SON DAKİKA

#Yök

HABER DEĞER - Yök haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yök haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

12 Eylül’ün Üniversite ve Kamu Tasfiyesi: "1402’likler" Haber

12 Eylül’ün Üniversite ve Kamu Tasfiyesi: "1402’likler"

Akademiden Sokağa En Geniş Tasfiye Her ne kadar bu yetki tüm kamu çalışanlarını kapsasa da, "1402’lik" tanımı hafızalarda en çok üniversitelerden uzaklaştırılan aydın, akademisyen ve öğretim elemanlarıyla özdeşleşti. Sıkıyönetim komutanlıklarının talebi ve "sol eğilimli oldukları, 12 Eylül rejimine ve YÖK’e karşı çıktıkları" gibi gerekçelerle 15 Kasım 1982’ye gelindiğinde sadece üniversitelerdeki görevine son verilen öğretim üyesi ve araştırma görevlisi sayısı 148’e ulaştı. Tasfiye dalgası 1983 yılına kadar sürerken, süreç genel toplamda kamudaki yaklaşık 5 bin çalışanın işinden olmasına yol açtı. Türkiye’de siyasi gerekçelerle üniversitelere vurulan bu darbe, akademik eğitimin seviyesini düşürürken kurumların özerkliğini de büyük ölçüde zedeledi. Tasfiyeye uğrayan isimler arasında; Alpaslan Işıklı, Bahri Savcı, Bülent Tanör, Emre Kongar, Haluk Gerger, İdris Küçükömer, İlber Ortaylı, Korkut Boratav, Mete Tunçay, Murat Sarıca, Rona Aybay, Sencer Divitçioğlu, Server Tanilli, Tarık Zafer Tunaya, Sungur Savran, Şevket Pamuk, Yakup Kepenek, Yalçın Küçük, Taha Parla, Oruç Aruoba, Ömer Madra ve Baskın Oran gibi ülkenin düşünce ve bilim hayatına yön veren pek çok akademisyen yer aldı. Uygulama sadece akademisyenlerle sınırlı kalmadı; tiyatro oyuncuları (Şevket Dinçel, Taner Barlas, Orhan Alkaya vb.), ana sınıfı öğretmenleri ve ilkokul müdürlerine kadar çok farklı kesimlerden kamu çalışanları absürt gerekçelerle (örneğin ana sınıfı öğrencilerine komünizm propagandası yapmak veya isimsiz ihbarlar) bu mağduriyetin öznesi haline geldi. Uluslararası Alanda "Kara Liste" ve ILO Denetimi 1402’likler meselesi sadece ülke içinde hukuki bir mücadele alanı olmakla kalmadı, Türkiye’nin uluslararası alandaki itibarını da sarstı. Özellikle Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) denetim organlarında Türkiye, bu tasfiyeler nedeniyle ağır şekilde eleştirildi. ILO, 1402’likler uygulamasını 111 sayılı İş ve Meslekte Ayrımcılık Sözleşmesi’nin (ırk, renk, siyasal inanç vb. temelinde ayrımcılık yasağı) açık bir ihlali olarak kabul etti. Bu gerekçeyle Türkiye; 1983, 1984, 1985, 1987, 1989, 1990 ve 1991 yıllarında ILO’nun Aplikasyon (Uygulama/Konferans) Komitesi'nin gündemine müdavim olarak alındı. Vahim hak ihlallerinin görüldüğü ülkelerin dahil edildiği ve günlük dilde "kara liste" olarak bilinen özel paragraf uygulamasına ise Türkiye, 111 sayılı sözleşmeye aykırılıkları nedeniyle 1983 ve 1989 yıllarında işçi ve işveren gruplarının ortak kararıyla dahil edildi. Siyasi mülahazalarla ve amir kanaatleriyle gerçekleştirilen bu keyfi uzaklaştırmalar, Türkiye’nin çalışma yaşamı tarihindeki en ağır hukuksuzluk örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

