SON DAKİKA

#Üniter Devlet

HABER DEĞER - Üniter Devlet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Üniter Devlet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

MHP’den sistem mesajı: Başkanlık yapısı anayasa içinde kurumsallaşmalı Haber

MHP’den sistem mesajı: Başkanlık yapısı anayasa içinde kurumsallaşmalı

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, MHP’nin hazırladığı 100 maddelik yeni anayasa önerisinin temel yaklaşımını kamuoyuyla paylaştı. Yıldız, anayasal düzen, devlet yapısı, temel haklar ve başkanlık sistemine ilişkin değerlendirmelerinde, “kurumsallaşma” ve “devlet aklı” vurgusunu öne çıkardı. Devlet aklı vurgusu öne çıktı Yıldız, devletin zaman ve koşullara göre değişebilen bir yapısı olmakla birlikte, değişmeyen bir ruhu bulunduğunu belirterek bu ruhu “devlet aklı” olarak tanımladı. Devlet aklının siyasi davranışta yüksek rasyonalite ve amaca uygunluğu esas aldığını ifade eden Yıldız, bu yapının dinamik olduğunu ve tarihsel tecrübeyi sürekli aktardığını dile getirdi. “Terörsüz Türkiye hedefi geri dönülmez” Açıklamasında terörle mücadeleye de geniş yer ayıran Yıldız, terörün çağdaş devletlerin egemenlik, güvenlik ve toplumsal istikrarını tehdit eden çok boyutlu bir olgu olduğunu söyledi. “Terörsüz Türkiye” hedefinin tartışmaya kapalı, ertelenemez ve geri dönülmez bir devlet meselesi olduğunu belirten Yıldız, bu yaklaşımın MHP açısından net ve süreklilik arz eden bir çizgi olduğunu ifade etti. Kurucu değerler ve üniter yapı vurgulandı Yıldız, anayasal düzenin, milli devlet yapısının ve üniter yönetim modelinin tartışma konusu yapılamayacağını savundu. Kurucu değerlerin tarihsel bir zorunluluk ve hukukun vazgeçilmez unsuru olduğunu belirten Yıldız, bu çerçevenin Türkiye toplumunun ortak paydası olarak görülmesi gerektiğini dile getirdi. 100 maddelik anayasa önerisinin çerçevesi çizildi MHP’nin yeni anayasa önerisinin “yeni, nitelikli, sivil, milli ve manevi hayatın esaslarını kavramış” bir anlayışla hazırlandığını aktaran Yıldız, başlangıç bölümünde “Allah’ın lütfu, kardeşlik ruhu ve vatan sevgisi” vurgusunun yer aldığını söyledi. Anayasa teklifinde “devletin şekli ve nitelikleri”nin değiştirilemez hükümler arasında korunduğunu, temel haklar alanında ise “hakların bütünlüğü” yaklaşımının benimsendiğini ifade etti. Yıldız, hakları düzenleyen maddelerdeki sınırlama sebeplerinin kaldırıldığını ve hürriyetin esas, sınırlamanın istisna olduğu anlayışın güçlendirildiğini belirtti. TBMM’ye uzlaşma ve denge rolü Anayasa teklifinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin milli birliği sağlama misyonunun güçlendirildiğini kaydeden Yıldız, TBMM Başkanı’na tarafsız konumuyla milli uzlaşmanın sağlanması ve siyasi krizlerin çözümünde arabuluculuk görevi verildiğini aktardı. Milletvekili dokunulmazlığı ve milletvekilliğinin düşmesine ilişkin belirsizliklerin de giderildiğini ifade etti. Başkanlık sistemi için kurumsallaşma çağrısı Yıldız, başkanlık sistemine ilişkin düzenlemelerin anayasa bütünlüğü içinde ele alındığını belirterek, sistemin kurumsal bir yapıya kavuşturulmasının hedeflendiğini söyledi. Buna göre başkanla birlikte iki başkan yardımcısının seçilmesinin öngörüldüğünü, Başkanlık Kabinesi’nin anayasal statüye dahil edildiğini ve Başkanlık Hükümet Programı’nın Meclis’e sunulmasına yönelik bir yöntem getirildiğini ifade etti. Yıldız, üniter devlet ilkesine anayasada açıkça yer verildiğini de vurguladı.

