Hareketsizlik, yanlış beslenme ve fazla kilo, günümüzde karaciğer sağlığını sessizce tehdit ediyor. Uzmanlara göre toplumda karaciğer yağlanması oranı yüzde 40’a ulaştı ve önlem alınmazsa bu tablo siroza kadar ilerleyebiliyor.
Haber Giriş Tarihi: 20.01.2026 02:30
Haber Güncellenme Tarihi: 19.01.2026 23:38
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Modern yaşamın getirdiği hareketsiz hayat tarzı ve sağlıksız beslenme alışkanlıkları, karaciğer hastalıklarında endişe verici bir artışa yol açtı. Organ Nakli Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaprak, geçmişte ağırlıklı olarak virüslerin neden olduğu siroz vakalarının, günümüzde büyük ölçüde yaşam tarzına bağlı faktörlerden kaynaklandığını söyledi.
Karaciğer yağlanmasının artık ciddi bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Yaprak, “2000’li yıllarda toplumda karaciğer yağlanması oranı yüzde 10 civarındaydı. Bugün bu oran yüzde 40’a ulaşmış durumda. Yani dört katlık bir artıştan söz ediyoruz. Bu tablo önlenmezse, önümüzdeki yıllarda siroz vakalarında ciddi bir patlama yaşanabilir” dedi.
Sirozun, karaciğer dokusunun sertleşmesi ve hayati fonksiyonlarını kaybetmesi anlamına geldiğini belirten Prof. Dr. Yaprak, karaciğerin vücuttaki rolüne dikkat çekti.
“Karaciğer; protein üretiminden safra salgısına, pıhtılaşma faktörlerinin sentezinden karbonhidrat ve yağ metabolizmasına kadar pek çok hayati görevi üstlenir. Siroz geliştiğinde bu fonksiyonların tamamı ciddi şekilde bozulur ve yaşamı tehdit eden sonuçlar ortaya çıkar” diye konuştu.
Eskiden hepatit virüslerinin sirozun başlıca nedeni olduğunu hatırlatan Yaprak, aşılama ve yeni tedaviler sayesinde bu riskin büyük ölçüde azaldığını, ancak asıl tehlikenin artık karaciğer yağlanması olduğunu vurguladı.
Karaciğer yağlanmasının, günümüzde sık görülen metabolik sendromun bir parçası olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yaprak, şu bilgileri paylaştı:
“Obezite, diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve karın içi yağlanma bir araya geldiğinde metabolik sendrom ortaya çıkıyor. Bu tablo, karaciğeri yavaş ama istikrarlı şekilde siroza sürüklüyor. Karaciğer hücrelerinin yüzde 5’inden fazlasının yağla yer değiştirmesi yağlanma olarak tanımlanır. Bu süreç ilerlediğinde iltihap gelişir ve NASH dediğimiz tablo ortaya çıkar.”
Yağlanması olan hastaların yaklaşık yüzde 25-30’unda NASH, bu grubun ise yüzde 10’unda siroz geliştiğini belirten Yaprak, rakamların ciddiyetine dikkat çekti.
Uzmanlara göre karaciğer yağlanması olan bireylerin yaklaşık yüzde 1’i 10 yıl içinde siroz geliştiriyor. Prof. Dr. Yaprak, “Bu oranlar, önümüzdeki 10 yılda yaklaşık 400 bin yeni siroz hastası anlamına geliyor. Bu son derece endişe verici bir tablo” dedi.
Bel çevresinin önemli bir risk göstergesi olduğunu belirten Yaprak, “Erkeklerde bel çevresi 100 cm, kadınlarda 85 cm üzerindeyse ve diyabet, hipertansiyon ya da kolesterol yüksekliği varsa, karaciğer yağlanması ihtimali yüzde 60-70’e çıkıyor. Morbid obez bireylerin ise yüzde 90’ında karaciğer yağlanması görülüyor” ifadelerini kullandı.
Karaciğer yağlanmasının doğru adımlarla geri döndürülebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yaprak, tedavinin temelinin yaşam tarzı değişikliği olduğunu söyledi.
“Akdeniz tipi beslenmeye geçilmeli, işlenmiş karbonhidratlar bırakılmalı. Fruktoz ve mısır şurubu içeren ürünlerden kesinlikle uzak durulmalı. Uygun hastalarda 14-16 saatlik aralıklı oruç fayda sağlayabilir” dedi.
Fiziksel aktivitenin önemine de değinen Yaprak, haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş önerdiklerini belirtti. “Nabzı yükselten, terlemeye neden olan egzersizler çok önemli. Ayrıca kas güçlendirici çalışmalar, vücudun enerji yakımını artırarak yağlanmayla mücadelede büyük rol oynar” diye konuştu.
