İmparatorluklar sonrasında ortaya çıkan uluslaşma süreci, hemen ardından, büyük kırılmalar ve savaşlar doğurdu. Avrupa, yaşadığı Sanayi devrimi ile bunun ekonomik boyutunu da doğrudan hissetti. Çin, Hindistan ve Osmanlı İmparatorluğu ise daha çok parçalanma ve sömürüye maruz kalma boyutunu tecrübe etti. Anadolu topraklarında, toplumsal barışın inşasında, farklılıklara çatışma dışında bir nazarla bakmak, büyük bir mirası ortaya çıkardı. Farklı olanı yok sayma, ya da çatışma öznesi konumuna sokma, iki aşırı yaklaşım olarak Batı tarihine damgasını vurdu. Oysa farklılıkları, fıtratın bir parçası olarak doğal görüp, onların insan olmaktan kaynaklı haklarını koruyarak bir ortak çatı altında tutma, bugün için de, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu için en sağlıklı ve gerçekçi formül olarak görünmektedir.
72 millete bir nazardan bakma irfanı, bugünün tehditleri, riskleri ile birlikte yeniden güncellenebilirse, sadece bölgesel barış modeli olmakla kalmaz, insanlığın yaşadığı küresel bunalım karşısındaki, evrensel arayışa da bir çözüm alternatifi olabilir. Farklılıkları derinleştirerek çatışma zeminine çekme yerine, ortak paydalarla, farklılıklar arasındaki dengeyi kurmak ve korumak, ve hakları hukuki güvenceye kavuşturma, Türkiye'nin anayasa tartışmalarına kıymetli bir ışık tutabilir.
Vatandaşlık tanımı, millet yaklaşımı, ana dillerin yaşatılması tartışmasında, korkularımız ve ezberlerimiz arasında sıkışmadan bir toplum sözleşmesini inşa edebiliriz. Politik polemikler yerine, sivil uzlaşma ahlakının geliştirdiği yeni bir siyaset dili geliştirebiliriz.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ayhan Bilgen
72 Millet, Bir Nazar Ve Uzlaşı İrfanı
İmparatorluklar sonrasında ortaya çıkan uluslaşma süreci, hemen ardından, büyük kırılmalar ve savaşlar doğurdu. Avrupa, yaşadığı Sanayi devrimi ile bunun ekonomik boyutunu da doğrudan hissetti. Çin, Hindistan ve Osmanlı İmparatorluğu ise daha çok parçalanma ve sömürüye maruz kalma boyutunu tecrübe etti. Anadolu topraklarında, toplumsal barışın inşasında, farklılıklara çatışma dışında bir nazarla bakmak, büyük bir mirası ortaya çıkardı. Farklı olanı yok sayma, ya da çatışma öznesi konumuna sokma, iki aşırı yaklaşım olarak Batı tarihine damgasını vurdu. Oysa farklılıkları, fıtratın bir parçası olarak doğal görüp, onların insan olmaktan kaynaklı haklarını koruyarak bir ortak çatı altında tutma, bugün için de, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu için en sağlıklı ve gerçekçi formül olarak görünmektedir.
72 millete bir nazardan bakma irfanı, bugünün tehditleri, riskleri ile birlikte yeniden güncellenebilirse, sadece bölgesel barış modeli olmakla kalmaz, insanlığın yaşadığı küresel bunalım karşısındaki, evrensel arayışa da bir çözüm alternatifi olabilir. Farklılıkları derinleştirerek çatışma zeminine çekme yerine, ortak paydalarla, farklılıklar arasındaki dengeyi kurmak ve korumak, ve hakları hukuki güvenceye kavuşturma, Türkiye'nin anayasa tartışmalarına kıymetli bir ışık tutabilir.
Vatandaşlık tanımı, millet yaklaşımı, ana dillerin yaşatılması tartışmasında, korkularımız ve ezberlerimiz arasında sıkışmadan bir toplum sözleşmesini inşa edebiliriz. Politik polemikler yerine, sivil uzlaşma ahlakının geliştirdiği yeni bir siyaset dili geliştirebiliriz.