SON DAKİKA

#Ulucanlar Cezaevi

HABER DEĞER - Ulucanlar Cezaevi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ulucanlar Cezaevi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

1980 Travması: 12 Eylül’ün İlk İdam Ettiği Necdet Adalı Kimdir? Haber

1980 Travması: 12 Eylül’ün İlk İdam Ettiği Necdet Adalı Kimdir?

İsmetpaşa Kahvehane Baskını ve Tutuklanma Ankara’nın Etimesgut ilçesinde doğan ve çocukluğu Altındağ Ziraat Mahallesi’nde geçen Necdet Adalı, dönemin yükselen anti-faşist mücadelesinde yer aldı. Adalı'nın adli süreci, 10 Temmuz 1977 tarihinde Ankara İsmetpaşa Mahallesi Uzunyol’daki Güneyli Kıraathanesi’nin taranması olayına dayandı. Gasp edilen bir taksiyle gerçekleştirilen ve TRT’de görevli Sıtkı Aydın ile Mehmet Ali Gözlem’in hayatını kaybettiği, Dursun Gümüş’ün yaralandığı bu saldırı sonrasında başlatılan soruşturma kapsamında Adalı, 8 Ağustos 1977’de Örnek Mahallesi’ndeki bir evde gözaltına alındı ve 12 Ağustos’ta tutuklandı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askerî Mahkemesi’nde otuz ayrı suçtan yargılanan Adalı, cezaevinde bulunduğu dönemde 2 Temmuz 1978'de gerçekleştirilen firar girişimine "nasıl olsa suçsuzluğunun anlaşılacağını" düşünerek katılmadı (bu firardan sadece Kemal Ergin kaçabildi). Daha sonra adli mahkûmlarla yaşanan bir çatışma sonrasında gardiyanlar tarafından darp edilerek Bitlis Cezaevine sürgün edilen Adalı, bir süre tek kişilik hücrede kaldıktan sonra Mamak Cezaevi’ne getirildi. Mamak’ta ranzaların değiştirilmesine karşı yapılan direnişte ve koğuş baskınlarında yer aldı. Mahkeme Kararı ve Hakimin Şerhi Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askerî Mahkemesi, 2 Ekim 1979 tarihli kararında Necdet Adalı hakkında ölüm cezası (idam) verdi. Dava sürecinde mahkeme başkanı Albay Hamdi Sevinç'in Adalı'nın suçsuz olduğunu ileri sürmesine karşın mahkeme heyeti tarafından suçlu bulunduğu, karara şerh koyan Sevinç'in bu tutumu nedeniyle ceza alıp daha sonra ordudan istifa ettiği kaynaklarda belirtildi. Ölüm cezası Askerî Yargıtay 2. Dairesi tarafından 16 Temmuz 1980’de onandı. Sıkıyönetim Komutanlığı dosyayı Başbakanlığa, oradan da Meclis'e gönderdi. Avukatları, Meclis kapalıyken konseyin karar almasının hukuksuz olduğunu belirterek Askerî Yargıtay Daireler Kurulu’nda yeniden inceleme talebinde bulunduysa da bu girişim sonuçsuz kaldı. 12 Eylül Sonrası ve Ulucanlar'daki İnfaz 12 Eylül 1980 darbesinin ardından Millî Güvenlik Konseyi (MGK) devreye girdi. Kenan Evren başkanlığında 6 Ekim 1980’de toplanan MGK, ölüm cezalarının infazına onay verdi. Karar 7 Ekim 1980 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Necdet Adalı, 8 Ekim 1980 (kaynaklarda 7 Ekim ve 8 Ekim tarihleri geçmektedir) tarihinde sabaha karşı Ulucanlar Cezaevi’nde asılarak idam edildi. İnfaz sırasında cellatların urganı geçirmekte zorlandığı, Adalı'nın başını hafifçe oynatarak yardımcı olduğu ve kendi sandalyesine tekme vurduğu aktarıldı. Aynı gün ülkücü görüşlü Mustafa Pehlivanoğlu da idam edildi. Adalı, idamından önce ailesine yazdığı son mektubunda ezilen halklar adına verilen mücadelede yer almaktan gurur duyduğunu ve hiçbir pişmanlık duymadığını ifade etti. Adalı'nın mektubunda şu satırlar vardı: "Sevgili anneciğim ve babacığım, Sizleri ve ezilen halklar adına mücadeleyi, erken bırakmak zorunda kaldığım için üzgünüm ama bundan ve içinde bulunduğum durumdan dolayı hiçbir zaman pişmanlık duymadan ve şu kısa yaşamım içersinde hiçbir şahsi çıkar gözetmeden ezilen halklar adına verilen mücadelede yerimi almaya çalıştım ve bundan dolayı gurur duyuyorum. Anneciğim ve babacığım; sizlere kısaca bahsettiğim gibi hiçbir pişmanlık duymuyorum. Sizlerinde ezilen halklar uğruna verilen mücadelede katledilişimden dolayı üzülmemenizi ve bundan gurur duymanızı bekliyorum. Ağabeylerime ve ablalarıma da yazmak isterdim; fakat buna olanak yok. Kendilerine çok selamlar. Burada satırlarıma son verirken, hürmetle ellerinizden öperim. Arkadaşlara selam. Hoşça kalın. Necdet ADALI"

