SON DAKİKA

#Tarih

HABER DEĞER - Tarih haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tarih haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Karl Marx bugünü görmüş müydü? Haber

Karl Marx bugünü görmüş müydü?

Bugün, modern dünyanın en etkili düşünürlerinden biri olan Karl Marx’ın ölüm yıldönümü. 14 Mart 1883’te Londra’da hayatını kaybeden Marx, yalnızca bir filozof değil; aynı zamanda ekonomist, gazeteci ve devrimci bir düşünürdü. Ölümünden sonra fikirleri dünya siyasetini, işçi hareketlerini ve sosyal bilimleri derinden etkilemeye devam etti. Kimdi Karl Marx? 1818 yılında Almanya’nın Trier kentinde doğan Karl Marx, özellikle kapitalist sistem üzerine yaptığı analizlerle tanındı. En yakın çalışma arkadaşı Friedrich Engels ile birlikte yazdığı “Komünist Manifesto” (1848), tarihin en etkili politik metinlerinden biri kabul edilir. Marx’ın en kapsamlı eseri ise kapitalist üretim ilişkilerini inceleyen “Kapital” adlı çalışmasıdır. Marx’a göre tarih, sınıflar arasındaki mücadelelerin tarihidir. Ona göre toplumlar; üretim araçlarını elinde bulunduran sınıflar ile emek gücüyle yaşayan sınıflar arasındaki gerilim üzerinden şekillenmektedir. Marx Nasıl Öldü? Karl Marx, hayatının son yıllarını Londra’da yoksulluk ve sağlık sorunları içinde geçirdi. Eşi Jenny’nin ve kızının ölümünden sonra sağlığı daha da bozuldu. 14 Mart 1883’te Londra’daki evinde koltuğunda otururken hayatını kaybetti. Cenazesine çok az kişi katıldı; fakat bugün Highgate Mezarlığı’ndaki mezarı dünya çapında ziyaret edilen sembolik bir yer haline gelmiş durumda. Bugünü Açıklayan Öngörüleri Marx’ın en çarpıcı yönlerinden biri, kapitalizmin geleceğine ilişkin yaptığı öngörülerdi. 19. yüzyılda yazdığı metinler, bugün hâlâ tartışılan birçok sorunu açıklayan analizler içeriyor. 1. Servetin giderek az sayıda elde toplanması Marx, kapitalizmin zamanla serveti büyük sermaye gruplarında yoğunlaştıracağını savunmuştu. Günümüzde dünyanın en zengin birkaç yüz insanının, milyarlarca insanın toplam servetine yaklaşan bir ekonomik güce sahip olması bu tartışmayı yeniden gündeme taşıyor. 2. Orta sınıfın daralması Marx, kapitalizmin uzun vadede toplumun geniş kesimlerini güvencesiz çalışma koşullarına iteceğini öngörüyordu. Bugün esnek çalışma, platform ekonomisi ve güvencesiz istihdam tartışmaları bu analizlerle sık sık ilişkilendiriliyor. 3. Küreselleşme Marx, kapitalizmin sınır tanımayan bir sistem olduğunu ve dünya pazarını genişleteceğini yazmıştı. Bugün küresel üretim zincirleri ve uluslararası şirketler bu öngörünün önemli örnekleri olarak görülüyor. 4. Teknoloji ve emek ilişkisi Marx’a göre makineleşme üretimi artırırken emek üzerindeki baskıyı da artırabilirdi. Günümüzde yapay zekâ ve otomasyon tartışmaları, Marx’ın teknoloji ile emek arasındaki gerilime dair analizlerini yeniden gündeme getiriyor. Günümüz Tartışmalarında Marx Bugün Marx’ın fikirleri farklı ideolojik çevreler tarafından farklı şekillerde yorumlanıyor. Kimi çevreler onu kapitalizmin en güçlü eleştirmeni olarak görürken, kimileri ise analizlerinin modern ekonomi için hâlâ önemli bir teorik çerçeve sunduğunu savunuyor. Ancak şu konuda geniş bir fikir birliği var: Karl Marx, modern dünyayı anlamak isteyen herkesin karşısına çıkan en güçlü düşünürlerden biri olmaya devam ediyor. Ölümünün üzerinden 143 yıl geçmesine rağmen Marx’ın sorduğu sorular hâlâ güncelliğini koruyor: Servet nasıl dağıtılıyor? Emek kimin için üretiyor? Ve daha adil bir dünya mümkün mü?