1980 Travması: Demokrasinin Üzerine Çöken Karanlık Nasıl Gerçekleşti? Haber

1980 Travması: Demokrasinin Üzerine Çöken Karanlık Nasıl Gerçekleşti?

Aradan geçen yarım asra yakın zamana rağmen, cunta rejiminin toplumsal hafızada açtığı yaralar, kurumsal yapıda yarattığı tahribatlar ve ülkenin üzerine bir silindir gibi geçerek bıraktığı enkaz ilk günkü tazeliğini koruyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren liderliğindeki Milli Güvenlik Konseyi'nin emir-komuta zinciri içinde sabaha karşı gerçekleştirdiği bu müdahale, demokratik rejimleri askıya almarak, ülkenin tüm ekonomik, hukuksal ve kültürel dokusunu kökten değiştiren neoliberal bir dönüşümün ve askeri vesayet rejiminin de kapısını ardına kadar araladı. Kaosun Bilinçli İnşası ve Darbeye Giden Yol 1970'li yılların sonlarına gelindiğinde Türkiye; derinleşen ekonomik kriz, kuyruklar, enflasyon ve sokak ortasında katlanarak artan siyasi cinayetlerle yönetilemez bir kaosa sürüklenmişti. Ülkenin dört bir yanından her gün gelen ölüm haberleri ve kamplaşmanın doruk noktasına ulaşması, toplumu adım adım bir darbenin eşiğine getirdi. Tarih 1 Şubat 1979'u gösterdiğinde Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi'nin evinin yakınında öldürülmesiyle başlayan süreç, pek çok aydın, siyasetçi ve sendikacının katledilmesiyle devam etti. Bu karanlık süreçte 10 Eylül 1979'da Ceyhun Can, 7 Aralık 1979'da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Cavit Orhan Tütengil, 11 Nisan 1980'de TRT İstanbul Radyosu prodüktörlerinden Ümit Kaftancıoğlu, 27 Mayıs 1980'de MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, 15 Temmuz 1980'de CHP İstanbul Milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu, 19 Temmuz 1980'de eski Başbakan Nihat Erim ve 22 Temmuz 1980'de Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler uğradıkları silahlı saldırılar sonucu hayattan koparıldı. Sadece bireysel suikastlar değil, 1977 Taksim 1 Mayıs kutlamalarında yüz binlerce emekçinin üzerine açılan ateşler, 1978'de Kahramanmaraş'ta ve 1980'de Çorum'da solcular ile Alevi yurttaşlara yönelik gerçekleştirilen kanlı katliamlar da toplumu dehşet dengesine hapsetti. Devletin bu olaylar karşısında ısrarla sessiz kalması ve müdahale etmemesi, halkta "düzenin ancak sert bir askeri el tarafından sağlanabileceği" algısını sistematik olarak besledi. Nitekim dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Saltık'ın hazırladığı ve "Bayrak Harekâtı" adı verilen darbe planı, toplumsal gerilimin "olgunlaşması" beklenerek adım adım yürürlüğe konuldu. Arkasında ABD, NATO ve ülkenin büyük sermaye çevrelerini (TÜSİAD, TİSK, TOBB) bulan cunta, asıl hedefinin önündeki en büyük engeli, yani işçi sınıfının örgütlü gücünü ve bağımsız sol hareketi tasfiye etmek için bu zemini sonuna kadar kullandı. Sabaha Karşı Gelen Karanlık Aslında darbe planı daha erken bir tarihte hayata geçirilmek istenmişti. Orgeneral Hasan Saltık'ın hazırladığı "Bayrak Harekâtı" planı doğrultusunda ordunun 11 Temmuz saat 04.00'te harekete geçmesi planlanmıştı. Ancak Süleyman Demirel'in başbakanlığındaki 6. hükümetin 2 Temmuz'da güvenoyu alması üzerine darbeciler bu tarihi ertelemek zorunda kaldı. Ancak tarihler 12 Eylül 1980 Cuma gününü gösterdiğinde, saatler 03.00'ü, yayınlar ise 03.59'u işaret ettiğinde kaçınılmaz olan gerçekleşti. Türkiye radyolarından (TRT) İstiklal Marşı'nın ardından çalınan Harbiye Marşı ve hemen ardından okunan Kenan Evren imzalı 1 numaralı Milli Güvenlik Konseyi bildirisiyle Türkiye askeri rejime uyandı. Bildiride devletin iç ve dış düşmanların saldırısı altında olduğu, partilerin kısır çekişmelerle ülkeyi acze düşürdüğü ve TSK'nin İç Hizmet Kanunu'nun verdiği yetkiyle yönetime el koyduğu ilan edildi. Parlamento ve hükümet feshedildi, milletvekili dokunulmazlıkları kaldırıldı, tüm yurtta sıkıyönetim ilan edildi ve yurt dışına çıkışlar yasaklandı. Siyasetin ana aktörleri sabaha karşı apar topar gözaltına alındı. Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit eşleriyle birlikte Gelibolu Hamzaköy'e askeri uçakla gönderilirken, Necmettin Erbakan aynı gün, evinde bulunamadığı için 14 Eylül'de teslim olan Alparslan Türkeş ise İzmir Uzunada'ya sürgüne gönderildi. 