SON DAKİKA

#Ayhan Bilgen

HABER DEĞER - Ayhan Bilgen haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ayhan Bilgen haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ayhan Bilgen: Halep’teki çatışma Suriye’de mutabakat ihtimalinin bittiği anlamına gelmez Haber

Ayhan Bilgen: Halep’teki çatışma Suriye’de mutabakat ihtimalinin bittiği anlamına gelmez

Eski milletvekili Ayhan Bilgen, Suriye’nin Halep kentinde yaşanan çatışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bilgen, resmi X hesabından yaptığı paylaşımda, çatışmaların Suriye’de mutabakat ihtimalinin sona erdiği anlamına gelmediğini belirterek, Türkiye iç politikasındaki uzlaşma ikliminin bölgesel barış süreçlerine de katkı sunabileceğine dikkat çekti. Bilgen, Halep’teki çatışmaların barış ihtimalini tamamen ortadan kaldırmadığını savundu. Ayhan Bilgen, paylaşımında Halep’te yaşanan gelişmelerin tek başına Suriye’deki barış ihtimalini bitirmeyeceğini ifade etti. Bilgen, “Halep’te yaşanan çatışma, Suriye’de mutabakat ihtimalinin tamamen bittiği anlamına gelmez” sözleriyle, sahadaki askeri hareketliliğin diplomatik süreçlerden bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Bilgen’e göre, çatışma ve sessizlik dönemleri, kimi zaman yeni dengelerin ve gerçekçi çözümlerin önünü açabiliyor. Sessizlik ve düşük yoğunluklu çatışmaların barış iradesini güçlendirebileceğini söyleyen Bilgen, çatışmaların her zaman yıkıcı sonuçlar doğurmadığına dikkat çekti. Bilgen, bu durumu şu sözlerle değerlendirdi: “Bazen sessizlik sonrası büyük fırtınalar gelir, bazen düşük yoğunluklu kontrollü çatışmalar, daha gerçekçi davranmayı sağlar, barış iradesinin gelişmesini kolaylaştırır.” Bu yaklaşım, Suriye’deki sürecin yalnızca askeri değil, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla ele alınması gerektiğine işaret ediyor. Türkiye’deki siyasal uzlaşmanın Suriye’ye olumlu yansıyabileceğini ifade eden Bilgen, paylaşımında Türkiye iç politikasına da dikkat çekti. Yasal düzenlemeler konusunda Meclis komisyonlarında sağlanacak uzlaşmanın bölgesel gelişmeler açısından da önem taşıdığını vurgulayan Bilgen, “Türkiye iç politikasında, yasal düzenleme konusunda meclis komisyonu uzlaşma sağlarsa, bu tablo Suriye’de de olumlu gelişmelere zemin oluşturur” ifadelerini kullandı. Ayhan Bilgen, Türkiye’de anayasa tartışmalarının toplum yararı temelinde yürütülmesi gerektiğini belirterek, “Türkiye anayasa konusunu komplekssiz tartışabilir” dedi. Bilgen, parti çıkarları ve kişisel kariyer hesaplarının ülke ve toplum yararının önüne geçmemesi gerektiğini vurgulayarak, bu koşul sağlandığında siyaset-toplum ilişkisinin daha güçlü ve güvene dayalı bir yapıya kavuşabileceğini ifade etti.