Paech’in ulus-devlet karşıtı sözleri tartışma yarattı Haber

Paech’in ulus-devlet karşıtı sözleri tartışma yarattı

DEM Parti’nin 6-7 Aralık’ta düzenlediği Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı, siyasal çözüm modelleri ve demokratikleşme başlıklarının ele alındığı bir platforma dönüştü. Mezopotamya Ajansı’na konuşan Alman hukukçu Prof. Norman Paech’in açıklamaları ise konferansın en çok tartışılan noktalarından biri oldu. Paech, ulus-devletin “geleceğin modeli olmadığını” ifade ederek merkeziyetçiliğin dağıtılması gerektiğini savundu. Ancak Türkiye’de terörün tamamen son bulduğu bir gelecek hedefini zedelemek istemeyen, buna karşılık üniter devlet yapısını temel ilke olarak kabul eden çevreler, bu sözleri temkinli ve eleştirel bir perspektifle değerlendirdi. Ulus-devlet eleştirisi ve demokratikleşme tartışması Paech, “Devleti ele geçirmek değil; gücü yerel halk, bölgesel topluluklar ve kültürel gruplar arasında bölüştürerek toplumu demokratikleştirmek gerekir” diyerek ulus-devletin merkezî yapısını aşan bir model önerdi. Ona göre geleceğin siyasal düzeni, ulusal çerçeveden ziyade yerel unsurların siyasi süreçlere daha fazla katıldığı bir yapıya dayanmalı. Bu söylem akademik çevrelerde tartışılabilir olmakla birlikte, Türkiye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü esas alan üniter devlet yapısıyla örtüşmediği için eleştirildi. Kolektif hak vurgusu ve Türkiye’deki hassasiyet Paech’in “Bu mesele bireysel haklara indirgenemez; kolektif hakların tanınması zorunludur” sözleri de dikkat çekti. Türkiye’de uzmanlara göre demokratikleşme çabalarının desteklenmesi mümkün olsa da, kolektif haklara dayalı siyasal statülerin geçmişte terör örgütü tarafından istismar edilmesi, bu önerilere temkinli yaklaşılmasını zorunlu kılıyor. Analistlere göre hak ve özgürlüklerin genişletilmesi mümkündür, ancak bunun yolu üniter yapıyı zayıflatmadan, eşit yurttaşlık temelinden ilerlemektir. PKK yasağına dair açıklamanın yarattığı tepki Paech’in Avrupa’daki PKK yasağının kaldırılması gerektiğini söylemesi de tartışma yarattı. Türkiye’nin uzun yıllar süren terörle mücadelesi, yurttaşların yaşadığı kayıplar ve toplumsal hafızada yer eden acılar düşünüldüğünde, bu çağrı geniş kesimlerce gerçeklikten kopuk bulundu. Barışçıl bir gelecek hedefi yeniden güç kazanmışken, terör tanımlarını ortadan kaldırmaya dönük söylemlerin süreci zedeleyeceği yorumları yapılıyor. Barış arayışı üniter yapı içinde mümkün Türkiye’de hâkim değerlendirmeye göre terörün tamamen sona erdiği, huzur ve birlik içinde bir gelecek mümkündür. Ancak bu süreç, üniter devlet yapısının tartışmaya açılmasıyla değil, demokratikleşmenin bu yapının korunduğu bir çerçevede güçlendirilmesiyle ilerleyebilir. Bu nedenle Paech’in federal veya konfederal yapıları ima eden söylemi, ilgi uyandırsa da Türkiye’nin kırmızı çizgisi olan üniter devlet çerçevesiyle uyumsuz görülüyor. Analistler, “Barış ancak güçlü, tek ve bütün bir devlet yapısı içinde kalıcı olabilir” değerlendirmesi yaparak tartışmayı özetliyor.

Köy Enstitüleri geri mi dönüyor? Türkiye için yeni model önerisi! Haber

Köy Enstitüleri geri mi dönüyor? Türkiye için yeni model önerisi!

