SON DAKİKA

Almanya Avrupa'nın En Güçlü Ordusunu Kurabilecek mi? Yeni Rapor Dikkat Çekti

Almanya'nın yeni askeri stratejisiyle Avrupa'nın savunma liderliğini hedeflemesi, Milletvekili Roderich Kiesewetter tarafından eleştirildi. Kiesewetter; kapasite eksikliği, bürokrasi ve 2039'a uzanan takvimin gerçekçi olmadığını savunuyor.

Haber Giriş Tarihi: 23.06.2026 17:20
Haber Güncellenme Tarihi: 23.06.2026 17:28
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Almanya Avrupa'nın En Güçlü Ordusunu Kurabilecek mi? Yeni Rapor Dikkat Çekti

Almanya, uzun yıllardır sürdürdüğü temkinli savunma politikasını geride bırakarak Avrupa'nın güvenlik mimarisinde daha belirleyici bir rol üstlenmeye hazırlanıyor. Nisan ayının sonunda kamuoyuna açıklanan yeni askeri strateji belgesi, Berlin'in Avrupa'nın askeri omurgası olma hedefini de resmileştiriyor. Ancak ABD merkezli askeri analiz platformu War on the Rocks'ta Alman milletvekili ve emekli Albay Roderich Kiesewetter tarafından kaleme alınan kapsamlı değerlendirme, bu iddialı vizyonun uygulama planından çok siyasi bir niyet beyanı niteliği taşıdığı görüşünü savunuyor. Yazıya göre Almanya'nın temel sorunu yıllardır hazırladığı strateji belgelerini gerçek askeri kapasiteye dönüştürememesi.

Kiesewetter'e göre Almanya'nın ilk kez bir askeri strateji yayımlıyor olması kamuoyunda tarihi bir gelişme gibi sunulsa da gerçekte durum bundan farklı. Çünkü Berlin daha önce de Beyaz Kitap, Savunma Politikası İlkeleri ve Bundeswehr Konsepti gibi belgeler aracılığıyla benzer çerçeveler oluşturmuştu. Yeni belge ise önceki metinlerden farklı olarak ulusal güvenlik stratejisiyle birlikte okunması gereken daha geniş bir vizyon ortaya koyuyor. Buna rağmen, stratejinin ordunun hangi hedeflere hangi tarihlerde ulaşacağını ölçülebilir biçimde ortaya koymaması, her yıl denetlenebilecek somut kuvvet hedefleri belirlememesi ve siyasi sorumluluk mekanizması oluşturmaması en önemli eksikliklerden biri olarak değerlendiriliyor.

Yine de analiz, belgenin tamamen olumsuz olmadığını vurguluyor. Özellikle Rusya'nın Almanya ve Avrupa için temel askeri tehdit olarak tanımlanması gerçekçi bir yaklaşım olarak görülüyor. Ayrıca Avrupa'nın kendi konvansiyonel savunmasını NATO çatısı altında giderek daha fazla üstlenmesi gerektiği tespiti de doğru bulunuyor. Washington'un küresel önceliklerinin değiştiği, dikkatini giderek Hint-Pasifik bölgesine çevirdiği bir dönemde Avrupa'nın güvenliğini büyük ölçüde kendi imkanlarıyla sağlaması gerektiği artık Berlin tarafından da açık biçimde kabul ediliyor.

Stratejinin modern savaşın karakterine ilişkin tespitleri de dikkat çekiyor. Yapay zekâ destekli karar mekanizmaları, çok boyutlu savaş alanı, insansız hava araçları, gerçek zamanlı veri paylaşımı ve uzun menzilli hassas vuruş kabiliyetleri geleceğin savaşlarının temel unsurları olarak tanımlanıyor. Rusya-Ukrayna savaşından çıkarılan derslerin belgeye yansıtıldığı görülüyor. Almanya'nın bu alanlarda teknoloji yatırımlarını artırma hedefi de olumlu değerlendiriliyor.