24 Ocak Kararları ve DİSK Tasfiyesi Darbelerin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda sert birer sınıfsal ve ekonomik programı vardı. Süleyman Demirel hükümeti döneminde kabul edilen ancak solun ve işçi sınıfının direnişi nedeniyle bir türlü tam anlamıyla uygulanamayan 24 Ocak kararları, ancak darbenin yarattığı şiddet iklimi ve korku imparatorluğu sayesinde hayata geçirilebildi. Ekonominin başına getirilen ve cuntanın TÜSİAD ve ABD ile bağlarını kuran Turgut Özal öncülüğünde dışa açık, ihracata dayalı neoliberal model yürürlüğe konuldu. Bu politikaların ön koşulu, 45 milyonluk Türkiye'de 4 milyonun üzerinde sendikalı işçiye sahip olan işçi sınıfının örgütlü gücünün tarumar edilmesiydi. Dönemin en büyük ve bağımsız işçi konfederasyonu olan DİSK hedef tahtasına oturtuldu; kapatıldı, yöneticileri gözaltına alındı, mal varlıklarına el konuldu ve 52 yöneticisi hakkında idam cezası istenen devasa bir dava açıldı. DİSK davasında 261 sendikacı ve uzman hapis cezalarına çarptırılırken, Deri-İş Sendikası Başkanı Kenan Budak sokak ortasında öldürüldü. Buna karşılık Hak-İş ve MİSK gibi konfederasyonlar kısa sürede faaliyetlerine devam ederken, Türk-İş yönetimi darbeye açık destek verdi; hatta Türk-İş Genel Sekreteri Sadık Şide cunta hükümetinde sosyal güvenlik bakanı olarak görev aldı. İşkenceler, İdamlar ve Fişlenen Bir Ülke 12 Eylül rejimi, "kardeş kavgasını önlemek" iddiasıyla yola çıksa da, ülkeyi dev bir cezaevine çevirdi. Resmî verilere göre süreç boyunca: 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi için idam cezası istendi. 517 kişi ölüm cezasına çarptırıldı, 50 kişinin idam cezası infaz edildi. İlk idamlar 9 Ekim 1980'de sol görüşlü Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu'nun asılmasıyla gerçekleşti. Darbe öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü gerekçesiyle hüküm giyen 17 yaşındaki Erdal Eren'in idam hükmü Yargıtay tarafından iki kez iptal edilmesine rağmen MGK onaycısıyla, yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980'de Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde infaz edildi. Kenan Evren'in Eren için sarf ettiği "Asmayalım da besleyelim mi?" sözü, insan hakları ihlallerindeki cüretin ve vicdansızlığın simgesi oldu. Diyarbakır başta olmak üzere cezaevlerinde insanlık dışı sistematik işkenceler uygulandı; 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi, cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi, 300 kişi kuşkulu şekillerde öldü. Aydınlar, gazeteciler, yazarlar, öğrenciler ve akademisyenler ya cezaevlerine tıkıldı ya da 30 bin kişi "sakıncalı" olduğu gerekçesiyle işten atıldı, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına gitti. Basın ve kültür hayatı ağır bir darbe aldı; 937 film, 39 ton gazete ve dergi imha edildi, gazeteciler toplam binlerce yıl hapis cezasına mahkum edildi. Devletin Yeniden Mimarı: 1982 Anayasası ve Vesayet Düzeni Askeri rejim, toplumu ve devleti kendi ideolojik kalıplarına göre yeniden üretmek için Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı başkanlığında bir Anayasa Komisyonu kurdu. MGK'nın son şeklini verdiği 1982 Anayasası, yüzde 91.37 oranında "Evet" oyu çıktığı iddia edilen baskı, korku ve mavi-beyaz pusulalarla yapılan güdümlü bir referandumla kabul edildi. Bu anayasa; bireyi ve toplumu devletin karşısında ikincil konuma iterken, yürütmeyi güçlendirdi, yargı bağımsızlığını ortadan kaldırdı ve siyasi partilerin toplumla bağını kopararak yüzde 10 barajlı yeni bir seçim sistemini getirdi. Üniversite özerkliği kaldırılarak kurumlar YÖK'ün denetimine sokuldu. Toplumsal muhalefeti bölmek ve sol ideolojinin etkisini kırmak amacıyla ise resmi ideolojiye "Türk-İslam sentezi" eklemlenerek devlet eliyle yeni bir kimlik inşa edildi. Ayrıca darbeciler, anayasaya koydukları "geçici 15. madde" ile kendilerine ömür boyu dokunulmazlık zırhı ördüler. Bu madde, ancak 12 Eylül 2010'daki referandumla kaldırılabildi. Referandumun ardından açılan davada Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'yı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı, cezalar müebbet hapse çevrildi ve rütbelerinin sökülmesine karar verildi. Ancak temyiz aşamasındayken Evren (98 yaşında) ve Şahinkaya (90 yaşında) öldü. Yargıtay'ın bozma kararları ve sanıkların ölümü sonrasında yerel mahkeme kamu davasının ortadan kaldırılmasına ve mal varlıkları ile rütbelerin geri alınmasına yer olmadığına hükmederek davayı sonuçlandırdı. 46 Yıl Sonrasına Kalan Miras: Çözülmemiş Sorunlar Aradan geçen yarım asra yakın süreye rağmen 12 Eylül'ün yarattığı kurumsal, siyasi ve toplumsal enkaz tüm ağırlığıyla bugün de hissedilmeye devam ediyor. Darbe; Türkiye'nin günümüzde tartışmaya devam ettiği Kürt sorunu, laiklik ve inanç özgürlüğü krizleri, yoksullaşma, kötü yönetim ve antidemokratik yasaların temelini döşeyen en büyük tarihsel kırılma ve hafızalardan silinmeyecek bir kara leke olarak varlığını sürdürüyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

