SON DAKİKA

#Osmanlı

HABER DEĞER - Osmanlı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Osmanlı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TBMM Başkanı'ndan 'Terörsüz Türkiye' vurgusu: "İsrail, Türkiye'nin oluşturacağı kardeşlik ikliminden çekiniyor" Haber

TBMM Başkanı'ndan 'Terörsüz Türkiye' vurgusu: "İsrail, Türkiye'nin oluşturacağı kardeşlik ikliminden çekiniyor"

Tarihsel birlik ve Cumhuriyetin ilk asrının bilançosu TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Afyonkarahisar'da düzenlenen sivil toplum buluşmasında gerçekleştirdiği konuşmada, Türk tarihinin bir bütün olduğunu vurguladı. Kurtulmuş, tarih birliğine ve zaferlerin ortak ruhuna dair şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu milletin tarihini dönemlere ayırarak Selçuklu'yu, Osmanlı'yı ve Cumhuriyetimizi birbirinden ayırarak sanki bunlar her birisi başka milletin varlıklarıymış gibi değerlendiriyor ve hatta üzülerek ifade ediyorum ki zaman zamanda maksadını aşan yorumlarla tarihi birbirine karşı yarıştırıyor hatta çatıştırıyoruz. Selçuklu da bizimdir, Osmanlı da bizimdir, Cumhuriyet de bizimdir. Bunların birbirinden ayrılması mümkün değildir. İspatı da 26 Ağustos'tur. Eğer 26 Ağustos 1071'i 26 Ağustos 1922'den ayırabiliyorsanız, geçmişi bugünden ayırabilirsiniz. Bu mümkün değildir. Bu milletin tarihi bir bütündür ve her sayfası bizim için iftihar edeceğimiz büyük bir tarihtir." Cumhuriyetin ilk asrının en ağır bilançosunun terör olduğunu belirten Kurtulmuş, bu maliyeti ve emperyalist oyunları şu sözlerle aktardı: "Cumhuriyetimizin ilk asrının en ağır bilançosu, Türkiye'ye emperyalistler tarafından ödetilmiş olan terör ve terörün getirmiş olduğu yıkım ve maliyettir. Burada da bir kısım temsilcileri olan aziz şehitlerimizin kahramanca mücadelesiyle teröre karşı çok büyük bir başarı elde edilmiş ve Allah'a çok şükür bugüne gelinmiştir. Ancak Cumhuriyetin yaklaşık 50 yılı terörle ve mücadeleyle geçti. 40 binin üzerinde insan öldü. Binlerce şehidimiz oldu... Bu 50 yıllık terörle geçen sürenin ağır maliyeti aynı zamanda Türkiye'ye ekonomik olarak da çok büyük ağır bir maliyet yüklemiştir. Üniversite üyesi arkadaşlarımızla 2013 yılında hesaplamaları yapmıştık. O zamanki rakamlarla alternatif maliyetleri ile 1,3 trilyon dolardı. Bugün en mütevazi rakamlarla 2,3 trilyon dolarlık bir maliyete katlandık." "Terörsüz Türkiye" ve üç sigortalı yasal Süreç Türkiye'nin "Terörsüz Türkiye" hedefiyle emperyalistlerin oyunlarını bozduğunu ifade eden Kurtulmuş, çıkarılan yasanın güvencelerini şu sözlerle anlattı: "Çıkarılan yasa ile ilgili de birkaç hususu paylaşmak istiyorum. Gelen sorular arasında 'Efendim ya terör örgütü silah bırakmazsa' var. Öyle ya… Ya bırakmazsa? Bu yasanın üç tane sigortası vardır. Bırakmazsa kendileri bilir. Bırakmazsa, Türkiye bundan evvel olduğu gibi terörle mücadele etmeyi gayet iyi bilir. Üç tane sigorta vardır yasanın içerisinde. Ben yasayı onlarca kere hazırlık safhasında da okumuş birisi olarak şunu söyleyeyim. Hiçbir şehit ailesinin, hiçbir gazimizin hakkını, hukukunu rencide edecek herhangi bir söz, bırakın cümleyi bir kelime bile yoktur... Birincisi yasanın birinci maddesinde yer alan 'kritik eşik' diyerek raporumuzda da tanımladığımız, örgütün bütün şubeleriyle birlikte silahlarını bıraktığı ve örgütsel faaliyetlerini sonlandırdığının devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyidi üzerine Milli Güvenlik Kurulunca alınacak bir kararla, örgütün kendisini feshettiği ortaya konulacaktır." İsrail vurgusu Suriye ve bölgedeki gelişmelere de değinen Kurtulmuş, İsrail'in Türkiye'den duyduğu rahatsızlığı şu ifadelerle dile getirdi: "Dün Suriye'de SDG başkanının yaptığı 'Suriye'deki entegrasyon olumlu bir şekilde nihayete ermiş ve SDG bir örgüt olarak varlığını yok etmiş, kendisini feshettmiştir' açıklaması bizim için önemlidir, tarihidir ve değerli bir açıklamadır... İsrail'in bölgenin sadece teorik bir tehdidi olmaktan çok öteye geçtiğini, son dönemlerde, saldırmadığı neredeyse hiçbir bölge ülkesinin kalmadığını hatırlatarak, 'Böylesine yayılmacı bir hesap içerisinde olan bir ülke. Bu ülke, sadece Türkiye'den çekiniyor ve Türkiye'nin bölgesinde oluşturacağı barış ve kardeşlik ikliminden çekiniyor, biz de bunu ortaya koymak zorundayız. Şimdi Suriye'de tam manasıyla bir barışın ortaya çıkması, inşallah Irak hükümetiyle olan yakın ilişkilerimizle de Irak'taki ilişkilerin fevkalade daha güçlü bir noktaya gitmesi, bölge halklarının da yan yana gelmesini sağlayacaktır." Konuşmasını toplumun tüm kesimlerine birlik çağrısı yaparak tamamlayan Kurtulmuş, zihniyet değişiminin önemini şu sözlerle özetledi: "Önce dillerimizi tashih etmek, her türlü ayrımcı dili terk etmek, her türlü ayrılıkçı ve ötekileştirilmiş dili de bir kenara bırakmak zorundayız. Bu topraklarda yaşayan herkes bu ülkenin eşit ve özgür yurttaşlarıdır. Bu topraklarda yaşayan herkes aynı bayrağın altında yaşayan, aynı vatanın evlatları, aynı medeniyetin insanlarıdır. Dolayısıyla önce bu dilden ötekileştirici, farklılaştırıcı, ayrımcılık dilini bir kenara bırakmak ve etrafımızdakilerin de bu dili bırakmalarını tavsiye etmemiz lazım." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Aleviliğin son yüzyılına çok katmanlı bakış: Yalçın Çakmak’tan kapsamlı bir derleme Haber

