SON DAKİKA

Amedspor’u hedef alan pankartlar ne anlatıyor?

Amedspor’u hedef alan her nefret dili, bir halkın tarihsel deneyimine, belleğine ve kamusal varlığına yönelmiş sembolik bir saldırı niteliği taşır.

Haber Giriş Tarihi: 11.04.2026 20:50
Haber Güncellenme Tarihi: 11.04.2026 21:26
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Amedspor’u hedef alan pankartlar ne anlatıyor?

Bursaspor’un tribün gruplarının Ankara Demirspor maçı öncesi hazırladığı ve Amedspor’u hedef alan pankartlar, sosyal medyada geniş tepki topladı. Bursa Spor taraftar gruplarının paylaştığı görsellerde, Amedspor’a yönelik aşağılayıcı ve dışlayıcı ifadelerin yer alması; spor kamuoyunda, toplumsal hafızayı yaralayan tehlikeli bir nefret dili olarak değerlendirildi. Özellikle daha önceki karşılaşmalarda “Beyaz Toros” ve “Yeşil” gibi faili meçhul cinayetler ve karanlık devlet pratiğiyle özdeşleşmiş sembollerin tribünlere taşınmış olması, bu son olayın münferit değil, süreklilik arz eden bir zihniyetin yansıması olduğunu yeniden gündeme getirdi.

Bu görüntüler, futbolun rekabet alanını aşarak tarihsel travmaları kaşıyan, acıları küçümseyen ve toplumsal fay hatlarını bilinçli biçimde harekete geçiren bir anlayışın dışavurumudur. Çünkü Amedspor, bir kentin, bir kültürel aidiyetin ve yıllarca inkârla yüzleşmiş bir toplumsal hafızanın görünür simgelerinden biridir. Dolayısıyla Amedspor’u hedef alan her nefret dili, bir halkın tarihsel deneyimine, belleğine ve kamusal varlığına yönelmiş sembolik bir saldırı niteliği taşır.

Faşizm, yalnızca belirli bir siyasal yönetim biçimi değil bir ruhsal hastalık gerçekliğidir. Faşizm ötekini küçümseyerek, aşağılayarak, korku ve nefret üreterek kendini yeniden var eden bir toplumsal psikolojidir. Onun en tehlikeli yönü, gündelik hayatın sıradan alanlarına sızabilmesidir. Tribünler, bu açıdan faşizan dilin en kolay meşrulaştırıldığı sahalardan biri haline gelebilmektedir. Çünkü kalabalık psikolojisi içinde bireysel ahlaki sınırlar kolayca silinir, tarihsel acılar sloganlaştırılır, aşağılayıcı semboller “taraftarlık tutkusu” diye sunulur. Oysa burada yaşanan şey, insan onurunu hedef alan bir simgesel şiddettir.

Türkiye’nin yakın tarihi, özellikle Kürt meselesi bağlamında, inkâr, bastırma ve zor yoluyla kimlik kırımı pratikleriyle doludur. Diyarbakır Cezaevi bu tarihin en ağır simgelerinden biridir. Bir halkın dilini, hafızasını, aidiyetini parçalamaya dönük sistematik bir tahakküm biçimiydi. Bugün tribünlerde aşağılayıcı pankartlarla, tarihsel travmaları çağrıştıran sembollerle Amedspor’un hedef alınması; bu hafızayı taşıyan milyonlar için geçmişteki o karanlık iklimin güncel yankısı gibi hissedilmektedir. Çünkü sembolik şiddet, çoğu zaman fiziksel şiddetin toplumsal zeminini hazırlar.

Ancak burada önemli olan nokta, bu nefret dilinin toplumun bütünüyle özdeşleştirilmemesidir. Türkiye toplumunun geniş kesimleri, günlük yaşamda birlikte yaşayan, birbirinin acısını anlayabilen, aynı şehirleri, sokakları, işyerlerini paylaşan insanlardan oluşmaktadır. Toplumsal gerçeklik ile tribünlerde sahnelenen bu yapay nefret gösterileri arasında büyük bir fark vardır. Asıl sorun; küçük ama örgütlü, geçmişin karanlık reflekslerini bugüne taşıyan faşizan odakların yarattığı simülasyondur.

Bu simülasyonun mantığı nettir: Korku üretmek, ötekini insanlıktan çıkarmak, aşağılamayı normalleştirmek ve tarihsel eşitsizlikleri sürdürmek. Faşist zihniyet, kendisini her zaman güçlü görünmek zorunda hisseder; çünkü özünde korkaktır. Kendi kimliğini, kendi aidiyetini, kendi üstünlük yanılsamasını ancak karşısındakini küçülterek ayakta tutabilir. Bu yüzden en çok hafızadan korkar, en çok yüzleşmeden kaçar, en çok eşitlik fikrinden rahatsız olur. Tribünlerde açılan bu pankartlar da tam olarak bu korkunun dilidir: Kendini güçlü gösterme çabası altında saklanan tarihsel bir güvensizlik ve tahakküm refleksi.

Bu nedenle mesele yalnızca bir pankart meselesi değildir. Mesele, bu ülkenin geleceğinin nefret diliyle mi, yoksa yüzleşme, adalet ve ortak yaşam iradesiyle mi kurulacağıdır. Bugün Amedspor’a yönelen bu dil karşısında sessiz kalmak, toplumsal vicdana karşı da sessiz kalmak anlamına gelir. Gerçek sorumluluk, bu nefret dilini sıradanlaştıranlara karşı açık bir tavır almak; sporun, toplumun ve ortak geleceğin faşizan simgelere teslim edilmesine izin vermemektir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.