1900 yıllık İskit mezarlarında zehirli pigment keşfi: Bilim insanlarını şaşırtan bulgu Haber

1900 yıllık İskit mezarlarında zehirli pigment keşfi: Bilim insanlarını şaşırtan bulgu

Ukrayna’da gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda, yaklaşık 1900 yıl öncesine ait İskit mezarlarında dikkat çekici bir keşif yapıldı. İki kadına ait mezarda bulunan kırmızı pigment topaklarının, kimyasal analizler sonucunda zencefre (civa sülfür) olduğu tespit edildi. Oldukça zehirli bir madde olan bu pigmentin, antik toplumlarda farklı amaçlarla kullanılmış olabileceği düşünülüyor. Kırmızı pigment zencefre olduğu ortaya çıktı Araştırmayı yürüten bilim insanları, mezarda bulunan kırmızı mineral parçalarının zencefre olduğunu doğruladı. Vermilyon olarak da bilinen bu pigment, cıva sülfürün doğal mineral formudur ve yoğun kırmızı rengi nedeniyle tarih boyunca boya ve pigment olarak kullanılmıştır. Bilim insanları, pigmentin cesetlerin üzerine serpilmiş olabileceğini ve bunun ölülerin solgun tenine daha canlı bir görünüm vermek amacı taşıyabileceğini belirtiyor. Çürümeyi yavaşlatmak için kullanılmış olabilir Araştırmacılar, zencefrenin yalnızca ritüel amaçlı kullanılmadığını, aynı zamanda pratik bir işlevinin de olabileceğini düşünüyor. Bu mineralin bakterilere karşı belirli bir direnç gösterdiği ve cesetlerin çürümesini yavaşlatmak amacıyla kullanılmış olabileceği değerlendiriliyor. İskit mezarlarının çoğu zaman tekrar açılarak yeni definler için kullanıldığı biliniyor. Bu nedenle çürümeyi yavaşlatan maddelerin kullanılması, mezarların uzun süre kullanılmasını kolaylaştırmış olabilir. Mezarda iki kadının kalıntıları bulundu Söz konusu mezar, Ukrayna’nın güneyinde Dinyeper Nehri kıyısındaki Chervony Mayak adlı Geç İskit mezarlığında keşfedildi. Mezarın içinde iki kadına ait kalıntılar yer alıyordu. Araştırmacılar, ilk gömülen kadının öldüğünde 35–45 yaşlarında, daha sonra aynı mezara defnedilen diğer kadının ise 18–20 yaşlarında olduğunu belirledi. Kadınların yanında boncuklar, çanak çömlekler ve metal eşyalar gibi çeşitli mezar hediyeleri de bulundu. Zencefre oldukça zehirli bir madde Zencefre insanlar için son derece zehirli bir mineraldir. Özellikle ısıtıldığında ortaya çıkan cıva gazı ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Uzmanlara göre bu maddeye uzun süre maruz kalmak: titreme solunum problemleri sinir sistemi hasarı hatta ölüm gibi sonuçlara neden olabilir. Ancak araştırmacılar, antik dönem insanlarının bu toksik etkilerin farkında olmadığını düşünüyor. Kozmetik amaçlı kullanılmış olabilir Araştırmacılar, zencefrenin kozmetik amaçlarla kullanılmış olabileceği ihtimalini de değerlendiriyor. Çünkü pigment bulunan mezarların tamamı kadınlara ait. İskit toplumunda mezar eşyalarının kadın ve erkek arasında belirgin biçimde farklılaştığı biliniyor. Bu nedenle kırmızı pigmentin kadınlara özgü bir kozmetik veya ritüel objesi olabileceği düşünülüyor. Tarih öncesi toplumlarda pigment kullanımı Bilim insanlarına göre zencefre ve benzeri pigmentler tarih öncesi toplumlarda oldukça yaygındı. Avrupa’da 15 bin yıl öncesine ait bazı mezarlarda da kırmızı pigment kullanımına rastlanıyor. Bu pigmentler genellikle: vücut boyası ritüel süsleme mağara resimleri defin törenleri gibi alanlarda kullanılıyordu. Ukrayna’daki keşif ise, Geç İskit döneminde bu pigmentin kullanımını bilimsel olarak doğrulayan ilk çalışma olması açısından büyük önem taşıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Türk tarihçiliğinin büyük ismi İlber Ortaylı hayatını kaybetti Haber