YÖK'ten 23 vakıf üniversitesine fahiş  zam incelemesi Haber

YÖK'ten 23 vakıf üniversitesine fahiş zam incelemesi

Yasal sınır ve usulsüzlük iddiaları Yükseköğretim Kurulu (YÖK), vakıf yükseköğretim kurumlarındaki öğrenim ücretleri ve zam oranlarına ilişkin kuralların 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 9’uncu maddesi doğrultusunda yayımlanan usul ve esaslarla belirlendiğini hatırlattı. Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 8 Temmuz 2026 tarihli kararıyla, 2026-2027 akademik yılında vakıf üniversitelerinin hazırlık ve birinci sınıf dışındaki ara sınıflarında öğrenim gören öğrenciler için uygulanacak ücret artışının yüzde 25’i geçmemesi kararlaştırılmıştı. Son dönemde YÖK Başkanlığına ulaşan ihbar ve şikayetlerde, bazı vakıf üniversitelerinin bu sınırın üzerinde fiyat artışı yaptığı iddialarının yer alması üzerine harekete geçildi. Yükseköğretim Denetleme Kurulu tarafından toplam 23 vakıf yükseköğretim kurumu hakkında inceleme başlatıldığı bildirildi. İnceleme sürecinde üniversitelerin yeni akademik yıl için belirlediği ücretlerin ve öğrencilere yansıtılan artışların ilgili mevzuata uygunluğu detaylı bir şekilde değerlendirilecek. Tek ders ve vade farkı düzenlemeleri de denetlenecek YÖK'ün daha önce hayata geçirdiği düzenlemelerde yalnızca ara sınıf ücretlerine getirilen yüzde 25 sınırı değil, öğrencilerin mağduriyet yaşadığı diğer kalemler de güvence altına alınmıştı. Yürütülen incelemede vakıf üniversitelerinin yalnızca zam sınırına uyup uymadığı değil, öğrencilerin mağduriyet yaşadığı diğer usulsüzlükler de denetlenecek. Bu kapsamda tek dersi kalan öğrencilerden tam dönem öğrenim ücreti talep edilip edilmediği, kayıt döneminde açıkça ilan edilmeyen ilave ücretlerin öğrencilere yansıtılıp yansıtılmadığı ve öğrenim ücretinin 9 aya kadar taksitli ödenmesinde vade farkı uygulanıp uygulanmadığı titizlikle incelenecek. YÖK, öğrenci aleyhine sonuç doğurduğu tespit edilen tüm başvuru ve şikayetlerin günlük olarak ve ivedilikle inceleneceğini daha önce duyurmuştu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Cumhurbaşkanlığı'ndan memurlara "dijital ticaret" freni Haber

