdost, kardeşinin ölümünün ardından onun adını kendi adıyla birleştirerek "Muzaffer İlhan Erdost" olarak yazmaya devam etti. Sinemada Sansür ve Yasaklar Darbe yönetimi sinema sektörünü de sıkı bir denetim mekanizmasına tabi tuttu. Dönemde toplam 937 film yasaklandı. Erden Kıral’ın yönettiği, Adana Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından yasaklanan Bereketli Topraklar Üzerinde filminin nüshalarının imha edildiği iddia edildi. Doğu bölgesindeki yoksulluğu konu alan Hakkâri’de Bir Mevsim filmi de uzun süre yasaklı kalan yapımlar arasında yer aldı; film uluslararası festivallerde ödüller alsa da gösterimi engellerle karşılaştı. Müzik Dünyası ve Sürgünler Müzik alanı da 12 Eylül rejiminin baskılarından doğrudan etkilendi. TRT repertuvarından yüzlerce şarkı çıkarıldı; Ruhi Su, Selda Bağcan ve Zülfü Livaneli gibi isimlerin eserleri yasaklı listelerine eklendi. Konser izinleri iptal edilen, pasaportlarına el konulan ve yargılanan sanatçılardan Selda Bağcan uzun yıllar yurt dışına çıkamadı, çeşitli davalardan yargılandı ve konser vermesi yasaklandı. Darbe sırasında bir konser için Almanya'da bulunan Cem Karaca, hakkında açılan davalar ve Interpol kararları nedeniyle uzun yıllar yurda dönemedi ve vatandaşlıktan çıkarıldı. Melike Demirağ, Şanar Yurdatapan gibi isimler de ülkeyi terk etmek zorunda kalan sanatçılar arasında yer aldı. Yeni Türkü'nün Buğdayın Türküsü albümü piyasadan çekildi. Bunun yanı sıra, dönemin idari kararları doğrultusunda sanatçıların kimlik hakları ve ifade biçimleri de baskı gördü. Sanatçı Bülent Ersoy’a sahne yasağı getirildi ve hukuki süreçler sonucunda dönemin mahkemeleri ve idari kurumları tarafından cinsiyet kimliğine yönelik kısıtlamalar uygulandı. Kürtçe dilinin kamusal alanda ve eğitimde kullanımı yasaklandı; bu yasaklar daha sonraki yıllarda kaldırılsa da dönemin kültürel hayatta açtığı tahribat kalıcı oldu. Barış Derneği Davası ve Aydınlar 1977 yılında kurulan Türkiye Barış Derneği, darbenin ardından kapatıldı ve yöneticileri ile kurucuları hakkında İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından dava açıldı. Mahkeme süreci yıllarca sürdü; Mahmut Dikerdem, Reha İsvan, Orhan Apaydın, Erdal Atabek, Ataol Behramoğlu, Ali Sirmen gibi çok sayıda aydın, yazar, hukukçu ve bilim insanı tutuklanarak uzun süre cezaevinde yargılandı. Dava, 1991 yılında sanıkların beraatıyla sonuçlandı. 12 Eylül rejimi, edebiyattan sinemaya, müzikten akademiye kadar geniş bir yelpazede yarattığı korku iklimi, otosansür ve yapısal dönüşümlerle Türkiye'nin kültürel hafızasında derin izler bıraktı. Sanatçılar ve aydınlar üzerindeki bu baskı ortamı, sonraki yıllarda da Türk sanat hayatının en çok tartışılan veirdilerini şekillendiren temel kırılma noktalarından biri olmayı sürdürdü. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Oyuncu Serhat Mustafa Kılıç evinde ölü bulundu Haber