Türk tarihçiliğinin büyük ismi İlber Ortaylı hayatını kaybetti

Türk tarihçiliğinin en önemli isimlerinden biri olan İlber Ortaylı, İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Bir süredir sağlık sorunları nedeniyle yoğun bakımda bulunan Ortaylı’nın 78 yaşında hayatını kaybettiği açıklandı. Yoğun bakımda tedavi görüyordu Sağlık sorunları nedeniyle İstanbul’daki Koç Üniversitesi Hastanesinin yoğun bakım servisinde tedavi altında bulunan Ortaylı’nın durumunun son günlerde ağırlaştığı bildirildi. 12 Mart’ta entübe edildiği açıklanan Ortaylı’nın tedavisi yoğun bakımda devam ederken, 13 Mart 2026 tarihinde hayatını kaybettiği duyuruldu. Vefat haberini ilk olarak gazeteci İzzet Çapa sosyal medya hesabından paylaştı. Ardından Ortaylı’nın ailesi de yazılı bir açıklama yayımladı. Ailesinden duygusal açıklama Ortaylı’nın ailesi tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Ailemizin büyüğü İlber Ortaylı’yı 13 Mart 2026 gününde kaybettik. Uzun süren ve giderek karmaşıklaşan sağlık sorunlarına rağmen hayata duyduğu merakı, insanlarla bir arada olma arzusu hiç azalmadı ve gücü yettiğince bildiği gibi yaşadı. Okurları, öğrencileri ve sevenleri onu hiçbir akademisyene nasip olmayacak büyüklükte bir sevgi ve saygıyla sarmaladılar.” Açıklamada cenaze törenine ilişkin bilgilerin daha sonra paylaşılacağı da belirtildi. Türkiye’den başsağlığı mesajları Ortaylı’nın vefatı sonrası siyaset ve akademi dünyasından çok sayıda taziye mesajı yayımlandı. Kemal Memişoğlu mesajında, “Türkiye büyük bir değerini, bir tarih dâhisini yitirdi” ifadelerini kullanırken, Numan Kurtulmuş Ortaylı’nın “ilim dünyasında silinmez bir iz bıraktığını” söyledi. Ali Babacan ise Ortaylı’nın bir nesile tarihi sevdiren önemli bir isim olduğunu belirtti. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş de yayımladığı mesajda Ortaylı’nın Türkiye için büyük bir değer olduğunu vurguladı. Türk tarihçiliğinin en önemli isimlerinden biriydi 1947 yılında Avusturya’nın Bregenz kentinde doğan Ortaylı, küçük yaşta ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç etti. Akademik eğitimini Ankara’da tamamlayan Ortaylı, tarih alanındaki çalışmalarıyla Türkiye’nin en tanınan akademisyenlerinden biri haline geldi. Ortaylı özellikle: Osmanlı tarihi Türk modernleşmesi Avrupa–Osmanlı ilişkileri alanındaki çalışmalarıyla tanındı. Akademik kariyeri boyunca Galatasaray ve Bilkent başta olmak üzere birçok üniversitede ders verdi. Topkapı Sarayı’nın müdürlüğünü yaptı Ortaylı, 2005–2012 yılları arasında İstanbul’daki Topkapı Sarayı Müzesi’nin müdürlüğünü üstlendi. Bu dönemde müzenin uluslararası tanıtımı ve bilimsel çalışmalarına önemli katkılar sundu. Ayrıca televizyon programları, konferanslar ve yazılarıyla geniş kitlelere ulaşarak Türkiye’de popüler tarih anlatımının en etkili isimlerinden biri olarak kabul edildi. Türkiye’de geniş bir iz bıraktı Eserleri, akademik çalışmaları ve kamuoyuna yönelik anlatımıyla Ortaylı, yalnızca akademi dünyasında değil geniş toplum kesimlerinde de tarih bilincinin gelişmesine katkı sağladı. Ortaylı’nın vefatı Türkiye’de tarih ve kültür dünyasında büyük bir kayıp olarak değerlendiriliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Pembe Pusula Gazetesi 15 yaşında: Kadınların sesi susmayacak Haber

