SON DAKİKA

#Tip 2 Diyabet

HABER DEĞER - Tip 2 Diyabet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tip 2 Diyabet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sürekli yemek düşünmek normal mi? “Yemek gürültüsü” ile baş etmenin yolları Haber

Sürekli yemek düşünmek normal mi? “Yemek gürültüsü” ile baş etmenin yolları

Yemek gürültüsü nedir? “Yemek gürültüsü” (food noise), kişinin fiziksel olarak aç olmadığı halde zihninin sürekli yiyeceklerle meşgul olması durumunu ifade ediyor. Bu durum yaşayan kişiler gün içinde sık sık ne yiyeceklerini düşünür, hatta yemek yerken bile bir sonraki öğünü planlayabilir. Gerçek açlık hissinden farklı olarak yemek gürültüsü, beynin yiyecek düşünceleriyle sürekli meşgul olmasıyla ortaya çıkar. Bu nedenle kişi tok olsa bile zihinsel olarak yemek arzusunu bastırmakta zorlanabilir. Uzmanlara göre bu durum özellikle obezite, yüksek beden kitle indeksi, insülin direnci ve tip 2 diyabet gibi metabolik sorunları olan kişilerde daha sık görülebiliyor. Bunun yanında uzun süreli kısıtlayıcı diyetler, stres, kaygı ve uyku eksikliği de yemek gürültüsünü tetikleyebiliyor. Yemek gürültüsü neden ortaya çıkar? Yemek gürültüsünün ortaya çıkmasında birden fazla faktör rol oynar. Bunların başında biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenler gelir. Biyolojik nedenler Uzun süre aç kalmak, düzensiz öğünler veya yalnızca basit karbonhidrat ağırlıklı beslenmek kan şekerinin hızlı düşmesine neden olabilir. Bu da kısa sürede yeniden acıkma hissi yaratır. Ayrıca açlık hormonu ghrelin ile tokluk hormonu leptin arasındaki dengenin bozulması da yiyecek düşüncelerini artırabilir. Psikolojik nedenler Bazı kişiler için yemek, stres veya kaygıyla başa çıkmanın bir yolu haline gelebilir. Beyin bu durumu bir “rahatlama yöntemi” olarak öğrendiğinde, zor anlarda otomatik olarak yemek düşünceleri ortaya çıkabilir. Kısıtlayıcı diyetler de yasaklı yiyecekleri zihinde daha cazip hale getirebilir. Çevresel tetikleyiciler Sosyal medyada sürekli yemek içeriklerine maruz kalmak, masada sürekli atıştırmalık bulundurmak ya da kahve yanında otomatik olarak tatlı tüketme alışkanlığı gibi faktörler de yemek düşüncelerini tetikleyebilir. Nörobiyolojik faktörler Şekerli ve yağlı yiyecekler beynin ödül sistemini harekete geçirir ve dopamin salgısını artırır. Beyin bu hissi tekrar yaşamak ister ve zamanla yiyecek düşünceleri daha sık ortaya çıkabilir. Yemek gürültüsü ile nasıl başa çıkılır? Uzmanlara göre yemek gürültüsü yönetilebilen bir durum. Bunun için bazı günlük alışkanlıkları değiştirmek etkili olabilir. 1. Kendinizi suçlamayın Yemek gürültüsü çoğu zaman irade eksikliği değil, beynin açlık ve ödül mekanizmalarıyla ilgilidir. Bu nedenle kendinizi suçlamak yerine sürecin biyolojik yönünü anlamak önemlidir. 2. Düzenli ve dengeli beslenin Öğünlerde protein, lif ve sağlıklı yağlara yer vermek uzun süre tok kalmayı sağlar. Yumurta, yoğurt, et, sebze ve tam tahıllar gibi besinler kan şekerini daha dengeli tutabilir. Ayrıca öğün atlamamak ve yeterli su tüketmek de önemlidir. 3. Tetikleyicileri azaltın Sosyal medyada sürekli yemek videoları izlemek veya göz önünde atıştırmalık bulundurmak yemek düşüncelerini artırabilir. Bu nedenle çevresel tetikleyicileri azaltmak faydalı olabilir. 4. Uyku ve stres yönetimine dikkat edin Yetersiz uyku ve yoğun stres, iştah hormonlarını etkileyebilir. Günlük yürüyüş, nefes egzersizleri veya meditasyon gibi aktiviteler zihinsel dengeyi destekleyebilir. Ne zaman destek alınmalı? Eğer bu düşünceler günlük hayatınızı ciddi şekilde etkiliyorsa ve kendi başınıza başa çıkmakta zorlanıyorsanız bir diyetisyen veya psikologdan destek almak faydalı olabilir. Uzmanlar, yemek gürültüsünün doğru beslenme düzeni ve psikolojik destekle büyük ölçüde kontrol altına alınabileceğini vurguluyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