Oyuncu Serhat Mustafa Kılıç evinde ölü bulundu

Evinde hareketsiz halde bulundu Türk tiyatrosu ve sinemasının usta isimlerinden Serhat Mustafa Kılıç, İstanbul'un Kağıthane ilçesindeki evinde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Edinilen bilgilere göre, perşembe gününden bu yana kendisinden haber alamayan kız arkadaşı Özlem E. (50), durumdan endişe ederek saat 17.00 sıralarında oyuncunun Nurtepe Mahallesi’ndeki evine gitti. Kapının çalınmasına rağmen yanıt alınamaması üzerine yanında bulunan yedek anahtarla içeri giren Özlem E., Kılıç’ı salondaki tekli koltukta oturur vaziyette hareketsiz buldu. Sağlık ekiplerine yapılan ihbarın ardından adrese sevk edilen ekipler, ünlü oyuncunun hayatını kaybettiğini belirledi. Olay yeri inceleme ekiplerinin ve Kağıthane Asayiş Büro Amirliği'nin evdeki çalışmalarının ardından Kılıç’ın cenazesi kesin ölüm nedeninin belirlenmesi üzere Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Olay yerinde yapılan ilk incelemelerde, Kılıç'ın göz çevresi ile kollarında ve bacaklarında morluklar olduğu tespit edildi; ancak vücudunun herhangi bir yerinde kesici alet yarası, açık darp veya cebir izine rastlanmadı. Bir süredir lenf kanseri tedavisi gördüğü bilinen oyuncunun, bu rahatsızlığın yanı sıra son dönemde aşırı alkol tüketimiyle mücadele ettiği bilgisine ulaşıldı. Kesin ölüm sebebi otopsi raporunun ardından netlik kazanacak. Serhat Mustafa Kılıç kimdir? 8 Temmuz 1975 tarihinde Ankara'da dünyaya gelen Serhat Mustafa Kılıç, aslen Malatyalıdır. Tiyatro eğitimine 1994 yılında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü'nde burslu olarak başlayan sanatçı, 1998 yılında bu okuldan yüksek şeref öğrencisi olarak mezun oldu. Kariyeri boyunca pek çok prestijli kurumda sahne alan Kılıç; Ankara Sanat Tiyatrosu, Diyarbakır Devlet Tiyatrosu, Erzurum Devlet Tiyatrosu ve İstanbul Şehir Tiyatroları'nda görev yaptı. 2009-2010 sezonunda İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen ve kapalı gişe oynayan "İntiharın Genel Provası" adlı oyundaki dört farklı karakteri canlandırmasındaki başarısıyla 14. Afife Tiyatro Ödülleri'nde "Yılın En Başarılı Müzikal ve Komedi Erkek Oyuncusu" adaylığına layık görüldü. Tiyatronun yanı sıra sinema ve televizyon projelerinde de unutulmaz karakterlere hayat veren sanatçı, yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan’ın yaptığı ve Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazanan 2014 yapımı Kış Uykusu filmindeki "İmam Hamdi" karakteriyle büyük bir çıkış yakalamış ve 47. SİYAD Ödülleri'nde "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" adaylığı elde etmişti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Aleviliğin son yüzyılına çok katmanlı bakış: Yalçın Çakmak’tan kapsamlı bir derleme Haber

Aleviliğin son yüzyılına çok katmanlı bakış: Yalçın Çakmak’tan kapsamlı bir derleme

