İmam Musa es-Sadr Dosyasındaki Sır Perdesi Aralanıyor
İmam Musa es-Sadr Dosyasındaki Sır Perdesi Aralanıyor
Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’in kaleme aldığı ve gazetenin Türkçe servisinde yayımlanan özel haber dosyasına göre, Libya’da Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinin üzerinden yıllar geçmesine karşın, Lübnan Yüksek Şii İslam Konseyi Başkanı İmam Musa es-Sadr’ın akıbeti Ortadoğu’nun en karanlık dosyalarından biri olmayı sürdürüyor.
Haber Giriş Tarihi: 03.09.2026 12:21
Haber Güncellenme Tarihi: 03.09.2026 12:27
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
31 Ağustos 1978 tarihinde Şeyh Muhammed Yakup ve gazeteci Abbas Bedreddin ile birlikte Trablus’a gerçekleştirdiği resmi ziyaretin ardından kaybolan Sadr’ın akıbetine dair bugüne dek Lübnan ya da Libya makamlarından net bir resmi açıklama gelmedi. Ancak Kaddafi’nin iktidar yıllarında en kritik mevkilerde bulunan yakın yoldaşlarının Şerbil’e aktardığı ilk elden tanıklıklar, Lübnanlı Şii liderin Libya topraklarında tasfiye edildiğini ve olayın uluslararası bir aldatmaca ile örtbas edilmek istendiğini gözler önüne seriyor.
Cesedi Taşıyan Pilotun Şüpheli İnfazı
1 Eylül 1969 askeri darbesinin ardından Libya Devrim Komuta Konseyi üyeliği, istihbarat başkanlığı ile içişleri ve dışişleri bakanlıkları gibi kritik görevlerde bulunan Abdulmunim el-Huni, Musa es-Sadr’ın Libya’da fiziki olarak ortadan kaldırıldığının tüm rejim yetkilileri tarafından bilinen kesin bir gerçek olduğunu ifade etti. Olayın vahametini kendi ailesinden somut bir örnekle aktaran Huni, Kaddafi’nin özel uçağını kullanan Yarbay rütbesindeki bacanağı Necmeddin el-Yazıcı’nın hikâyesini paylaştı. Huni’nin aktardığına göre Yazıcı, Sadr’ın kayboluşundan kısa bir süre sonra şüpheli bir biçimde suikasta kurban gitti. Aile üyeleri ve istihbarat çevreleri, Yazıcı’nın öldürülme gerekçesinin doğrudan Sadr cinayetiyle bağlantılı olduğunu belirtti. İddialara göre Libya istihbaratı, İmam es-Sadr’ın cansız bedenini ülkenin güneyindeki çöl bölgesi Sebha’ya defnedilmek üzere taşıyan pilotun bu sırrı bildiği için rejim tarafından bir güvenlik tehdidi olarak görüldüğünü ve izleri tamamen silmek amacıyla ortadan kaldırıldığını vurguladı.
Tahran’a Yapılan Ziyaret ve Kaddafi’nin Tepkisi
Kaddafi rejiminin uzun yıllar iki numaralı ismi ve başbakanı olarak görev yapan Abdusselam Callud ise 1979 İran Devrimi’nin hemen akabinde Tahran’a gerçekleştirdiği resmi ziyarete dair çarpıcı bilgiler sundu. Callud, Tahran’da devrim lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni ile gerçekleştirdiği görüşmede Sadr konusunun bizzat Humeyni tarafından açıldığını aktardı. Humeyni’nin iki ülke ve iki devrim arasındaki iş birliğinin zedelenmemesi adına meselenin ayrıntılarının aydınlatılmasını talep ettiğini belirten Callud, kaldığı otelin önünde Sadr’ın eşi ve kız kardeşinin öncülüğünde protesto gösterisi düzenlendiğini, ancak İran güvenlik güçlerinin göstericileri hızla dağıttığını söyledi. Callud’a göre bu gizemli kayboluş, ilerleyen yıllarda Kaddafi yönetiminin İran-Irak Savaşı sırasında Tahran’a füze ve ağır silah tedarik etmesine ve stratejik ortaklık kurmasına hiçbir engel teşkil etmedi.
Kendi ülkesine davet edilen bir konuğun bu şekilde tuzağa düşürülmesini hem Arap geleneklerine hem de İslami ilkelere tamamen aykırı ve utanç verici bir hareket olarak niteleyen eski Başbakan, konuyu bir kez bizzat Kaddafi’ye açmayı denediğini dile getirdi. Kaddafi’nin bu üstü kapalı hatırlatmaya oldukça sert bir dille sadece "Beni mi suçluyorsun" cevabını vererek konuyu derhal kapattığını belirten Callud, Kaddafi’nin daha önce İran’ın Arap Şiiler üzerindeki nüfuzundan ve bölgeye bu amaçla din adamları göndermesinden duyduğu rahatsızlığı açıkça dile getirdiğini ancak meselenin bir tasfiyeye varacağını tahmin edemediğini kaydetti.
