MI6, Mossad ve Suriye’nin Karanlık Sahası: DEAŞ Gerçekte Bitti mi?
MI6, Mossad ve Suriye’nin Karanlık Sahası: DEAŞ Gerçekte Bitti mi?
Suriye’de savaşın ilk yıllarında siyah bayraklarla, infaz videolarıyla ve “hilafet” propagandasıyla ortaya çıkan DEAŞ, bugün artık aynı yöntemlerle hareket etmiyor. Örgüt, sahadaki biçimini değiştirdi; ancak etkisi, kadroları, hücre yapıları ve bölgesel istihbarat savaşları içindeki rolü ortadan kaybolmadı. Suriye’de yaşanan son gelişmeler, DEAŞ büyük güçlerin istihbarat mücadelelerinde kullanılan esnek bir aparat hâline geldiğini yeniden gösteriyor.
Haber Giriş Tarihi: 12.05.2026 20:17
Haber Güncellenme Tarihi: 12.05.2026 20:25
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Özellikle savaş sonrası dönemde Suriye sahası; MI6, Mossad, CIA bölgesel servisler ve farklı vekil yapılar arasında parçalanmış bir istihbarat laboratuvarına dönüştü. Sahada artık doğrudan “DEAŞ bayrağı” taşınmıyor olabilir. Fakat eski örgüt ağlarının yeni güvenlik yapıları, paramiliter gruplar, sınır hücreleri ve taşeron milisler içinde yeniden organize edildiğine dair çok sayıda rapor bulunuyor. Son gelişmelere gösterdi ki; ABD, Suriye’de yeni kurulan yönetimle doğrudan istihbarat paylaşımına başladı ve DEAŞ saldırılarına ilişkin gizli bilgiler aktardı.
Bu durum, Suriye’de “terörle mücadele” söyleminin giderek daha karmaşık bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor. Çünkü bir dönem El Kaide bağlantılı olarak tanımlanan yapılar, bugün Batılı servislerle ortak operasyon yürüten aktörler hâline geliyor. Aynı süreçte DEAŞ tehdidinin sürekli canlı tutulması ise dış müdahalelerin meşrulaştırılması için kullanılıyor.
Avrupa merkezli istihbarat yayınlarının aktardığına göre bölgede birkaç ülkenin İngiliz istihbaratı MI6’dan Ahmed el-Şara yönetimi için koruma desteği istediği ve MI6-MİT-Suriye güvenlik yapıları arasında yoğun bilgi paylaşımı yürütüldüğü aktarıldı. Bu tablo, İngiliz sahadaki güvenlik mimarisinin aktif parçalarından biri hâline geldiğini ortaya koyuyor.
İngiliz istihbaratı özellikle Irak-Suriye hattında uzun süredir “cihatçı ağların dönüşümü” üzerine çalışan servislerden biri olarak biliniyor. Londra merkezli güvenlik çevreleri, DEAŞ’ın tamamen tasfiye edilmesinden çok “kontrollü düşük yoğunluklu tehdit” seviyesinde tutulmasının bölgesel dengeler açısından işlevsel olduğunu savunuyor. Çünkü sürekli diri tutulan DEAŞ tehdidi; yabancı askeri varlığı, sınır operasyonlarını ve istihbarat müdahalelerini meşrulaştırıyor.
Benzer şekilde İsrail açısından da Suriye’de sürekli parçalanmış bir güvenlik düzeni stratejik avantaj anlamına geliyor. Mossad uzun yıllardır Suriye sahasında hem insan istihbaratı hem de sabotaj operasyonları yürütüyor. İsrail’in tarihsel olarak Suriye devlet yapısına sızma konusunda çok derin bir geçmişi bulunuyor.
İsrail’in son yıllarda özellikle güney Suriye’de İran bağlantılı milisler, Hizbullah ağları ve eski DEAŞ hücreleri üzerine çok katmanlı operasyonlar yürüttüğü biliniyor. Batılı güvenlik raporlarında, savaş boyunca ortaya çıkan bazı radikal ağların daha sonra farklı paramiliter yapılara entegre edildiği ve bu yapıların istihbarat servisleri tarafından manipüle edilmeye açık hâle geldiği sık sık vurgulanıyor.