Yalçın Çakmak’ın derlediği “Aleviliğin Son Yüzyılı”, Osmanlı’dan günümüz Türkiye’sine uzanan süreçte Aleviliği yalnızca inanç ekseninde değil; siyaset, hafıza, kimlik, medya, kültür, göç ve toplumsal dönüşüm başlıkları üzerinden ele alıyor. Kitabın asıl gücü, Aleviliği tek bir tanıma sıkıştırmaması. Tarihsel hafıza, devlet-toplum ilişkileri, kimlik inşası, medyada temsil, Alevifobi, Avrupa’daki Alevi örgütlenmeleri, kültürel üretim ve dijital hafıza gibi başlıklar aynı çerçeve içinde ele alınıyor. Böylece okura, Aleviliğin yalnızca geçmişe ait bir inanç ve kimlik meselesi değil, bugünün siyasal ve toplumsal tartışmalarında hâlâ canlı biçimde var olan bir alan olduğu gösteriliyor. Osmanlı’dan bugüne devam eden bir hafıza meselesi Kitabın temel sorularından biri şu: Aleviler, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve bugüne uzanan süreçte kendi tarihsel hafızalarını nasıl korudu? Bu soru, eserin omurgasını oluşturuyor. Horasan anlatısından Dersim’e, Madımak Katliamı’ndan Avrupa’daki diaspora deneyimine kadar uzanan geniş bir tarihsel hat üzerinden, Alevi kimliğinin zaman içinde nasıl katmanlaştığı inceleniyor. “Türk İslamı” tartışması ve siyasal anlamı Derlemenin önemli tartışma alanlarından biri de Aleviliğin tarih boyunca farklı ideolojik çerçeveler içinde tanımlanması. Kitap, özellikle Aleviliğin “Türk İslamı” şeklinde yorumlanmasının yalnızca teolojik değil, aynı zamanda siyasal bir tercih ve kimlik politikası olduğunu tartışmaya açıyor. Bu tartışma, Aleviliğin “İslam içi mi, kendine özgü bir inanç mı?” sorusundan çok daha geniş bir zemine oturuyor. Yalçın Çakmak’ın daha önce İmran Gürtaş ile birlikte derlediği “Kızılbaşlık, Alevilik, Bektaşilik: Tarih-Kimlik-İnanç-Ritüel”kitabında da benzer biçimde terminoloji, kimlik ve inanç ayrımları tartışılmıştı. Yeni kitap bu hattı daha yakın döneme taşıyor ve son yüz yıldaki siyasal dönüşümlerle ilişkilendiriyor. Alevifobi yalnızca geçmişin meselesi değil Kitapta öne çıkan bir diğer başlık ise Alevifobi. Derleme, Alevilere yönelik önyargı ve dışlamanın yalnızca tarihsel devlet politikalarında değil, medyada ve dijital dünyada da farklı biçimlerde yeniden üretildiğini ele alıyor. Bu başlık, kitabın güncelliğini en çok artıran bölümlerden biri. Çünkü mesele artık yalnızca tarihsel belgeler üzerinden değil; haber dili, sosyal medya, dijital hafıza ve kamuoyu algısı üzerinden de okunuyor. Avrupa’daki Alevilik ayrı bir kimlik deneyimi oluşturuyor “Aleviliğin Son Yüzyılı”, Türkiye sınırlarının dışına da çıkıyor. Avrupa’daki Alevilerin örgütlenme biçimleri, kimliklerini kamusal alanda ifade etme yöntemleri ve göçle birlikte yaşanan dönüşümler kitabın önemli başlıklarından biri. Bu bölüm, Aleviliğin Türkiye’deki tarihsel ve siyasal bağlamla sınırlı olmadığını gösteriyor. Avrupa’da Alevilik, bir yandan inanç kimliği olarak korunurken diğer yandan hukuki tanınma, örgütlenme ve yurttaşlık mücadelesinin parçasına dönüşüyor. Edebiyattan sinemaya Aleviliğin kültürel görünürlüğü Kitap yalnızca siyaset ve tarihle sınırlı değil. Edebiyat, sinema ve müzik endüstrisinde Aleviliğin nasıl temsil edildiğide ele alınıyor. Bu tercih, derlemeyi klasik tarih çalışmalarından ayırıyor. Çünkü Alevilik burada yalnızca arşiv belgelerinde veya siyasal mücadelelerde değil, kültürel üretim alanında da izleniyor. Böylece Alevi kimliğinin toplumdaki görünürlüğünün, yalnızca siyasi hak talepleriyle değil, sanat ve popüler kültür aracılığıyla da şekillendiği ortaya konuyor. “Aleviliğin Son Yüzyılı”nı değerli kılan temel unsur, tek bir tez dayatmak yerine farklı meseleleri aynı tarihsel eksende buluşturması. Kitap, Aleviliği ne yalnızca bir inanç sistemi ne de yalnızca bir siyasi kimlik olarak ele alıyor. Bunun yerine, inanç, hafıza, siyaset, kültür, göç ve kimlik arasındaki geçişkenliğe odaklanıyor. Bu nedenle eser, Alevilik üzerine çalışan akademisyenler için olduğu kadar Türkiye’nin yakın siyasi ve toplumsal tarihini anlamaya çalışan okurlar için de güçlü bir başvuru kaynağı niteliğinde. Kitabın başlığı da bu açıdan isabetli: “Son Yüzyıl” ifadesi yalnızca kronolojik bir dönem tarif etmiyor; Aleviliğin modernleşme, Cumhuriyet, göç, kentleşme, siyasal örgütlenme ve dijitalleşmeyle birlikte geçirdiği büyük dönüşümü işaret ediyor. Yalçın Çakmak kimdir? Yalçın Çakmak, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü’nde lisans eğitimini 2005’te, yüksek lisansını 2012’de, doktorasını ise 2018’de tamamladı. Çalışma alanları arasında Kızılbaşlık/Alevilik, Bektaşilik, Türkiye’de dinî ve etnik gruplar, dinler tarihi ile Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi dinî, toplumsal ve siyasal yaşamı bulunuyor. Çakmak, “Sultanın Kızılbaşları: II. Abdülhamid Dönemi Alevi Algısı ve Siyaseti” ile “Osmanlı’da Dinden Çıkma (İrtidad)” kitaplarının yazarı. Ayrıca “Kızılbaşlık, Alevilik, Bektaşilik”, “Kürt Tarihi ve Siyasetinden Portreler”, “Kürt Aşiretleri”, “Şekâvet, Hıyânet, İsyan” ve “Huzursuz Bir Ruhun Panoraması” gibi çok sayıda çalışmanın da derleyicileri arasında yer aldı. Önemli Alevi yazmalarından “Tabîbu’l-Kulûbi’l-Asfiyâ ve Seyru Sülûki’l-Evliyâ” adlı eseri de çevirip yayına hazırlayan Çakmak, 2013-2018 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Halen Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü’nde doçent olarak akademik çalışmalarını sürdürüyor. Çakmak, 2019 yılında Tarih Vakfı Mütevelli Kurulu üyeliğine seçildi. “Aleviliğin Son Yüzyılı”, İletişim Yayınları’nın Araştırma-İnceleme dizisinden Ağustos 2026’da ilk baskısını yaptı ve 358 sayfadan oluşuyor. Kitapta Bülent Akın, Yalçın Çakmak, Faruk Çalışkan, Özge Dikmen, Kumru Berfin Emre, Mehmet Ertan, Orhan Gazi Ertekin, Bülent Keleş, İhsan Koluaçık, Onur Özger, Cemal Salman, Ali Duran Topuz ve Elif Yıldızlı’nın katkıları bulunuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