Köy Enstitülerinden ilham alan yeni model anlatılıyor Yerel Yönetimler Vakfı Kurucu Başkan Yardımcısı Mehmet Anıl Korkmaz, vakfın çıkış noktasını Cumhuriyet’in kalkınma hamleleri ve Köy Enstitüleri deneyimiyle ilişkilendiriyor. Korkmaz’a göre Türkiye’nin kalkınma süreci Köy Enstitüleri’nin kapanmasıyla “duraksadı” ve bugün için daha güncel bir modele ihtiyaç var. Bu nedenle vakıf, “Köy Enstitülerinin modern versiyonu” olarak tanımlanan Belediye Enstitüsü kavramını geliştirdi. Korkmaz, bu modeli “yerelden kalkınma ve demokrasi” çerçevesinde tanımlayarak, vakfın kurumsal yapısının da bu amaçla kurulduğunu söylüyor. “Bilinçli seçmen” değil “bilinçli aday” vurgusu öne çıkıyor Korkmaz, yerel siyasetin en temel probleminin seçmen değil aday profili olduğunu savunuyor. Ona göre “bilinçli aday” modeli, yerel yönetimleri dönüştürecek ana halka. Belediye Enstitüsü bu nedenle 20’den fazla ders içeren geniş bir eğitim programı hazırlıyor. Hedef, yurttaşların yalnızca seçmen değil, sahaya inmeye hazır “donanımlı adaylar” haline gelmesi. Ademi merkeziyetçiliğe mesafeli ama yerel revizyona açık Yerel yönetimlerin yetki alanlarının artırılması Türkiye’de sık sık “ademi merkeziyetçilik” tartışmasıyla ilişkilendiriliyor. Korkmaz ise bu kavrama mesafeli. “Üniter devlet” vurgusu yapan Korkmaz, yerel reformların merkezi yapıya karşı bir siyasal ayrışma değil, teknik bir iyileştirme olduğunu savunuyor. İdari vesayet tartışmasında hakem–futbolcu benzetmesi dikkat çekiyor Korkmaz, merkezin belediyeler üzerindeki denetim yetkisini “hakemin futbolcu üzerindeki etkisi”ne benzetiyor. Bu yapının doğru kullanılması gerektiğini, denetimin müdahaleye dönüşmemesi gerektiğini belirtiyor. Aynı zamanda İstanbul gibi büyükşehirlerin bakanlık bütçelerini aşan mali güçlere sahip olduğunu hatırlatarak, “tam bir hiyerarşi ilişkisi olmadığını” öne sürüyor. Kayyum konusunda denge arayışı: “Varsa atansın ama derhal seçim” Türkiye’de en sert tartışma başlıklarından biri olan kayyum uygulamaları konusunda Korkmaz hem yolsuzluk hem sandık iradesi üzerinden konuşuyor. Yolsuzluğu “yurttaşın cebinden çalınması” olarak nitelendiren Korkmaz, bu durumda kayyum dahil yaptırımların meşru olduğunu söylüyor. Ancak kritik bir şart ekliyor: “Kayyum atanıyorsa belediye derhal seçime götürülmeli. Halk kendi başkanını yeniden seçmeli.” Korkmaz’a göre sorun kayyumun varlığı değil, seçilmiş belediye yönetimi yerine uzun yıllar kalıcı bir atanmış yönetimin işletilmesi. Halk meclislerine mesafeli ama katılım hakkına kapı açık Sosyalist yerinden yönetim modellerinde sık kullanılan halk meclisleri, katılımcı bütçe ve komünal yönetim gibi mekanizmalara temkinli yaklaşan Korkmaz, belediye meclislerini “zaten halk meclisleri” olarak tanımlıyor. Alternatif yapıları “ideolojik bir alan” olarak görüyor, fakat yurttaş katılımını destekliyor: Belediye meclis toplantılarına katılım, imar planlarına itiraz ve yerel denetim mekanizmalarının aktif kullanılmasını teşvik ediyor. Şeffaflık tartışmasında “yarım şeffaflık” eleştirisi geliyor Korkmaz, belediyelerin ihale süreçlerindeki seçici şeffaflığı eleştiriyor. Bazı ihaleleri yayınlayıp bazılarını gizlemenin güven inşa etmediğini, aksine kuşku yarattığını söylüyor. Bu nedenle yerel şeffaflığın yalnızca siyasi vitrin olarak değil, tüm süreçlerde uygulanması gerektiğini savunuyor. Vakıf kendisini nasıl tanımlıyor? Röportajın genel çerçevesi, Yerel Yönetimler Vakfı’nın kendisini şu konumda gördüğünü gösteriyor: Üniter devlete bağlı Yerelden kalkınma odaklı Yolsuzluk karşıtı Kayyumda “seçime dönüş” şartını savunan Yerel demokrasiyi teknik ve anayasal reformlarla güçlendirmeyi hedefleyen bir aktör Buna karşın vakfın “bilinçli seçmen” yerine “bilinçli aday”ı merkeze koyması, bazı çevrelerce “yerel demokrasinin tabandan değil, yukarıdan inşa edilmesi” şeklinde yorumlanabilir.