Bugün Suriye’de dikkat çeken en önemli gerçeklerden biri şu: DEAŞ artık merkezi bir “devlet” görüntüsü vermiyor. Bunun yerine; hücre tipi yapılanmalar, suikast ağları, sınır kaçakçılığı organizasyonları, çöl bölgelerindeki mobil birlikler, yerel güvenlik yapıları içine sızmış unsurlar, eski savaşçılardan oluşan taşeron gruplar üzerinden varlığını sürdürüyor.
DEAŞ, Suriye ve Irak’ta yeniden yapılanıyor; uyuyan hücrelerini aktif hâle getiriyor ve şehir merkezlerine doğru yeni bir örgütlenme stratejisi geliştiriyor. Aynı süreçte ABD istihbaratı, El-Hol kampındaki güvenlik çöküşünün ardından on binlerce DEAŞ bağlantılı kişinin yeniden sahaya dağıldığını açıkladı.
Bu nedenle Suriye’de yaşanan süreç yalnızca “terör örgütüyle mücadele” olarak okunamaz. Asıl mesele, savaş sonrası oluşan boşlukta istihbarat servislerinin radikal ağları nasıl yönettiği ve dönüştürdüğüdür.
Çünkü modern Ortadoğu’da örgütler bazen tamamen yok edilmez. Kimlik değiştirirler. Üniforma değiştirirler. İsim değiştirirler. Aynı kadrolar bir gün “cihatçı”, ertesi gün “yerel güvenlik gücü”, daha sonra “sınır koruma birliği” veya “muhalif yapı” olarak sahaya sürülebilir.
Suriye bugün tam da böyle bir gri alanın merkezinde bulunuyor.
DEAŞ’ın siyah bayrakları geri çekilmiş olabilir. Ancak örgütün oluşturduğu insan havuzu, istihbarat ağları, savaş ekonomisi ve militan altyapısı hâlâ yaşıyor. Ve büyük güçlerin Suriye üzerindeki hesapları sürdükçe, bu yapılar farklı yüzlerle yeniden ortaya çıkmaya devam edecek gibi görünüyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MI6, Mossad ve Suriye’nin Karanlık Sahası: DEAŞ Gerçekte Bitti mi?
Suriye’de savaşın ilk yıllarında siyah bayraklarla, infaz videolarıyla ve “hilafet” propagandasıyla ortaya çıkan DEAŞ, bugün artık aynı yöntemlerle hareket etmiyor. Örgüt, sahadaki biçimini değiştirdi; ancak etkisi, kadroları, hücre yapıları ve bölgesel istihbarat savaşları içindeki rolü ortadan kaybolmadı. Suriye’de yaşanan son gelişmeler, DEAŞ büyük güçlerin istihbarat mücadelelerinde kullanılan esnek bir aparat hâline geldiğini yeniden gösteriyor.
Özellikle savaş sonrası dönemde Suriye sahası; MI6, Mossad, CIA bölgesel servisler ve farklı vekil yapılar arasında parçalanmış bir istihbarat laboratuvarına dönüştü. Sahada artık doğrudan “DEAŞ bayrağı” taşınmıyor olabilir. Fakat eski örgüt ağlarının yeni güvenlik yapıları, paramiliter gruplar, sınır hücreleri ve taşeron milisler içinde yeniden organize edildiğine dair çok sayıda rapor bulunuyor. Son gelişmelere gösterdi ki; ABD, Suriye’de yeni kurulan yönetimle doğrudan istihbarat paylaşımına başladı ve DEAŞ saldırılarına ilişkin gizli bilgiler aktardı.
Bu durum, Suriye’de “terörle mücadele” söyleminin giderek daha karmaşık bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor. Çünkü bir dönem El Kaide bağlantılı olarak tanımlanan yapılar, bugün Batılı servislerle ortak operasyon yürüten aktörler hâline geliyor. Aynı süreçte DEAŞ tehdidinin sürekli canlı tutulması ise dış müdahalelerin meşrulaştırılması için kullanılıyor.
