MİT’i Harekete Geçiren Sessiz Tehlike: Türkiye’nin Yeni Periferisi
MİT’i Harekete Geçiren Sessiz Tehlike: Türkiye’nin Yeni Periferisi
Türkiye'de güvenlik odağı şehirlerin çevrelerindeki sosyolojik periferilere kaydı. Fatih Altaylı, MİT'in sokak çetelerini ulusal güvenlik meselesi olarak takibe aldığını yazdı. Devlet, dijitalleşen suç kültürünü ve toplumsal çözülmeyi yakından izliyor.
Haber Giriş Tarihi: 21.05.2026 15:16
Haber Güncellenme Tarihi: 21.05.2026 15:47
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Türkiye’de devletin güvenlik yaklaşımı son yıllarda dikkat çekici biçimde değişiyor. Uzun süre boyunca güvenlik kavramı büyük ölçüde sınır ötesi operasyonlar, silahlı örgütler, askeri tehditler ve dış politika eksenli krizler üzerinden tanımlandı. Bugün ise Ankara’nın dikkatini giderek daha fazla çeken başka bir alan var: Şehirlerin çevresinde büyüyen yeni periferi.
“Periferi” derken coğrafi bir kavramdan bahsetmiyoruz. Aynı zamanda ekonomik, kültürel ve psikolojik bir alanı ifade ediyor. Merkeze dahil olamayan mahalleler, hızlı göçle oluşmuş kent çevreleri, aidiyet krizinin yoğunlaştığı bölgeler, ekonomik olarak sistemin dışında kalan gençlik kümeleri, kimlik ve öfke üzerinden şekillenen yeni toplumsal alanlar.
Türkiye’de özellikle son yirmi yılda büyüyen şehirlerin çevresinde tam olarak böyle bir yapı oluştu. Esenyurt, Bağcılar, Sultanbeyli, Adana’nın bazı semtleri, Mersin’in liman çevresi, Gaziantep’in düzensiz göç alanları ya da Diyarbakır’ın hızlı dönüşen periferileri…
Gazeteci Fatih Altaylı, devletin sokak çetelerini "ulusal güvenlik meselesi" ilan ettiğini ve MİT'in ilk kez bu yapıları takibe aldığını yazmıştı. Hatta MİT’in bu konuya dair özel bir birim kurulduğunuda iddia etmişti. Gazeteci Fatih Altaylı’nın görüştüğü kaynak, bu durumu devletin odak noktasının farklı yerlerde olmasıyla açıklıyor:
"Devlet gücünü daha büyük meselelere dikmişti. PKK bağlantılı çeteler, uyuşturucu baronları, siyasi yönü de varmış gibi görünen suç organizasyonları... Devletin organları bunlarla ilgilenirken, yanda gelişen bu çeteleri görmedi. Çünkü o tarafa bakmıyordu." Bu yapıların Meksika ve Brezilya’daki kartel oluşumlarına benzer bir sosyoekonomik kaynaktan beslendiğini belirten yetkili, bu çetelerin "aynı güce erişemeden fark edildiklerini" ifade etmişti.
Son yıllarda özellikle organize suç ağları, gençlik çeteleri, uyuşturucu trafiği ve sosyal medya merkezli yarı-kriminal yapılar üzerine yürütülen tartışmalar da bu dönüşümün işaretlerinden biri olarak görülüyor. Güvenlik bürokrasisine yakın çevrelerde giderek daha fazla dile getirilen yaklaşım şu: Modern tehdit sadece silahlı yapılarla olmaz. Asıl mesele o yapıları üretebilecek toplumsal zeminin oluşmasıdır.
Türkiye’nin Yeni Periferisi
Türkiye’de son otuz yılda yaşanan hızlı kentleşme, büyükşehirlerin çevresinde devasa sosyolojik alanlar üretti. Bu alanların önemli kısmı ne klasik mahalle kültürünü koruyabildi ne de modern şehir yaşamına tam anlamıyla entegre olabildi. Ortaya çıkan yapı, merkez ile çevre arasında sıkışmış yeni bir toplumsal kuşak yarattı.
Özellikle göçle büyüyen ilçelerde bu dönüşüm çok daha sert hissedildi. Birkaç yıl içinde yüz binlerce insanın taşındığı, ekonomik eşitsizliğin derinleştiği, ortak aidiyet hissinin zayıfladığı bu bölgelerde devletin geleneksel kontrol mekanizmaları da aşınmaya başladı.
Eskiden mahalle dediğimiz yapı sosyal denetim üreten bir kültürdü. İnsanlar birbirini tanır, sokak belirli bir toplumsal hafıza taşır, aileler arasında görünmez ilişkiler ağı oluşurdu. Bugün ise özellikle büyükşehir periferilerinde bu yapı büyük ölçüde çözülmüş durumda.