Aleviliğin son yüzyılına çok katmanlı bakış: Yalçın Çakmak’tan kapsamlı bir derleme

Yalçın Çakmak’ın derlediği “Aleviliğin Son Yüzyılı”, Osmanlı’dan günümüz Türkiye’sine uzanan süreçte Aleviliği yalnızca inanç ekseninde değil; siyaset, hafıza, kimlik, medya, kültür, göç ve toplumsal dönüşüm başlıkları üzerinden ele alıyor. Kitabın asıl gücü, Aleviliği tek bir tanıma sıkıştırmaması. Tarihsel hafıza, devlet-toplum ilişkileri, kimlik inşası, medyada temsil, Alevifobi, Avrupa’daki Alevi örgütlenmeleri, kültürel üretim ve dijital hafıza gibi başlıklar aynı çerçeve içinde ele alınıyor. Böylece okura, Aleviliğin yalnızca geçmişe ait bir inanç ve kimlik meselesi değil, bugünün siyasal ve toplumsal tartışmalarında hâlâ canlı biçimde var olan bir alan olduğu gösteriliyor. Osmanlı’dan bugüne devam eden bir hafıza meselesi Kitabın temel sorularından biri şu: Aleviler, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve bugüne uzanan süreçte kendi tarihsel hafızalarını nasıl korudu? Bu soru, eserin omurgasını oluşturuyor. Horasan anlatısından Dersim’e, Madımak Katliamı’ndan Avrupa’daki diaspora deneyimine kadar uzanan geniş bir tarihsel hat üzerinden, Alevi kimliğinin zaman içinde nasıl katmanlaştığı inceleniyor. “Türk İslamı” tartışması ve siyasal anlamı Derlemenin önemli tartışma alanlarından biri de Aleviliğin tarih boyunca farklı ideolojik çerçeveler içinde tanımlanması. Kitap, özellikle Aleviliğin “Türk İslamı” şeklinde yorumlanmasının yalnızca teolojik değil, aynı zamanda siyasal bir tercih ve kimlik politikası olduğunu tartışmaya açıyor. Bu tartışma, Aleviliğin “İslam içi mi, kendine özgü bir inanç mı?” sorusundan çok daha geniş bir zemine oturuyor. Yalçın Çakmak’ın daha önce İmran Gürtaş ile birlikte derlediği “Kızılbaşlık, Alevilik, Bektaşilik: Tarih-Kimlik-İnanç-Ritüel”kitabında da benzer biçimde terminoloji, kimlik ve inanç ayrımları tartışılmıştı. Yeni kitap bu hattı daha yakın döneme taşıyor ve son yüz yıldaki siyasal dönüşümlerle ilişkilendiriyor. Alevifobi yalnızca geçmişin meselesi değil Kitapta öne çıkan bir diğer başlık ise Alevifobi. Derleme, Alevilere yönelik önyargı ve dışlamanın yalnızca tarihsel devlet politikalarında değil, medyada ve dijital dünyada da farklı biçimlerde yeniden üretildiğini ele alıyor. Bu başlık, kitabın güncelliğini en çok artıran bölümlerden biri. Çünkü mesele artık yalnızca tarihsel belgeler üzerinden değil; haber dili, sosyal medya, dijital hafıza ve kamuoyu algısı üzerinden de okunuyor. Avrupa’daki Alevilik ayrı bir kimlik deneyimi oluşturuyor “Aleviliğin Son Yüzyılı”, Türkiye sınırlarının dışına da çıkıyor. Avrupa’daki Alevilerin örgütlenme biçimleri, kimliklerini kamusal alanda ifade etme yöntemleri ve göçle birlikte yaşanan dönüşümler kitabın önemli başlıklarından biri. Bu bölüm, Aleviliğin Türkiye’deki tarihsel ve siyasal bağlamla sınırlı olmadığını gösteriyor. Avrupa’da Alevilik, bir yandan inanç kimliği olarak korunurken diğer yandan hukuki tanınma, örgütlenme