Toplumsal Hafızanın Mühürlü Kapısı Ulucanlar Cezaevi Haber

Toplumsal Hafızanın Mühürlü Kapısı Ulucanlar Cezaevi

İlk olarak 1923 yılında askeri depo olarak inşa edilen, ardından 1925’te İçişleri Bakanlığı tarafından "umumi hapishane" statüsüne alınarak dönüştürülen bu mekân, 81 yıllık aktif infaz geçmişiyle sadece bir cezaevi değil; ülkenin yakın siyasi, edebî ve toplumsal hafızasının merkez üssü oldu. Modern standartlara uyum sağlayamadığı ve şehrin merkezinde kaldığı gerekçesiyle 1 Temmuz 2006’da kapısına kilit vurulan yapı, Altındağ Belediyesi’nin yürüttüğü kapsamlı restorasyonun ardından 2011 yılında "Ulucanlar Cezaevi Müzesi" adıyla kapılarını yeniden açtı. Darağaçlarında Kararan Hayatlar: İlk İdamdan 12 Eylül’e Kuruluşundan itibaren pek çok infazın gerçekleştirildiği Ulucanlar, Türk siyasi tarihinin en keskin ve dramatik kararlarının sahnesi oldu. Henüz ilk yıllarında, 1926’da İskilipli Atıf Hoca ve Ali Rıza Hoca’nın yanı sıra İzmir Suikastı davası mahkûmlarının infazlarıyla anılmaya başlayan cezaevi, sonraki on yıllarda da idamların merkezi haline geldi. 27 Mayıs darbesinin ardından Albay Fethi Gürcan ve Talat Aydemir bu cezaevinde idam edildi. 12 Mart 1971 muhtırasının ardından ise Türkiye sol hareketinin sembol isimleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam hükümleri, 6 Mayıs 1972 sabaha karşı Ulucanlar’ın avlusunda infaz edildi. 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle birlikte cezaevi, rejiminin en ağır ve acımasız yüzünü yaşadı. Kenan Evren’in liderliğindeki Millî Güvenlik Konseyi döneminde kurulan mahkemeler binlerce kişiyi yargılarken, "bir sağdan, bir soldan" talimatıyla idam edilen sol görüşlü Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu 8 Ekim 1980’de aynı gece burada darağacına gönderildi. Darbe öncesi işlenen bir suçtan yargılanan ve mahkeme kararıyla yaşı büyütülerek idama mahkûm edilen 17 yaşındaki Erdal Eren’in cezası da Yargıtay’ın kararlarına rağmen 13 Aralık 1980’de Ulucanlar’da infaz edildi. Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan da bu karanlık dönemin cezaevindeki diğer idam mahkûmlarıydı. Aydınların, Şairlerin ve Siyasilerin Koğuşu Ulucanlar, sadece idamlarla değil, duvarları arasında yatan Türkiye’nin kültürel ve siyasi elite kadrolarıyla da hafızalara kazındı. Sağ ve sol görüşlü binlerce siyasi mahkûmun yanı sıra ülkenin edebi ve basın hayatına yön veren isimler bir dönem bu soğuk koğuşları doldurdu. Nâzım Hikmet Ran, Necip Fazıl Kısakürek, Kemal Tahir, Ahmed Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Fakir Baykurt gibi şair ve yazarlar ile Yılmaz Güney, Cüneyt Arcayürek, Metin Toker, Oral Çalışlar, İpek Çalışlar, Adnan Cemgil, Beyhan Cenkçi ve Metin Peker gibi gazeteci ve aydınlar Ulucanlar’ın mahkûm defterlerinde yer aldı. Ayrıca Bülent Ecevit, Muhsin Yazıcıoğlu, Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Sırrı Sakık gibi siyasetçiler de bir dönem bu yapının duvarları arasında tutuldu. Bugün Bir Bellek Mekânı Olarak Yaşıyor Ulucanlar Cezaevi Müzesi Sorumlusu Merve Bayıksel, yapının 12 Eylül dönemi başta olmak üzere yakın tarihin en somut vesikası olduğunu belirtiyor. Müzede sergilenen Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan ve Erdal Eren gibi isimlere ait son mektuplar, kıyafetler ve şahsi eşyalar, o dönemin ağır insan hakları ihlallerini ve mahkûmların verdiği mücadeleyi ziyaretçilere doğrudan aktarıyor. Bugün başkenti ziyaret edenlerin uğrak noktalarından biri olan Ulucanlar, ranzalı koğuşları, tecrit hücreleri ve mahkûmların volta attığı avlularıyla Türkiye’nin demokrasi sınavını ve geçmişin acı hatıralarını canlı tutmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.