The Sopranos'un yıldızı hayatını kaybetti Haber

The Sopranos'un yıldızı hayatını kaybetti

Dünyaca ünlü yapım 'The Sopranos' dizisindeki rolleriyle tanınan oyuncu Vincent Pastore hayata gözlerini yumdu. Bir süredir kendisinden haber alınamayan sanatçının vefat haberi sinema dünyasında üzüntü yarattı. Üç gün boyunca haber alınamadı Edinilen bilgilere göre, Pastore'den üç gün boyunca haber alamayan komşularından biri durumdan şüphelenerek oyuncunun New York'un Bronx bölgesindeki evine gitti. Evde ölü bulunduğu öğrenilen sanatçının ölüm nedeninin belirlenmesi için çalışmaların sürdürüldüğü bildirildi. Oyuncunun uzun süredir menajerliğini yapan Bob McGowan, acı haberi duyururken, "Vinnie harika bir adamdı, herkese yardım ederdi ve çok hayırseverdi" sözleriyle üzüntüsünü dile getirdi. McGowan, Pastore’a olası bir oyunculuk projesi için ulaşmaya çalıştığını ancak telefonlarına yanıt alamadığını aktardı. Zirveye 'The Sopranos' ile ulaştı Kariyerine 1990'ların başlarında 'Goodfellas', 'Carlito's Way' ve 'Men of Respect' gibi yapımlarda küçük rollerle başlayan Pastore, 1995 yapımı 'The Jerky Boys: The Movie' ve 1996 yapımı 'Gotti' filmlerindeki performanslarıyla tanınırlığını artırdı. Sanatçı, kariyerinin en büyük çıkışını ise unutulmaz dizi 'The Sopranos' ile yaptı. Dizinin 30 bölümünde Tony Soprano’nun yakın çevresinde yer alan ve FBI için muhbirlik yaptığı ortaya çıkan mafya üyesi Salvatore Bonpensiero karakterine hayat veren Pastore, milyonların beğenisini kazanmıştı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Etimesgut Belediyesi'ne operasyon: Başkan Beşikçioğlu ve 52 kişi gözaltında Haber