ve yurttaşlık mücadelesinin parçasına dönüşüyor. Edebiyattan sinemaya Aleviliğin kültürel görünürlüğü Kitap yalnızca siyaset ve tarihle sınırlı değil. Edebiyat, sinema ve müzik endüstrisinde Aleviliğin nasıl temsil edildiğide ele alınıyor. Bu tercih, derlemeyi klasik tarih çalışmalarından ayırıyor. Çünkü Alevilik burada yalnızca arşiv belgelerinde veya siyasal mücadelelerde değil, kültürel üretim alanında da izleniyor. Böylece Alevi kimliğinin toplumdaki görünürlüğünün, yalnızca siyasi hak talepleriyle değil, sanat ve popüler kültür aracılığıyla da şekillendiği ortaya konuyor. “Aleviliğin Son Yüzyılı”nı değerli kılan temel unsur, tek bir tez dayatmak yerine farklı meseleleri aynı tarihsel eksende buluşturması. Kitap, Aleviliği ne yalnızca bir inanç sistemi ne de yalnızca bir siyasi kimlik olarak ele alıyor. Bunun yerine, inanç, hafıza, siyaset, kültür, göç ve kimlik arasındaki geçişkenliğe odaklanıyor. Bu nedenle eser, Alevilik üzerine çalışan akademisyenler için olduğu kadar Türkiye’nin yakın siyasi ve toplumsal tarihini anlamaya çalışan okurlar için de güçlü bir başvuru kaynağı niteliğinde. Kitabın başlığı da bu açıdan isabetli: “Son Yüzyıl” ifadesi yalnızca kronolojik bir dönem tarif etmiyor; Aleviliğin modernleşme, Cumhuriyet, göç, kentleşme, siyasal örgütlenme ve dijitalleşmeyle birlikte geçirdiği büyük dönüşümü işaret ediyor. Yalçın Çakmak kimdir? Yalçın Çakmak, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü’nde lisans eğitimini 2005’te, yüksek lisansını 2012’de, doktorasını ise 2018’de tamamladı. Çalışma alanları arasında Kızılbaşlık/Alevilik, Bektaşilik, Türkiye’de dinî ve etnik gruplar, dinler tarihi ile Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi dinî, toplumsal ve siyasal yaşamı bulunuyor. Çakmak, “Sultanın Kızılbaşları: II. Abdülhamid Dönemi Alevi Algısı ve Siyaseti” ile “Osmanlı’da Dinden Çıkma (İrtidad)” kitaplarının yazarı. Ayrıca “Kızılbaşlık, Alevilik, Bektaşilik”, “Kürt Tarihi ve Siyasetinden Portreler”, “Kürt Aşiretleri”, “Şekâvet, Hıyânet, İsyan” ve “Huzursuz Bir Ruhun Panoraması” gibi çok sayıda çalışmanın da derleyicileri arasında yer aldı. Önemli Alevi yazmalarından “Tabîbu’l-Kulûbi’l-Asfiyâ ve Seyru Sülûki’l-Evliyâ” adlı eseri de çevirip yayına hazırlayan Çakmak, 2013-2018 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Halen Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü’nde doçent olarak akademik çalışmalarını sürdürüyor. Çakmak, 2019 yılında Tarih Vakfı Mütevelli Kurulu üyeliğine seçildi. “Aleviliğin Son Yüzyılı”, İletişim Yayınları’nın Araştırma-İnceleme dizisinden Ağustos 2026’da ilk baskısını yaptı ve 358 sayfadan oluşuyor. Kitapta Bülent Akın, Yalçın Çakmak, Faruk Çalışkan, Özge Dikmen, Kumru Berfin Emre, Mehmet Ertan, Orhan Gazi Ertekin, Bülent Keleş, İhsan Koluaçık, Onur Özger, Cemal Salman, Ali Duran Topuz ve Elif Yıldızlı’nın katkıları bulunuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kırıkkale’de Hitit şehri bulundu Haber