Pembe Pusula Gazetesi 15 yaşında: Kadınların sesi susmayacak

Türkiye’nin Tek Kadın Gazetesi Pembe Pusula Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Neslihan Çelik Alkoçlar, 15. Kuruluş Yıldönümü ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla açıklama yayınladı. Açıklamasında dikkat çeken ifadelere yer veren Pembe Pusula Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Neslihan Çelik Alkoçlar, gazetenin kurulduğu günden bu yana kadınların eşitlik, adalet ve hak mücadelesinin sözcüsü olmaya çalıştıklarını vurgulayarak, kadınların sesini görünür kılan, sorunlarını gündeme taşıyan ve çözüm için yol gösteren öncü bir misyon üstlendiklerini söyledi. “Kadınlar, erkek egemen zihniyete kurban edilmeye devam ediyor” Tarih yazan bir kalemin, cesaretle atılmış bir imzanın ve kadınların sesini büyüten bir mücadelenin yıl dönümünü kutluyor olmanın gurur ve mutluluğunu yaşadıklarını ifade eden Alkoçlar, 8 Mart’ta yalnızca bir gazetenin kuruluşunu değil, kadınların varoluş mücadelesini, özgürlüğe kanat çırpışlarını ve toplumsal hayattaki güçlü varlığını da gündeme taşıyacaklarını belirterek, “Biz sadece habercilik yapmadık, kadınlara varoluş mücadelesinin kutsallığı noktasında cesaret verdik, onların toplumun hücrelerine kadar yayılan kimi zaman hüzünlü kimi zaman gurur veren yaşam hikayelerini sayfalarımıza taşıdık. 15 yılda sadece dayanışma ruhunu büyütmedik aynı zamanda son 15 yılda acımasızca yaşamdan koparılan 4500 kadınımızın hatırasını sayfalarımıza taşıyarak toplumumuzun ve kurumlarımızın kadın cinayetleri ile yüzleşmesi ve cezasızlığın ortadan kalkmasına yönelik farkındalık oluşmasına yönelik örnek bir yayıncılık benimsedik. Dünyanın farklı coğrafyalarında erkek egemen zihniyet, güç ve iktidar savaşıyla her yeri kan gölüne çevirirken, kadınlar ve çocuklar her zaman olduğu gibi yaşam ve umut arasındaki trajedinin mağduru olmaya devam etmektedir. ‎Daha bir hafta önce İran’da bir kız okulunda 168 evladın öldürülmesi, Filistin’de 3 yıldır devam eden zulümde öldürülen kadın ve çocukların sayısı bize hem Türkiye’de hem de dünyada kadınların karşı karşıya olduğu vahşet ve riski derin ve yakıcı şekilde anlatmaktadır. Kadına yönelik şiddet, aile içi istismar, ekonomik eşitsizlik ve özellikle kadın cinayetleri, çağımızın en ağır insan hakları ihlalleri arasında yer alıyor. Her yıl binlerce kadın, yalnızca kadın olduğu için şiddete maruz kalıyor, hayatını kaybediyor ya da yaşam hakkını tehdit altında sürdürüyor. Erkek egemen zihniyetin devamlılığı için kadınlar kurban edilmeye devam ediyor.” dedi. “Kalem sustuğunda karanlık büyür. Kadın yazdığında tarih değişir” ‎“Kadın varsa toplum vardır” gerçeğiyle haykıran varoluş mücadelesinin verdiği ilham ve cesaretin Pembe Pusula’nın yolunu aydınlatmaya devam ettiğine dikkat çeken Neslihan Çelik Alkoçlar, kadınların sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal hayatta daha güçlü temsil edilmesi için atılan her adımda, geçmişin cesur kadınlarının izini gördüklerini, onların açtığı yolda daha kararlı yürüdüklerine işaret ederek; “Yaşamdan koparılan tüm kadınları saygı ve özlemle anıyor, kadınların özgür ve güvenli yaşayabildiği bir dünya için mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Kadın cinayetleri istatistik değildir. Her biri hayalleri, umutları ve yaşamları yarım bırakılmış kadınların hikâyesidir. Her isim, yitirdiğimiz bir hayatın yüreklerimizde açtığı yarayı, toplum vicdanına büyüyen kara lekeyi temsil ediyor. Özgecan Aslan, Pınar Gültekin, Emine Bulut, Şule Çet, Başak Cengiz, Münevver Karabulut, Nagehan Usta, Narin Güran ve daha niceleri… Bu isimler toplumsal şiddetin sembolü hâline gelmiş acı bir gerçek olarak hafızamızdaki ve vicdanımızdaki tazeliğini koruyor. 15 yıl önce yola çıkarken tek bir ilkemiz vardı: Kadınların sesi duyulmalı, kadınların hikâyeleri anlatılmalı ve adalet talebi görünür olmalı. Gazeteciliğin yalnızca haber vermek olmadığına inanıyoruz. Bize göre gazetecilik toplumun vicdanını canlı tutabildiği ölçüde büyüyecektir. Bu nedenle kadına yönelik şiddet başta olmak üzere dünyamızı sonsuz bir uçurumun eşiğine sürükleyen sorunları ve bu sorunların baş aktörlerinin kirli ve karanlık yüzlerini ifşa etmeyi, dünyayı güzelleştiren her bir kadının adını ve hikayesini yaşatmayı sorumluluğumuzun gereği olarak görüyoruz. Kuruluş yıldönümümüz olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bir kez daha söz veriyoruz: Kadınların sesi olmaya, adalet arayışını görünür kılmaya ve kadınların yaşam hakkını savunmaya devam edeceğiz. Çünkü her kadın adı hatırlandıkça, her hikâye anlatıldıkça, sessizlik biraz daha kırılır. Kalem sustuğunda karanlık büyür. Kadın yazdığında tarih değişir. Nice güçlü, cesur ve aydınlık yıllara…” diye konuştu.