Alaaddin Aldemir, HİSAR Derneği’nin toplantısına katıldı Haber

Alaaddin Aldemir, HİSAR Derneği’nin toplantısına katıldı

Hukuk, iktisat ve siyaset alanlarında yürüttüğü araştırma ve toplantılarla dikkat çeken Hukuk İktisat ve Siyaset Araştırmaları Derneği (HİSAR), bugün Ankara’da bir toplantı gerçekleştirdi. Akademisyenler, hukukçular ve sivil toplum temsilcilerinin katıldığı buluşmada, Türkiye’nin güvenlik politikaları, toplumsal barış ve “terörsüz bir gelecek” hedefi çok boyutlu olarak ele alındı. Toplantıya eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Alaaddin Aldemir de katıldı. Alaaddin Aldemir’den “toplumsal mutabakat” vurgusu Toplantıda söz alan Alaaddin Aldemir, terörle mücadelenin yalnızca güvenlik politikalarıyla sınırlı ele alınmaması gerektiğini ifade etti. Aldemir, hukuk devleti ilkeleri, demokratik katılım ve toplumsal uzlaşıyı esas alan bir yaklaşımın kalıcı barış için zorunlu olduğunu belirterek, “Terörsüz Türkiye” hedefinin geniş bir toplumsal mutabakatla mümkün olabileceğini söyledi. Hukuk ve siyaset perspektifinden değerlendirmeler Toplantıda yapılan sunumlarda, terörle mücadelenin hukuki zemini, demokratik standartların korunması ve ekonomik-sosyal politikaların rolü ele alındı. Katılımcılar, güvenlik politikalarının insan haklarıyla uyumlu biçimde yürütülmesinin toplumsal güveni güçlendireceği görüşünde birleşti. HİSAR Derneği’nin çalışmaları ve düzenli Çarşamba toplantıları Ankara merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan HİSAR Derneği, eski milletvekili Ayhan Bilgen’in öncülüğünde kuruldu. Dernek, hukuk, iktisat ve siyaset alanlarında araştırmalar yaparak Türkiye’nin temel meselelerine yönelik nitelikli analizler ve çözüm önerileri üretmeyi amaçlıyor. HİSAR’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini ise Vakkas Cebe yürütüyor. Dernek, sivil toplumun siyasete katılımını artırmayı ve farklı toplumsal kesimler arasında diyalog ve uzlaşıyı güçlendirmeyi temel misyonları arasında görüyor. Bu kapsamda HİSAR, her hafta düzenli olarak gerçekleştirdiği Çarşamba toplantılarında “alternatif siyaset”, “adalet”, “demokratikleşme” ve “toplumsal barış” gibi başlıkları ele alıyor. Bu buluşmalarda akademisyenler, siyasetçiler ve sivil toplum temsilcileri bir araya gelerek güncel meseleler üzerine yapıcı tartışmalar yürütüyor. Çalışmalar sürecek mesajı Toplantının ardından HİSAR Derneği yetkilileri, “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda akademik çalışmalar, raporlar ve düzenli toplantılarla sürece katkı sunmaya devam edeceklerini belirtti. Bugünkü toplantı, soru-cevap bölümü ve karşılıklı görüş alışverişiyle sona erdi.

Ayhan Bilgen: Amerika Suriye’de kaosu değil, SDG’yi uzlaşmaya zorlayan bir dengeyi arıyor Haber

Ayhan Bilgen: Amerika Suriye’de kaosu değil, SDG’yi uzlaşmaya zorlayan bir dengeyi arıyor

