Taliban’da Güç Tekelleşmesi ve Derinleşen Etnik Ayrımcılık
Yazının Giriş Tarihi: 19.05.2026 11:14
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.05.2026 11:18
Afganistan’da Taliban yönetiminin yeniden iktidara gelmesinin üzerinden yaklaşık 4,5 yıl geçti İlk yılarındauluslararası kamuoyuna verilen kapsayıcı İslami hükümet mesajları, zamanla yerini sert merkezileşmeye, etnik dışlamaya ve kabile merkezli güç paylaşımına bıraktı. Bugün Afganistan’da ortaya çıkan tablo yalnızca Peştun olmayan milletlerin dışlandığı bir sistem değil, aynı zamanda Taliban’ın kendi içindeki güç mücadelesinin de giderek derinleştiği bir yapıyı göstermektedir.
Taliban lideri HİBATULLAH AKHUNDZADA etrafında şekillenen Kandahar merkezli yönetim modeli, Afganistan’daki siyasi karar alma mekanizmalarını dar bir çevrenin kontrolüne bırakmıştır. Devlet kurumlarında görev dağılımı yapılırken liyakatten çok kabile bağı, kişisel yakınlık ve mutlak sadakat ön plana çıkmaktadır. Bu durum, Taliban’ın kendi içerisinde bile ciddi rahatsızlıklara yol açmaktadır.
Özellikle savaş yıllarında Taliban adına sahada mücadele eden birçok yerel komutan ve etkili isim, bugün sistem dışında bırakıldığını düşünmektedir. Bazı isimlerin görevden uzaklaştırılması, bazılarının ise sembolik pozisyonlara çekilmesi, hareket içindeki sessiz gerilimi artırmaktadır. Çünkü mevcut yapı içerisinde siyasi güç ve ekonomik imkanlar, belirli bir çevrede toplanmaktadır. Bu da Taliban içindeki rekabeti yalnızca siyasi görüş ayrılığı olmaktan çıkarıp nüfuz, çıkar ve kabile mücadelesine dönüştürmektedir.
Afganistan gibi çok milliyeti bir toplumda siyasi denge, her zaman devletin devamlılığı açısından hayati önem taşımıştır. Ancak Taliban yönetimi, bu dengeyi korumak yerine tek taraflı bir yönetim anlayışını tercih etmektedir. Tacikler, Özbekler, Hazaralar ve diğer milletler, devlet yapısından büyük ölçüde dışlanmış durumdadır. Güvenlik kurumlarından yerel yönetimlere kadar birçok alanda temsil adaletsizliği dikkat çekmektedir. Ne yazık eski cumhuriyet hükümetinde deözelikle Özbekler sadece geçici bakanlıklara gelebiliyordu, örneğin dışişleri bakanlığı, içişleri bakanlığı, eğitim bakanlığı vs. bakanlıklar Afganistan tarihinde hiçbir zaman Özbeklere Türk soylu oldukları için layık görülmedi, halbuki Özbeklerde çok sayıda yetişmiş çok iyi derecelerde eğitim almış yüzlerce bürokrat var, buna rağmen sürekli peştun ve kısman Tacikler tarafından tarih boyunca çeşitli ayrımcılıklara maruz kalmışlardır. Bu dışlayıcı yaklaşım, Afganistan’daki toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirmektedir. Çünkü bir devletin yalnızca belirli bir etnik veya kabile grubunun kontrolünde olduğu algısı güçlendikçe, diğer milletlerin merkezi yönetime olan güveni de zayıflamaktadır. Taliban’ın ulusal birlik söylemi ile sahadaki uygulamaları arasındaki çelişki, bugün Afganistan’ın en önemli siyasi krizlerinden biri haline gelmiştir. Dikkat çekici olan bir diğer mesele ise, artık Peştuntoplumunun tamamının da mevcut Taliban yönetiminden memnun olmamasıdır. Kandahar merkezli dar yönetim anlayışı, farklı Peştun kabileleri arasında da huzursuzluk oluşturmaktadır. Güç paylaşımının sınırlı bir çevrede tutulması ve ekonomik kaynakların belirli gruplara aktarılması, Taliban’ın kendi toplumsal tabanında bile kırılmalara neden olmaktadır.
Afganistan’da ekonomik kriz, işsizlik ve uluslararası izolasyon giderek ağırlaşırken, halkın geniş kesimleri ciddi yaşam sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Buna rağmen siyasi gücün ve ekonomik kaynakların dar bir çevrede yoğunlaşması, iç gerilimleri daha da görünür hale getirmektedir. Bugün Afganistan’daki temel sorun yalnızca güvenlik veya ekonomi meselesi değildir, aynı zamanda temsil, eşitlik ve adalet krizidir.