Bahçeli ‘rezalet’ dedi, Cizre Ticaret Odası’ndan yanıt gecikmedi Haber

Bahçeli ‘rezalet’ dedi, Cizre Ticaret Odası’ndan yanıt gecikmedi

Bahçeli’den egemenlik vurgusu: Bu bir rezalettir Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme gelen görüntülere ilişkin çok sert ifadeler kullandı. Türkiye sınırları içerisinde yabancı bir gücün üniformasını giyen kişilerin silahla dolaşmasını egemenlik haklarına bir saldırı olarak değerlendiren Bahçeli, "Vatan topraklarımızda yabancı üniformalı askerlerin uzun namlulu silahla ortalıkta dolaşmaları tek kelimeyle rezalettir" diyerek tepkisini dile getirdi. Bahçeli’nin bu çıkışı, milliyetçi kanatta geniş yankı uyandırırken, terörsüz Türkiye ve üniter devlet yapısı konusundaki hassasiyetlerin altını bir kez daha çizmiş oldu. Cizre Ticaret Odası: Asıl rahatsızlık silah değil bayrak Bahçeli’nin ve milliyetçi çevrelerin tepkisine yanıt ise Cizre Ticaret Odası’ndan geldi. Oda yönetimi, tartışmaların odağındaki silahların bahane olduğunu, asıl rahatsızlığın Irak Anayasası ile tanınan Kürdistan Bölgesi bayrağına yönelik olduğunu savundu. Yapılan açıklamada, "Korumaların omuzunda o bayrak olmasaydı, roket bile taşısalar sorun edilmezdi" ifadelerine yer verilerek tepkilerin siyasi olduğu öne sürüldü. Barzani’nin Türkiye ile olan otuz milyar dolarlık ticaret hacmine ve stratejik ortaklığına dikkat çeken oda, bu tür polemiklerin Türk ve Kürt yurttaşlar arasındaki ticari ve sosyal bağlara zarar verebileceği uyarısında bulundu. Birlik ve beraberlik zemininde hassas denge Ziyaret, Türkiye’nin güneydoğusunda yaşayan Kürt yurttaşlar tarafından ilgiyle karşılanırken, Ankara’daki siyasi atmosferde "birlik ve beraberlik" tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Bir yanda terörsüz bir Türkiye hedefiyle bölgesel aktörlerle kurulan diplomatik ilişkiler, diğer yanda ulusal güvenlik ve egemenlik sembollerine duyulan hassasiyet masaya yatırıldı. Süreç, Türk ve Kürt yurttaşların ortak geleceği, bölgesel barış ve Türkiye’nin üniter yapısının korunması ekseninde hassas bir dengede ilerliyor.

Savcı Sayan: Üniter yapı kırmızı çizgimizdir Haber

Savcı Sayan: Üniter yapı kırmızı çizgimizdir

“Ulus devletten taviz verirsek, geleceğimizi kaybederiz” Eski Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Türkiye’nin ulus devlet yapısının ve üniter sisteminin korunmasının hayati öneme sahip olduğunu vurguladı. Sayan, kısa vadeli siyasi hesaplar uğruna bu temel ilkelerden taviz verilmesinin ağır sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. “Bugünü kurtaracağız diye geleceği feda etmeyin” Sayan, yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi: “Bugünü kurtaracağız diye ulus devletten, üniter yapıdan taviz verdiğiniz an; Suriye olursunuz, Irak olursunuz, Lübnan olursunuz!” Bu coğrafyada oynanan kanlı senaryolara dikkat çeken Sayan, Türkiye’nin benzer süreçlere sürüklenmemesi gerektiğini belirterek, "Sakın bu coğrafyanın kanlı senaryolarına figüran olmayalım" uyarısında bulundu. “Tavizin bedelini çocuklarımız öder” Sayan açıklamasının devamında, ulusal birlik ve beraberliğin gelecek nesillerin huzuru açısından kritik olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Kısa vadeli çıkarlar için vereceğimiz her tavizin bedelini, 20 yıl sonra çocuklarımız birbirini boğazlayarak öder!” “Bir milleti kaybetmeyelim” Savcı Sayan, günü kurtarmaya yönelik adımların uzun vadeli yıkımlara neden olabileceğini belirterek şu sözleriyle açıklamasını sonlandırdı: “Bazen bir günü kurtarayım derken, bir milleti kaybedersiniz. Bu toprakların birliğini korumak, evlatlarımızın gözlerine bakabilmek için şarttır.” Sayan’ın paylaşımı, sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Açıklamaları, ülkenin bütünlüğüne ilişkin tartışmaların sürdüğü bir dönemde önemli bir uyarı olarak değerlendirildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.