Yerine gelen şey ise daha parçalı, daha öfkeli ve daha belirsiz bir toplumsal atmosfer.
Bu yeni atmosfer içerisinde genç kuşaklar kendilerini artık klasik başarı hikâyeleri üzerinden tanımlamıyor. Eğitim, kariyer veya toplumsal yükseliş fikri birçok bölgede inandırıcılığını kaybetmiş durumda. Bunun yerine dijital görünürlük, kısa yoldan güç elde etme arzusu, sertlik kültürü ve korku üretme kapasitesi yeni bir statü dili oluşturuyor.
Özellikle sosyal medyada ortaya çıkan yeni suç estetiği bunun önemli göstergelerinden biri. Son yıllarda Türkiye’de organize suç figürlerinin, mahalle çetelerinin veya yarı-mafya karakterlerin gençler arasında görünür hale gelmesi popüler kültür ile açıklanacak bir vaka değil. Dolayısıyla bu durum devlet açısından sosyolojik alarm anlamına geliyor.
Çünkü merkezden kopan periferiler sadece ekonomik sorun üretmez. Zamanla alternatif aidiyetler, alternatif otoriteler ve alternatif güç alanları da üretmeye başlar.
Devletin Dikkatini Çeken Yeni Alan
Son dönemde özellikle güvenlik çevrelerinde “şehir güvenliği” kavramının daha sık kullanılmasının nedeni de bu. Türkiye’de uzun süre güvenlik denildiğinde akla sınır hatları, kırsal alanlar veya örgütsel yapılar geliyordu. Ama bugün devletin dikkatini çeken önemli başlıklardan biri doğrudan şehirlerin iç yapısı oldu.
Özellikle genç nüfusun yoğun olduğu periferik bölgelerde: ekonomik daralma, yüksek işsizlik, uyuşturucu ağlarının yayılması, dijital şiddet kültürü, etnik ve mezhepsel sertleşme, kontrolsüz göç, ve sosyal çözülme süreçleri aynı anda yaşanıyor.
Bu tablo asayiş sorunu olmaktan çoktan çıktı. Çünkü devlet açısından asıl risk, bu alanların zamanla merkeze yabancılaşmış yeni toplumsal kümeler üretmesi.
Yeni Kuşağın Öfkesi
Türkiye’de periferide büyüyen yeni kuşak ciddi bir anlam krizide yaşıyor. Bu gençlik ne eski ideolojik yapılara bütünüyle bağlanıyor ne de mevcut sisteme tam anlamıyla entegre olabiliyor.
Özellikle sosyal medya çağında büyüyen yeni kuşak için kimlik artık aile, mahalle veya siyasal aidiyet üzerinden kurmayı mümkün kılmıyor. Dijital kültür, algoritmalar ve çevrimiçi alt kültürler çok daha belirleyici hale geliyor.
Bu nedenle bugün periferik alanlarda ortaya çıkan öfke klasik politik kategorilere de tam olarak uymuyor. Bazen milliyetçi, bazen nihilist, bazen tamamen apolitik ama aynı anda son derece sert bir dil taşıyan yeni kümeler oluşuyor.
Devletin dikkatini çeken nokta da tam burada başlıyor. Çünkü geçmişte tehdit daha görünürdü. Örgüt belliydi, yapı belliydi, merkez belliydi. Bugün ise tehdit çok daha dağınık ve Bauman’ın değişiyle akışkan bir karakter taşıyor.
Bir mahallede ortaya çıkan küçük bir suç ağı kısa süre içinde sosyal medya üzerinden genişleyebiliyor. Dijital kültür sayesinde periferik bir yapı yalnızca kendi mahallesini değil, başka şehirlerdeki gençleri de etkileyebiliyor. Son okul saldırıları bu konuda büyük bir örnek teşkil etmektedir.
MİT Gerçekten Böyle Bir Strateji Mi İzliyor?
Kamuoyuna açık resmi belgelerde “şehir sosyolojisi doktrini” şeklinde ilan edilmiş bir strateji bulunmuyor. Ancak son yıllarda ortaya çıkan eğilimler, Türkiye’de güvenlik kurumlarının klasik paradigmanın dışına çıkmaya başladığını gösteriyor. Özellikle Milli İstihbarat Akademisi metinlerinde bu konuya yer yer değinmektedir.
Bugün Türkiye’de güvenlik bürokrasisinin sessizce cevap aradığı temel sorulardan biri de bu olabilir: Merkezden uzaklaşan yeni şehir kuşakları nasıl yeniden sisteme entegre edilecek?
