Pakistan Güçlü Bir Afganistan’dan Neden Rahatsız Olur?
Yazının Giriş Tarihi: 08.03.2026 16:23
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.03.2026 16:25
Afganistan ile Pakistan arasındaki ilişki, hiçbir zaman sadece iki komşu ülkenin sıradan diplomasisi olmadı. Bu ilişki, sınır tartışmalarının, kimlik siyasetinin, güvenlik kaygılarının ve büyük güç rekabetinin iç içe geçtiği karmaşık bir jeopolitik düğüm niteliğinde olan bir ilişki haline gelmiştir.
Son günlerdeki karşılıklı saldırılarla birlikte yeniden sorulması gereken soru şu: Pakistan gerçekten güçlü ve bağımsız bir Afganistan ister mi?
Tarihin gölgesi: Durand Hattı ve kimlik meselesi
İki ülke arasındaki en hassas başlık, hiç kuşkusuz Durand Hattı meselesidir. Afgan siyasetinde milliyetçi reflekslerin güçlendiği her dönemde bu konu yeniden gündeme geliyor. Kabil’de güçlü, özgüvenli ve ulusal egemenlik vurgusu yapan bir yönetim, sınır meselesini daha yüksek sesle dile getirebilir.
Pakistan açısından ise bu, sadece diplomatik bir tartışma değildir; iç dengeleri etkileyebilecek bir güvenlik sorunudur. Dolayısıyla zayıf bir Afganistan, İslamabad için daha öngörülebilir bir tablo anlamına gelebilir.
Stratejik derinlik arayışı
Pakistan’ın güvenlik aklında Afganistan, uzun yıllar arka bahçe ya da stratejik derinlik olarak konumlandırıldı. Özellikle Hindistan’la yaşanan rekabet düşünüldüğünde, Kabil’de Hindistan’a yakın, güçlü ve bağımsız bir yönetim ihtimali İslamabad’da alarm zillerini çaldırır.
Bu çerçevede mesele sadece Afganistan’ın güçlü olup olmaması değil, kiminle ne kadar yakın olduğu sorusudur.
2021’de Taliban’ın yeniden iktidara gelişi, ilk etapta Pakistan lehine bir tablo gibi yorumlandı. Ancak zaman geçtikçe denklemin bu kadar basit olmadığı görüldü. Tehrik-i-Taliban Pakistan (TTP) meselesi, İslamabad’ın en büyük baş ağrılarından biri olmaya devam ediyor. Pakistan, Afganistan’daki Taliban yönetimini TTP konusunda yeterince iş birliği yapmamakla suçluyor.
Bu da şu gerçeği ortaya koyuyor: Taliban yönetimi Pakistan için otomatik bir güvenlik garantisi değildir.
Çünkü hâlihazırda Afganistan’da 21 çeşit terör örgütü faaliyet göstermektedir. Üstelik Afganistan’da kalan ciddi miktardaki askerî teçhizat da ayrı bir endişe kaynağıdır. Güçlü ve silahlı bir Taliban, kontrol edilmesi zor bir aktöre dönüşebilir.
Zayıflat ama işgal etme stratejisi mi?
Burada dile getirilen senaryo, Pakistan’ın Afganistan’ı işgal etmek gibi bir niyeti olmadığı, ancak Taliban’ın askerî kapasitesini sınırlı ve hedefli operasyonlarla zayıflatmak isteyebileceği varsayımına dayanıyor.
Amaç ne olabilir? Silah depolarını ve askerî altyapıyı etkisiz hâle getirmek, Taliban’ın bölgesel manevra alanını daraltmak, gerekirse vekil unsurlar üzerinden denge kurmaktan çekinmeyen bir Pakistan’ın varlığı.
Bu yaklaşım, klasik bir “kontrollü istikrarsızlık” stratejisine benziyor. Komşu ülke tamamen çökmeyecek ama fazla da güçlenmeyecek.
Risk büyük. Ancak bu tür hesapların Ortadoğu ve Güney Asya tarihinde nasıl sonuçlar doğurduğunu biliyoruz. Bir aktörü zayıflatmak için atılan adımlar, çoğu zaman daha radikal ve öngörülemez yapıların ortaya çıkmasına yol açtı. Afganistan’da yeni bir güç boşluğu oluşması, sadece Kabil’i değil, İslamabad’ı da sarsabilir. Radikal grupların sınır tanımayan yapısı düşünüldüğünde, ateşle oynayanın eli de yanabilir.
Son söz
Gerçek şu ki kalıcı güvenlik, komşunun zayıflığında değil; karşılıklı bağımlılıkta ve ekonomik entegrasyonda yatar. Afganistan’ın kronik istikrarsızlığı, uzun vadede Pakistan’ın da çıkarına değildir.
Güçlü bir Afganistan korku mu üretir, yoksa fırsat mı?
