22 Ekim 1993… Lice’nin hafızasına acı, yıkım ve adalet arayışı olarak kazındı. Yıkılan evler, dağılan hayatlar ve cevapsız kalan sorular, aradan geçen yıllara rağmen bu ülkenin vicdanında kapanmayan bir yara olarak bir köşede duruyor.
Aradan 33 yıl geçti. Türkiye defalarca barıştan, kardeşlikten ve demokratik çözümden söz etti. Bugün de önümüzde yeni bir barış ihtimali, yeni bir başlangıç umudu var. Ancak geçmişin acılarıyla yüzleşmeden, hakikati açığa çıkarmadan ve adalet talebini karşılamadan bu umudu kalıcı bir barışa dönüştürmek mümkün mü?
Lice Davası’nın 2023 yılında zamanaşımı nedeniyle yargılamasının durdurulması, bu sorunun ne kadar yaşamsal olduğunu bir kez daha gösterdi. Hukuki dosya kapanmış olsa da Lice’nin adalet arayışı, toplumsal hafızadaki yeri ve barışa ilişkin sorumluluğu hep olacaktır.
Bugün barışı konuşurken yalnızca çatışmaların sona ermesini değil, çatışmaları besleyen güvensizliğin, inkârın ve cezasızlığın da geride bırakılmasını hedeflemeliyiz. Silahların susması hayati bir başlangıçtır; fakat kalıcı barış, insanların kendilerini eşit, güvende ve özgür hissettiği demokratik bir düzenle mümkündür.
Lice’nin hakikatini aramak tam da barış sürecine katkı sunacak bir yol haritasıdır. Lice davası, barışın toplumsal temelini güçlendiren bir davadır. Geçmişin acılarını konuşabilmek, mağdurların sesini duyabilmek ve adalet taleplerini sahiplenmek, toplumlar arasında güvenin yeniden kurulmasının koşullarıdır.
“Barış, acıları yarıştırmak için yapılmaz. Barış, hiçbir acıyı inkâr etmemektir. Barış, geçmişi susturmak değil, geçmişin bir daha yaşanmamasını sağlamaktır. “
Lice bu nedenle yalnızca geçmişin bir yarası değil, geleceğe ilişkin bir sınavdır. Bu sınavı başarıyla geçmek; adaleti intikamın karşısına, diyaloğu çatışmanın karşısına, ortak yaşam iradesini kutuplaşmanın karşısına koyarsak ortak vatan mümkündür!
Bunun için ihtiyacımız olan barış, yalnızca siyasetin masasında konuşulan bir uzlaşma değil; toplumun her kesiminin sahiplendiği, hukukun güvence altına aldığı ve gelecek kuşakların özgürce yaşayabileceği bir ortak yaşam sözleşmesidir. Bunun yolu, farklı kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde buluşmasından, demokratik hakların güvence altına alınmasından ve geçmişte yaşanan ağır ihlallerle yüzleşilmesinden geçiyor.
O Gün…
22 Ekim’de Lice’yi anarken yalnızca kayıplarımızı hatırlamıyoruz. Aynı zamanda bu ülkenin bir daha böylesi acılar yaşamaması için barışa sahip çıkılması gerektiğini söylüyoruz. Yaşananlar Lice’nin acısı, barışın neden gerekli olduğunu; Lice’nin yarım kalan adalet arayışı ise barışın hangi değerler üzerinde yükselmesi gerektiğini anlatıyor.
Bugün önümüzde tarihsel bir sorumluluk var: Geçmişin acılarını yeni kuşaklara miras bırakmak yerine, o acılardan ders çıkararak demokratik ve özgür bir geleceğin kapısını aralamak gerekir.
Barış bir temenni olarak kalmamalı; toplumsal iradeye, hukuki güvenceye ve ortak geleceğe dönüşmelidir. Bunun için ne geçmişin acılarını inkâr edebiliriz ne de adalet talebinden vazgeçebiliriz.
Lice’yi unutmadık. Lice’nin adalet arayışını barış mücadelesinden ayrı görmüyoruz. İnanıyoruz ki hakikatin açığa çıktığı, adaletin sağlandığı ve herkesin eşit yurttaşlar olarak yaşayabildiği bir ülke, barışın da kalıcı olabileceği ülkedir.