Cumhurbaşkanlığı'ndan memurlara "dijital ticaret" freni

YÖK'e gönderilen yazıda ticaret yasağı vurgulandı Devlet memurları arasında yaygınlık kazanan sosyal medya içerik üreticiliği, dijital platform gelirleri ve mobil uygulama geliştirme faaliyetlerine ilişkin resmi çerçeve netleşti. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı’nın görüş talebi üzerine harekete geçen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın değerlendirmelerini de alarak kritik bir hukuki karara imza attı YÖK'e gönderilen resmi yazıda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "Ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı" başlıklı 28. maddesine atıfta bulunuldu. İlgili mevzuat gereği memurların Türk Ticaret Kanunu'na göre tacir veya esnaf sayılmalarını gerektirecek faaliyetlerde bulunamayacağı, özel iş yeri açamayacağı ve ticari kazanç doğuran işlerde yer alamayacağı hatırlatıldı. Milyonluk vergi İistisnası durumu değiştirmedi Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından sunulan görüşte, Gelir Vergisi Kanunu'nda sosyal içerik üreticileri ve mobil uygulama geliştirenler için belirli muafiyetler (2026 yılı için 5 milyon 300 bin TL'ye kadar olan kazançlarda yüzde 15 banka stopajı) yer alsa da, bu gelirlerin özü itibarıyla "ticari kazanç" niteliği taşıdığı ifade edildi. Gelir İdaresi, bir faaliyetin ticari sayılması için kazanç sağlama niyet ve kastının bulunmasının şart olmadığını, organizasyonun "kazanç sağlama potansiyeline sahip olmasının" yeterli olduğunu belirtti. Bu doğrultuda, doğrudan kazanç amacı gütmeksizin internet sitesi kurarak içerik üreten veya YouTube'da yayın yapan memurların dahi söz konusu potansiyel nedeniyle ticaret yasağını ihlal etmiş sayılacağı kaydedildi. Disiplin soruşturması ve cezai işlem yolu açıldı Gelir İdaresi'nin tespitleri doğrultusunda nihai kararını veren Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, dijital mecralardan sağlanan her türlü kazancın memuriyet mevzuatındaki engellere takıldığını net bir şekilde ortaya koydu. Resmi yazıda, "Söz konusu faaliyetler sonucu elde edilen gelirin 657 sayılı Kanun'un 28. maddesinde yer alan yasaklar dahilinde olduğu değerlendirilmektedir" ifadelerine yer verildi. Bu kararla birlikte, Vergi Kanunları'nda memurlara yönelik özel bir istisna yasal güvenceye kavuşturulmadığı sürece; YouTube üzerinden gelir elde eden, sosyal medya içerik üreticiliği yapan veya uygulama satışından kazanç sağlayan tüm devlet memurları hakkında disiplin soruşturması açılması ve cezai işlem uygulanmasının önü resmen açılmış oldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

