SON DAKİKA

#Beraat

HABER DEĞER - Beraat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Beraat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

12 Eylül’ün TRT'ye yansıması: "101’ler" Olayı Haber

12 Eylül’ün TRT'ye yansıması: "101’ler" Olayı

Basın ve yayın dünyasında "101’ler" olarak anılan süreç, 12 Eylül rejiminin düşünceyi, üretimi ve nitelikli kadroları nasıl hedef aldığının en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti. Gerekçesiz Sürgünler ve Meslek Dışı Atamalar 10 Kasım 1981 günü, TRT bünyesinde görev yapan ve her biri alanında uzmanlaşmış 101 yayıncı, prodüktör, spiker, kameraman ve muhabir; hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeden görevlerinden alındı. 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası uyarınca kamuda başlatılan kıyım dalgasının bir parçası olan bu atamalarda, çalışanların meslekleriyle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan bakanlık ve müdürlüklere gönderilmesi dikkat çekti. Dönemin TRT Genel Müdürü emekli general Macit Akman, bu toplu sürgünün "tepeden gelen bir emir"le yapıldığını belirterek uygulamayı, "Vallahi, hiçbirini tanımam ben. Emir veren Başbakan Bülend Ulusu’dur. Biz de uyguladık" sözleriyle özetlemişti. Gazeteci-yazar Adnan Gerger’in "12 Eylül Sürgünleri" adlı kitabında detaylandırdığı süreç, Türkiye tarihinde benzeri görülmemiş bir kadro kıyımıydı. 101 çalışanın karşı karşıya kaldığı atamalar, trajikomik olduğu kadar yıkıcı bir tablo ortaya koydu: Halil Eroğlu (Prodüktör) Kütahya Veteriner Müdürlüğü, Sina Akyol (Dış Yayınlar Prodüktürü), Yozgat Teknik Ziraat Müdürlüğü, Melek Dener (Spiker), Bayındırlık Bakanlığı Dosya Evrak Memurluğu, Ümit Demirağ (Seslendirme Yönetmeni) Afet İşleri, Erdal Özkan (Prodüktör), Türkiye Kömür İşletmeleri, Mustafa Şahin (Kameraman)Trabzon Su Ürünleri Bölge Müdürlüğü Gözaltılar ve DAL Grubu Sürgün edilen TRT personelinden radyo prodüktörü Ahmet Mortaş’ın yaşadıkları, dönemin güvenlik bürokrasisinin ve sıkıyönetim koşullarının bireyler üzerinde yarattığı fiziksel ve psikolojik tahribatın acı bir özetiydi. 11 Kasım'da kurum içinden gözaltına alınan Mortaş, Ankara Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şubesi bünyesindeki "Derin Araştırma Laboratuvarı" (DAL Grubu) olarak bilinen birimde günlerce sorgulandı. Sorgularda; geçmişte hazırladığı programlar, Halk Ozanı Mahzuni Şerif ve diğer aydınlarla ilişkileri, mezhebi ve dini bilgileri soruşturma konusu yapıldı. Emniyetteki gözaltı süresinin ardından serbest bırakılmayı beklerken Mamak Askeri Cezaevi’ne gönderilen Mortaş, burada yaşadığı şiddetli fiziksel ve psikolojik işkenceleri şu sözlerle aktarmıştı: "Mamak’a gittik. Kademe kademe, aşama aşama esas koğuşa alınıncaya kadar hayatımın en büyük işkencelerini gördüm... Avuçlarımıza ve bacaklarımıza iniyordu coplar. Sağa bakma, sola bakma, arkaya dönme, bağırmalar… Kafese alınınca burnumuz duvara, ayaklarınız süpürgeliğe değecek şekilde esas duruşta beklememiz isteniyordu." Mamak'ta geçirdiği 25 günün ardından 4. Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanan ve yasal bir sendika/dernek olan TRT-DER üyeliği dışında suç unsuru bulunamayarak beraat eden Mortaş, tahliye sonrasında gittiği hastanede kafasında çatlar/kırıkler olduğunu ve beyin kanamasından kıl payı kurtulduğunu, doktorların bunun "büyük bir mucize" olduğunu belirttiğini öğrenmişti. Hafızalarda Kalan Bir Direniş "101’ler" olayı; üniversitelerden uzaklaştırılan "1402’likler" ve Devlet İstatistik Enstitüsü'nden sürülen "70’ler" ile birlikte, 12 Eylül rejiminin toplumu ve bürokrasiyi tek tipçi bir zihniyetle nasıl biçimlendirdiğinin simgesi oldu. Yıllar süren hukuk mücadeleleri, mesleklerinden koparılan aydınların yaşadığı travmalar ve Adnan Gerger’in kaleme aldığı “12 Eylül Sürgünleri” kitabı, bu dönemin toplumsal hafızada kapanmayan yaraları olarak kayda geçti.