Sonuç olarak Taliban’ın izlediği tekelleşme siyaseti, yalnızca uluslararası meşruiyetini zayıflatmamakta, aynı zamanda hareketin kendi içinde de yeni çatlakların oluşmasına neden olmaktadır. Afganistan gibi çok uluslu ve hassas dengelere sahip bir ülkede, dar kabile merkezli bir yönetim anlayışının uzun vadede sürdürülebilir olması oldukça zordur. Kandahar merkezli güç yoğunlaşması devam ettikçe, Afganistan’ın geleceğinde hem iç siyasi ayrışmaların hem de yeni istikrarsızlık süreçlerinin güçlenmesi kaçınılmaz görünmektedir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahmet Cavit Obayd
Taliban’da Güç Tekelleşmesi ve Derinleşen Etnik Ayrımcılık
Afganistan’da Taliban yönetiminin yeniden iktidara gelmesinin üzerinden yaklaşık 4,5 yıl geçti İlk yılarındauluslararası kamuoyuna verilen kapsayıcı İslami hükümet mesajları, zamanla yerini sert merkezileşmeye, etnik dışlamaya ve kabile merkezli güç paylaşımına bıraktı. Bugün Afganistan’da ortaya çıkan tablo yalnızca Peştun olmayan milletlerin dışlandığı bir sistem değil, aynı zamanda Taliban’ın kendi içindeki güç mücadelesinin de giderek derinleştiği bir yapıyı göstermektedir.
Taliban lideri HİBATULLAH AKHUNDZADA etrafında şekillenen Kandahar merkezli yönetim modeli, Afganistan’daki siyasi karar alma mekanizmalarını dar bir çevrenin kontrolüne bırakmıştır. Devlet kurumlarında görev dağılımı yapılırken liyakatten çok kabile bağı, kişisel yakınlık ve mutlak sadakat ön plana çıkmaktadır. Bu durum, Taliban’ın kendi içerisinde bile ciddi rahatsızlıklara yol açmaktadır.
Özellikle savaş yıllarında Taliban adına sahada mücadele eden birçok yerel komutan ve etkili isim, bugün sistem dışında bırakıldığını düşünmektedir. Bazı isimlerin görevden uzaklaştırılması, bazılarının ise sembolik pozisyonlara çekilmesi, hareket içindeki sessiz gerilimi artırmaktadır. Çünkü mevcut yapı içerisinde siyasi güç ve ekonomik imkanlar, belirli bir çevrede toplanmaktadır. Bu da Taliban içindeki rekabeti yalnızca siyasi görüş ayrılığı olmaktan çıkarıp nüfuz, çıkar ve kabile mücadelesine dönüştürmektedir.
Afganistan gibi çok milliyeti bir toplumda siyasi denge, her zaman devletin devamlılığı açısından hayati önem taşımıştır. Ancak Taliban yönetimi, bu dengeyi korumak yerine tek taraflı bir yönetim anlayışını tercih etmektedir. Tacikler, Özbekler, Hazaralar ve diğer milletler, devlet yapısından büyük ölçüde dışlanmış durumdadır. Güvenlik kurumlarından yerel yönetimlere kadar birçok alanda temsil adaletsizliği dikkat çekmektedir. Ne yazık eski cumhuriyet hükümetinde deözelikle Özbekler sadece geçici bakanlıklara gelebiliyordu, örneğin dışişleri bakanlığı, içişleri bakanlığı, eğitim bakanlığı vs. bakanlıklar Afganistan tarihinde hiçbir zaman Özbeklere Türk soylu oldukları için layık görülmedi, halbuki Özbeklerde çok sayıda yetişmiş çok iyi derecelerde eğitim almış yüzlerce bürokrat var, buna rağmen sürekli peştun ve kısman Tacikler tarafından tarih boyunca çeşitli ayrımcılıklara maruz kalmışlardır. Bu dışlayıcı yaklaşım, Afganistan’daki toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirmektedir. Çünkü bir devletin yalnızca belirli bir etnik veya kabile grubunun kontrolünde olduğu algısı güçlendikçe, diğer milletlerin merkezi yönetime olan güveni de zayıflamaktadır. Taliban’ın ulusal birlik söylemi ile sahadaki uygulamaları arasındaki çelişki, bugün Afganistan’ın en önemli siyasi krizlerinden biri haline gelmiştir. Dikkat çekici olan bir diğer mesele ise, artık Peştuntoplumunun tamamının da mevcut Taliban yönetiminden memnun olmamasıdır. Kandahar merkezli dar yönetim anlayışı, farklı Peştun kabileleri arasında da huzursuzluk oluşturmaktadır. Güç paylaşımının sınırlı bir çevrede tutulması ve ekonomik kaynakların belirli gruplara aktarılması, Taliban’ın kendi toplumsal tabanında bile kırılmalara neden olmaktadır.
Afganistan’da ekonomik kriz, işsizlik ve uluslararası izolasyon giderek ağırlaşırken, halkın geniş kesimleri ciddi yaşam sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Buna rağmen siyasi gücün ve ekonomik kaynakların dar bir çevrede yoğunlaşması, iç gerilimleri daha da görünür hale getirmektedir. Bugün Afganistan’daki temel sorun yalnızca güvenlik veya ekonomi meselesi değildir, aynı zamanda temsil, eşitlik ve adalet krizidir.
Sonuç olarak Taliban’ın izlediği tekelleşme siyaseti, yalnızca uluslararası meşruiyetini zayıflatmamakta, aynı zamanda hareketin kendi içinde de yeni çatlakların oluşmasına neden olmaktadır. Afganistan gibi çok uluslu ve hassas dengelere sahip bir ülkede, dar kabile merkezli bir yönetim anlayışının uzun vadede sürdürülebilir olması oldukça zordur. Kandahar merkezli güç yoğunlaşması devam ettikçe, Afganistan’ın geleceğinde hem iç siyasi ayrışmaların hem de yeni istikrarsızlık süreçlerinin güçlenmesi kaçınılmaz görünmektedir.