Venezuela’da dengeleri değiştiren çıkış: Tek lider Maduro’dur Haber

Venezuela’da dengeleri değiştiren çıkış: Tek lider Maduro’dur

ABD’nin askeri operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini alıkoyduğunu açıklamasının ardından, ülkede siyasi kriz derinleşiyor. Gözler, sessizliğini bozan Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’e çevrildi. “Venezuela hiçbir ülkenin sömürgesi olmayacak” Rodríguez, yaptığı sert açıklamada Venezuela’nın tek meşru liderinin Maduro olduğunu vurgulayarak, “Zincirler kırıldı. Bu halk bir daha asla köle olmayacak” ifadelerini kullandı. ABD yönetiminin söylemlerinin aksine konuşan Rodríguez, ülkesinin hiçbir devletin kolonisi olmayacağını belirtti. Maduro için acil kanıt ve serbest bırakma talebi Rodríguez, Maduro ve eşinin hayatta olduklarına dair derhal kanıt sunulmasını isteyerek, “Maduro derhal serbest bırakılmalıdır” dedi. ABD’nin tutumunu uluslararası hukukun açık ihlali olarak nitelendiren Rodríguez, bu sürecin tarih ve adalet önünde karşılıksız kalmayacağını savundu. Yüksek Mahkeme devreye girdi Gelişmelerin ardından Venezuela Yüksek Mahkemesi Anayasa Dairesi, Delcy Rodríguez’i geçici devlet başkanı olarak atadı. Kararda, idari sürekliliğin ve ulusun savunulmasının sağlanmasının amaçlandığı ifade edildi. Trump’tan açık tehdit ABD Başkanı Donald Trump ise Rodríguez’i doğrudan hedef aldı. Trump, “Eğer istediklerimizi yaparsa ABD ordusu Venezuela’ya girmez” diyerek askeri müdahale ihtimalini açıkça gündemde tuttu. Gerilim tırmanıyor Caracas yönetimi yurttaşlara sükûnet çağrısı yaparken, ABD ile Venezuela arasındaki kriz yalnızca diplomatik değil, bölgesel istikrar açısından da yeni bir kırılma noktasına ilerliyor.

