SON DAKİKA

İttihatçıların Geç Kalmış Keşfi

Yazının Giriş Tarihi: 29.03.2026 09:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 29.03.2026 09:19

Kültür ile medeniyet arasındaki en önemli fark, birincisinin belli bir kesime hitap etmesi yanında, diğerinin tüm insanlığı hedef alacak bir iddia ortaya koymasıdır. Her kültür, medeniyet inşa etme kapasitesi taşımayabilir. Kültür olarak da saygın bir konuma sahip olması, mensuplarının değerler dünyasını, özgür ve eşit biçimde ifade edebilmesi, elbette kıymetlidir. Ama kültürün değer dünyasından doğan bir uygarlık iddiası, ancak tüm insanlığın sorunlarına çözüm üretme kapasitesi ile ilgilidir.

İslam ahlak öğretisinin en önemli özelliği, kendinden önceki birikimi yok saymayıp, onun reddi üzerine ya da öncekilerle çatışma üzerine bina edilmek yerine, mirası ayıklayan ve yarınlara dönük gelişim iradesi ortaya koyan yaklaşımıdır. "İsar" kavramı farklı olana dair tavrın temelini oluşturur. Kendinden fedakarlık etmek, diğerinin acısını hissetmek ve özveriyle hareket etmek, "diğergamlık", bugünkü tabirle, empatiyi sağlar.

Fütüvvet ruhu, bu anlamda bir ahlaki duruş ve dünyaya nizam verme iddiasını bünyesinde birlikte barındırır. Ahilik de, bu fütüvvet ruhunun, ekonomik altyapısını inşa ederek ete kemiğe bürünmüş mekanizmasını ifade eder. Kösedağı Savaşı sonrasında, Anadolu'da oluşan boşluk, son Abbasi Sultanının Anadolu'ya, Horasan'a gönderdiği fütüvvet davetçilerinin toplumda karşılık bulmasını kolaylaştırmıştır. Siyasi iktidar ve askeri otoritenin zayıfladığı anlarda, toplumsal ilişkileri, özellikle üretim-paylaşım ilişkisiyle birlikte ele alan bir öğretiye, barış mesajına zemin oluşturmuştur. Dünyevi işlerden uzak durmayı salık veren ruhban kültürü ya da tekke alışkanlıkları yerine, dünya sınavını hakkaniyetle ve ahlaklı biçimde vermeyi önemseyen bir kültür, insan fıtratına, toplum doğasına uygun olduğu gibi, o günün ihtiyaçları açısından da özel bir önem içermiştir.

Ahilik kültürü, tıpkı Anadolu Selçuklu sonrası Fetret dönemine hitap ettiği gibi, Ankara Savaşı sonrası kaos ortamında da toplumsal toparlanma ve dayanıklılığı ortaya koyma motivasyonu sağlamıştır. Sanayi Devrimi ve ticaret yollarının değişimi ile kendini güncelleyip ayakta kalmayı rekabet koşulları açısından sağlayamayan Ahilik mekanizması, bir süre sonra içi boşaldığı için yasal olarak da tasfiye edilmiştir. Osmanlı'nın son dönemindeki yenileşme hareketinin, tamir etme, onarma, güncelleme yerine, kapatma, hatta yasaklama odaklı kurgulanması,ben o günün koşullarında anlaşılır olsa da, sonrasında nasıl bir kopukluk nedeni olduğu ortaya çıkmıştır. İttihat ve Terakki Partisi, muhtemelen, Yeniçeri Ocağı'nın askeri reformlar kapsamında kapatılmasıyla da bağlantılı olan, Ahiliğe ve loncalara dönük kapatma uygulamasının doğurduğu tehlikeyi geç fark etmiş ve Balkan Savaşı yıllarında Ahilikle ilgili iki rapor yazılması kararını vermiştir. Bir tanesine ulaşılamamış, ulaşılan rapor, sonrasında Ahilikle ilgili çalışmalar yapan herkes için önemli bir kaynak oluşturmuştur.

Şeyh Ata başta olmak üzere Özbekler Tekkesi'nin Kurtuluş Savaşı'na yaptığı katkı, Ankara'da Ahi geleneğinin yürütücüsü olan seymenlerin öncülük ettiği çalışmalar, muhtemelen 1.İktisat Kongresi iklimine de zemin oluşturmuştur. İzmir suikasti sonrasında İttihatçılarla Atatürk arasındaki makasın açılması, bu konularla ilgili araştırma ve söz söyleme cesaretini de zayıflatmıştır. Kadro Dergisi'nin Cumhuriyete yeni bir iktisadi sosyal doktrin inşa etme arayışı, ne yazık ki tarihsel mirası büyük oranda teğet geçmiştir. Sonraki yıllarda, toprak reformuyla ilgili arayışlar ve siyasal yol ayrımları, konunun derinlemesine ele alınmasını sağlamaya yetmemiştir. Özal döneminin girişimcilik eksenli arayışları ile ahlaki değerlerin ve kültür kodlarının sentezi istenen buluşmayı sağlayamamıştır. Son yıllarda vakıf üniversiteleri, mesleki eğitimle ilgili arayışlar, kendini güncelleyemeyen mesleklerin yok oluşuyla ilgili tartışmalar, Ahiliği doğal olarak yeniden gündemleştirmiş, ancak sembolik törensel boyutu aşan bir kapsamlı, kuşatıcı organizasyon yapılamamıştır.

Kimi sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları ve üniversitelerin çabaları önemli bir veri toplamaya, kütüphane oluşturmaya katkı sağlasa da, ihtiyacı karşılayacak bir düzey ve konunun önemine denk bir nokta henüz yakalanamamıştır. İran'a dönük saldırının Hürmüz Boğazı dolayısıyla bir ekonomik kriz tartışmasına dönüşmesi, özellikle lojistik giderlerinin maliyet oluşturması ve enerji harcamalarının cari açıktaki payı dolayısıyla, önümüzdeki dönemler konunun güncel versiyonunun yeniden ele alınmasını hızlandıracağı öngörülebilir. "Kümelenme" diye tarif edilen ekonomik kalkınma modelinde, üniversite, meslek örgütü, kamu otoritesi ve yatırımcı işbirliğinin, yerel ve bölgesel kendine yeterlilik odaklı formülü, Ahi ahlakı ve eğitim-denetim sistemi ile yeniden ele alınabilir.

Bu model, dünyanın tek bir merkezden yönetimi ve hiçbir ülkenin kendine yetmesine fırsat vermeyen üretim modeli karşısında, bağımlılığı azaltan, ulus devletleri yeniden önemli kılan bir arayışa hepimizi teşvik edebilir. Küresel sermayenin tüm dünyayı tehdit eden merkeziyetçi hegemonyası karşısında, insanı, doğayı, değerleri koruyup geliştirerek, ekonomik ihtiyaçları karşılamayı esas alan kültürel kodları, insanlığın yeni uygarlık arayışına zemin oluşturabilir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.