Kırıkkale’de Hitit şehri bulundu

2009 yılından bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda devam eden kazı çalışmaları, bölgenin sadece bir yerleşim yeri değil, Hitit kralının bizzat konakladığı gizli bir üs olabileceğini ortaya koydu. Hitit tarihine ışık tutan mühürler ve mektuplar Kazı Başkanı Japon arkeolog Doç. Dr. Kimiyoshi Matsumura, Büklükale'nin Hitit başkentiyle doğrudan bağlantılı kritik bir merkez olduğunu belirtti. Daha önceki kazılarda bulunan ve Hitit kralı ya da kraliçesine ait olduğu değerlendirilen üç mühür baskısının, bu teoriyi desteklediğini ifade eden Matsumura, bulunan bir tabletin ise büyük olasılıkla Hitit kralına gönderilmiş bir mektup olduğunu açıkladı. Matsumura, "Bu buluntu, Hitit kralının Büklükale ile doğrudan temas kurduğunu gösteriyor. Hatta kısa süreli de olsa burada bulunmuş olabileceğini düşünüyoruz" değerlendirmesinde bulundu. Arzava Krallığı'ndan Kimmerlerin gizemine Büklükale’deki kazı katmanları, bölgenin çok sayıda medeniyete ev sahipliği yaptığını gözler önüne seriyor. Kazılarda, Hititlerin düşmanı olan Arzava Kralı Tarhundaradu’nun isminin geçtiği bir tablete ulaşıldı. Söz konusu tabletin, o dönemde Arzava güçlerine karşı yapılmış bir dua veya ritüel amacıyla hazırlanmış olabileceği tahmin ediliyor. Ayrıca kazı alanında, tarihsel süreçte Anadolu'ya göç ettikleri bilinmesine rağmen yerleşim alanları bugüne dek tam olarak tespit edilemeyen Kimmerlere ait izlere de rastlandı. Sur duvarıyla aynı döneme ait mimari tabanda bulunan Kimmer eserleri, bu topluluğun Anadolu'daki tarihsel varlığını ve yaşam alanlarını anlamlandırmak açısından devrim niteliğinde bir gelişme olarak kabul ediliyor. Sekiz farklı medeniyetin izleri bir arada Kızılırmak’ın stratejik geçiş güzergahında yer alan ve "Aşağı Şehir" ile "Yukarı Şehir" olmak üzere iki ana bölümden oluşan Büklükale, insanlık tarihinin adeta bir zaman tüneli işlevini görüyor. Kazılarda Osmanlı'dan Helenistik döneme, Büyük İskender'den Ahameniş Perslerine, Lidyalılardan Kimmerlere ve Hititlere kadar uzanan tam sekiz büyük medeniyetin izlerine ulaşıldı. Doç. Dr. Matsumura, kazı alanının farklı dönemlere ait bu zengin yapısının, ilerleyen yıllarda Anadolu tarihine dair daha pek çok gizemin çözülmesini sağlayacağını vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İstanbul’da operasyon: 10 bin parça  tarihi eser kurtarıldı Haber