Eski milletvekili Ayhan Bilgen, 15 Aralık 2025 Pazartesi akşamı Haber Global’de ekrana gelen Hilal Özdemir ile Mesele programında, “Trump Suriye’ye ne zaman saldıracak?” başlığının da içinde olduğu bölgesel gerilimleri değerlendirdi. Bilgen, DEAŞ’ın kuruluş dinamiklerinden ABD’nin bölgeden çekilme planlarına, SDG-Şam hattından İsrail-Netanyahu siyasetine kadar uzanan geniş bir çerçevede, “kısa vadeli operasyonel hamlelerle uzun vadeli stratejiyi” birbirinden ayırarak okunması gerektiğini vurguladı. “DEAŞ sosyolojisi yoksa, ‘dışarıdan kurgulanmış’ ihtimalini ciddiye almak gerekir” Bilgen, DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de kendiliğinden doğmuş bir “toplumsal taban” üzerine oturmadığını söyleyerek, “Bu kadar büyük silahlı örgütü doğuracak bir sosyoloji yok. Sosyoloji yoksa dışarıdan gelmiş, taşınmış, kurgulanmış, planlanmış bir ilişki biçimi üzerine odaklanmak lazım” dedi. Bu noktada “ilk kurgulayanlar” ile sonradan “faydalananları” ayırarak analiz yapılması gerektiğini belirtti. Bilgen’in çerçevesinde İran’ın bazı alanlarda DEAŞ varlığından “denge unsuru” olarak yarar devşirebilse bile, “o coğrafyada DEAŞ gibi bir yapının olmasını isteyen öznelerin daha çok bölge dışı özneler” olduğu vurgusu öne çıktı. Bilgen ayrıca, El-Hol kampı gibi alanlarda yaşanan insani krizi hatırlatarak, DEAŞ’ın hem “İslam’a fatura edilerek İslamofobiyi besleyen kullanışlı bir aparat” haline getirildiğini hem de on binlerce kadın ve çocuğun yıllardır kamplarda yaşadığı “büyük bir insanlık dramı” yarattığını ifade etti. “ABD’nin çekilmesi ‘arkasına bakmadan gitmek’ değildir; Ortadoğu’da süreç yönetimiyle olur” Bilgen’e göre ABD’nin Ortadoğu’daki ağırlık merkezini eskisi gibi tutma eğilimi zayıflıyor; ancak çekilme, “ne gününüz varsa görün” diyerek gerçekleşecek bir kopuş değil. “Çıkmak dediğiniz şey şapkasını alıp arkasına bakmadan… diyebileceği bir yer değil” sözleriyle Washington’un, çıkarlarını koruyacak bir “geçiş ve süreç yönetimi” arayacağını savundu. Bu süreçte bölgedeki müttefikliklerin ve “kullanışlı aparat” ilişkilerinin çok hızlı değiştiğini; İsrail’in pozisyonundan Körfez başlıklarına kadar birçok dosyada ABD’nin “yan aparatlar” ile “asıl stratejiyi” ayırarak ilerlediğini söyledi. Bilgen’in bu bölümdeki temel iddiası şuydu: ABD, Suriye’de ne “tam hegemon/egemen” bir Şam yönetimi ister ne de sınırsız bir istikrarsızlığa yatırım yapar. “Kontrollü kaos”un kısa vadede operasyonel işlere yarayabileceğini kabul etmekle birlikte, orta-uzun vadede kaotik bir yapının ABD için “verimli bir siyaset zemini” oluşturmayacağını belirtti. “Washington’un yeni hattı SDG’yi uzlaşmaya zorlamak; bu da Türkiye için ‘tarihi bir fırsat’ yaratıyor” Bilgen, önümüzdeki günlerde provokatif eylemler olsa bile ABD’nin tercihinin, SDG’yi uzlaşmaya zorlayıp Şam yönetimini “sürdürülebilir bir stabil duruma” yönelten bir çerçeve olacağını söyledi. Bu noktada “Bu da Türkiye için tarihi bir fırsattır” ifadesini kullandı ve Türkiye’nin, ABD’nin çekilme arzusunda “en güçlü rol üstlenebilecek aktör” olduğunu savundu. Bilgen, bunun “menfaatler mutlak örtüşüyor” anlamına gelmediğini özellikle not etti; ancak İran-Körfez gerilimi, bölgesel rekabet ve sahadaki kapasite kıyasları nedeniyle Türkiye’nin elindeki kozların daha etkili olabileceğini belirtti. “SDG, ‘reel gücün nüfus olduğunu’ görerek Esadlı geçiş dönemi illüzyonundan çıkmalı” Bilgen, “Esad’la geçiş dönemi” diye tarif ettiği süreçte bazı aktörlerin geçici kazanımları “kalıcı sanma” riskine dikkat çekti. SDG açısından temel kırılma olarak, Suriye’de çoğunluğun Sünni Araplar olduğunu ve bunun merkezi yönetim denklemine yansıyacağını vurguladı. “Reel güç nüfustur” diyerek, demokratik bir uzlaşı hedefleniyorsa hak ve özgürlüklerin güvenceye alınmasının demografik gerçeklikle uyumlu bir siyasal mimari gerektirdiğini savundu. Bu çerçevede Bilgen, Türkiye’nin “Suriye Kürtlerini peşinen tehdit/düşman görmediğini”, tersine “merkezi yönetimle entegre bir pozisyon” istediğini söyledi; fakat Türkiye’nin Astana sürecinde şekillenen çıtayı “daha aşağıya indirme ihtimali olmadığını” da ekledi. Bilgen’in okumasında, SDG’nin şartları “zorlama” stratejisi bölge ülkelerinde ters bir ittifak doğurabilir; bu da Kürt yurttaşların (ve diğer dezavantajlı grupların) kazanımlarını daha kırılgan hale getirebilir. “Antisemitizm reddedilmeli; ama siyonizmle de hesaplaşılmadan bölgede barış dili kurulamaz” Programın ilerleyen dakikalarında Bilgen, İsrail siyasetinin bölgedeki gerilimi derinleştiren başlıklarına değinerek, yaklaşımın “asla Yahudi karşıtlığına” sürüklenmemesi gerektiğini açık bir dille söyledi. “Sivil insanlar var” vurgusuyla, Netanyahu’nun politikalarının bedelinin dünyanın hiçbir yerinde Yahudi yurttaşlara ödetilmemesi gerektiğini belirtti. Ancak aynı anda, “dünya antisemitik her türlü yaklaşımla yüzleşmeli ama siyonizmle de hesaplaşmalı” diyerek, önleyici müdahale iddiasıyla başka ülkelerin egemenlik haklarını hedef alan siyasetin normalleştirilemeyeceğini savundu. Bilgen ayrıca, Kürtlerin İsrail’le kurulacak bir ilişkinin “aktörü” haline gelmemesi gerektiğini; aksi halde bölge halklarının öfkesinin Kürt yurttaşlara da yönelebileceğini söyledi ve “Netanyahu’ya karşı tavır koyma konusunda netleşme” çağrısı yaptı.