Avrupa merkezli istihbarat yayınlarının aktardığına göre bölgede birkaç ülkenin İngiliz istihbaratı MI6’dan Ahmed el-Şara yönetimi için koruma desteği istediği ve MI6-MİT-Suriye güvenlik yapıları arasında yoğun bilgi paylaşımı yürütüldüğü aktarıldı. Bu tablo, İngiliz sahadaki güvenlik mimarisinin aktif parçalarından biri hâline geldiğini ortaya koyuyor.
İngiliz istihbaratı özellikle Irak-Suriye hattında uzun süredir “cihatçı ağların dönüşümü” üzerine çalışan servislerden biri olarak biliniyor. Londra merkezli güvenlik çevreleri, DEAŞ’ın tamamen tasfiye edilmesinden çok “kontrollü düşük yoğunluklu tehdit” seviyesinde tutulmasının bölgesel dengeler açısından işlevsel olduğunu savunuyor. Çünkü sürekli diri tutulan DEAŞ tehdidi; yabancı askeri varlığı, sınır operasyonlarını ve istihbarat müdahalelerini meşrulaştırıyor.
Benzer şekilde İsrail açısından da Suriye’de sürekli parçalanmış bir güvenlik düzeni stratejik avantaj anlamına geliyor. Mossad uzun yıllardır Suriye sahasında hem insan istihbaratı hem de sabotaj operasyonları yürütüyor. İsrail’in tarihsel olarak Suriye devlet yapısına sızma konusunda çok derin bir geçmişi bulunuyor.
İsrail’in son yıllarda özellikle güney Suriye’de İran bağlantılı milisler, Hizbullah ağları ve eski DEAŞ hücreleri üzerine çok katmanlı operasyonlar yürüttüğü biliniyor. Batılı güvenlik raporlarında, savaş boyunca ortaya çıkan bazı radikal ağların daha sonra farklı paramiliter yapılara entegre edildiği ve bu yapıların istihbarat servisleri tarafından manipüle edilmeye açık hâle geldiği sık sık vurgulanıyor.
Bugün Suriye’de dikkat çeken en önemli gerçeklerden biri şu: DEAŞ artık merkezi bir “devlet” görüntüsü vermiyor. Bunun yerine; hücre tipi yapılanmalar, suikast ağları, sınır kaçakçılığı organizasyonları, çöl bölgelerindeki mobil birlikler, yerel güvenlik yapıları içine sızmış unsurlar, eski savaşçılardan oluşan taşeron gruplar üzerinden varlığını sürdürüyor.
DEAŞ, Suriye ve Irak’ta yeniden yapılanıyor; uyuyan hücrelerini aktif hâle getiriyor ve şehir merkezlerine doğru yeni bir örgütlenme stratejisi geliştiriyor. Aynı süreçte ABD istihbaratı, El-Hol kampındaki güvenlik çöküşünün ardından on binlerce DEAŞ bağlantılı kişinin yeniden sahaya dağıldığını açıkladı.
Bu nedenle Suriye’de yaşanan süreç yalnızca “terör örgütüyle mücadele” olarak okunamaz. Asıl mesele, savaş sonrası oluşan boşlukta istihbarat servislerinin radikal ağları nasıl yönettiği ve dönüştürdüğüdür.
Çünkü modern Ortadoğu’da örgütler bazen tamamen yok edilmez. Kimlik değiştirirler. Üniforma değiştirirler. İsim değiştirirler. Aynı kadrolar bir gün “cihatçı”, ertesi gün “yerel güvenlik gücü”, daha sonra “sınır koruma birliği” veya “muhalif yapı” olarak sahaya sürülebilir.
Suriye bugün tam da böyle bir gri alanın merkezinde bulunuyor.
DEAŞ’ın siyah bayrakları geri çekilmiş olabilir. Ancak örgütün oluşturduğu insan havuzu, istihbarat ağları, savaş ekonomisi ve militan altyapısı hâlâ yaşıyor. Ve büyük güçlerin Suriye üzerindeki hesapları sürdükçe, bu yapılar farklı yüzlerle yeniden ortaya çıkmaya devam edecek gibi görünüyor.
En Çok Okunan Haberler