İtalya Aldatmacası ve Senussi’nin Rolü
Dönemin Dışişleri Bakanı Ali Abdusselam et-Triki, Sadr’ın resmi diplomatik kanallar haricinde, doğrudan Libya maslahatgüzarının davetiyle Trablus’a getirildiğini ve yaşanan olayın Libya’nın ulusal çıkarlarına büyük darbeler vuran garip bir suç olduğunu belirtirken, olayın operasyonel boyutunu Protokol Müdürü Nuri el-Mismari aydınlattı. Devlet bakanı rütbesiyle her daim Kaddafi’nin en yakınında yer alan Mismari, o dönem askeri istihbaratta görevli genç bir subay olan ve daha sonra rejiminin korkulan istihbarat şefine dönüşen Abdullah es-Senussi’nin kendisini arayarak İtalya vizesi talep ettiğini açıkladı.
Mismari, Senussi’nin gönderdiği pasaportları incelediğinde birinin İmam Musa es-Sadr’a ait olduğunu fark ettiğini ve İtalyan Büyükelçiliği üzerinden vizeleri temin ettiğini söyledi. Mismari’nin tanıklığı, Sadr’ın Trablus’tan Roma’ya gittiği yönündeki resmi Libya tezini tamamen çürüttü. Mismari, İtalyan makamlarının organize bir istihbarat kumpasına kurban gittiğini, İmam es-Sadr’ın Libya topraklarından asla canlı çıkmadığını vurguladı. Rejim, Sadr’ın dini kıyafetlerini giydirdiği uzun boylu bir istihbarat subayını iki refakatçiyle birlikte sahte bir kurgu dahilinde Roma’ya göndermiş, bu şahıslar Sadr’ın pasaportlarını ve seccadesini Roma’daki otel odasında bırakıp kendi diplomatik kimlikleriyle Libya’ya dönerek hedef saptırmıştı. Kaddafi’nin en yakınındaki isimlerin tanıklıkları, 1978 yılından bu yana süregelen uluslararası gizemin arkasında rejim eliyle işlenmiş organize bir siyasi cinayet olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İmam Musa es-Sadr Dosyasındaki Sır Perdesi Aralanıyor
Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’in kaleme aldığı ve gazetenin Türkçe servisinde yayımlanan özel haber dosyasına göre, Libya’da Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinin üzerinden yıllar geçmesine karşın, Lübnan Yüksek Şii İslam Konseyi Başkanı İmam Musa es-Sadr’ın akıbeti Ortadoğu’nun en karanlık dosyalarından biri olmayı sürdürüyor.
31 Ağustos 1978 tarihinde Şeyh Muhammed Yakup ve gazeteci Abbas Bedreddin ile birlikte Trablus’a gerçekleştirdiği resmi ziyaretin ardından kaybolan Sadr’ın akıbetine dair bugüne dek Lübnan ya da Libya makamlarından net bir resmi açıklama gelmedi. Ancak Kaddafi’nin iktidar yıllarında en kritik mevkilerde bulunan yakın yoldaşlarının Şerbil’e aktardığı ilk elden tanıklıklar, Lübnanlı Şii liderin Libya topraklarında tasfiye edildiğini ve olayın uluslararası bir aldatmaca ile örtbas edilmek istendiğini gözler önüne seriyor.
Cesedi Taşıyan Pilotun Şüpheli İnfazı
1 Eylül 1969 askeri darbesinin ardından Libya Devrim Komuta Konseyi üyeliği, istihbarat başkanlığı ile içişleri ve dışişleri bakanlıkları gibi kritik görevlerde bulunan Abdulmunim el-Huni, Musa es-Sadr’ın Libya’da fiziki olarak ortadan kaldırıldığının tüm rejim yetkilileri tarafından bilinen kesin bir gerçek olduğunu ifade etti. Olayın vahametini kendi ailesinden somut bir örnekle aktaran Huni, Kaddafi’nin özel uçağını kullanan Yarbay rütbesindeki bacanağı Necmeddin el-Yazıcı’nın hikâyesini paylaştı. Huni’nin aktardığına göre Yazıcı, Sadr’ın kayboluşundan kısa bir süre sonra şüpheli bir biçimde suikasta kurban gitti. Aile üyeleri ve istihbarat çevreleri, Yazıcı’nın öldürülme gerekçesinin doğrudan Sadr cinayetiyle bağlantılı olduğunu belirtti. İddialara göre Libya istihbaratı, İmam es-Sadr’ın cansız bedenini ülkenin güneyindeki çöl bölgesi Sebha’ya defnedilmek üzere taşıyan pilotun bu sırrı bildiği için rejim tarafından bir güvenlik tehdidi olarak görüldüğünü ve izleri tamamen silmek amacıyla ortadan kaldırıldığını vurguladı.