MAZLUMDER’in 2025 Ödülü Sırrı Süreyya Önder’e verildi Haber

MAZLUMDER’in 2025 Ödülü Sırrı Süreyya Önder’e verildi

Ödül, insan hakları mücadelesine adandı MAZLUMDER tarafından verilen 2025 Bireysel Mücadele Ödülü, yaşamı boyunca barış, ifade özgürlüğü ve insan onuru için yürüttüğü mücadele nedeniyle Sırrı Süreyya Önder’e layık görüldü. İnsan hakları alanındaki bu ödül, Önder’in toplumsal hafızada bıraktığı iz ve Türkiye toplumunda farklı kesimleri bir araya getiren dili gerekçe gösterilerek verildi. Ödülü kızı Ceren Önder Kandemir teslim aldı Törende ödül, Sırrı Süreyya Önder’in kızı Ceren Önder Kandemir tarafından, siyasetçi ve eski milletvekili Ayhan Bilgen’in elinden alındı. Kandemir, ödülü yalnızca babası adına değil, sesi duyulamayan çocuklar adına kabul ettiğini vurguladı. “Babam sözünü söyledi ve bundan korkmadı” Konuşmasında derin bir duygusal bağ kuran Ceren Önder Kandemir, ödül töreninde şu ifadeleri kullandı: “Bazen aklıma İhsan Eliaçık’ın şu sözü geliyor: ‘Bazı insanlar dünyaya bir söz söylemek için gelmişler, o sözü söylerler ve giderler.’ İnanılmaz bir kayıp acısıyla sarsıldığım günlerde bu söz içime su serpmişti. Çünkü babamın sözünü söylediğini ve bundan bir gün bile korkmadığını düşündüm.” Ödül, çocuklar adına alındı Ceren Önder Kandemir, konuşmasının devamında ödülün anlamını daha da genişletti. Ödülü; sözünü söylemeye fırsat bulamamış, güç mücadelelerinin arasında kalan, dünyaya eşit koşullarda tutunamayan tüm çocuklar adına aldığını belirterek, insan hakları mücadelesinin kuşaklar arası bir sorumluluk olduğuna dikkat çekti. İnsan hakları mücadelesinde simgesel bir duruş MAZLUMDER İnsan Hakları Ödülü’nün Sırrı Süreyya Önder’e verilmesi, yalnızca bireysel bir onurlandırma olarak değil; barış, adalet ve eşitlik talebinin Türkiye toplumunda hâlâ güçlü bir karşılığı olduğunun göstergesi olarak değerlendirildi. Önder’in siyasi ve sanatsal mirası, farklı kimliklerden yurttaşların ortak bir insanlık paydasında buluşabileceğini hatırlatan simgesel bir duruş olarak öne çıktı.

Ayhan Bilgen: Ukrayna feda edildi, Karadeniz savaş gölüne dönüşmemeli! Haber

Ayhan Bilgen: Ukrayna feda edildi, Karadeniz savaş gölüne dönüşmemeli!