İstanbul’da operasyon: 10 bin parça tarihi eser kurtarıldı

2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet suçuna yönelik uzun süreli teknik ve fiziki takibin ardından 23 Haziran’da şafak vakti gerçekleştirilen baskında, Anadolu tarihine ışık tutan paha biçilemez eserler kaçakçıların elinden kurtarıldı. Beykoz’da "gizli müze" baskını Beykoz’da belirlenen adrese düzenlenen operasyonda, polis ekipleri adeta gizli bir müze ile karşılaştı. Eserlerin tasnifi ve sayımı sırasında; 6 bin 819 adet arkeolojik obje ve kitabe ile 3 bin 366 adet antik sikke olmak üzere toplam 10 bin 185 parça tarihi eser ele geçirildi. Uzmanlar tarafından yapılan ilk incelemeler, operasyonun boyutunun yanı sıra kültürel önemini de gözler önüne serdi. 12 farklı medeniyetin izlerini taşıyor Eserlerin kökenine ilişkin yapılan analizler, Anadolu ve çevre coğrafyalarda hüküm sürmüş 12 farklı medeniyeti kapsayan çok geniş bir tarihsel yelpazeye sahip olduğunu doğruladı. Bu koleksiyonda; Anadolu Selçuklu, Büyük Selçuklu, Hitit, Urartu, Yunan, Roma, Bizans, Asur, Mezopotamya, Emevi, Abbasi ve Osmanlı dönemlerine ait çok sayıda parça bulunuyor. Müzelerde sergilenebilecek nitelikteki bu eserler, Türkiye’nin kültürel mirasının korunması açısından büyük önem taşıyor. Şüpheliler adliyeye sevk edildi Operasyonun ardından gözaltına alınan 2 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi. İlgili adli makamlarca yürütülen işlemler sonucunda şüphelilerin serbest bırakıldığı öğrenilirken, ele geçirilen paha biçilemez 10 bin 185 parça eser, detaylı inceleme ve muhafaza süreçleri için İstanbul’daki müze müdürlüklerine teslim edildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü kaynakları, ele geçirilen miktar ve çeşitlilik açısından bu operasyonun, Kaçakçılık Şube Müdürlüğü tarihinin en nitelikli yakalamalarından biri olarak kayıtlara geçtiğini vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Selimiye Camisi yeniden ibadete açıldı Haber