1980 Travması: 20. Yüzyılın En Büyük Anti-Sendikal Kuşatması DİSK Davası nedir? Haber

1980 Travması: 20. Yüzyılın En Büyük Anti-Sendikal Kuşatması DİSK Davası nedir?

"Şimdi Gülme Sırası Bizde" 12 Eylül 1980 sabahı beş generalin yönetime el koymasıyla birlikte meclis feshedilmiş, anayasa askıya alınmış ve siyasi partiler kapatılmıştı. Bu tablonun arkasında yatan en temel motivasyonlardan biri, sermaye sınıfının 1960’lardan itibaren giderek büyüyen ve güçlenen işçi sınıfı mücadelesine karşı duyduğu duyduğu öfkeydi. 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi, milyonların katıldığı 1 Mayıs kutlamaları, DGM Direnişi, Faşizme İhtar Eylemleri ve ardı arkası kesilmeyen grevler egemen güçleri ürkütmüştü. Darbe, bu yükselişi kırmak için biçilmiş bir kaftandı. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanı Halit Narin'in darbe sonrasında sarf ettiği "20 yıl işçiler güldü, biz ağladık. Şimdi gülme sırası bizde" sözleri, cunta rejiminin sınıf karakterini ve darbenin asıl sahiplerini net biçimde özetliyordu. Nitekim TİSK’in 1982 genel kurulunda sıraladığı taleplerin tamamı askeri yönetim tarafından eksiksiz hayata geçirildi. Ücret artışlarının sınırlanması, emekli aylıklarının düşürülmesi, emekli yaşının yükseltilmesi, kıdem tazminatına tavan getirilmesi, haftalık ve genel tatillerde ücret ödenmemesi, grev ertelemelerinin kapsamının genişletilmesi ve hak grevinin rafa kaldırılması gibi talepler doğrudan 1982 Anayasası'na ve çalışma yaşamına yasal kılıf olarak geçirildi. Toplu pazarlık hakkı ortadan kaldırılarak zorunlu tahkim sistemi devreye sokuldu. İşkenceler ve İdam Talepleri Aziz Çelik’in tanımıyla 20. yüzyıl Türkiye’sinin en büyük anti-sendikal davası olan DİSK Davası, işçi sınıfının örgütlü iradesine vurulan en kapsamlı darbe girişimlerinden biriydi. DİSK'in faaliyetleri durduruldu, konfederasyona kayyımlar atandı, mal varlıklarına el konuldu ve yöneticileri gözaltına alınarak 100 günü aşan insanlık dışı işkencelerden geçirildi. Dönemin cunta yönetimi, aralarında DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk’ün de bulunduğu 51 yönetici dahil toplam 78 kişi hakkında idam cezası talep etti. Yaklaşık 1.500 sendikacı ve aktivistin yargılandığı, 11 yıl süren bu devasa davada konfederasyonu suçlayacak somut hiçbir şiddet eylemi veya yasadışı delil ortaya konulamadı; tamamen meşru ve yasal sendikal faaliyetler suç unsuru olarak gösterildi. Hücrelerden Yükselen Acılar DİSK Davası, aynı zamanda derin insani trajedilerin ve unutulmaz acıların sahnesiydi. DİSK Onur Kurulu üyesi ve Lastik-İş yöneticisi Osman Özkan, 14 Nisan 1982'deki duruşmasından bir gün önce 16 yaşındaki evladını kaybetti. Askeri rejim, bir babanın evladının cenazesine katılmasına izin vermedi. Kızının tabutu tutuklu bulunduğu Davutpaşa Cezaevi'nin önüne getirildi; Osman Özkan evladını son kez cezaevinin demir parmaklıkları ve nizamiyesinden görebildi. Bu derin acıyı ömrü boyunca unutmayan Özkan, yıllar sonra mahkemede yaptığı tarihi savunmada dönemin savcısına seslenerek "Asla affetmeyeceğim" dedi. Bugün Osman Özkan DİSK tarihinde onurla anılırken, o zulmün faili savcının adını ise kimse hatırlamamaktadır; hafızanın adaleti, zalimleri unuttursa da direnenleri tarihe kazıdı. Enternasyonal Dayanışma ve Uluslararası Ağlar Davasının en kritik ve nefes aldırıcı yönlerinden biri de uluslararası alanda örülen dayanışma ağları oldu. Maden-İş avukatlığı ve DİSK Hukuk İşleri Dairesi Müdürlüğü görevlerini yürütürken 12 Eylül sonrası yurt dışına çıkmak zorunda kalan Yücel Top, Aralık 1981’de DİSK Avrupa Temsilciliği’ne atandı. Hasan Tahsin Benli ile yaptığı "Günlerin Bugün Getirdiği" adlı nehir söyleşi kitabında da yer alan anılarında aktardığı üzere Top; Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) başta olmak üzere uluslararası kurumlar nezdinde yoğun bir diplomasi yürüttü. Tutuklu yöneticilerin serbest bırakılması için kampanyalar örgütlendi, diğer ülkelerdeki sendikalardan destek alındı ve cezaevindeki sendikacıların ailelerine maddi yardım kanalları oluşturuldu. 11 Yılın Sonunda Gelen Beraat 11 yıl boyunca süren hukuk savaşının ardından, Askeri Yargıtay 3. Dairesi 16 Temmuz 1991 tarihinde tarihi bir karara imza attı. Yargılamaya dayanak yapılan Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerinin kaldırılmış olması gerekçe gösterilerek, DİSK yöneticileri hakkında beraat kararı verildi. Şiddete bulaşmamış, tamamen meşru hak arama mücadelesi olan sendikal faaliyetler aklanmış oldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Aziz İhsan Aktaş davasında karar! Haber