YÖK'ten Üniversitelere "Terörsüz Türkiye"  hakkında çalışma çağrısı Haber

YÖK'ten Üniversitelere "Terörsüz Türkiye" hakkında çalışma çağrısı

Üniversitelere gönderilen yazının detayları Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Türkiye'nin milli birlik, beraberlik ve toplumsal bütünleşmeyi güçlendirme sürecine katkı sunmak amacıyla üniversitelere resmi bir yazı gönderdi. YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın imzasıyla iletilen "'Terörsüz Türkiye' Hedefine Yükseköğretim Kurumlarının Katkısı" başlıklı yazıda, söz konusu hedefin ülkenin terörden arındırılması, vatandaşların güvenle geleceğe bakabilmesi ve beşeri, ekonomik ile sosyal potansiyelin ileri taşınması bakımından kritik önem taşıdığı vurgulandı. Üniversitelerin eğitim, araştırma ve topluma katkı misyonlarına dikkat çekilen metinde, "Terörsüz Türkiye" vizyonunun sosyal, ekonomik, hukuki, siyasi, kültürel ve güvenlik boyutlarıyla çok disiplinli bir şekilde ele alınması gerektiği belirtildi. YÖK, bu doğrultuda üniversitelerden akademik çalışmalar yürütmelerini, panel, konferans ve çalıştaylar organize ederek elde edilen bilimsel değerlendirmeleri kamuoyuyla paylaşmalarını talep etti. Yazıda, yükseköğretim kurumlarının kendi akademik imkan ve öncelikleri çerçevesinde bu sürece destek vermesinin önemi yinelendi. YÖK açıklamasında, " "Bilindiği gibi coğrafyamızı geleceğe taşıyacak eğitim ve öğretim, tarih, kültür ve değerlerimiz hepimizin üzerinde uzlaşacağı ortak paydamızdır. Bu çerçevede, 'Terörsüz Türkiye' hedefinin sosyal, ekonomik, hukuki, siyasi, kültürel ve güvenlik boyutlarıyla, farklı disiplinlerin katkısıyla ele alınması, akademik araştırma ve çalışmaların yürütülmesi, panel, konferans ve çalıştayların düzenlenmesi ve ortaya konulacak bilimsel değerlendirmelerin kamuoyuyla paylaşılması sürece önemli katkı sağlayacaktır. 'Terörsüz Türkiye' hedefinin ülkemizin geleceği, toplumsal huzur ve güven ortamının güçlendirilmesi, milli birlik ve beraberliğimizin pekiştirilmesi bakımından taşıdığı önem göz önünde bulundurularak, üniversitelerimizin kendi akademik imkan, birikim ve öncelikleri doğrultusunda bu sürece bilimsel ve akademik çalışmalarla katkı sunmaları hususunda gereğini önemle rica ederim." ifadelerini kullandı. YÖK Başkanı Erol Özvar'dan Açıklamalar Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Türkiye'nin geçmişte terör nedeniyle büyük acılar yaşadığını hatırlatarak "Terörsüz Türkiye" hedefinin ülke ve gençler için taşıdığı hayati öneme dikkat çekti. Özvar, şu ifadeleri kullandı: "Terörsüz Türkiye, ülkemizin gücünün terörle ziyan olmaması, bütün imkan ve enerjisinin bilime, eğitime, üretime, kalkınmaya ve gençlerimizin geleceğine yönelmesi demektir. Ülkemizin geleceği aydınlıktır. Yarınlarımıza ve gençlerimize güveniyoruz." Üniversitelerin toplumsal huzurun ve kardeşliğin güçlendirilmesinde büyük bir sorumluluk taşıdığını belirten Özvar, milyonlarca gencin eğitim gördüğü yükseköğretim kurumlarının, ortak değerlerin paylaşıldığı ve yarınlara beraber yürütülen "kardeşlik mekanları" olduğunu ifade etti. Üniversitelerin süreci yalnızca desteklemesinin yetmediğini, bilgiyle ve bilimsel araştırmalarla kalıcı toplumsal huzurun inşasına öncülük etmesi gerektiğini vurgulayan Özvar, açıklamasını vatan için can veren şehitleri rahmetle, gazileri ise minnetle anarak tamamladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

2026 YKS’de üniversite tablosu değişti! Haber

2026 YKS’de üniversite tablosu değişti!

2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yerleştirme sonuçlarının açıklanmasıyla üniversitelerdeki kontenjan ve doluluk oranları da belli oldu. ÖSYM verilerine göre devlet üniversitelerindeki doluluk oranı yüzde 99,5’e yükselerek bugüne kadarki en yüksek seviyesine ulaştı. Son beş yılda devlet üniversitelerinin lisans ve ön lisans programlarındaki doluluk oranı hiçbir yıl yüzde 98’in altına düşmedi. Vakıf üniversitelerinde ise farklı bir tablo ortaya çıktı. Son beş yıllık dönemde vakıf üniversitelerinin doluluk oranı yüzde 97,6’dan yüzde 79,7’ye geriledi. Devlet üniversitelerinde kontenjan sayısında son üç yılda dikkat çekici bir düşüş yaşandı. 2023 yılında 717 bin 525 olan kontenjan sayısı, 2026’da 481 bin 684’e geriledi. Böylece üç yılda yaklaşık 236 bin kişilik kontenjan azaltılmış oldu. Vakıf üniversitelerinin toplam kontenjanlarında ise son beş yılda büyük çaplı bir değişiklik yaşanmadı. Yükseköğretim Kurulu (YÖK), kontenjanlardaki düşüşü yükseköğretimde yürütülen “kontenjan dönüşümü”politikasıyla açıklıyor. YÖK Başkanı Erol Özvar, istihdam imkanları giderek daralan programların kontenjanlarının kademeli olarak azaltıldığını belirtmişti. 2023-2025 döneminde toplam 462 lisans programından 197’sinin kontenjanı düşürüldü. Bu programlardaki toplam azalma yaklaşık 118 bin oldu. En fazla düşüş yaşanan alanlar arasında Türk dili ve edebiyatı, tarih ve fen bilgisi öğretmenliği gibi bölümler bulunuyor. Eczacılık, elektrik mühendisliği ve siyaset bilimi gibi farklı programlarda da kontenjan azaltımına gidildi. Üniversiteye yerleşen adayların kayıt işlemleri 24-28 Ağustos 2026, elektronik kayıtları ise 24-26 Ağustos 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bakan Tekin, ara tatil  hakkında açıklama yaptı Haber

