SON DAKİKA

ABD Diplomasisi Çöküyor mu?

ABD'nin İran krizi sırasında deneyimli diplomatlarını kaybetmesi ve dış politikanın Pentagon merkezli hale gelmesi, diplomatik kapasitesini zayıflattı. Askeri güce rağmen stratejik sonuç alamayan Washington, kurumsal bir aşınma yaşıyor.

Haber Giriş Tarihi: 19.05.2026 12:38
Haber Güncellenme Tarihi: 19.05.2026 12:43
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
ABD Diplomasisi Çöküyor mu?

Ortadoğu’da savaşın gölgesi büyürken, Washington kendi devlet kapasitesiyle de mücadele ediyor. Amerikan medyası, diplomatik çevreler ve güvenlik bürokrasisine yakın yayın organlarında son haftalarda giderek daha fazla dile getirilen ortak bir kaygı var: ABD, İran krizini yönetmeye çalışırken aynı anda kendi diplomatik reflekslerini zayıflattı.

Özellikle Fransa İstihbarat yayınları yapan Intelligence Online tarafından yayımlanan analiz, Trump yönetimi döneminde başlayan ve Marco Rubio’nun Dışişleri Bakanlığı’ndaki yeniden yapılanmalarıyla derinleşen kitlesel işten çıkarmaların, İran savaşı sırasında Amerikan diplomasisini ciddi biçimde sekteye uğrattığını ortaya koyuyor. Bu personel azaltımı meselesinden öte bir şey. Washington’da giderek daha fazla kişi, ABD’nin artık krizleri yönetmek yerine yalnızca askeri baskıya dayanan “reaksiyoner bir güç”e dönüştüğünü savunuyor.

Ortadoğu Masası Boşaldı

Amerikan basınına yansıyan bilgilere göre özellikle İran, Körfez ve Levant dosyalarında çalışan deneyimli diplomatların önemli kısmı sistem dışına itildi. Amerika medyası Yakın Doğu İşleri Bürosu’nda onlarca uzman ismin görevden ayrıldığını ya da emekliliğe zorlandığını aktardı. Bazı kaynaklara göre yalnızca Ortadoğu dosyalarında çalışan 80’den fazla deneyimli personel kaybedildi.

Bu süreçte Washington’un diplomatik karar alma mekanizmasının giderek dar bir siyasi çevreye sıkıştığı belirtiliyor. Kariyer diplomatların yerini ideolojik sadakati yüksek isimlerin aldığı, sahadan gelen raporların ise çoğu zaman Beyaz Saray’ın politik tercihlerini değiştirmediği ifade ediliyor.

Aslında İran savaşı tam da böyle bir dönemde patladı. Hürmüz Boğazı krizi, Körfez’de enerji güvenliği, Lübnan’daki gerilim ve İsrail-İran hattındaki çatışmaların aynı anda büyümesi; ABD’nin onlarca yıllık diplomatik birikimine ihtiyaç duyduğu bir döneme denk geldi. Ancak Washington’un bugün yaşadığı en büyük sorunlardan biri, artık bu birikimi taşıyan insan kaynağının ciddi ölçüde aşınmış olması.

Reuters’ın geçtiği bilgilere göre ABD ve İran arasında yürüyen görüşmelerde Katar, Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri arka planda yoğun bir diplomatik trafik yürütüyor. Hatta Trump’ın planlanan saldırıyı “şimdilik” durdurduğu bile iddia edildi. Ancak dikkat çekici olan nokta şu: Bu süreçte diplomatik ağı yöneten ana aktörlerin büyük bölümü artık klasik Amerikan diplomatik kurumu değil, Beyaz Saray çevresi ve bölgesel arabulucular.

Pentagon Güçlenirken Dışişleri Zayıfladı

Washington’da son yıllarda dikkat çeken en önemli dönüşümlerden biri, Amerikan dış politikasının giderek Pentagon merkezli hale gelmesi oldu. Diplomasi geri çekilirken güvenlik bürokrasisi öne çıktı. İran savaşı bunun en görünür örneklerinden biri haline geldi.

ABD’nin İran’a yönelik yaklaşımında artık klasik müzakere diplomasisinden çok “maksimum baskı + askeri caydırıcılık” modeli öne çıkıyor. Ancak bu modelin ciddi sınırları olduğu görülüyor. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısı, bölgesel vekil ağlarını koruması ve enerji krizini küresel bir ekonomik şoka dönüştürme kapasitesi Washington’da ciddi bir stratejik çıkmaza neden oldu.

Amerikan dış politika çevrelerinde giderek daha fazla dillendirilen görüş şu: ABD askeri olarak hâlâ dünyanın en güçlü devleti olabilir, ancak diplomatik kapasite zayıfladığında askeri güç tek başına kriz çözmeye yetmiyor.

Bu nedenle İran dosyasında son aylarda dikkat çeken tablo, “askeri üstünlüğe rağmen siyasi sonuç üretilememesi” oldu. İran rejimi devrilmedi, nükleer program tamamen durdurulamadı, Hürmüz krizi sona ermedi ve bölgesel çatışmalar kontrol altına alınamadı. Buna karşılık küresel enerji piyasaları sarsıldı, petrol fiyatları yükseldi ve Körfez ekonomileri ciddi baskı altına girdi. Bazı Amerikan analistleri bu durumu “Vietnam sonrası en büyük stratejik koordinasyon problemi” olarak tanımlıyor.

Amerika Küresel Liderlik Yeteneğini Kaybediyor mu?

Trump yönetiminin federal bürokrasiyi küçültme politikası uzun süredir tartışılıyordu. Brookings Institution gibi düşünce kuruluşları, federal kapasitedeki aşınmanın istihbarat, kriz yönetimi ve küresel koordinasyon mekanizmalarını da zayıflattığını savunuyor. Özellikle deneyimli diplomatların kaybı, ABD’nin krizleri “önceden öngörme” kapasitesini de aşındırıyor.

Le Monde’da yayımlanan bir değerlendirmede ise Trump yönetiminin giderek “gücü stratejinin yerine koyduğu” ifade edildi. Bu yaklaşımın İran gibi uzun tarihsel hafızaya sahip, sabırlı ve çok katmanlı devlet yapıları karşısında Washington’u daha kırılgan hale getirdiği belirtiliyor.

Bugün Washington’da artık yalnızca İran konuşulmuyor. Daha derin bir soru tartışılıyor: Amerika gerçekten hâlâ dünyayı yönetebilecek kurumsal kapasiteye sahip mi?

Çünkü süper güçler sadece uçak gemileriyle ayakta kalmaz. Onları asıl güçlü kılan şey; krizleri okuyabilen diplomatlar, sahayı bilen uzmanlar, uzun vadeli stratejik hafıza ve kurumlar arasındaki koordinasyondur. İran savaşı ise ABD’nin tam da bu alanlarda ciddi bir aşınma yaşadığını ortaya koymuş görünüyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.