Türkiye’nin savunma sanayisindeki hamlesi, caydırıcılık ve bağımsız dış politika için kritik Programda önce Türkiye’nin savunma sanayisindeki dönüşümünü değerlendiren Ayhan Bilgen, güçlü bir savunma kapasitesi olmadan ne bağımsız dış politikanın ne de gerçek anlamda barışın mümkün olmadığını vurguladı. Savunma kapasitesi ile barış arasındaki ilişkiyi, sıkça atıf yapılan bir sözle hatırlattı: Ayhan Bilgen: “İstiyorsan sulh, salah; hazır ol cenge. Kimse silahı kullanma iştiyakıyla hareket etmez ama savunma sanayiniz olmadan güvenliğinizi, barışınızı, caydırıcılığı ve bağımsız dış politikayı tesis etmek imkânsız.” Bilgen, Almanya ve Japonya örneği üzerinden “ekonomik güç–siyasi özneleşme” dengesizliğine dikkat çekerek, savunma alanındaki dışa bağımlılığın siyasi iradeyi sınırladığını söyledi: Ayhan Bilgen: “Ekonomik olarak çok güçlü olabilirsiniz ama savunma politikanız başka bir ülkeye angaje ise dünyadaki gücünüze denk bir özne olamıyorsunuz. Bağımlılığı ne kadar azaltırsanız, milli menfaatlerinizin gerektirdiği dış politikayı yapma özgüvenini o kadar hissedersiniz.” Türkiye’nin savunma sanayinde geldiği yerin, sadece teknik bir başarı değil, yarım asrı aşan bir mücadelenin sonucu olduğuna işaret etti; Nuri Killigil’den ASELSAN mühendislerine uzanan saldırı hatlarını hatırlatarak, “Bu ülkenin kendi silahını üretmesine dönük sistematik engelleme girişimleri”nden bahsetti: Ayhan Bilgen: “1949’da Nuri Killigil’in silah fabrikasının patlatılmasıyla verilen mesaj şuydu: ‘Kendi silah fabrikanızı kuramazsınız.’ 1950’lerden bugüne savunma sanayine emek veren herkes, Türkiye’nin geleceği ve güvenliği açısından çok kıymetli bir miras bıraktı.” NATO, Avrupa ve “kurgusal tehdit” tartışması: “Hiçbir ittifak sınırsız güvence değil” Bilgen, Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa’da derinleşen güvenlik tartışmalarına da değindi. NATO’nun tarihsel olarak Sovyet tehdidine karşı kurulduğunu hatırlattı, ancak bugün gelinen noktada Avrupalı aktörlerin hem Rusya’dan, hem de ABD’nin “güvence kapasitesinden” duyduğu tereddütlerin arttığını söyledi: Ayhan Bilgen: “Avrupa’da bugün şu tartışılıyor: Rusya tehdidine karşı Amerika bizi gerçekten koruyacak mı? Bu tehdidin kendisi de kurgusal olabilir, yani bizzat Amerika’nın Avrupa’yı kontrol altında tutmak için tercih ettiği bir strateji de olabilir. Gerçek tehdit de olabilir.” Bu tartışmanın, NATO içinde yeni arayışları, “Avrupa ordusu” gibi başlıkları ve Türkiye dahil bazı ülkelere yönelik yeni beklentileri beraberinde getirdiğini anlattı. Buradan hareketle kritik bir uyarıda bulundu: Ayhan Bilgen: “Hiçbir ittifak sonsuz ve sınırsız güvence değildir. Ne kadar öz gücünüz, ne kadar bağımsız savunma sanayiniz varsa; diğer alanlarda da o kadar caydırıcı olabilir, dostlarınıza güven verebilir ve uluslararası ilişkileri kendi gücünüz doğrultusunda şekillendirebilirsiniz.” Bilgen’e göre Türkiye’nin savunma kapasitesindeki artış, sadece kendi sınırlarını koruma meselesi değil, aynı zamanda Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e uzanan geniş coğrafyada daha saldırgan politikaları frenleyebilecek bir caydırıcılık aracı. Suriye, İsrail ve İran başlığında “Türkiye’yi çatışmaya çekme” riskine dikkat çekti Programda tartışılan başlıklardan biri de Suriye’deki denklemin, İsrail’in bölgesel planları ve İran’ın hamleleriyle iç içe geçmesi oldu. Ayhan Bilgen, SDG, Şam yönetimi, İran ve İsrail hattında yaşanan gelişmeleri okurken, önümüzdeki dönemde Irak merkezli yeni bir gerilim dalgasının Suriye’yi ve Türkiye’yi de