Bakan Tekin, ara tatil hakkında açıklama yaptı

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 2026-2027 eğitim öğretim yılında ara tatil uygulamasının kesintisiz olarak süreceğini duyurdu. Ara tatil uygulaması yeni dönemde de korunuyor Yeni akademik takvime ilişkin detayları paylaşan Bakan Yusuf Tekin, uygulamanın önümüzdeki yılın birinci yarıyılında da planlandığı şekilde devam edeceğini belirtti. Bakanlık tarafından hazırlanan akademik takvimin kısa süre içerisinde yayımlanacağını ifade eden Tekin, ikinci dönem ara tatilinin ise Ramazan Bayramı'nın denk geldiği haftayla birleştirileceğini açıklayarak, "Akademik takvimi yayımlayacağız. Önümüzdeki yıl birinci yarıyılda ara tatil yapacağız. İkinci yarıyılda ise ara tatil dönemi Ramazan Bayramı'nın olduğu haftaya denk geliyor" dedi. Zorunlu eğitim süresi ve okul görüşmeleri mercek altında Bakan Tekin, 12 yıllık zorunlu eğitimin kamuoyunda tartışılmasını önemsediklerini ancak bu konunun kısa vadede bir değişiklik gündemleri arasında bulunmadığını vurgulayarak, "Kamuoyu 12 yıllık zorunlu eğitimi tartışsın istiyoruz. Oxford örneğini verdim, 15 yaşında çocuk Oxford’a, Harvard’a gidiyor, yarın bizde de tartışılmaya başlanacak. Yavaş yavaş biz de bunu zihinsel olarak tartışalım. Kısa vadede gündemimizde yok. Artık bilgiye erişme kolaylaştığına göre çocukları 12 yıl zorunlu eğitim, 4 yıl lisans eğitiminde tutmak ne kadar doğru, bunları dünya tartışıyor, biz de tartışalım istedik. YÖK de çalışıyor" ifadelerini kullandı. Öte yandan velilerin öğretmenlerle olan görüşmelerini daha güvenli ve planlı yürütmeleri amacıyla Veli Randevu Sistemi'nin güncellendiğini belirten Bakan Tekin, "Daha güvenli ve planlı yürütülmesine ilişkin kapsamlı yeni bir çalışma başlattık. Yeni sistemde süreç yine randevu oluşturma, okul onayı ve görüşme adımlarından oluşacak ancak mevcut sistemden farklı olarak başvuru kanallarının çeşitlendirilmesi, okulun da veli adına randevu oluşturabilmesi ve velinin süreçle ilgili farklı kanallardan bildirim alabilmesi sağlanacak" şeklinde konuştu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Cumhurbaşkanlığı kararıyla yeniden açıldı Haber

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Cumhurbaşkanlığı kararıyla yeniden açıldı