Dünyaya bakışınız aslında bir yanılsama olabilir! Haber

Dünyaya bakışınız aslında bir yanılsama olabilir!

Haritalar toplumların bilinçaltını nasıl ele veriyor? Taş Devri'nde kayalara kazınan gizemli sembollerden günümüzün teknoloji harikası Google Haritalar'a kadar uzanan süreçte, insanlığın dünyadaki yerini kayda geçirme ihtiyacı hiç bitmedi. Ancak uzmanlar, haritaların sadece kıyı şeritlerini, dağları, şehirleri veya yolları gösteren basit coğrafi araçlar olmadığını, bunların aynı zamanda bize bir dünya görüşü sunduğunu vurguluyor. Haritalar, üretildikleri dönemin ve o dönemde yaşayan insanların adeta bir fotoğrafı niteliğini taşırken, üzerlerinde gösterilen veya bilinçli olarak gösterilmeyen detaylar, o toplumların neyi önemli gördüğü ve hangi değerlere sahip olduğu hakkında paha biçilemez ipuçları sunuyor. İsimsiz bürokratlardan kaşiflere uzanan tarih Bir atlasın sayfalarını karıştırmanın Timbuktu, Semerkant veya Antik Roma İmparatorluğu gibi uzak diyarlara zihinsel bir yolculuk imkanı sunduğunu belirten Norveçli yazar Thomas Reinertsen Berg, bu büyülü dünyanın kapılarını aralıyor. Henüz 10 yaşındayken kendisine hediye edilen bir atlasla merak duygusu alevlenen yazar, "Theatre of the World: The maps that made history" (Dünyanın Tiyatrosu: Tarihi şekillendiren haritalar) adlı eserinde kartografinin büyüleyici geçmişine ışık tutuyor. Kitap, ünlü kaşiflerden ileri görüşlü coğrafyacılara ve haritaları şekillendiren isimsiz bürokratlara kadar tarihin akışını değiştiren figürlerin izini sürüyor.

Aydoğan Doğan: O ruhban okulunu açtırmayacağız! Haber

Aydoğan Doğan: O ruhban okulunu açtırmayacağız!