Lice’nin yarası hâlâ açık. Adalet arayışı ise hâlâ sürüyor. Unutmadık, unutturmayacağız.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Şiyar Kaymaz
Lice’nin adaleti, barışın teminatıdır
22 Ekim 1993… Lice’nin hafızasına acı, yıkım ve adalet arayışı olarak kazındı. Yıkılan evler, dağılan hayatlar ve cevapsız kalan sorular, aradan geçen yıllara rağmen bu ülkenin vicdanında kapanmayan bir yara olarak bir köşede duruyor.
Aradan 33 yıl geçti. Türkiye defalarca barıştan, kardeşlikten ve demokratik çözümden söz etti. Bugün de önümüzde yeni bir barış ihtimali, yeni bir başlangıç umudu var. Ancak geçmişin acılarıyla yüzleşmeden, hakikati açığa çıkarmadan ve adalet talebini karşılamadan bu umudu kalıcı bir barışa dönüştürmek mümkün mü?
Lice Davası’nın 2023 yılında zamanaşımı nedeniyle yargılamasının durdurulması, bu sorunun ne kadar yaşamsal olduğunu bir kez daha gösterdi. Hukuki dosya kapanmış olsa da Lice’nin adalet arayışı, toplumsal hafızadaki yeri ve barışa ilişkin sorumluluğu hep olacaktır.
Bugün barışı konuşurken yalnızca çatışmaların sona ermesini değil, çatışmaları besleyen güvensizliğin, inkârın ve cezasızlığın da geride bırakılmasını hedeflemeliyiz. Silahların susması hayati bir başlangıçtır; fakat kalıcı barış, insanların kendilerini eşit, güvende ve özgür hissettiği demokratik bir düzenle mümkündür.
Lice’nin hakikatini aramak tam da barış sürecine katkı sunacak bir yol haritasıdır. Lice davası, barışın toplumsal temelini güçlendiren bir davadır. Geçmişin acılarını konuşabilmek, mağdurların sesini duyabilmek ve adalet taleplerini sahiplenmek, toplumlar arasında güvenin yeniden kurulmasının koşullarıdır.
“Barış, acıları yarıştırmak için yapılmaz. Barış, hiçbir acıyı inkâr etmemektir. Barış, geçmişi susturmak değil, geçmişin bir daha yaşanmamasını sağlamaktır. “
Lice bu nedenle yalnızca geçmişin bir yarası değil, geleceğe ilişkin bir sınavdır. Bu sınavı başarıyla geçmek; adaleti intikamın karşısına, diyaloğu çatışmanın karşısına, ortak yaşam iradesini kutuplaşmanın karşısına koyarsak ortak vatan mümkündür!
Bunun için ihtiyacımız olan barış, yalnızca siyasetin masasında konuşulan bir uzlaşma değil; toplumun her kesiminin sahiplendiği, hukukun güvence altına aldığı ve gelecek kuşakların özgürce yaşayabileceği bir ortak yaşam sözleşmesidir. Bunun yolu, farklı kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde buluşmasından, demokratik hakların güvence altına alınmasından ve geçmişte yaşanan ağır ihlallerle yüzleşilmesinden geçiyor.
O Gün…
22 Ekim’de Lice’yi anarken yalnızca kayıplarımızı hatırlamıyoruz. Aynı zamanda bu ülkenin bir daha böylesi acılar yaşamaması için barışa sahip çıkılması gerektiğini söylüyoruz. Yaşananlar Lice’nin acısı, barışın neden gerekli olduğunu; Lice’nin yarım kalan adalet arayışı ise barışın hangi değerler üzerinde yükselmesi gerektiğini anlatıyor.
Bugün önümüzde tarihsel bir sorumluluk var: Geçmişin acılarını yeni kuşaklara miras bırakmak yerine, o acılardan ders çıkararak demokratik ve özgür bir geleceğin kapısını aralamak gerekir.
Barış bir temenni olarak kalmamalı; toplumsal iradeye, hukuki güvenceye ve ortak geleceğe dönüşmelidir. Bunun için ne geçmişin acılarını inkâr edebiliriz ne de adalet talebinden vazgeçebiliriz.
Lice’yi unutmadık. Lice’nin adalet arayışını barış mücadelesinden ayrı görmüyoruz. İnanıyoruz ki hakikatin açığa çıktığı, adaletin sağlandığı ve herkesin eşit yurttaşlar olarak yaşayabildiği bir ülke, barışın da kalıcı olabileceği ülkedir.
Lice’nin yarası hâlâ açık. Adalet arayışı ise hâlâ sürüyor. Unutmadık, unutturmayacağız.