Selimiye Camisi yeniden ibadete açıldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşen törende, Selimiye’nin yanı sıra kent genelinde yapımı tamamlanan birçok tesisin de toplu açılışı gerçekleştirildi. 450 yılın en kapsamlı onarımı Tarihi cami meydanında düzenlenen törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mimar Sinan’ın "ustalık eserim" dediği Selimiye’nin restorasyon sürecinin önemine vurgu yaptı. Erdoğan, "Sadece Türk-İslam mimarisinin değil, aynı zamanda dünya mimarisinin de en estetik eserlerinden biri olan Selimiye Camisi'ni aslına uygun şekilde restore ederek hamdolsun bugün yeniden ibadete açtık. 4 yıl süren restorasyon sürecimiz Selimiye'nin 450 yıllık mazisindeki en kapsamlı onarım çalışması oldu" ifadelerini kullandı. "Edirne, Osmanlı'nın kadim payitahtıdır" Edirne’nin sadece bir şehir değil, bir cihan imparatorluğunun rüyasını kuran, İstanbul’un fethini müjdeleyen kadim bir mektep olduğunu belirten Erdoğan, Balkanlar'a açılan bu kapının tarihteki önemine değindi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Edirne asırlar boyunca Balkanlar'a açılan kapımız, fetihlerin karargahı, ilmin, sanatın ve mimarinin merkezidir. Bugün tarihin huzurunda, ecdadın gölgesinde Edirne'ye, Osmanlı'nın kadim payitahtısına, Balkanların mütevazı ama başı dik kapısına, sultanlar şehrine birbirinden güzel eserler kazandırmanın bahtiyarlığını yaşıyoruz" dedi. "Kuvvetin tuğrası, sanatın mührü" Selimiye Camisi’ni Mimar Sinan’ın sanat dehasının zamana ve mekana işlenmiş hali olarak nitelendiren Erdoğan, caminin sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda bu toprakların Türk-İslam yurdu olduğunun en büyük tapu senedi olduğunu ifade etti. Arif Nihat Asya’nın dizelerine atıfta bulunan Erdoğan, "Kuvvetin tuğrası, sanatın mührü, kubbeler kubbesi bir Selimiye" diyerek eserin mimari ihtişamını vurguladı. 32 bin vatandaşın katılımıyla gerçekleştirilen tören, kente kazandırılan yeni projelerin anahtar teslimi ve toplu açılışların ardından sona erdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Aydoğan Doğan : 100 yıllık emperyalist parantez kapanıyor! Haber

Aydoğan Doğan : 100 yıllık emperyalist parantez kapanıyor!

İnsan hakları aktivisti ve siyasetçi Aydoğan Doğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Ortadoğu’daki son gelişmeleri yalnızca güncel bir kriz olarak değil, tarihsel bir dönüm noktası olarak değerlendirdi. Doğan’ın özellikle anti-emperyalist vurgular içeren açıklamaları, bölgedeki gelişmelere farklı bir perspektiften bakılması gerektiği yönünde tartışmaları yeniden alevlendirdi. Doğan’dan dikkat çeken paylaşım Doğan paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “1918’de emperyalizm zulmü karşısında halklar susturulmuştu. 2026’da İran o sessizliği parçaladı! Evet 100 yıllık reklam arası bitti. Şimdi hesaplaşma zamanı!!! Teşekkürler İran ” Bu sözler, özellikle tarihsel göndermeleri ve güçlü siyasi dili nedeniyle kısa sürede geniş bir etkileşim aldı. 1918’de emperyalizm zulmü karşısında halklar susturulmuştu. 2026’da İran o sessizliği parçaladı! Evet 100 yıllık reklam arası bitti. Şimdi hesaplaşma zamanı!!! Teşekkürler İran — Aydoğan Doğan (@Aydogan0658) April 8, 2026 “1918: Emperyalist düzenin kuruluş momenti” Doğan’a göre 1918 yılı, yalnızca Birinci Dünya Savaşı’nın sonu değil, aynı zamanda yeni bir küresel düzenin başlangıcıydı. Bu dönemde Ortadoğu’nun yeniden şekillendirildiğini vurgulayan Doğan, Osmanlı coğrafyasının parçalanmasıyla birlikte bölgenin Batılı güçlerin nüfuz alanlarına ayrıldığını ifade etti. Ona göre bu süreçte yerel halkların iradesi büyük ölçüde bastırıldı ve bölge dış müdahalelere açık hale getirildi. “100 yıllık parantez: Bağımlılık ve sessizlik” Aydoğan Doğan, 1918 sonrasında oluşan düzenin yalnızca askeri değil, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla da sürdürüldüğünü belirtti. Ekonomik bağımlılık ilişkileri, siyasal vesayet mekanizmaları ve kültürel hegemonya üzerinden bölgenin uzun süre kontrol altında tutulduğunu savunan Doğan, bu süreci “100 yıllık bir suskunluk ve bağımlılık dönemi” olarak tanımladı. “2026: Sessizliğin bozulduğu an” Doğan, günümüzde yaşanan gelişmeleri ise bu uzun döneme karşı bir kırılma olarak yorumladı. İran’ın son dönemdeki tutumunu daha geniş bir tarihsel bağlamda ele alan Doğan’a göre, bölgesel aktörler artık daha bağımsız hareket ediyor ve tek kutuplu dünya düzeni sorgulanıyor. Bu çerçevede 2026 yılını, “sessizliğin bozulduğu moment” olarak nitelendirdi. Anti-emperyalist perspektif: “Hesaplaşma zamanı” Doğan’ın açıklamalarında anti-emperyalist yaklaşım belirgin bir şekilde öne çıkıyor. Ona göre mevcut süreçte halklar yeniden tarih sahnesine çıkarken, bölgesel güçler de daha bağımsız bir çizgi izliyor. Bu gelişmeleri “hesaplaşma zamanı” olarak tanımlayan Doğan, bunun yalnızca askeri değil, aynı zamanda ideolojik ve ekonomik bir mücadele olduğuna dikkat çekti. Tartışmalar sürüyor Aydoğan Doğan’ın açıklamaları kamuoyunda farklı tepkilere neden oldu. Bir kesim bu değerlendirmeleri güçlü bir anti-emperyalist duruş olarak desteklerken, bazı çevreler ise bölgedeki gelişmelerin çok daha karmaşık dinamikler içerdiğini ve farklı jeopolitik riskler barındırdığını savunuyor. Doğan’ın çıkışı, Ortadoğu’daki gelişmelerin yalnızca güncel bir kriz değil, aynı zamanda tarihsel bir dönüşüm olarak ele alınabileceği yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşımış durumda. Önümüzdeki süreçte bu değerlendirmelerin ne ölçüde karşılık bulacağı ise bölgedeki gelişmelerle birlikte daha net ortaya çıkacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