40 yaş üzeri ve kalp-damar hastalığı riski olan bireylerin egzersize başlamadan önce kardiyolojik değerlendirme yaptırması gerektiğini hatırlatan Yaprak, erken önlem alınmasının karaciğer sağlığını korumada hayati öneme sahip olduğunu vurguladı.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Bu yaşam tarzı karaciğeri bitiriyor
Hareketsizlik, yanlış beslenme ve fazla kilo, günümüzde karaciğer sağlığını sessizce tehdit ediyor. Uzmanlara göre toplumda karaciğer yağlanması oranı yüzde 40’a ulaştı ve önlem alınmazsa bu tablo siroza kadar ilerleyebiliyor.
Modern yaşamın getirdiği hareketsiz hayat tarzı ve sağlıksız beslenme alışkanlıkları, karaciğer hastalıklarında endişe verici bir artışa yol açtı. Organ Nakli Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaprak, geçmişte ağırlıklı olarak virüslerin neden olduğu siroz vakalarının, günümüzde büyük ölçüde yaşam tarzına bağlı faktörlerden kaynaklandığını söyledi.
Karaciğer yağlanmasının artık ciddi bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Yaprak, “2000’li yıllarda toplumda karaciğer yağlanması oranı yüzde 10 civarındaydı. Bugün bu oran yüzde 40’a ulaşmış durumda. Yani dört katlık bir artıştan söz ediyoruz. Bu tablo önlenmezse, önümüzdeki yıllarda siroz vakalarında ciddi bir patlama yaşanabilir” dedi.
Sirozun, karaciğer dokusunun sertleşmesi ve hayati fonksiyonlarını kaybetmesi anlamına geldiğini belirten Prof. Dr. Yaprak, karaciğerin vücuttaki rolüne dikkat çekti.
“Karaciğer; protein üretiminden safra salgısına, pıhtılaşma faktörlerinin sentezinden karbonhidrat ve yağ metabolizmasına kadar pek çok hayati görevi üstlenir. Siroz geliştiğinde bu fonksiyonların tamamı ciddi şekilde bozulur ve yaşamı tehdit eden sonuçlar ortaya çıkar” diye konuştu.
Eskiden hepatit virüslerinin sirozun başlıca nedeni olduğunu hatırlatan Yaprak, aşılama ve yeni tedaviler sayesinde bu riskin büyük ölçüde azaldığını, ancak asıl tehlikenin artık karaciğer yağlanması olduğunu vurguladı.
Karaciğer yağlanmasının, günümüzde sık görülen metabolik sendromun bir parçası olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yaprak, şu bilgileri paylaştı:
“Obezite, diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve karın içi yağlanma bir araya geldiğinde metabolik sendrom ortaya çıkıyor. Bu tablo, karaciğeri yavaş ama istikrarlı şekilde siroza sürüklüyor. Karaciğer hücrelerinin yüzde 5’inden fazlasının yağla yer değiştirmesi yağlanma olarak tanımlanır. Bu süreç ilerlediğinde iltihap gelişir ve NASH dediğimiz tablo ortaya çıkar.”
Yağlanması olan hastaların yaklaşık yüzde 25-30’unda NASH, bu grubun ise yüzde 10’unda siroz geliştiğini belirten Yaprak, rakamların ciddiyetine dikkat çekti.
Uzmanlara göre karaciğer yağlanması olan bireylerin yaklaşık yüzde 1’i 10 yıl içinde siroz geliştiriyor. Prof. Dr. Yaprak, “Bu oranlar, önümüzdeki 10 yılda yaklaşık 400 bin yeni siroz hastası anlamına geliyor. Bu son derece endişe verici bir tablo” dedi.
Bel çevresinin önemli bir risk göstergesi olduğunu belirten Yaprak, “Erkeklerde bel çevresi 100 cm, kadınlarda 85 cm üzerindeyse ve diyabet, hipertansiyon ya da kolesterol yüksekliği varsa, karaciğer yağlanması ihtimali yüzde 60-70’e çıkıyor. Morbid obez bireylerin ise yüzde 90’ında karaciğer yağlanması görülüyor” ifadelerini kullandı.
Karaciğer yağlanmasının doğru adımlarla geri döndürülebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yaprak, tedavinin temelinin yaşam tarzı değişikliği olduğunu söyledi.
“Akdeniz tipi beslenmeye geçilmeli, işlenmiş karbonhidratlar bırakılmalı. Fruktoz ve mısır şurubu içeren ürünlerden kesinlikle uzak durulmalı. Uygun hastalarda 14-16 saatlik aralıklı oruç fayda sağlayabilir” dedi.
Fiziksel aktivitenin önemine de değinen Yaprak, haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş önerdiklerini belirtti. “Nabzı yükselten, terlemeye neden olan egzersizler çok önemli. Ayrıca kas güçlendirici çalışmalar, vücudun enerji yakımını artırarak yağlanmayla mücadelede büyük rol oynar” diye konuştu.
40 yaş üzeri ve kalp-damar hastalığı riski olan bireylerin egzersize başlamadan önce kardiyolojik değerlendirme yaptırması gerektiğini hatırlatan Yaprak, erken önlem alınmasının karaciğer sağlığını korumada hayati öneme sahip olduğunu vurguladı.
haberdeger.com
Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist
En Çok Okunan Haberler