Ancak tam da bu noktada yazar, Berlin'in söylemi ile mevcut kapasitesi arasındaki çelişkiye dikkat çekiyor. Almanya bugün NATO içinde üstlenmesi gereken birçok görevi dahi tam anlamıyla yerine getiremiyor. Özellikle Avrupa'nın lojistik merkezi olma iddiasına rağmen askeri sevkiyat ve altyapı kapasitesindeki eksiklikler devam ediyor. Bu nedenle Avrupa liderliği söylemi, mevcut gerçeklikten çok geleceğe dönük siyasi bir iddia olarak değerlendiriliyor.

Kiesewetter'in dikkat çektiği önemli noktalardan biri de Almanya'nın Avrupa savunmasını ulusal güç temelinde inşa etmeye çalışması. Yazara göre sağlam ulusal askeri kapasite oluşturulmadan Avrupa düzeyinde etkili savunma iş birliği kurulamaz. Bu yaklaşım aynı zamanda Berlin'in Washington'a verdiği siyasi mesaj olarak da okunuyor. Almanya, önümüzdeki NATO zirvesi öncesinde Avrupa'nın konvansiyonel savunma yükünü daha fazla üstlenmeye hazır olduğu mesajını vermek istiyor. Böylece Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa üzerindeki askeri yükü azalırken NATO'nun Avrupa ayağı güçlendirilmiş olacak.

Ancak makale, Almanya'nın stratejisinin küresel güvenlik ortamını yeterince doğru okuyamadığını savunuyor. Özellikle Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore arasında son yıllarda gelişen askeri ve teknolojik iş birliğinin belgede yeterince dikkate alınmadığı belirtiliyor. Yazara göre bu dört ülke artık NATO'nun çıkarlarına karşı farklı coğrafyalarda eş zamanlı hareket eden yeni bir stratejik blok oluşturuyor. Almanya'nın ise hâlâ Çin'e yönelik daha yumuşak ekonomik yaklaşımını sürdürmesi bu tabloyla çelişiyor.

En Büyük Sorun Strateji mi, Zaman ve Yapısal Reform Eksikliği mi?

Makalenin en sert eleştirisi ise Almanya'nın belirlediği zaman çizelgesine yöneliyor. Stratejiye göre Bundeswehr'in Almanya'yı savunabilecek temel kapasiteye 2029 yılında ulaşması hedefleniyor. Ancak dijitalleşme, yapay zekâ destekli komuta sistemleri, hava savunmasının tam entegrasyonu, uzun menzilli hassas silahlar ve sürdürülebilir askeri üretim altyapısının ancak 2035 yılına kadar tamamlanması öngörülüyor. Avrupa'nın en güçlü konvansiyonel ordusuna dönüşme hedefi ise 2039 yılına bırakılıyor.

Yazar, bu takvimin güvenlik gerçekliğiyle uyuşmadığını savunuyor. Alman istihbaratının Rusya kaynaklı risklere ilişkin değerlendirmeleri dikkate alındığında, Avrupa'nın karşı karşıya bulunduğu tehdidin on yılı aşkın süre beklemeyeceği belirtiliyor. Eğer tehdit bugünden itibaren büyüyorsa, askeri hazırlığın da bugünden başlaması gerektiği ifade ediliyor. Bu nedenle "2039'da güçlü olacağız" söyleminin caydırıcılık açısından yeterli olmadığı vurgulanıyor.

Personel sorunu da aynı ölçüde kritik görülüyor. Mevcut plana göre Bundeswehr ve yedek kuvvetlerin toplam sayısının 460 bine ulaşması öngörülüyor. Ancak Kiesewetter'e göre yalnızca Alman Kara Kuvvetleri'nin etkin caydırıcılık sağlayabilmesi için 200 binden fazla aktif personele ihtiyacı bulunuyor. Amerika'nın Avrupa'daki askeri varlığını azaltması halinde bu sayılar daha da yetersiz kalacak. Buna rağmen Berlin yönetimi zorunlu askerliği yeniden tartışmaktan kaçınıyor ve yalnızca gönüllü askerlik sistemini genişletmeye çalışıyor. Yazara göre siyasi kaygılar askeri ihtiyaçların önüne geçmiş durumda.