etkileme riski taşıdığını dile getirdi. Irak seçim sonuçlarının, daha radikal Şii grupların temsil gücünü artırdığına dikkat çeken Bilgen, bunun hem ABD ve İsrail açısından yeni bir “güvenlik tehdidi” gerekçesi, hem de İran’a karşı muhtemel bir operasyonun zeminini oluşturabileceğini söyledi: Ayhan Bilgen: “Irak seçim sonuçları iki türlü risk içeriyor. Daha radikal Şii grupların ciddi oy artışı, İsrail ve Amerika için yeni bir tehdit algısı yaratacak. Ben, Suriye ile ilgili riski de besleyen ve muhtemel bir İran operasyonunun altyapısını oluşturacak bir Irak müdahalesinin gündeme gelebileceğini düşünüyorum; askeri müdahaleden bahsediyorum.” Bu tabloda Türkiye açısından en kritik noktalardan birinin, Suriye sahasında YPG üzerinden yürüyebilecek provokasyonlar olduğuna dikkat çekti: Ayhan Bilgen: “Türkiye’yi Suriye’de bir askeri operasyon ve çatışmanın içine çekmek arayışı, son derece ciddi bir provokasyon olacaktır. Önümüzdeki dönem İran’la ilgili muhtemel gelişmeler ve İsrail’in planları, bunu YPG içindeki bir ekibe de tercih ettirebilir.” Bilgen, bu nedenle Ankara’nın hem sahadaki gelişmelere hem de “Öcalan üzerinden yürütülen tartışmalara” soğukkanlı ve çok kanallı okuma ile yaklaşması gerektiğini belirtti; Öcalan’a atfedilen mesajların hem Türk kamuoyu hem de Kürt siyasetindeki yansımalarının, süreci zorlaştırma potansiyeli taşıdığı uyarısını yaptı. İran–İsrail gerilimi: “İran çatışma istemiyor ama daha sert cevap vermeye zorlanıyor” Programın ilerleyen bölümünde, stüdyo konuklarının büyük çoğunluğu gibi Bilgen de İsrail–İran hattında yeni bir çatışma ihtimalinin yüksek olduğunu ifade etti. İran’ın hem içeride hem dışarıda ciddi manevra kabiliyeti olan bir devlet olduğunu, buna rağmen son saldırılarla birlikte daha sert bir çizgiye itilme riskinin büyüdüğünü anlattı: Ayhan Bilgen: “İran devletinin manevra kabiliyetinin yüksek olduğunu düşünenlerdenim. Uzun süre Avrupa ile nükleer müzakereleri bilinçli biçimde sürdürdüler; sanki taviz veriyorlarmış gibi yaparak zaman kazandılar. Ama bugün, içeride daha kapsayıcı bir siyaset güçlenirken dışarıda daha aktif ve sert cevap verme eğilimi de güçlenecek gibi görünüyor.” İran’da bir yanda “dışarıdaki hareketleri destekleyerek ülkeyi ekonomik olarak zayıf bırakıyoruz” diyenler, diğer yanda “uzlaştık da ne oldu, Atom Enerjisi Kurumu’yla işbirliği yaptık, adresleri onlar verdi” diyenlerin bulunduğunu hatırlatan Bilgen, dış saldırıların rejimi zayıflatmak yerine içeride ulusal refleksi güçlendirdiğini vurguladı: Ayhan Bilgen: “İran’ın çatışmadan yana menfaat gördüğünü düşünmüyorum. Ama çatışmanın kaçınılmazlığı durumunda artık çıtayı aşağıda tutan bir savunma refleksi, toplumun beklentisi açısından yönetilebilir değil. Daha sert, daha ileri düzeyde cevap vermek zorunda kalacakları bir duruma doğru gittiklerinin herkes farkında.” Bu durumun dış müdahalelerle içeride “ayaklanma” hedefleyen senaryoları boşa çıkardığını söyleyen Bilgen, “Her saldırı, rejime karşı olan muhalifleri bile İran’ı savunmaya, İran’ı İsrail ve Amerika’ya karşı korumaya itiyor.” değerlendirmesini yaptı. “Ukrayna kazanmak için değil, barışamadığı için savaşan bir ülke” Programın odak sorusu olan “Ukrayna savaşı Karadeniz’e yayılır mı?” başlığında ise Ayhan Bilgen, Ukrayna’nın artık klasik anlamda “zafer” hedefiyle savaşmadığını, barış ilan edemediği için savaşmaya devam eden bir ülkeye dönüştüğünü söyledi. Ukrayna’nın ağır bir stratejik yanlışın kurbanı olduğunu vurguladı: Ayhan Bilgen: “Artık Ukrayna’nın kazanmak için savaştığı bir noktada