150 yıldır göz önünde ama kimse fark etmedi Haber

150 yıldır göz önünde ama kimse fark etmedi

Amasya’nın Merzifon ilçesinde bulunan Kara Mustafa Paşa Camii’nin avlusundaki şadırvanda yer alan yaklaşık 150 yıllık bir minyatür, dikkatleri üzerine çekti. 19. yüzyılda nakkaş Zileli Emin tarafından işlenen eser, İstanbul, Amasya ve Viyana’dan kesitleri aynı kompozisyonda bir araya getiriyor. Uzun yıllardır göz önünde olmasına rağmen çoğu kişi tarafından fark edilmeyen eser, son dönemde yeniden ilgi odağı haline geldi. 360 yıllık caminin ahşap şadırvanının külah kısmına 1865 yılında işlenen minyatür, geç dönem Osmanlı resim sanatının önemli örnekleri arasında değerlendiriliyor. Eserde farklı coğrafyalardan sahnelerin bir araya getirilmesi, dönemin sanatsal ve kültürel anlayışına dair ipuçları sunuyor. Üç şehir tek eserde buluşuyor Minyatürde İstanbul’a ait birçok simgesel yapı yer alıyor. Galata ve Bayezid kuleleri, Haliç ve Galata köprüleri ile Sultanahmet, Ayasofya ve Süleymaniye camileri detaylı biçimde resmedilmiş durumda. Ayrıca bir cami minaresine asılan mahya ile Ramazan ayının simgesel atmosferine de yer verildiği görülüyor. Eserin diğer bölümünde Amasya’ya benzetilen sahnede kale yapıları, Yeşilırmak üzerindeki su değirmenleri ve dönemin mimari unsurlarını yansıtan detaylar bulunuyor. Tarihi kuşatma tasviri dikkat çekiyor Minyatürde yer alan üçüncü sahnede ise Osmanlı ordusunun Viyana kuşatması betimleniyor. Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki ordunun tasviri, eserin tarihsel boyutunu güçlendiren önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Bu üç farklı sahnenin aynı yüzeyde buluşturulması, eserin hem sanatsal hem de tarihsel açıdan değerini artırıyor. Eser korunarak günümüze ulaştı Cami avlusunda bulunan şadırvan ve üzerindeki minyatürün, yapıldığı dönemden bu yana büyük ölçüde korunarak günümüze ulaştığı ifade ediliyor. Bölge sakinleri, eserin yıllardır aynı şekilde varlığını sürdürdüğünü belirtiyor. Uzmanlar ve yerel yetkililer, bu tür eserlerin Türkiye toplumunun kültürel mirası açısından önemli olduğunu vurgularken, Merzifon’a gelen ziyaretçilerin bu detayı yakından incelemesi gerektiğini ifade ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.