Etimesgut Belediyesi'ne operasyon: Başkan Beşikçioğlu ve 52 kişi gözaltında

Ankara Batı Başsavcılığı'nın talimatıyla harekete geçen güvenlik güçleri, belediye merkezli operasyonunu sürdürüyor. Elde edilen bilgilere göre, soruşturma kapsamında adı geçen şüphelilere ait 56 ev, 15 iş yeri ve 41 araçta arama ile el koyma prosedürleri devam ediyor. Mart ayındaki süreç Daha önce mart ayında, Sayıştay denetim raporlarına yansıyan Etimesgut Belediyesi ile iştiraki Etimkent A.Ş. hesaplarındaki usulsüzlük iddiaları üzerine Ankara Batı Başsavcılığı "simmet" suçlamasıyla soruşturma başlatmıştı. O dönem 4 kişinin gözaltına alındığı sürecin ardından bir açıklama yapan Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu, soruşturma açılmasını sağlayan şikayetin bizzat belediye yönetimi tarafından yapıldığını kaydetmişti. Beşikçioğlu o dönem şu ifadeleri kullanmıştı: "Daha önce belediyemiz tarafından Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan şikayet üzerine Başsavcılık tarafından başlatılan soruşturma kapsamında, belediyemiz Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğünde ve sermayesinin tamamı belediyemize ait olan ETİMKENT A.Ş'de görevli bazı çalışanlarımızla ilgili gözaltı ve arama kararları alındığı kamuoyuna açıklanmıştır." Beşikçioğlu'nun hayatı ve siyasi kariyeri 5 Ocak 1970 tarihinde Ankara'da dünyaya gelen Erdal Beşikçioğlu, ilk ve orta öğrenimini farklı merkezlerde tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nden diploma aldı. Devlet Tiyatroları bünyesinde oyuncu olarak uzun süre hizmet veren Beşikçioğlu, tiyatro sahnelerinin yanı sıra sinema ve televizyon projelerinde boy gösterdi. Özellikle "Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi" adlı yapımda hayat verdiği "Behzat Ç." karakteriyle ulusal çapta tanınırlık kazanan sanatçı; Tatlı Hayat, Köprü, Adı Efsane, Çekiç ve Gül: Bir Behzat Ç. Hikâyesi gibi projelerde rol aldı. Oyunculuğun yanı sıra tiyatro yönetmenliği ve eğitmenlik de yapan Beşikçioğlu, siyaset sahnesine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile adım attı. 31 Mart 2024 tarihinde gerçekleştirilen Mahalli İdareler Seçimleri'nde CHP'nin Etimesgut Belediye Başkan adayı olan Beşikçioğlu, seçimi kazanarak belediye başkanı koltuğuna oturmuştu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Doctor Who ve James Bond'un yıldızı hayatını kaybetti Haber