“İznik Konsili’nin ruhu yeniden canlandırılmak isteniyor” İnsan hakları aktivisti ve siyasetçi Aydoğan Doğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Papa 14. Leo’nun İznik’te düzenlenecek dini etkinliğe katılacağını hatırlatarak, bu ziyaretin 1700 yıl önceki konsilin “ruhani mirasını canlandırma” amacı taşıdığı iddiasını gündeme getirdi. Doğan, paylaşımında törende Fener Rum Patrikhanesi ile birlikte hareket edilmesini “Anadolu’nun ruhani mirasının ortaklaşa gaspı” olarak nitelendirdi. “Ruhban Okulu” başlığı yeniden siyasetin merkezine çekildi Doğan, açıklamasında uzun süredir tartışılan “Ruhban Okulu” talebine özel bir yer ayırarak, bu başlığı yalnızca bir eğitim meselesi değil “siyasal ve ruhani nüfuz alanı” olarak değerlendirdi. Paylaşımda, “Amaç belli; Ruhban Okulu’nu bir kez daha yüksek sesle gündeme getirmek” ifadesi dikkat çekerken, talebin Türkiye’nin egemenlik ve toplumsal hafızası açısından sakıncalar doğuracağı savunuldu. “Hangi ruh bu?” Doğan, mesajında tartışmayı bölgesel bir başlıktan çıkarıp küresel bir eleştiriye taşıdı. “Kongo’da kobalt, Nijerya’da petrol, Latin Amerika’da lityum madenlerinde çocuk işçilerin kanıyla semiren ruh” sözleriyle uluslararası sermaye ve sömürgecilik eleştirisi yapan Doğan, Vatikan’ı da hedef alan sert bir dil kullandı. “Vatikan Bankası’nın mafya parasını akladığı” ve “yoksullar söylemiyle pazarlanan bir imaj” oluşturulduğu yönündeki sözleri, paylaşımın en dikkat çeken bölümleri arasında yer aldı. “Bizim okulumuz adalet ve emektir” Doğan, alternatif bir “okul” tanımı yaparak, “Bu toprakların ihtiyacı olan okul ‘adalet okulu’dur, ‘emek okulu’dur” ifadelerini kullandı. Grev çadırlarından maden ocaklarına, tarım işçilerinin direnişlerinden savaş bölgelerinde eğitim almaya çalışan çocuklara uzanan bir hat çizen Doğan, “Direniş” kavramını toplumsal mücadelelerin ortak paydası olarak tanımladı. “O okul açılmayacak” Paylaşımın en sert bölümü “Ruhban Okulu”na yönelik açık karşı çıkış oldu. Doğan, “O okul burada açılmayacak” ifadesiyle talebe net bir biçimde karşı durduklarını ilan etti. Vatikan ve Patrikhane’nin Anadolu’yu “Hristiyan dünyasının parçası” ilan etme hayali kurduğu yönündeki iddiasını da paylaşımına ekledi. Ziyaretin yankıları büyürken, tartışma çok boyutlu hale geldi Papa 14. Leo’nun programı çerçevesinde İznik’teki dini etkinlik, yalnızca bir ziyaret gündemi olmaktan çıkıp tarih, egemenlik, inanç özgürlüğü ve siyaset kesişiminde yeni bir tartışma alanı açtı. Doğan’ın çıkışı, sosyal medyada geniş yankı bulurken; farklı çevreler, din özgürlüğü ile siyasal alan arasındaki sınırların nasıl çizileceğine dair karşılıklı görüşlerini dile getirdi. Gözler İznik’teki törene ve resmi açıklamalara çevrildi Ziyaretin nasıl bir diplomatik ve toplumsal yankı doğuracağı, törende verilecek mesajların içeriği ve olası resmi açıklamalar merakla bekleniyor. Tartışmanın seyri, Türkiye toplumunda din–siyaset ilişkisine dair hassas başlıkların yeniden ele alınmasına yol açabilecek bir gündem oluşturdu.

Avrupa’ya giden ilk insanlar Ege’den geçmiş olabilir Haber

Avrupa’ya giden ilk insanlar Ege’den geçmiş olabilir

Türk araştırmacılar, Batı Anadolu ile Güneydoğu Avrupa’yı birbirine bağlayan tarih öncesi bir kara köprüsüne dair önemli kanıtlara ulaştı. Hacettepe, Ankara ve İstanbul üniversitelerinden bilim insanlarının yürüttüğü ortak araştırma, Ayvalık açıklarında deniz altında kalan bir kara parçasının, Pleistosen Çağı’nda (yaklaşık 2,5 milyon – 11 bin 700 yıl önce) zaman zaman suyun üzerinde kaldığını gösterdi. 138 taş alet bulundu: Ayvalık, insanlık tarihine yeni kapı aralıyor Bölgedeki 10 farklı noktada yürütülen çalışmalarda 138 taş alet bulundu. Bu bulgular, Ayvalık’ın sadece turistik bir sahil bölgesi değil, aynı zamanda ilk insanların göç yolları açısından stratejik bir geçit olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmanın sonuçları, Island and Coastal Archaeology dergisinde yayımlandı. “Ayvalık, insan evriminde yeni bir sınır noktası olabilir” Hacettepe Üniversitesi’nden Dr. Göknur Karahan, çalışmayla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Bu arkeolojik keşif, bugün sakin bir kıyı kasabası olan Ayvalık’ın, binlerce yıl önce insan hareketliliği için hayati bir geçit olduğunu gösteriyor. Bulgularımız, Ayvalık’ı insan evrimi haritasında yeni bir sınır noktası haline getiriyor.” Balkanlar teorisine alternatif rota Bilim dünyası bugüne kadar Homo sapiens ve Neandertallerin Avrupa’ya Balkanlar ya da Levant (Doğu Akdeniz) üzerinden geçtiğini varsayıyordu. Ancak Ayvalık çevresinde ortaya çıkan bulgular, Ege Denizi’nin düşük deniz seviyesi dönemlerinde kara haline geldiğini ve insanların Anadolu’dan doğrudan Avrupa’ya geçiş yapmış olabileceğini gösteriyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.