olduğunu düşünmüyorum. Barışamadığı için savaşan bir Ukrayna var. Toprakları işgal edilmiş bir ülkenin barışı, toplumu ikna ederek kabul ettirmesi son derece zor.” Ona göre Ukrayna’nın en baştan itibaren güç dengelerini hesaba katmayan, Batı’dan gelecek desteğe fazlasıyla bel bağlayan bir hataya sürüklendiğini söylemek gerekiyor: Ayhan Bilgen: “Ukrayna feda edildi, kurban edildi. Güç dengesi açısından kabul edilemez, sonuç alma ihtimali olmayan bir yere sürüklendi. Çok büyük bedeller ödedi; göç, kayıplar, tarumar olmuş bir ülke.” Bilgen, bunun bir yanının da Batı’nın izlediği politika olduğunun altını çizdi: Ayhan Bilgen: “Bu sürecin en önemli sebeplerinden biri Batı’nın kışkırtma stratejisiyse, diğeri de Zelenski’nin siyasi ferasetten, akıldan, gerçeklikten uzak yol haritasıydı.” İngiltere’nin rolü ve “Karadeniz’i savaş gölüne çevirme” tehlikesi Ayhan Bilgen, Birleşik Krallık’ın savaşın seyrindeki rolüne dair soruyu yanıtlarken, Londra’nın başından beri ABD’den bile daha “iştahlı” bir çizgi izlediğini söyledi: Ayhan Bilgen: “Başından beri çok açık biçimde İngiltere, bazı Avrupa ülkelerinden de daha iştahlı, daha istekli biçimde bu yol haritasını uygulamaya çalışıyor.” Ukrayna açısından “gerçekçi bir başarı ihtimali” bulunmadığını vurgulayan Bilgen, bunun Karadeniz’i de içine çekme riskine işaret etti. Ona göre, bugün gelinen noktada asıl odaklanılması gereken nokta, Karadeniz’in bir çatışma havzasına dönüşmesini engellemek: Ayhan Bilgen: “Karadeniz’in bir savaş gölüne dönüşmemesi, Türkiye’nin de diğer bütün kıyıdaş ülkelerin de çıkarıdır. Asıl korunması gereken, güvenceye alınması gereken alan burası. Herkesin bu başlığa odaklanması gerekiyor.” Bilgen, Ukrayna’nın sahada kaybettiklerinin diplomasi masasındaki olası bir “denge barışına” nasıl çevrileceğinin, Rusya’ya ne tür tavizler verilerek ama aynı zamanda hangi geri adımların “zafer gibi paketleneceğinin” önümüzdeki dönemin temel tartışması olacağını düşünüyor: Ayhan Bilgen: “Rusya’ya, kontrol ettiği toprakların bir kısmını bırakmış gibi göstererek, Ukrayna’ya da ‘kaybetmedim’ dedirtecek bir denge aranıyor. Amerika–Çin ilişkileri açısından Rusya’ya bir miktar ‘rüşvet’ verileceğini, Ukrayna’nın ise bu tabloda feda edildiğini düşünüyorum.” Türkiye için dersler ve Karadeniz ekseninde yeni denge arayışı Ayhan Bilgen’in analizleri, Türkiye’nin hem savunma sanayinde hem de dış politikada önündeki yol ayrımlarına dair güçlü mesajlar içeriyor. Ona göre: Savunma sanayinde dışa bağımlılığı azaltmak, yalnızca savaş kapasitesi değil, barışı kurma ve “hayır” diyebilme gücü demek. NATO ve Batı ittifakı, hiçbir ülke için mutlak güvence değil; ittifaklar, öz gücü olan aktörler için anlamlı. Suriye, Irak, İran ve İsrail hattında yaşanacak olası bir yeni büyük çatışma, YPG üzerinden Türkiye’yi de sahaya çekmek isteyen provokasyonlarla iç içe ilerleyebilir. Ukrayna savaşının Karadeniz’e yayılması, sadece Ukrayna–Rusya meselesi değil; İngiltere’den ABD’ye, NATO’dan Çin’e uzanan geniş bir jeopolitik satranç tahtasının riski. Bu nedenle Bilgen, Türkiye’nin hem savunma kapasitesini artırırken hem de Karadeniz’deki statükoyu koruyan, çatışmayı sınırlayan ve diplomatik kanalları açık tutan bir çizgiye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu vurguluyor: Ayhan Bilgen: “Kendi savunma sanayinize güvenmeden, sadece Batı’dan alacağınız silaha, paraya güvenerek başka bir ülkeyle savaşmayı tercih etmemek gerektiğine dair bu süreç ciddi bir ders içeriyor. Karadeniz’i savaş gölüne çevirmemek, herkesin ortak sorumluluğu.”