Doctor Who ve James Bond'un yıldızı hayatını kaybetti

Televizyon ve sinema dünyasında uzun yıllara yayılan kariyeriyle tanınan karakter oyuncusu Tom Chadbon'un ölüm haberini, birlikte çalıştığı Fantom Events duyurdu. Şirketin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, usta oyuncunun geçen hafta sonu hayatını kaybettiği belirtilirken, ölüm nedenine ilişkin bir bilgi paylaşılmadı. 'Tom ile Çalışmak Büyük Bir Mutluluktu' Fantom Events yayınladığı taziye mesajında, "Tom, Doctor Who, James Bond ve Game of Thrones başta olmak üzere çok sayıda televizyon dizisi ve filmdeki rolleriyle tanınan bir isimdi. Kendisiyle çalışmak her zaman büyük bir mutluluktu" ifadelerine yer verdi. Bedfordshire'ın Luton kentinde dünyaya gelen Chadbon, İngiliz televizyon ve sinemasının aranan yüzlerinden biri olarak pek çok yapımda izleyici karşısına çıktı. Unutulmaz Projelere imza attı Kariyeri boyunca birçok önemli yapımda rol alan usta oyuncu Chadbon, kült dizi Doctor Who'da farklı dönemlerde iki ayrı karakterle yer aldı. 1979 yılında özel dedektif Duggan karakterini canlandıran oyuncu, 1986 yılında ise Merdeen rolüyle izleyici karşısına çıktı. Daniel Craig'in ilk kez 007 James Bond karakterini canlandırdığı yapımda bir borsa brokerı (Stockbroker) olarak rol aldı. Dünyaca kasıp kavuran fantastik dizi Games of Thrones'ta High Septon Maynard karakterine hayat veren Chadbon, bu performansıyla kariyerinin son televizyon projelerinden birine imza attı. Oyuncunun filmografisinde ayrıca Rebecca, Casualty, Bir Yabancıyla Dans, Ejderlerin Dünyası ve Midsomer Cinayetleri gibi pek çok önemli yapım yer alıyordu. haberdeger.com | Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Gelecek hafta vizyonda neler olacak? 27 Temmuz - 2 Ağustos sinema rehberi Haber

Gelecek hafta vizyonda neler olacak? 27 Temmuz - 2 Ağustos sinema rehberi

Pinokyo: Kanlı Masal Geppetto, torunu James'i Pinokyo adında sihirli bir bebekle tanıştırır ve aralarında bir dostluk gelişir. Ancak Pinokyo'nun saf doğasından habersiz olan James, onu dünyaya tanıtır ve bu da bebeğin tüm kötülükleri ortadan kaldırmak için bir haçlı seferine çıkmasına neden olur. Rhys Frake-Waterfield'ın yönettiği filmde Robert Englund, Richard Brake ve Cameron Bell rol alıyor. İzci Takımı: Şelalenin Peşinde Filmde, İzci Takımı'nın, karne gününün ardından Bülent Öğretmen liderliğinde ormandaki büyük şelaleyi bulmak amacıyla çıktıkları doğa gezisi anlatılıyor. Burak Kaan Şimşeker'in yönettiği animasyon türündeki yapımın seslendirme kadrosunda Deniz Temel, Elif Buse Ağbaş ve Elif Bayar yer alıyor. Hayatımın Şarkısı Düğün grubunun solisti Rick, tesadüfen karşılaştığı eski pop yıldızı Danny ile sarhoş oldukları bir gecede doğaçlama bir şarkı yazar ve beste, altı ay sonra dünya çapında bir hite dönüşür. Bütün ilgi ve başarının odağının Danny olmasının ardından Rick de kendi payını ve emeğinin karşılığını almak için mücadeleye girişir. Yıllardır hayalini kurduğu rock yıldızı hayatı artık ona hiç olmadığı kadar yakın görünmektedir. Fakat Rick, şöhretin peşinden koştukça asıl değerli olanı, evde onu bekleyen eşi, kızı ve sadık dostlarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır. John Carney yönetmenliğindeki komedi, müzik ve müzikal türündeki filmde Paul Rudd, Nick Jonas ve Havana Rose Liu oynuyor. Onun Şahsi Cehennemi Film, distopik bir gelecekte, kızını kurtarmaya çalışan bir askerle, babasını arayan sorunlu bir genç kadının yollarının kesişmesini konu ediyor. Gerilim türündeki yapımın yönetmenliğini Nicolas Winding Refn üstlenirken, başrollerini Sophie Thatcher, Charles Melton ve Kristine Frøseth paylaşıyor. Hannas 3 Film, bebeklerini trajik bir kazada kaybeden Ayşe ve eşi Ali'nin, tatile gittikleri köy evinde karşılaştıkları açıklanamayan olaylar üzerinden karanlık bir geçmişle yüzleşmelerini anlatıyor. Korku türündeki filmin yönetmenliğini Ahmet Toklu yaparken, oyuncu kadrosunda Nilay Deniz, Can Güreler ve Zeynep Yaylıcıoğlu yer alıyor. Nasreddin Hoca: Zaman Yolcusu 4 Film, Nasreddin Hoca ve arkadaşlarının zamanda geçmişe giderek yaşadıkları maceralarını konu ediyor. Animasyon türündeki yapımın yönetmenliğini Nurullah Yenihan üstleniyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Nolan’dan mitolojik bir destan: "The Odyssey" 17 Temmuz'da vizyonda Haber

