Türkiye iç politikasının yeniden şekilleneceği bir dönemden geçiyoruz. Dış politik gelişmelerin iç politikayı da şekillendirdiği ve etkilediği bu dönemde, siyasetin yapısal dönüşümü kaçınılmaz görünüyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin, partiler tarafından yeterince doğru algılanmadığı açıkça görülmektedir. "İktidar partisi" kavramının olmadığı bir sistemde, tüm milletvekillerinin parti gözetmeksizin hükümeti denetleme sorumluluğu vardır. Hâlâ eski sistemde yaşıyormuşuz gibi algılara dayanan siyaset tarzı, rollerin doğru biçimde yerine getirilmesini de engellemektedir.
Bugünkü sistem, siyasi partilerin dönüşümünü sağlayamazsa, ciddi bir kriz yaşanabileceği gibi zorunlu dönüşüm talepleri de gündeme gelecektir. Toplumun günlük polemik siyasetinden bıkması, siyasete yönelik güven bunalımını da beraberinde getirmektedir. Toplumun siyasi bilincini yükseltecek her girişim, siyasete olan güveni ve katılımı yeniden şekillendirecektir.
Günlük aktüel konular üzerinden polemik geliştirerek siyaset yapmak, muhalefete de bir şey kazandırmayacağı gibi, tam tersine kutuplaşmayı keskinleştireceği de açıktır. Bu kısır siyasal çekişmelerdenmümkün olduğu kadar kaçınıp, yapısal dönüşümü teşvik edecek ve güçlendirecek bir siyaset yapma modeli ortaya konulmalıdır.
Osmanlı öncesi Anadolu'daki Fetret dönemi gibi, Ankara Savaşı sonrası Anadolu'da yaşanan kaos dönemi de, önemli bir tecrübe olarak Ahiliğin kurumsallaşmasına hizmet etmiştir.Katılımcı siyaset anlayışını güçlendirecek her girişim, toplumun siyasette nesne olmaktan çıkıp özneleşmesini sağlayacaktır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ayhan Bilgen
Katılımcı Çözüm Siyaseti ya da Aktüel Polemikler
Türkiye iç politikasının yeniden şekilleneceği bir dönemden geçiyoruz. Dış politik gelişmelerin iç politikayı da şekillendirdiği ve etkilediği bu dönemde, siyasetin yapısal dönüşümü kaçınılmaz görünüyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin, partiler tarafından yeterince doğru algılanmadığı açıkça görülmektedir. "İktidar partisi" kavramının olmadığı bir sistemde, tüm milletvekillerinin parti gözetmeksizin hükümeti denetleme sorumluluğu vardır. Hâlâ eski sistemde yaşıyormuşuz gibi algılara dayanan siyaset tarzı, rollerin doğru biçimde yerine getirilmesini de engellemektedir.
Bugünkü sistem, siyasi partilerin dönüşümünü sağlayamazsa, ciddi bir kriz yaşanabileceği gibi zorunlu dönüşüm talepleri de gündeme gelecektir. Toplumun günlük polemik siyasetinden bıkması, siyasete yönelik güven bunalımını da beraberinde getirmektedir. Toplumun siyasi bilincini yükseltecek her girişim, siyasete olan güveni ve katılımı yeniden şekillendirecektir.
Günlük aktüel konular üzerinden polemik geliştirerek siyaset yapmak, muhalefete de bir şey kazandırmayacağı gibi, tam tersine kutuplaşmayı keskinleştireceği de açıktır. Bu kısır siyasal çekişmelerden mümkün olduğu kadar kaçınıp, yapısal dönüşümü teşvik edecek ve güçlendirecek bir siyaset yapma modeli ortaya konulmalıdır.
Osmanlı öncesi Anadolu'daki Fetret dönemi gibi, Ankara Savaşı sonrası Anadolu'da yaşanan kaos dönemi de, önemli bir tecrübe olarak Ahiliğin kurumsallaşmasına hizmet etmiştir. Katılımcı siyaset anlayışını güçlendirecek her girişim, toplumun siyasette nesne olmaktan çıkıp özneleşmesini sağlayacaktır.