Ayhan Bilgen: Trump’ın kontrollü barışı yerelde çatışmayı doğurur! Haber

Ayhan Bilgen: Trump’ın kontrollü barışı yerelde çatışmayı doğurur!

“Ateşkes sevindirici ama kalıcı barış için yetersiz” Ayhan Bilgen, Gazze’deki ateşkes sürecine ilişkin değerlendirmesinde, “Silahların susmasını şüphesiz değerli görüyoruz; Filistin’de, Gazze’de çocukların ölmemesini umut ediyoruz” sözleriyle söze başladı. Ancak, “Bu yaklaşımla kalıcı bir barışın tesis edilmesi mümkün olmayacak çünkü temel sorunlar devam ediyor” diyerek uyarıda bulundu. Bilgen, işgal edilmiş topraklar, mülteci kampları ve cezaevlerindeki Filistinli mahkûmlar gibi kronikleşmiş sorunların çözülmeden barışın yalnızca geçici olacağını vurguladı. “İsrail’in bu konularda net bir tutum sergilememesi, kalıcı çözüm ihtimalini zayıflatıyor” dedi. “Suriye’de nüfus gerçeğiyle silah gücü arasında ciddi bir dengesizlik var” Suriye meselesinde Bilgen, Trump yönetiminin bölgede kurmaya çalıştığı dengenin “saha gerçekleriyle örtüşmediğini” söyledi. Ona göre, Suriye’de on yılı aşkın süredir süren kriz, askeri güçlerin aşırı büyümesiyle toplumsal yapıyı bozdu: “Suriye’de nüfus gerçekliğiyle silahlı güç gerçekliği arasında ciddi bir dengesizlik var. Silahı olanın söz hakkı olduğu bir denklem, sürdürülebilir değil.” Bilgen, özellikle SDG ve YPG arasındaki güç dağılımının orantısız olduğuna dikkat çekti. “Eğer bir yerde istikrar tesis etmek istiyorsanız, oranın sosyolojisini ve demografik gerçekliğini göz ardı etmeden yapmanız gerekir. Yoksa sadece silah gücüyle bir kuruluş sürecini yönetmek mümkün olmaz.” “İsrail kaosu ister, Amerika ve Avrupa bunu sürdüremez” Bilgen, İsrail’in bölgesel stratejisiyle Batılı müttefiklerinin çıkarları arasında fark olduğuna dikkat çekti: “İsrail bölgede sürekli kaos isteyebilir; bu kendisi açısından anlaşılır bir şey. Ancak bu durum Amerika için tercih edilir mi, Avrupa için sürdürülebilir mi, bu ayrımı yapmak gerekir.” Enerji hatlarının güvenliği, Avrupa’nın önceliği; ABD’nin ise Çin’e odaklanmak için Orta Doğu’da istikrar arayışında olduğunu belirtti. “Amerika’nın Orta Doğu’da istikrar istemesinin en önemli sebeplerinden biri dikkatini Çin’e ve Uzak Asya’ya odaklamak” ifadesini kullandı. Bilgen, ateşkes sürecinin bir başka boyutuna da dikkat çekti: “İran’a yönelik bir saldırı ihtimali önümüzdeki aylarda yükselebilir. Bu sadece hava operasyonu olmayabilir, daha kapsamlı bir çatışma ihtimali yüksek.” Kıbrıs uyarısı: “Emlak alımları stratejik bir risk haline geliyor” Konuşmasının son bölümünde Kıbrıs meselesine değinen Bilgen, adada son dönemde artan emlak satışlarının ve yabancı sermaye girişlerinin stratejik risk oluşturduğunu söyledi: “Kıbrıs’ta yerleşime dayanmayan, başka planlar taşıyan yoğun bir emlak satışı var. Bu satışların çoğunun İsrailli iş insanları tarafından yapıldığı iddia ediliyor. Orta vadede bu tablo ciddi bir tehlike.” Bilgen ayrıca Kıbrıslı siyasetçilerin Türkiye karşıtı popülizme yönelmesini eleştirdi: “Kıbrıs’ta seçim rekabeti elbette doğaldır, ama Türkiye karşıtlığı üzerinden kampanya yürütülmesi hem Kıbrıs’a hem Türkiye’ye zarar verir.” “İran’a çok cepheli baskı artacak” İran’daki gelişmelere de değinen Bilgen, bölgede çok yönlü bir kaos senaryosunun olasılığına dikkat çekti: “İran’ı parçalayacak, rejim değişikliğine zorlayacak bir savaş istenen sonucu verir mi bilmiyorum ama bir çatışma kaçınılmaz görünüyor.” Afganistan–Pakistan hattındaki çatışmaları da hatırlatan Bilgen, “İran sadece batısında değil doğusunda da risklerle karşı karşıya. Çok cephede birden baskı kurulması ihtimali yüksek.” dedi. “Barış istiyorsak yerel gerçeklerle yüzleşmeliyiz” Ayhan Bilgen’in konuşmasının genel çizgisi, bölgesel barışın dış aktörlerin senaryolarıyla değil, yerel halkların sosyolojik ve demografik gerçeklikleriyle kurulabileceği yönündeydi. “Kısa vadeli ateşkesler moral verebilir ama gerçek barış için yetmez. Yerel dengeleri yok sayan her denge planı, yeni bir çatışmanın zeminidir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.