Gazeteye göre bugün ortaya çıkan tabloyu anlamak için geçmişin Mussolini ve Hitler dönemleriyle birebir benzerlik aramak yetersiz kalıyor. Çünkü çağdaş aşırı sağ, çoğu zaman seçimlere katılıyor, parlamenter sistem içinde güç kazanıyor ve kendisini “halkın gerçek temsilcisi” olarak sunuyor.
Haber Giriş Tarihi: 18.04.2026 09:03
Haber Güncellenme Tarihi: 18.04.2026 09:12
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
İngiliz gazetesi The Guardian, bugün yayımladığı kapsamlı analizinde “Faşizmin geri dönüşüne mi tanıklık ediyoruz?” sorusunu gündeme taşıdı. Daniel Trilling imzalı uzun değerlendirme, Avrupa’dan ABD’ye kadar yükselen aşırı sağ hareketlerin klasik 20. yüzyıl faşizminin birebir tekrarı olmadığını, ancak liberal demokrasiler için ciddi ve yapısal bir tehdit oluşturduğunu savunuyor.
Gazeteye göre bugün ortaya çıkan tabloyu anlamak için geçmişin Mussolini ve Hitler dönemleriyle birebir benzerlik aramak yetersiz kalıyor. Çünkü çağdaş aşırı sağ, çoğu zaman seçimlere katılıyor, parlamenter sistem içinde güç kazanıyor ve kendisini “halkın gerçek temsilcisi” olarak sunuyor. Ancak bu hareketlerin ortak noktası; göçmen karşıtlığı, milliyetçi öfke siyaseti, kurumlara güvensizlik, medya düşmanlığı ve güçlü lider kültü etrafında şekillenmeleri.
Yeni faşizm tanklarla değil sandıkla ilerliyor
Analizde dikkat çekilen en önemli noktalardan biri, günümüz otoriter hareketlerinin darbelerle değil seçim sandığı yoluyla yükselmesi. Bu nedenle tehdit daha görünmez ve daha karmaşık hale geliyor.
Geçmiş yüzyılda faşist hareketler sokak milisleri, paramiliter yapılar ve doğrudan şiddetle iktidara yürümüştü. Bugün ise sosyal medya algoritmaları, dezenformasyon ağları, ekonomik öfke ve kültürel kutuplaşma aynı rolü üstleniyor. Bu da yeni dönemin siyasetini daha sofistike kılıyor.
The Guardian’a göre birçok ülkede aşırı sağ partiler artık marjinal değil; ana akım siyasetin merkezine yerleşmiş durumda.
Avrupa neden yeniden sert sağa kayıyor?
Analizde Avrupa’daki dönüşümün arkasında üç ana neden sıralanıyor:
1. Ekonomik kırılma:
2008 finans krizinden sonra geniş halk kesimleri gelir kaybı yaşadı. Refah devleti zayıfladı, genç kuşaklar geleceğe güvenini yitirdi.
2. Göç ve kimlik korkusu:
Suriye savaşı sonrası kitlesel göç hareketleri, birçok ülkede “ulusal kimlik tehdit altında” söylemini güçlendirdi.
3. Merkez siyasetin çöküşü:
Geleneksel sağ ve sol partilerin halktan kopması, protesto oylarını aşırı sağa yönlendirdi.
Bugün Giorgia Meloni İtalya’da, Viktor Orbán Macaristan’da, Marine Le Pen Fransa’da ve Almanya’da aşırı sağ çizginin genişlemesi bu tablonun parçası olarak görülüyor.
Amerika’da da benzer bir eğilim mi var?
Guardian analizinde ABD’ye de özel yer ayrılıyor. Özellikle Donald Trump döneminden sonra Amerikan siyasetinde kurumlara güvensizlik, seçim sonuçlarını reddetme kültürü, göçmen karşıtı dil ve “ülkeyi geri alma” sloganları dikkat çekici örnekler olarak sunuluyor.
Birçok akademisyen, klasik faşizmin birebir kopyası olmasa da “otoriter milliyetçi popülizm” adı verilen yeni bir dönemin yaşandığını belirtiyor.
Asıl mesele isim değil yöntem
Guardian’ın vardığı sonuç dikkat çekici: Sorulması gereken soru “Bu faşizm mi değil mi?” değil; demokratik kurumlar sistemli biçimde aşındırılıyor mu, muhalefet şeytanlaştırılıyor mu, toplum korku üzerinden mi yönetiliyor?
Çünkü tarih çoğu zaman aynı biçimde değil, yeni araçlarla geri dönüyor.
Dünya neden bunu ciddiye alıyor?
Uzmanlara göre bugünkü tehlike, eski faşizmin üniformalı ve açık yüzünden farklı olarak daha normal görünmesi. Seçimle gelen, televizyona çıkan, ekonomik vaatler sunan ve milliyetçiliği sıradanlaştıran bir siyaset tarzı, toplumsal bağışıklığı zayıflatıyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
The Guardian analizi: Faşizm geri mi dönüyor?