Bu soru güvenlik meselesi olmaktan çıktı. Odaklanılması gereken asıl mesele şu: Türkiye’nin gelecekte nasıl bir toplumsal yapıya dönüşecek?.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MİT’i Harekete Geçiren Sessiz Tehlike: Türkiye’nin Yeni Periferisi
Türkiye'de güvenlik odağı şehirlerin çevrelerindeki sosyolojik periferilere kaydı. Fatih Altaylı, MİT'in sokak çetelerini ulusal güvenlik meselesi olarak takibe aldığını yazdı. Devlet, dijitalleşen suç kültürünü ve toplumsal çözülmeyi yakından izliyor.
Türkiye’de devletin güvenlik yaklaşımı son yıllarda dikkat çekici biçimde değişiyor. Uzun süre boyunca güvenlik kavramı büyük ölçüde sınır ötesi operasyonlar, silahlı örgütler, askeri tehditler ve dış politika eksenli krizler üzerinden tanımlandı. Bugün ise Ankara’nın dikkatini giderek daha fazla çeken başka bir alan var: Şehirlerin çevresinde büyüyen yeni periferi.
“Periferi” derken coğrafi bir kavramdan bahsetmiyoruz. Aynı zamanda ekonomik, kültürel ve psikolojik bir alanı ifade ediyor. Merkeze dahil olamayan mahalleler, hızlı göçle oluşmuş kent çevreleri, aidiyet krizinin yoğunlaştığı bölgeler, ekonomik olarak sistemin dışında kalan gençlik kümeleri, kimlik ve öfke üzerinden şekillenen yeni toplumsal alanlar.
Türkiye’de özellikle son yirmi yılda büyüyen şehirlerin çevresinde tam olarak böyle bir yapı oluştu. Esenyurt, Bağcılar, Sultanbeyli, Adana’nın bazı semtleri, Mersin’in liman çevresi, Gaziantep’in düzensiz göç alanları ya da Diyarbakır’ın hızlı dönüşen periferileri…
Gazeteci Fatih Altaylı, devletin sokak çetelerini "ulusal güvenlik meselesi" ilan ettiğini ve MİT'in ilk kez bu yapıları takibe aldığını yazmıştı. Hatta MİT’in bu konuya dair özel bir birim kurulduğunuda iddia etmişti. Gazeteci Fatih Altaylı’nın görüştüğü kaynak, bu durumu devletin odak noktasının farklı yerlerde olmasıyla açıklıyor:
"Devlet gücünü daha büyük meselelere dikmişti. PKK bağlantılı çeteler, uyuşturucu baronları, siyasi yönü de varmış gibi görünen suç organizasyonları... Devletin organları bunlarla ilgilenirken, yanda gelişen bu çeteleri görmedi. Çünkü o tarafa bakmıyordu." Bu yapıların Meksika ve Brezilya’daki kartel oluşumlarına benzer bir sosyoekonomik kaynaktan beslendiğini belirten yetkili, bu çetelerin "aynı güce erişemeden fark edildiklerini" ifade etmişti.
Son yıllarda özellikle organize suç ağları, gençlik çeteleri, uyuşturucu trafiği ve sosyal medya merkezli yarı-kriminal yapılar üzerine yürütülen tartışmalar da bu dönüşümün işaretlerinden biri olarak görülüyor. Güvenlik bürokrasisine yakın çevrelerde giderek daha fazla dile getirilen yaklaşım şu: Modern tehdit sadece silahlı yapılarla olmaz. Asıl mesele o yapıları üretebilecek toplumsal zeminin oluşmasıdır.
Türkiye’nin Yeni Periferisi
Türkiye’de son otuz yılda yaşanan hızlı kentleşme, büyükşehirlerin çevresinde devasa sosyolojik alanlar üretti. Bu alanların önemli kısmı ne klasik mahalle kültürünü koruyabildi ne de modern şehir yaşamına tam anlamıyla entegre olabildi. Ortaya çıkan yapı, merkez ile çevre arasında sıkışmış yeni bir toplumsal kuşak yarattı.
Özellikle göçle büyüyen ilçelerde bu dönüşüm çok daha sert hissedildi. Birkaç yıl içinde yüz binlerce insanın taşındığı, ekonomik eşitsizliğin derinleştiği, ortak aidiyet hissinin zayıfladığı bu bölgelerde devletin geleneksel kontrol mekanizmaları da aşınmaya başladı.
Eskiden mahalle dediğimiz yapı sosyal denetim üreten bir kültürdü. İnsanlar birbirini tanır, sokak belirli bir toplumsal hafıza taşır, aileler arasında görünmez ilişkiler ağı oluşurdu. Bugün ise özellikle büyükşehir periferilerinde bu yapı büyük ölçüde çözülmüş durumda.
