SON DAKİKA

Rojava’da kesilen saç, Amedspor’da verilen cezadır

Yazının Giriş Tarihi: 01.02.2026 12:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 01.02.2026 12:51

“Suriye’de bir Kürt kadınının öldürülüp saçlarının kesilmesine tepki göstermek, en doğal, en insani ve en meşru haktır. Amedspor’un yaptığı tam olarak budur.”

6 Ocak’tan bu yana Suriye’de yaşanan gelişmeler, sıradan bir güvenlik meselesi olmanın çok ötesine geçmiştir. Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerine yönelik saldırılarla başlayan süreç, kısa sürede SDG’nin kontrolünde bulunan Kuzey Suriye’ye sıçrayarak bölgesel bir kırılmaya dönüşmüştür.

ABD destekli geçici Şam yönetimi ile yine yıllarca İŞİD’e karşı ABD’nin sahada desteklediği Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında yaşanan fiili çatışma, Ortadoğu’da Kürtlerin kaderinin bir kez daha büyük güçlerin çelişkileri arasında sıkıştığını göstermiştir.

10 Mart 2025 tarihinde, daha önce varılan mutabakatların “hayata geçirilemediği” gerekçesiyle saldırıların yeniden başlaması, Kürt halkı açısından tanıdık bir tabloyu yeniden ortaya koymuştur: savaş, katliam ve gözyaşı.

Suriye Bahane, Asıl Hedef Türkiye’deki Süreç
Türkiye’de uzun süredir konuşulan ancak bir türlü derinleştirilemeyen “yeni süreç” tartışmalarında Suriye başlıca gerekçe olarak gösterilmiştir. Ankara, ısrarla Türkiye’de silahların bırakılmasına müteakiben, aynı talebi Suriye’deki Kürt güçler için de dillendirmiş; SDG’nin silahsızlandırılması ve Suriye ordusuna entegre edilmesi istenmiştir. Ancak sahadaki gerçeklik, bu çağrıların samimiyetini her defasında boşa düşürmüştür.

Suriye ordusuna bağlı bir askerin, bir Kürt kadının kesilmiş saçlarını teşhir ederek paylaşması, yalnızca bir savaş suçu değil; Kürt kimliğine, Kürt kadınına ve Kürt onuruna yönelik sembolik bir saldırı olarak ele alınmıştır. Bu görüntüler, dünyanın dört bir yanındaki Kürtlerde haklı bir öfke ve güçlü bir toplumsal refleks yaratmıştır.

Aynı süreçte Kobani, Haseke ve Kamışlı’ya yönelik saldırılar, geçişlerin engellenmesi ve kuşatma politikaları, Kürtler açısından ulusal bir alarm hâli doğurmuştur. Rojava’da yaşayan Kürtlerle dayanışma, artık yalnızca politik değil, vicdani bir zorunluluk hâline gelmiştir.

Türkiye’de Açık Bırakılan Kapı: Ulusalcı-Faşist Refleks

Daha önce de ifade ettiğim gibi, Türkiye’de yürütüldüğü söylenen süreç, sağlam bir toplumsal ve siyasal zemine oturmamıştır. Bilinçli biçimde açık bırakılan kapılar, provokasyon ihtimalini her zaman canlı tutmuştur. Çünkü bu ülkede, İttihat ve Terakki’den miras kalan ulusalcı, ırkçı ve faşist bir damar hâlâ güçlüdür. Bu damar, barıştan değil çatışmadan beslenmektedir. Sürecin bozulması için elinden geleni yapar. Suriye’de yaşananları da tam olarak bu nedenle fırsata çevirmiştir.

Özellikle Kürt kadınının sembolik gücü, bu çevreler için tahammül edilemezdir. Kesilmiş saçlara gösterilen öfke değil, örülmüş saçlara duyulan kin söz konusudur.

Toplumsal Çatışmanın Sahnesi: Bayrak ve Futbol

Türkiye’de toplumsal gerilimin en kolay üretildiği iki alan vardır: bayrak ve futbol. Nitekim önce Nusaybin’de gerçekte yaşanmamış bir “bayrak indirme” olayı servis edilerek kamuoyu kışkırtılmış, ardından Amedspor’un Erzurum deplasmanında yaşanan bayraklı karşılamalar ve saldırılar devreye sokulmuştur.

Tam da bu atmosferde Amedspor’un, bir Kürt kadının saçlarını örmesine dair paylaştığı video, ulusalcı çevreler için bulunmaz bir fırsat olmuştur. En güçlü oldukları alanda, futbol üzerinden toplumsal refleksler yeniden zehirlenmiştir.

Oysa şunu açıkça söylemek gerekir:
Suriye’de bir Kürt kadınının öldürülüp saçlarının kesilmesine tepki göstermek, en doğal, en insani ve en meşru haktır. Amedspor’un yaptığı tam olarak budur.

Burada özellikle Devlet Bahçeli’ye dikkat çekmek gerekir. Çözüm süreci konusundaki tutumu ve verdiği destek, kuşkusuz önemlidir. Ancak aynı Bahçeli’nin arkasındaki bürokrasinin, bugün fiilen Zafer Partisi çizgisinde bir arka bahçeye dönüşmüş olması ciddi bir sorundur.
Bu durum ya görülmüyor ya da bilinçli biçimde görmezden geliniyor.

Türkiye’de futbolun, milliyetçi-ulusalcı odakların kontrolünde olduğu herkesin malumudur. Bu çevrelerin onayını almayan hiçbir futbolcu, hiçbir teknik direktör bu ülkede rahat nefes alamaz.

Son olarak, SDG Komutan Mazlum Abdi ile Şam yönetimi arasında yapılan son anlaşma, tüm tartışmalı yönlerine rağmen önemli bir gerçeği ortaya koymuştur: çatışmaların durması. Savaşın durması, ölümlerin son bulması, başlı başına olumlu bir gelişmedir. Bu durumun Türkiye’deki sürece de nefes aldırma potansiyeli vardır. Rojava’da sağlanan her istikrar, Türkiye’de barış ihtimalini güçlendirir. Bu nedenle Rojava’daki bu kapsayıcı adımı büyütmek, yalnızca Kürtlerin değil, bölgedeki herkesin yararınadır.

Ve Soru Hâlâ Ortada
Evet, Türkiye’de nerede kalmıştık?
Amedspor’a verilen ceza, kimlerin ve neyin hesabıdır?
Bu ceza, hukukun mu; yoksa ulusalcı-futbolcu-faşist reflekslerin mi ürünümü?

Ve son bir not:
Her şeye rağmen Amedspor Süper Lig yolunda yürümeye devam ediyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.