Nolan’dan mitolojik bir destan: "The Odyssey" 17 Temmuz'da vizyonda

17 Temmuz 2026’da vizyona girecek olan "The Odyssey", hem teknik başarısı hem de yıldızlarla dolu kadrosuyla yılın en çok beklenen yapımları arasında zirveye yerleşti. IMAX teknolojisinde yeni bir dönem "The Odyssey", 172 dakikalık süresiyle izleyiciye destansı bir deneyim sunmaya hazırlanıyor. Nolan, bu yapımda sinema tarihine geçecek bir teknik karara imza attı: "Film, tamamı IMAX 70 mm film kameralarıyla çekilen ilk ticari uzun metraj yapım oldu." Akdeniz'den İzlanda'nın sert kuzey coğrafyasına uzanan gerçek lokasyonlarda çekilen film, dekor kullanımından ziyade doğanın dokusunu ve coğrafyanın ağırlığını merkeze alıyor. Yıldızlar geçidi: Odysseus’un Yolculuğu Film, Truva Savaşı’nın ardından Ithaka’ya dönmeye çalışan Kral Odysseus’un zorlu sınavlarını konu alıyor. Nolan’ın kurduğu iddialı oyuncu kadrosunda Matt Damon, Anne Hathaway, Tom Holland, Zendaya, Robert Pattinson ve Charlize Theron gibi isimler isimler bulunuyor. "Türkiye'de çekilmedi ama kalbinde Troya var" Filmin resmi çekim lokasyonları arasında Yunanistan, İtalya, Fas, İskoçya ve İzlanda bulunuyor. Türkiye'de çekilmemesine rağmen, hikâyenin kökeni olan Troya Savaşı ve Homeros anlatıları nedeniyle yapım, Türkiye ile güçlü bir kültürel bağa sahip. Sosyal medyada Karadeniz kıyısındaki Yason Burnu'nda çekim yapıldığına dair iddialar dolaşsa da, bu bilgiler resmi kaynaklarca doğrulanmadı. Filmin Türkiye bağlantısı; Çanakkale'deki Troia Antik Kenti ve modern müzecilik anlayışıyla dünya çapında ödüller kazanan Troya Müzesi üzerinden şekilleniyor. Troya Müzesi'nden Nolan'a çağrı "The Odyssey" gündemiyle birlikte, Troia Antik Kenti'nin hemen yanında yer alan Troya Müzesi, yönetmen Christopher Nolan'a kültürel bir çağrıda bulundu. Müze, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, "Her yol Truva’dan başlar" mesajıyla Nolan’ı ve film ekibini Troya'yı ziyaret etmeye davet etti. Homeros’un dünyasını anlamak isteyen izleyiciler için Çanakkale rotası; Troia Antik Kenti, Troya Müzesi ve Assos hattıyla "The Odyssey" filmine paralel bir kültür yolculuğu sunuyor. Neden bu kadar merak ediliyor? Sinema eleştirmenleri, filmin özellikle IMAX formatındaki görsel derinliği ve Nolan’ın mitolojik anlatıyı bugünün sinema diliyle nasıl harmanladığını merakla bekliyor. "The Odyssey", sadece bir macera filmi olmanın ötesinde; sadakat, kader ve insanın zorluklar karşısındaki direncini beyaz perdeye yansıtan bir başyapıt olmaya aday. 17 Temmuz 2026 itibarıyla vizyona girecek olan filmi IMAX salonlarında izlemek, Nolan’ın kurduğu o devasa mitolojik atmosferi deneyimlemek için en etkileyici yol olarak öne çıkıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.