“Sağlıklı” sanılıyordu: Bu pişirme yöntemleri ömrü kısaltabilir Haber

“Sağlıklı” sanılıyordu: Bu pişirme yöntemleri ömrü kısaltabilir

Son araştırmalar, 138°C’nin üzerindeki sıcaklıklarda pişirilen gıdalarda “ileri glikasyon son ürünleri” (AGEs) adı verilen kimyasalların ortaya çıktığını gösteriyor. Vücutta birikebilen bu bileşiklerin kalp-damar hastalıklarından Tip 2 diyabete kadar birçok kronik rahatsızlıkla bağlantılı olabileceği belirtiliyor. Kızarmış görüntünün ardındaki risk Yiyeceklere altın rengi ve çıtır doku kazandıran kızarma süreci, şeker ve proteinlerin yüksek ısıda tepkimeye girmesiyle gerçekleşiyor. Uzmanlar, bu reaksiyonun uzun vadede sağlık risklerini artırabileceğine dikkat çekiyor. Yüzeyi belirgin şekilde kızaran her gıda, bu kimyasal süreci tetikleyebiliyor. Izgarada gizli tehlike: Kanserojen duman Izgara yönteminde risk yalnızca kızarma ile sınırlı değil. Etin yağı alevlere damladığında oluşan duman, polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) adı verilen kanserojen maddeleri yeniden gıdanın üzerine taşıyabiliyor. Özellikle yağ oranı yüksek etlerde bu riskin daha da arttığı ifade ediliyor. Air-fryer daha güvenli ama tamamen masum değil Air-fryer cihazları, yağın doğrudan alevle temasını engellediği için bazı zararlı bileşiklerin oluşumunu azaltıyor. Ancak yüksek sıcaklıkta kızarma devam ettiği için AGEs oluşumu tamamen ortadan kalkmıyor. Uzmanlar, derin yağda kızartmaya kıyasla daha iyi bir seçenek olsa da sık ve uzun süreli kullanımın yine risk yaratabileceğini vurguluyor. Gıdanın türü de belirleyici Yüksek ısıda pişirilen hayvansal proteinlerin zararlı bileşik üretme ihtimali daha yüksek görülüyor. En büyük risk işlenmiş etlerde, ardından kırmızı ette gözleniyor. Tavuk ve balık daha düşük riskli kabul edilirken, sebzelerin aynı koşullarda çok daha az zararlı madde ürettiği belirtiliyor. Sıklık, sağlık üzerindeki etkileri büyütüyor Araştırmalar, yüksek ısıda pişirilmiş etin haftada birkaç kez tüketilmesinin Tip 2 diyabet riskini yaklaşık yüzde 28 artırabileceğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, tek bir öğünden çok uzun vadeli beslenme alışkanlıklarının belirleyici olduğuna dikkat çekiyor. Risk tamamen kaçınılmaz değil Uzmanlara göre bazı basit değişiklikler zararlı bileşiklerin oluşumunu azaltabilir. Asidik marinasyonlar kullanmak, şekerli soslardan kaçınmak, yiyecekleri kömürleşene kadar pişirmemek ve daha düşük ısı yöntemlerine yönelmek bu önlemler arasında yer alıyor. Haşlama, buharda pişirme, güveç ve yavaş pişirme gibi teknikler ise en güvenli seçenekler olarak öne çıkıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Dilinizi ihmal etmeyin: Hastalıkların ilk uyarıları burada başlıyor Haber

Dilinizi ihmal etmeyin: Hastalıkların ilk uyarıları burada başlıyor

Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Münir Demirel, dilin yalnızca tat alma ve konuşma görevi olmadığını, aynı zamanda vücudun genel sağlık durumunun önemli bir göstergesi olduğunu belirtti. Ağız ekosisteminde (oral mikrobiyom) 700’den fazla bakteri türü bulunduğuna dikkat çeken Demirel, “Dil, sistemik hastalıklar açısından erken uyarı merkezi gibidir. Renk, doku veya şekil değişiklikleri; beslenme eksikliklerinden mantar enfeksiyonlarına, daha ciddi hastalıklardan kanser belirtilerine kadar pek çok durumu işaret edebilir” dedi. Beyaz tabaka pamukçuk, soluk dil kansızlık belirtisi olabilir Sağlıklı bir dilin pembe renkte olması gerektiğini söyleyen Demirel, dil üzerinde oluşan beyaz tabakanın çoğu zaman ağızda görülen pamukçuk (mantar) enfeksiyonuna işaret ettiğini anlattı. Bu enfeksiyonun, uzun süreli antibiyotik kullananlarda ve bağışıklığı zayıf bireylerde hızla gelişebildiğini kaydeden uzman, dilin soluk görünmesinin ise demir eksikliği anemisinin en yaygın bulgularından biri olduğunu söyledi. Demirel ayrıca, “Yorgunluk, nefes darlığı, çarpıntı gibi eşlik eden belirtiler varsa kansızlık ihtimali mutlaka değerlendirilmelidir” diye ekledi. Dildeki çatlaklar uyku apnesine işaret edebilir Dilin ortasında belirgin şekilde oluşan çizgi ve çatlakların, obstrüktif uyku apnesi ile ilişkili olabileceğini belirten Demirel, tedavi edilmeyen uyku apnesinin uzun vadede hipertansiyon, kalp hastalığı, felç ve tip 2 diyabet riskini artırabileceğini söyledi. İyileşmeyen yaralar ağız kanseri belirtisi olabilir Demirel, dilde uzun süre geçmeyen yaralar veya ülserlerin ağız kanserinin erken belirtisi olabileceği konusunda da uyardı. “Erken dönemde kırmızı ya da beyaz lekeler, açıklanamayan şişlikler, sert nodüller mutlaka ciddiye alınmalıdır” diyen uzman, sigara ve alkol kullanımının ağız kanseri riskini önemli ölçüde artırdığını vurguladı. Ayrıca, dilin morumsu renginin dolaşım bozukluğunu, sarı rengin ise karaciğer, safra yolları veya mide sorunlarını işaret edebileceğini söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.