Sacayakları, üzerine konulanın dengeli durmasını sağlar. Üç ayaktan bir tanesi bile kısa ya da kırık ise dengeyi sağlamak mümkün olmaz. Ülkelerin yarınlarına dair bir analiz yapabilmek için, bu üç dinamiğin durumunu objektif biçimde ele almamız gerekir. Devlet bir hafızadır, deneyim birikimidir, ödenen ağır bedellerle oluşmuş tecrübenin toplamıdır. Somut olarak devlet gücünün kullanımı, yürütme erki ve onun insiyatifindeki bürokrasinin elindedir. Ne kadar başarılı, ehliyetli, isabetli kararlar alıp uygulayabildiği, bir kapasite konusu olarak değerlendirilir.
Devlet ile millet arasındaki ilişki, karşılıklı etkileşime dayanır. Devlet, milleti korumak, yönlendirmek, geliştirmek ve güçlendirmekle yükümlüdür. Elbette, devletin zaafa düştüğü anlarda bile, ülkeye sahip çıkma sorumluluğuna sahip olan irade, nihai asıl özne olan millete aittir. Millet de, tıpkı devletin içerisinde zayıf ve çürümüş unsurlar olabileceği gibi, içindeki zaafların esiri olabilir.
Popülizmle tehdit altına giren siyaset, bu açıdan kritik öneme sahiptir. Siyaset köprüsü, aynı zamanda devlet ile millet ilişkisini sağlar. Milletin taleplerinin siyaset aracılığıyla devlet yönetimine taşınması, devletin öngörülerinin yine siyaset üzerinden toplumla paylaşılması, kriz dönemlerinde hayati önem taşır. Demokratik sistemlerde, bu üçüncü sacayağının ya da köprünün somut organizasyonunu partiler yapar. Partiler, siyaset yapılacak tek yer olmasa da en önemli yer konumundadır.
Ancak partileri tehdit eden iki büyük unsurdan söz edebiliriz. Bunlardan birincisi, siyaset sermaye ilişkisini şekillendiren finansal boyuta dairdir. Partileri yapısal olarak deforme eden ve onları milletin hizmetinden uzaklaştıran güç unsuru olan para, küçük çıkar gruplarının partileri manipüle aracına dönüşebilir. Bu durumda çürüyen siyaset kurumu, zamanla toplumu ve devleti de çürütmeye başlar. Toplumun çürümüş unsurlarının taleplerini, sanki bütün milletin menfaatiymiş gibi kurgular ve bunun politik karar süreçlerine medya eliyle taşınmasını sağlayarak, algı operasyonlarına zemin hazırlar.
Popülizm, toplumun haksız beklentilerinin siyaset alanında prim yapması ve muhalefet iktidar etkileşimiyle devlet politikalarına taşınmasıdır. Devleti ve milleti koruyabilmek için ilk neşter atılması gereken yer, particilik kültürü ve sistemidir. Kutuplaşmayı körükleyerek, çürümeyi halının altına süpürmek, hastalığı daha da yaygın hale getirir.
Bu açıdan, muhalefetin toplumsal menfaatleri esas alacak biçimde yapılanması, iktidar üzerinde de bu yönde basınç oluşturması, en sağlıklı çıkış yoludur. Bu mümkün olmadığında, ya iktidar erkini kullananların bu hamleyi yapması, ya da milletin içinden bir iradenin, hem iktidara hem muhalefete bu müdahaleyi yapması gerekir.
Dünyadaki çürüme ve savaş senaryoları karşısında, bölgesel barış ve güvenlik alternatifi, bu durumu çok daha acil ve zorunlu hale getirmektedir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ayhan Bilgen
Üçlü Sacayağı: Devlet, Millet, Siyaset
Sacayakları, üzerine konulanın dengeli durmasını sağlar. Üç ayaktan bir tanesi bile kısa ya da kırık ise dengeyi sağlamak mümkün olmaz. Ülkelerin yarınlarına dair bir analiz yapabilmek için, bu üç dinamiğin durumunu objektif biçimde ele almamız gerekir. Devlet bir hafızadır, deneyim birikimidir, ödenen ağır bedellerle oluşmuş tecrübenin toplamıdır. Somut olarak devlet gücünün kullanımı, yürütme erki ve onun insiyatifindeki bürokrasinin elindedir. Ne kadar başarılı, ehliyetli, isabetli kararlar alıp uygulayabildiği, bir kapasite konusu olarak değerlendirilir.
Devlet ile millet arasındaki ilişki, karşılıklı etkileşime dayanır. Devlet, milleti korumak, yönlendirmek, geliştirmek ve güçlendirmekle yükümlüdür. Elbette, devletin zaafa düştüğü anlarda bile, ülkeye sahip çıkma sorumluluğuna sahip olan irade, nihai asıl özne olan millete aittir. Millet de, tıpkı devletin içerisinde zayıf ve çürümüş unsurlar olabileceği gibi, içindeki zaafların esiri olabilir.
Popülizmle tehdit altına giren siyaset, bu açıdan kritik öneme sahiptir. Siyaset köprüsü, aynı zamanda devlet ile millet ilişkisini sağlar. Milletin taleplerinin siyaset aracılığıyla devlet yönetimine taşınması, devletin öngörülerinin yine siyaset üzerinden toplumla paylaşılması, kriz dönemlerinde hayati önem taşır. Demokratik sistemlerde, bu üçüncü sacayağının ya da köprünün somut organizasyonunu partiler yapar. Partiler, siyaset yapılacak tek yer olmasa da en önemli yer konumundadır.
Ancak partileri tehdit eden iki büyük unsurdan söz edebiliriz. Bunlardan birincisi, siyaset sermaye ilişkisini şekillendiren finansal boyuta dairdir. Partileri yapısal olarak deforme eden ve onları milletin hizmetinden uzaklaştıran güç unsuru olan para, küçük çıkar gruplarının partileri manipüle aracına dönüşebilir. Bu durumda çürüyen siyaset kurumu, zamanla toplumu ve devleti de çürütmeye başlar. Toplumun çürümüş unsurlarının taleplerini, sanki bütün milletin menfaatiymiş gibi kurgular ve bunun politik karar süreçlerine medya eliyle taşınmasını sağlayarak, algı operasyonlarına zemin hazırlar.
Popülizm, toplumun haksız beklentilerinin siyaset alanında prim yapması ve muhalefet iktidar etkileşimiyle devlet politikalarına taşınmasıdır. Devleti ve milleti koruyabilmek için ilk neşter atılması gereken yer, particilik kültürü ve sistemidir. Kutuplaşmayı körükleyerek, çürümeyi halının altına süpürmek, hastalığı daha da yaygın hale getirir.
Bu açıdan, muhalefetin toplumsal menfaatleri esas alacak biçimde yapılanması, iktidar üzerinde de bu yönde basınç oluşturması, en sağlıklı çıkış yoludur. Bu mümkün olmadığında, ya iktidar erkini kullananların bu hamleyi yapması, ya da milletin içinden bir iradenin, hem iktidara hem muhalefete bu müdahaleyi yapması gerekir.
Dünyadaki çürüme ve savaş senaryoları karşısında, bölgesel barış ve güvenlik alternatifi, bu durumu çok daha acil ve zorunlu hale getirmektedir.