Makale, Rusya-Ukrayna savaşının sadece cephede yaşanan çatışmalardan ibaret olmadığını, aynı zamanda teknolojik ve ekonomik kapasitenin de savaşın ayrılmaz parçası haline geldiğini vurguluyor. Artık üretim zincirleri, yarı iletkenler, nadir toprak elementleri, yapay zekâ altyapısı, bulut sistemleri ve uydu internet ağları da savaşın kritik unsurları arasında yer alıyor. Buna rağmen Almanya'nın savunma stratejisinde Tayvan kaynaklı yarı iletken bağımlılığı ya da Çin'den ithal edilen kritik mineraller konusunda kapsamlı bir değerlendirme yapılmaması önemli bir eksiklik olarak gösteriliyor.

Bunun yanında Bundeswehr'in satın alma sistemi de ağır eleştiriliyor. Yazıda verilen örneğe göre Almanya'da bir insansız hava aracının resmi sertifikasyon süreci yaklaşık on sekiz ay sürüyor. Modern savaşta teknolojinin birkaç ay içinde değişebildiği düşünüldüğünde bu bürokratik yapının ordunun dönüşümünü imkânsız hale getirdiği belirtiliyor. Yazara göre satın alma sistemi, test mekanizmaları ve askeri bürokrasinin tamamı yeniden yapılandırılmalı.

Kiesewetter, Bundeswehr'in artık barış döneminin bürokratik ordusu olmaktan çıkıp gerçek anlamda savaşa hazır bir kuvvete dönüşmesi gerektiğini savunuyor. Bunun için her birlik seviyesinde insansız sistemlerin kullanılması, elektronik harp uzmanlarının artırılması ve teknoloji geliştiren asker profillerinin oluşturulması gerektiğini belirtiyor. Aksi halde Almanya'nın geçmişte yaşadığı büyük askeri yenilgilerden biri olan Jena-Auerstedt benzeri stratejik bir başarısızlıkla karşılaşabileceği uyarısında bulunuyor.

Makalenin son bölümünde ise yeni stratejinin asıl hedef kitlesinin Alman ordusu ya da Alman kamuoyu olmadığı ileri sürülüyor. Yazara göre bu belge esas olarak dış politikaya yönelik hazırlanmış bir mesaj niteliği taşıyor. Berlin, yaklaşan NATO zirvesi öncesinde hem Washington'a hem de Avrupa başkentlerine "Almanya liderlik sorumluluğunu üstlenmeye hazır" mesajını vermek istiyor. Ancak yazar, bu iddianın henüz sahadaki somut adımlarla desteklenmediğini düşünüyor.

Kiesewetter, Almanya'nın bugün hâlâ Ukrayna'ya Taurus uzun menzilli füzelerini göndermediğini, özel savunma fonlarını verimli kullanamadığını ve toplumun savaş hazırlığı konusunda bilinçlendirilmesine yönelik ciddi adımlar atmadığını hatırlatıyor. Aynı zamanda Savunma Bakanlığı'nın NATO'nun Avrupa, Orta Doğu ve Hint-Pasifik'i tek güvenlik alanı olarak gören yeni yaklaşımını da yeterince benimsemediğini savunuyor. Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore'nin giderek daha koordineli hareket ettiği bir dönemde Almanya'nın güvenlik politikalarının hâlâ bölgesel bakış açısıyla şekillenmesi eleştiriliyor.

Kiesewetter'e göre Berlin'in önünde hâlâ tarihî bir fırsat bulunuyor. Fakat bu fırsatın değerlendirilebilmesi için Almanya'nın geleceğe ilişkin büyük vaatler vermeyi bırakıp, bugünün güvenlik ihtiyaçlarına cevap verecek somut adımları gecikmeden atması gerekiyor. Aksi halde Avrupa'nın askeri liderliği iddiası, kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm olacaktır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.