SON DAKİKA

Her Şey 111 Yıl Önce Mi Başladı ?

Yazının Giriş Tarihi: 26.04.2026 09:26
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.04.2026 09:30

Her 24 Nisan'ın yıldönümünde Ermenilerle ilgili tartışma, kutuplaşmayı da beraberinde getiriyor. Hiçbir siyasal karar ve sosyal olay, öncesi ve sonrasından bağımsız ele alınamaz. Bir süreci görmezlikten gelerek, sanki bir sabah her şey başlamış gibi tarih okuması yapılamaz.

İçerisinde bulunan toplumsal psikoloji, yaşanan gelişmelerin ortaya çıkarttığı korku ve tepkiyi görmek , tarihi vakaları doğru okumak için son derece önemlidir. 24 Nisan üzerinden yürüttüğümüz polemikleri, "24 Nisan'da ne oldu?" boyutundan, "24 Nisan öncesinde neler oldu?" düzeyine taşımak zorundayız. Osmanlı'da tebay-ı sadıka yani aslında güvenilir millet olarak anılan bir toplumun birden iç düşman olarak görülmesi nasıl gerçekliğe uyar ?

Özellikle Osmanlı'nın son döneminde, milliyetçi akımlardan etkilenerek ayrılma eğilimleri, Arnavutlar, Araplar başta olmak üzere birçok toplumu etkilemişken, bu konuda belki de kader birlikteliğini en uzun süre devam ettiren topluluklardan birisi Ermenilerdir. Hem köy ortamında yaşayan Ermeniler, hem şehirlerdeki Ermeniler, kendi kültürel değerlerini koruyarak birlikte var olmanın önemli sembolleridir. Ermeni milliyetçiliğini tetikleyen örgütlenmeler, bir süre sonra silahlı komitelere dönüşmüş ve Ermenileri savunma amaçlı gibi görünse de farklı bölgelerde farklı devletlerin operasyonlarının parçası haline gelmiştir.

Kars, Erzurum, Van bölgesinde Ruslarla girilen ilişki, Çukurova'da Fransızlarla girilen ilişki, büyük şehirlerde Amerika, İngiltere gibi batılı ülkelerin uzun bir arka plana dayanan, kilise, hastane, kolej çalışmalarının ortaya çıkarttığı altyapı, gün geçtikçe kopuşu hazırladı. Taşnak ve Hınçak örgütlenmeleri, Ermenileri bilinçlendirme adı altında yürütülen çalışmalar, 1900'lerin başında Adana bölgesinde yaşananlar, aslında 10 yıl sonrasının da sinyallerini vermiş oldu. Özellikle batılı devletlerin, önce kışkırtıp sonra yarı yolda bıraktığı toplumlar, halklar tarihine Ermeniler de dahil oldu. Ermenilerin Anadolu'da yaşadıkları vilayetlere göre ayrı ayrı ele alınması gereken siyasal duruşları ve sosyal ilişkileri, toptan ve tek tipleştirilerek değerlendirilemez.

Bitlis'teki Ermenilerle, Kütahya'daki Ermenileri aynı eksende değerlendirmek büyük haksızlık olur. Birinde Müslüman ahaliye karşı son derece ciddi öfke ve nefret hazırlanırken, diğerinde hiçbir şeyden habersiz olan ekonomik ve toplumsal hayata devam edilmiştir. Bu süreçte diğer bütün azınlıklar gibi, Ermenilerle ilgili de Duyun-u Umumiye kararlarının uygulanma biçimi de göz ardı edilmemelidir. Tarihteki birçok olay gibi bu olaylarda da, kültürel inançsal farklılıkların, çatışmanın asıl nedeni gibi tarif edilmesi, büyük yanlışlığa sebep olur. Oysa özellikle Duyun-u Umumiye kararlarının uygulanmasında ecnebi devletlerle ecnebi tüccarın kolay iletişim kurması ve işbirliği, hem Müslüman üretici ahaliyi hem de müslüman tüccarları ciddi bir tepkiye yönlendirmiştir.

Müslüman ahalinin yoksulluk içerisinde zor şartlarda ürettiği malların, Osmanlı borçları nedeniyle adeta müsadere edilmesi, el konulması, ahalide azınlık tüccarlara karşı nefreti körüklemiştir. 1914 yılına gelindiğinde, Osmanlı yöneticileri, imparatorluktan neyi kurtarabilirsek kardır anlayışıyla, biraz da telaşla ve haklı olarak kaygıyla hızlı kararlar almaya zorlanmıştır. Tehcir kararı uygulama boyutuyla da ciddi insani sorunlara zemin oluşturmuştur. Bu günün koşullarından bakarak tehciri tartışmak hakkaniyetli bir analize fırsat vermez. Elbette masum olduğu halde haksızlığa uğrayan, büyük mağduriyetler, büyük acılar yaşayan Ermeni toplumu olduğu gibi, komitacı Ermenilerin organizasyonuyla gerçekleşen provokasyonlarda bir biçimde katliam yaşamış Müslüman ahali de vardır.

Özellikle Serhat illerinde Müslümanların uğradığı katliamlar ve toplu mezarlar, yakın döneme kadar yaşayan ahalinin hafızalarında derin izler bırakmıştır. Geçmişe takılıp kalmak, geçmişten öfke ve nefret çıkartmak yerine, yarınlarda barış içerisinde ve kültürel farklılıkları zenginlik görerek yaşamanın yolunu aramak gerekmektedir. Kan davası psikolojisinde bir barış iklimi inşa edilemez. Özellikle batılı devletlerin, halkları birbirine kırdırma, ülkeleri iç operasyonlarla zayıflatma hamlesine karşı, yeni bir tarih okuması ve yeni bir toplumsal barış inşasına odaklanmalıyız. Yanlışları örtmek, halının altına süpürmek değil ama ders çıkartmak için öğrenmek ve bilinçli bir toplum inşa etmek bir zorunluluktur. Her 24 Nisan'ın yıl dönümünde "Amerikan yönetimi ne diyecek?" psikolojisi içerisinde toplumsal barış inşa edilemez.

Aslında iddia edildiği gibi her şey 24 Nisan'da 111 yıl önce başlamadı. Yeter ki biz öncesinde yaşananları da okuma görme cesareti gösterelim.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.