Bu sorunun cevabı, İslamabad’ın Afganistan’ı bir tehdit olarak mı yoksa ortak olarak mı gördüğüne bağlıdır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahmet Cavit Obayd
Pakistan Güçlü Bir Afganistan’dan Neden Rahatsız Olur?
Afganistan ile Pakistan arasındaki ilişki, hiçbir zaman sadece iki komşu ülkenin sıradan diplomasisi olmadı. Bu ilişki, sınır tartışmalarının, kimlik siyasetinin, güvenlik kaygılarının ve büyük güç rekabetinin iç içe geçtiği karmaşık bir jeopolitik düğüm niteliğinde olan bir ilişki haline gelmiştir.
Son günlerdeki karşılıklı saldırılarla birlikte yeniden sorulması gereken soru şu: Pakistan gerçekten güçlü ve bağımsız bir Afganistan ister mi?
Tarihin gölgesi: Durand Hattı ve kimlik meselesi
İki ülke arasındaki en hassas başlık, hiç kuşkusuz Durand Hattı meselesidir. Afgan siyasetinde milliyetçi reflekslerin güçlendiği her dönemde bu konu yeniden gündeme geliyor. Kabil’de güçlü, özgüvenli ve ulusal egemenlik vurgusu yapan bir yönetim, sınır meselesini daha yüksek sesle dile getirebilir.
Pakistan açısından ise bu, sadece diplomatik bir tartışma değildir; iç dengeleri etkileyebilecek bir güvenlik sorunudur. Dolayısıyla zayıf bir Afganistan, İslamabad için daha öngörülebilir bir tablo anlamına gelebilir.
Stratejik derinlik arayışı
Pakistan’ın güvenlik aklında Afganistan, uzun yıllar arka bahçe ya da stratejik derinlik olarak konumlandırıldı. Özellikle Hindistan’la yaşanan rekabet düşünüldüğünde, Kabil’de Hindistan’a yakın, güçlü ve bağımsız bir yönetim ihtimali İslamabad’da alarm zillerini çaldırır.
Bu çerçevede mesele sadece Afganistan’ın güçlü olup olmaması değil, kiminle ne kadar yakın olduğu sorusudur.
2021’de Taliban’ın yeniden iktidara gelişi, ilk etapta Pakistan lehine bir tablo gibi yorumlandı. Ancak zaman geçtikçe denklemin bu kadar basit olmadığı görüldü. Tehrik-i-Taliban Pakistan (TTP) meselesi, İslamabad’ın en büyük baş ağrılarından biri olmaya devam ediyor. Pakistan, Afganistan’daki Taliban yönetimini TTP konusunda yeterince iş birliği yapmamakla suçluyor.
Bu da şu gerçeği ortaya koyuyor: Taliban yönetimi Pakistan için otomatik bir güvenlik garantisi değildir.
Çünkü hâlihazırda Afganistan’da 21 çeşit terör örgütü faaliyet göstermektedir. Üstelik Afganistan’da kalan ciddi miktardaki askerî teçhizat da ayrı bir endişe kaynağıdır. Güçlü ve silahlı bir Taliban, kontrol edilmesi zor bir aktöre dönüşebilir.
Zayıflat ama işgal etme stratejisi mi?
Burada dile getirilen senaryo, Pakistan’ın Afganistan’ı işgal etmek gibi bir niyeti olmadığı, ancak Taliban’ın askerî kapasitesini sınırlı ve hedefli operasyonlarla zayıflatmak isteyebileceği varsayımına dayanıyor.
Amaç ne olabilir? Silah depolarını ve askerî altyapıyı etkisiz hâle getirmek, Taliban’ın bölgesel manevra alanını daraltmak, gerekirse vekil unsurlar üzerinden denge kurmaktan çekinmeyen bir Pakistan’ın varlığı.
Bu yaklaşım, klasik bir “kontrollü istikrarsızlık” stratejisine benziyor. Komşu ülke tamamen çökmeyecek ama fazla da güçlenmeyecek.
Risk büyük. Ancak bu tür hesapların Ortadoğu ve Güney Asya tarihinde nasıl sonuçlar doğurduğunu biliyoruz. Bir aktörü zayıflatmak için atılan adımlar, çoğu zaman daha radikal ve öngörülemez yapıların ortaya çıkmasına yol açtı. Afganistan’da yeni bir güç boşluğu oluşması, sadece Kabil’i değil, İslamabad’ı da sarsabilir. Radikal grupların sınır tanımayan yapısı düşünüldüğünde, ateşle oynayanın eli de yanabilir.
Son söz
Gerçek şu ki kalıcı güvenlik, komşunun zayıflığında değil; karşılıklı bağımlılıkta ve ekonomik entegrasyonda yatar. Afganistan’ın kronik istikrarsızlığı, uzun vadede Pakistan’ın da çıkarına değildir.
Güçlü bir Afganistan korku mu üretir, yoksa fırsat mı?
Bu sorunun cevabı, İslamabad’ın Afganistan’ı bir tehdit olarak mı yoksa ortak olarak mı gördüğüne bağlıdır.