SON DAKİKA

Uluslararası Kriz Grubu’ndan "Türk Usulü" Arabuluculuk Analizi

Dış politikada askeri caydırıcılık ile proaktif diplomasiyi harmanlayan Ankara, küresel güç boşluklarını ve tıkanan uluslararası sistemi "stratejik özerklik" aracı olarak gördüğü arabuluculukla aşmayı hedefliyor. Uluslararası Kriz Grubu (Crisis Group), Türkiye’nin bu yükselen rolünü mercek altına aldı.

Haber Giriş Tarihi: 13.07.2026 10:17
Haber Güncellenme Tarihi: 13.07.2026 10:29
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Uluslararası Kriz Grubu’ndan "Türk Usulü" Arabuluculuk Analizi

Küresel güçlerin ve çok taraflı kurumların çatışma çözümündeki tekelinin zayıfladığı, uluslararası düzenin parçalandığı modern jeopolitik arenada, güçlü duran ülkeler diplomatik boşlukları doldurmaya başladı. Bu aktörler arasında en hırslı konumda olanlardan biri ise Türkiye. Küresel kriz kriz merkezlerine ev sahipliği yapan ve NATO Zirvesi gibi kritik dönemeçlerde oynadığı rollerle öne çıkan Ankara’nın arabuluculuk stratejisi, Uluslararası Kriz Grubu'nun yayımladığı geniş çaplı bir raporla analiz edildi.

Batı ile Yaşanan Gerilimler "Stratejik Özerklik" Getirdi

Analize göre Türkiye'nin son çeyrek asırda geleneksel Batı ittifaklarına ve çok taraflı kurumlara olan mutlak güveni sarsıldı. 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgaline Ankara'nın karşı çıkmasıyla başlayan süreç; Suriye iç savaşında ABD'nin YPG/PKK ile ortaklık kurması, 2016'daki darbe girişimine Batı dünyasının mesafeli yaklaşımı ve Fethullah Gülen'in ABD'de barınması gibi kırılma noktalarıyla derinleşti.

Ardından gelen Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi alımı nedeniyle ABD'nin Türkiye'ye CAATSA yaptırımları uygulaması ve Rusya-Ukrayna savaşı sonrası İsveç ile Finlandiya'nın NATO üyelik süreçlerinde yaşanan pazarlıklar, Ankara’yı "kendi göbeğini kendi kesmeye" itti. Son dönemde Batı ile ilişkiler daha dengeli bir zemine otursa da Türkiye, NATO üyeliğini korurken aynı zamanda Rusya ve İran gibi bölgesel rakiplerle diyalog kanallarını açık tutarak kendine has bir "stratejik özerklik" alanı yarattı.

Komşularla Sıfır Sorundan Sahadaki Askeri Gerçekliğe

Analize göre; Türkiye'nin arabuluculuk serüveni aslında yeni değil. 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı ve 1990’lardaki Balkanlar krizinde üstlendiği kolaylaştırıcılık rolleri, AK Parti'nin 2002'de iktidara gelmesiyle kurumsal bir dış politika enstrümanına dönüştü. Ahmet Davutoğlu’nun dışişleri bakanlığı döneminde "komşularla sıfır sorun" doktrini çerçevesinde İsrail-Suriye, Hamas-El Fetih ve Bosna Hersek-Sırbistan arasında yürütülen geleneksel arabuluculuk çabaları, Filipinler'deki Bangsamoro barış sürecine kadar uzandı.

Ancak 2011'deki Arap Baharı, bu geleneksel yapıyı kökten değiştirdi. Türkiye, Suriye ve Libya gibi krizlerde taraf seçmek durumunda kalınca tarafsız arabulucu rolünü bir süreliğine kaybetti. 2015-2020 yılları arasında göçmen krizi, iç siyasi kutuplaşma ve güvenlik tehditleri nedeniyle Ankara, dış politikada diplomasiden ziyade Suriye ve Libya'da görüldüğü üzere askeri güce ağırlık verdi.

"Türk Usulü" Arabuluculuk

2020 yılından itibaren ise sarkaç yeniden diplomasiye doğru sallanmaya başladı. Bölgesel izolasyondan kaçınmak isteyen Ankara; Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Yunanistan ve İsrail ile normalleşme süreçleri başlattı.

Türkiye'nin arabuluculuk yeteneklerinin en güncel ve somut küresel örneği ise Rusya ve Ukrayna arasında üstlendiği rol oldu. İstanbul'da iki ülkenin barış delegasyonlarını bir araya getiren ve krizin insani boyutunu hafifletmek için çalışan Ankara, arabuluculuğu o kadar ciddiye aldı ki 2024 yılında Dışişleri Bakanlığı bünyesinde müstakil bir "Uluslararası Arabuluculuk Dairesi" kurdu.

Kriz Grubu'nun analizine göre, Türkiye’nin arabuluculuktaki en büyük gücü; hem NATO ittifakının içinde yer alması hem de küresel sistemin diğer kutbundaki aktörlerle (Rusya, İran vb.) üst düzey doğrudan iletişim kurabilme yeteneği. Bu durum Ankara’yı küresel krizlerde vazgeçilmez bir "köprü" haline getiriyor.

Ancak analiz, madalyonun diğer yüzüne de dikkat çekiyor: Türkiye'nin bölgesel çatışmalarda doğrudan askeri bir taraf olması (örneğin Suriye ve Libya) ya da bazı krizlerdeki net siyasi angajmanları, onun "tarafsız ve objektif hakem" imajını zaman zaman zedeleyebiliyor.

Küresel güç dengelerinin yeniden dağıtıldığı bu yeni dönemde, "Türk usulü" arabuluculuk Türkiye'nin küresel nizamda kendi etki alanını genişletmek, savunma sanayindeki gücünü diplomatik masaya yansıtmak ve jeopolitik belirsizlikleri yönetmek için kullandığı en dinamik stratejik araçlardan biri olmaya devam ediyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.