Gazeteye göre bugün ortaya çıkan tabloyu anlamak için geçmişin Mussolini ve Hitler dönemleriyle birebir benzerlik aramak yetersiz kalıyor. Çünkü çağdaş aşırı sağ, çoğu zaman seçimlere katılıyor, parlamenter sistem içinde güç kazanıyor ve kendisini “halkın gerçek temsilcisi” olarak sunuyor.
İngiliz gazetesi The Guardian, bugün yayımladığı kapsamlı analizinde “Faşizmin geri dönüşüne mi tanıklık ediyoruz?” sorusunu gündeme taşıdı. Daniel Trilling imzalı uzun değerlendirme, Avrupa’dan ABD’ye kadar yükselen aşırı sağ hareketlerin klasik 20. yüzyıl faşizminin birebir tekrarı olmadığını, ancak liberal demokrasiler için ciddi ve yapısal bir tehdit oluşturduğunu savunuyor.
Gazeteye göre bugün ortaya çıkan tabloyu anlamak için geçmişin Mussolini ve Hitler dönemleriyle birebir benzerlik aramak yetersiz kalıyor. Çünkü çağdaş aşırı sağ, çoğu zaman seçimlere katılıyor, parlamenter sistem içinde güç kazanıyor ve kendisini “halkın gerçek temsilcisi” olarak sunuyor. Ancak bu hareketlerin ortak noktası; göçmen karşıtlığı, milliyetçi öfke siyaseti, kurumlara güvensizlik, medya düşmanlığı ve güçlü lider kültü etrafında şekillenmeleri.
Yeni faşizm tanklarla değil sandıkla ilerliyor
Analizde dikkat çekilen en önemli noktalardan biri, günümüz otoriter hareketlerinin darbelerle değil seçim sandığı yoluyla yükselmesi. Bu nedenle tehdit daha görünmez ve daha karmaşık hale geliyor.
Geçmiş yüzyılda faşist hareketler sokak milisleri, paramiliter yapılar ve doğrudan şiddetle iktidara yürümüştü. Bugün ise sosyal medya algoritmaları, dezenformasyon ağları, ekonomik öfke ve kültürel kutuplaşma aynı rolü üstleniyor. Bu da yeni dönemin siyasetini daha sofistike kılıyor.
The Guardian’a göre birçok ülkede aşırı sağ partiler artık marjinal değil; ana akım siyasetin merkezine yerleşmiş durumda.
Avrupa neden yeniden sert sağa kayıyor?
Analizde Avrupa’daki dönüşümün arkasında üç ana neden sıralanıyor:
1. Ekonomik kırılma:
2008 finans krizinden sonra geniş halk kesimleri gelir kaybı yaşadı. Refah devleti zayıfladı, genç kuşaklar geleceğe güvenini yitirdi.
2. Göç ve kimlik korkusu:
Suriye savaşı sonrası kitlesel göç hareketleri, birçok ülkede “ulusal kimlik tehdit altında” söylemini güçlendirdi.
3. Merkez siyasetin çöküşü:
Geleneksel sağ ve sol partilerin halktan kopması, protesto oylarını aşırı sağa yönlendirdi.
Bugün Giorgia Meloni İtalya’da, Viktor Orbán Macaristan’da, Marine Le Pen Fransa’da ve Almanya’da aşırı sağ çizginin genişlemesi bu tablonun parçası olarak görülüyor.
Amerika’da da benzer bir eğilim mi var?
Guardian analizinde ABD’ye de özel yer ayrılıyor. Özellikle Donald Trump döneminden sonra Amerikan siyasetinde kurumlara güvensizlik, seçim sonuçlarını reddetme kültürü, göçmen karşıtı dil ve “ülkeyi geri alma” sloganları dikkat çekici örnekler olarak sunuluyor.
Birçok akademisyen, klasik faşizmin birebir kopyası olmasa da “otoriter milliyetçi popülizm” adı verilen yeni bir dönemin yaşandığını belirtiyor.
Asıl mesele isim değil yöntem
Guardian’ın vardığı sonuç dikkat çekici: Sorulması gereken soru “Bu faşizm mi değil mi?” değil; demokratik kurumlar sistemli biçimde aşındırılıyor mu, muhalefet şeytanlaştırılıyor mu, toplum korku üzerinden mi yönetiliyor?
Çünkü tarih çoğu zaman aynı biçimde değil, yeni araçlarla geri dönüyor.
Dünya neden bunu ciddiye alıyor?
Uzmanlara göre bugünkü tehlike, eski faşizmin üniformalı ve açık yüzünden farklı olarak daha normal görünmesi. Seçimle gelen, televizyona çıkan, ekonomik vaatler sunan ve milliyetçiliği sıradanlaştıran bir siyaset tarzı, toplumsal bağışıklığı zayıflatıyor.
En Çok Okunan Haberler