TMSF denetimine geçen Can Holding’e ait İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin kapatılmasına yönelik adından resmi olarak geri adım atıldı. Yakın tarihte ilan edilen ilk karar doğrultusunda eğitim kurumunun faaliyetlerine son verilmesi ve buradaki öğrencilerin Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne (MSGSÜ) nakledilmesi kararlaştırılmıştı. Protestoların ardından karar yürürlükten kaldırıldı Ancak öğrencilerin geçiş yapacağı MSGSÜ bünyesinde pek çok akademik bölümün, dersliğin ve laboratuvar altyapısının bulunmaması, üniversite bileşenlerinin günlerce süren kitlesel protestolarına ve yoğun tepkilerine yol açtı. Öğrenci eylemlerinin ardından söz konusu karardan vazgeçildi. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin kapatılmasına dair hüküm, Resmi Gazete’de yayımlanan yeni bir Cumhurbaşkanlığı kararı ile resmen iptal edildi ve üniversite yeniden açıldı. İptal hükmü Resmi Gazete'de yayımlandı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de ilan edilen kararda "Kurucu vakfına kayyım atanan İstanbul Bilgi Üniversitesinin faaliyet izninin kaldırılmasına dair 21/5/2026 tarihli ve 11384 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının yürürlükten kaldırılmasına, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının yazısı üzerine, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 11 inci maddesi gereğince karar verilmiştir." ifadelerine yer verildi. Gösterilerde yaralanan öğrenciler olmuştu Kapatılma ilanının hemen ardından Bilgi Üniversitesi öğrencileri hak kaybı yaşamamak adına sokaklara çıkmıştı. Günlerce devam eden protesto gösterilerinde emniyet güçleri ile öğrenciler sık sık karşı karşıya geldi. Güvenlik birimlerinin müdahalede bulunduğu eylemlerde bazı öğrencilerin yaralandığı bilgisi basına yansımıştı. Can Holding’e yönelik operasyon geçmişi Eylül 2025 döneminde Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen adli soruşturma kapsamında, Can Holding çatısı altında faaliyet gösteren şirketlere TMSF tarafından el konulmuş ve kayyum yönetimi getirilmişti. Gerçekleştirilen bu operasyon operasyon çerçevesinde, yükseköğretim kurumunun bağlı bulunduğu Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı'nın idari yönetimi de mahkeme kararıyla görevden uzaklaştırılarak, yerlerine YÖK üyelerinin de dahil olduğu yeni bir kayyum heyeti görevlendirilmişti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İstanbul Bilgi Üniversitesi kapatıldı: Öğrenciler Mimar Sinan'a devrediliyor Haber

İstanbul Bilgi Üniversitesi kapatıldı: Öğrenciler Mimar Sinan'a devrediliyor

Can Holding bünyesindeki holding iştiraklerine yönelik yürütülen adli soruşturmalar ve kayyum sürecinin ardından, İstanbul Bilgi Üniversitesi için yolun sonuna gelindi. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) mevzuatı uyarınca kapatılan kurumun binlerce öğrencisinin mağdur olmaması adına garantör üniversite sistemi devreye sokuldu. Holding operasyonları ve kayyum süreci kapatmayı getirdi İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2019 yılında Can Holding bünyesine geçmesinin ardından holdinge yönelik düzenlenen geniş kapsamlı adli operasyonların odağı haline gelmişti. Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Eylül 2025'te düzenlenen operasyonda, aralarında üniversitenin eski rektörü Prof. Dr. Mehmet Remzi Sanver ve Mehmet Kenan Tekdağ gibi isimlerin de bulunduğu çok sayıda yönetici "suç örgütü kurmak", "kaçakçılık" ve "kara para aklama" suçlamalarıyla tutuklanmıştı. Bu adli sürecin ardından Küçükçekmece 9. Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla üniversitenin mütevelli heyeti görevden uzaklaştırılarak yerine kayyum heyeti atanmıştı. Kayyum yönetimi her ne kadar eğitim faaliyetlerinin kesintisiz süreceğini taahhüt etse de, gelinen noktada holdinge ait şirketlerin tasfiyesi ve mali açmazlar nedeniyle YÖK tarafından üniversitenin faaliyet izninin tamamen kaldırılmasına karar verildi. Eğitim hakları Mimar Sinan güvencesinde olacak Alınan şok karar sonrası en çok merak edilen konu binlerce öğrencinin akademik geleceği oldu. YÖK mevzuatına göre bir vakıf üniversitesi kapatıldığında, öğrencilerin hak kaybı yaşamaması için resmi garantör devlet üniversitesi sorumluluğu devralıyor. Bu kapsamda İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin tüm eğitim, staj ve diploma süreçleri Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi kontrolüne geçti. Öğrenciler, Bilgi Üniversitesi'nde okudukları mevcut bölümlere denk veya en yakın programlarda eğitimlerini MSGSÜ güvencesinde tamamlayacak. Mezuniyet aşamasına gelen veya eğitimine devam eden öğrencilerin diplomaları ve transkript gibi akademik belgeleri de devralan kurum tarafından tanzim edilecek. Akademik kadro ve yol haritası bekleniyor Üniversiteye yeni öğrenci alımı tamamen durdurulurken, önümüzdeki günlerde YÖK, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve tasfiye masası tarafından detaylı bir geçiş takvimi yayınlanacak. Bu yol haritasıyla öğrencilerin hangi kampüslerde ders başı yapacağı, harç ödemeleri ve Bilgi Üniversitesi bünyesinde görev yapan akademik ve idari personelin akıbetinin ne olacağı netlik kazanacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.