Yerine gelen şey ise daha parçalı, daha öfkeli ve daha belirsiz bir toplumsal atmosfer.
Bu yeni atmosfer içerisinde genç kuşaklar kendilerini artık klasik başarı hikâyeleri üzerinden tanımlamıyor. Eğitim, kariyer veya toplumsal yükseliş fikri birçok bölgede inandırıcılığını kaybetmiş durumda. Bunun yerine dijital görünürlük, kısa yoldan güç elde etme arzusu, sertlik kültürü ve korku üretme kapasitesi yeni bir statü dili oluşturuyor.
Özellikle sosyal medyada ortaya çıkan yeni suç estetiği bunun önemli göstergelerinden biri. Son yıllarda Türkiye’de organize suç figürlerinin, mahalle çetelerinin veya yarı-mafya karakterlerin gençler arasında görünür hale gelmesi popüler kültür ile açıklanacak bir vaka değil. Dolayısıyla bu durum devlet açısından sosyolojik alarm anlamına geliyor.
Çünkü merkezden kopan periferiler sadece ekonomik sorun üretmez. Zamanla alternatif aidiyetler, alternatif otoriteler ve alternatif güç alanları da üretmeye başlar.
Devletin Dikkatini Çeken Yeni Alan
Son dönemde özellikle güvenlik çevrelerinde “şehir güvenliği” kavramının daha sık kullanılmasının nedeni de bu. Türkiye’de uzun süre güvenlik denildiğinde akla sınır hatları, kırsal alanlar veya örgütsel yapılar geliyordu. Ama bugün devletin dikkatini çeken önemli başlıklardan biri doğrudan şehirlerin iç yapısı oldu.
Özellikle genç nüfusun yoğun olduğu periferik bölgelerde: ekonomik daralma, yüksek işsizlik, uyuşturucu ağlarının yayılması, dijital şiddet kültürü, etnik ve mezhepsel sertleşme, kontrolsüz göç, ve sosyal çözülme süreçleri aynı anda yaşanıyor.
Bu tablo asayiş sorunu olmaktan çoktan çıktı. Çünkü devlet açısından asıl risk, bu alanların zamanla merkeze yabancılaşmış yeni toplumsal kümeler üretmesi.
Yeni Kuşağın Öfkesi
Türkiye’de periferide büyüyen yeni kuşak ciddi bir anlam krizide yaşıyor. Bu gençlik ne eski ideolojik yapılara bütünüyle bağlanıyor ne de mevcut sisteme tam anlamıyla entegre olabiliyor.
Özellikle sosyal medya çağında büyüyen yeni kuşak için kimlik artık aile, mahalle veya siyasal aidiyet üzerinden kurmayı mümkün kılmıyor. Dijital kültür, algoritmalar ve çevrimiçi alt kültürler çok daha belirleyici hale geliyor.
Bu nedenle bugün periferik alanlarda ortaya çıkan öfke klasik politik kategorilere de tam olarak uymuyor. Bazen milliyetçi, bazen nihilist, bazen tamamen apolitik ama aynı anda son derece sert bir dil taşıyan yeni kümeler oluşuyor.
Devletin dikkatini çeken nokta da tam burada başlıyor. Çünkü geçmişte tehdit daha görünürdü. Örgüt belliydi, yapı belliydi, merkez belliydi. Bugün ise tehdit çok daha dağınık ve Bauman’ın değişiyle akışkan bir karakter taşıyor.
Bir mahallede ortaya çıkan küçük bir suç ağı kısa süre içinde sosyal medya üzerinden genişleyebiliyor. Dijital kültür sayesinde periferik bir yapı yalnızca kendi mahallesini değil, başka şehirlerdeki gençleri de etkileyebiliyor. Son okul saldırıları bu konuda büyük bir örnek teşkil etmektedir.
MİT Gerçekten Böyle Bir Strateji Mi İzliyor?
Kamuoyuna açık resmi belgelerde “şehir sosyolojisi doktrini” şeklinde ilan edilmiş bir strateji bulunmuyor. Ancak son yıllarda ortaya çıkan eğilimler, Türkiye’de güvenlik kurumlarının klasik paradigmanın dışına çıkmaya başladığını gösteriyor. Özellikle Milli İstihbarat Akademisi metinlerinde bu konuya yer yer değinmektedir.
Bugün Türkiye’de güvenlik bürokrasisinin sessizce cevap aradığı temel sorulardan biri de bu olabilir: Merkezden uzaklaşan yeni şehir kuşakları nasıl yeniden sisteme entegre edilecek?
Bu soru güvenlik meselesi olmaktan çıktı. Odaklanılması gereken asıl mesele şu: Türkiye’nin gelecekte nasıl bir toplumsal yapıya dönüşecek?.
En Çok Okunan Haberler