Tahran’a Yapılan Ziyaret ve Kaddafi’nin Tepkisi
Kaddafi rejiminin uzun yıllar iki numaralı ismi ve başbakanı olarak görev yapan Abdusselam Callud ise 1979 İran Devrimi’nin hemen akabinde Tahran’a gerçekleştirdiği resmi ziyarete dair çarpıcı bilgiler sundu. Callud, Tahran’da devrim lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni ile gerçekleştirdiği görüşmede Sadr konusunun bizzat Humeyni tarafından açıldığını aktardı. Humeyni’nin iki ülke ve iki devrim arasındaki iş birliğinin zedelenmemesi adına meselenin ayrıntılarının aydınlatılmasını talep ettiğini belirten Callud, kaldığı otelin önünde Sadr’ın eşi ve kız kardeşinin öncülüğünde protesto gösterisi düzenlendiğini, ancak İran güvenlik güçlerinin göstericileri hızla dağıttığını söyledi. Callud’a göre bu gizemli kayboluş, ilerleyen yıllarda Kaddafi yönetiminin İran-Irak Savaşı sırasında Tahran’a füze ve ağır silah tedarik etmesine ve stratejik ortaklık kurmasına hiçbir engel teşkil etmedi.
Kendi ülkesine davet edilen bir konuğun bu şekilde tuzağa düşürülmesini hem Arap geleneklerine hem de İslami ilkelere tamamen aykırı ve utanç verici bir hareket olarak niteleyen eski Başbakan, konuyu bir kez bizzat Kaddafi’ye açmayı denediğini dile getirdi. Kaddafi’nin bu üstü kapalı hatırlatmaya oldukça sert bir dille sadece "Beni mi suçluyorsun" cevabını vererek konuyu derhal kapattığını belirten Callud, Kaddafi’nin daha önce İran’ın Arap Şiiler üzerindeki nüfuzundan ve bölgeye bu amaçla din adamları göndermesinden duyduğu rahatsızlığı açıkça dile getirdiğini ancak meselenin bir tasfiyeye varacağını tahmin edemediğini kaydetti.
İtalya Aldatmacası ve Senussi’nin Rolü
Dönemin Dışişleri Bakanı Ali Abdusselam et-Triki, Sadr’ın resmi diplomatik kanallar haricinde, doğrudan Libya maslahatgüzarının davetiyle Trablus’a getirildiğini ve yaşanan olayın Libya’nın ulusal çıkarlarına büyük darbeler vuran garip bir suç olduğunu belirtirken, olayın operasyonel boyutunu Protokol Müdürü Nuri el-Mismari aydınlattı. Devlet bakanı rütbesiyle her daim Kaddafi’nin en yakınında yer alan Mismari, o dönem askeri istihbaratta görevli genç bir subay olan ve daha sonra rejiminin korkulan istihbarat şefine dönüşen Abdullah es-Senussi’nin kendisini arayarak İtalya vizesi talep ettiğini açıkladı.
Mismari, Senussi’nin gönderdiği pasaportları incelediğinde birinin İmam Musa es-Sadr’a ait olduğunu fark ettiğini ve İtalyan Büyükelçiliği üzerinden vizeleri temin ettiğini söyledi. Mismari’nin tanıklığı, Sadr’ın Trablus’tan Roma’ya gittiği yönündeki resmi Libya tezini tamamen çürüttü. Mismari, İtalyan makamlarının organize bir istihbarat kumpasına kurban gittiğini, İmam es-Sadr’ın Libya topraklarından asla canlı çıkmadığını vurguladı. Rejim, Sadr’ın dini kıyafetlerini giydirdiği uzun boylu bir istihbarat subayını iki refakatçiyle birlikte sahte bir kurgu dahilinde Roma’ya göndermiş, bu şahıslar Sadr’ın pasaportlarını ve seccadesini Roma’daki otel odasında bırakıp kendi diplomatik kimlikleriyle Libya’ya dönerek hedef saptırmıştı. Kaddafi’nin en yakınındaki isimlerin tanıklıkları, 1978 yılından bu yana süregelen uluslararası gizemin arkasında rejim eliyle işlenmiş organize bir siyasi cinayet olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
En Çok Okunan Haberler