Aziz İhsan Aktaş davasında karar!

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve 5’i tutuklu 200 sanığın yargılandığı Aziz İhsan Aktaş davasında hüküm açıklandı. Davada görevlerinden uzaklaştırılan belediye başkanları Rıza Akpolat, Zeydan Karalar, Ahmet Özer, Utku Caner Çaykara, Oya Tekin ve Kadir Aydar’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda isim yargılandı. Mahkeme, davada “örgüt kurma”, “örgüt üyeliği” ve “örgüte yardım” suçlarından cezalandırılması talep edilen sanıkların beraatine hükmetti. Aziz İhsan Aktaş da “örgüt kurma”, “evrakta sahtecilik” ve “özel belgede sahtecilik” suçlarından beraat etti. Beşiktaş Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Rıza Akpolat, “örgüt üyeliği”, “evrakta sahtecilik” ve “özel belgede sahtecilik” suçlarından beraat etti. Akpolat hakkında “ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve aklama” suçlarından toplam 23 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Mahkeme ayrıca Akpolat'ın 3 yıl 1 ay 15 gün memuriyetten uzaklaştırılmasına hükmetti. Görevinden uzaklaştırılan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ise “rüşvet” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Esenyurt Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ahmet Özer hakkında “ihaleye fesat karıştırma” suçundan 8 ay 10 gün hapis cezası verildi. Mahkeme bu ceza bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve Özer’in memuriyetinin yasaklanmasına karar verdi. Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, “ihaleye fesat karıştırma” suçundan; Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere ise “rüşvet alma” suçundan beraat etti. Mahkeme, Rıza Akpolat, Oya Tekin ve Celal Tekin’in tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Ceyhan Kayhan ve Erhan Daka hakkında ise tahliye kararı verildi haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer hakkındaki karar açıklandı Haber

Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer hakkındaki karar açıklandı

200 sanıklı Aziz İhsan Aktaş Davasında karar Kamuoyunda "Aziz İhsan Aktaş davası" olarak bilinen ve beşi tutuklu olmak üzere toplam 200 sanığın yargılandığı dava sonuçlandı. İddianamede, Aziz İhsan Aktaş’ın suç örgütü kurarak bazı belediyelerde başkan ve yöneticiler dahil çeşitli isimleri rüşvete bağladığı öne sürülmüştü. Hakkındaki suç örgütü liderliği ve rüşvet suçlamaları kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Aktaş, tahliye edilmesinin ardından tutuksuz sanık olarak yargılanmaya devam ediyordu. Dava kapsamında sanıklar arasında yer alan ve görevinden uzaklaştırılan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer hakkında da mahkeme hükmünü açıkladı. Ahmet Özer Hakkında Verilen Cezalar ve Hükümler Yargılama neticesinde mahkeme, Ahmet Özer hakkındaki suçlamalarla ilgili Özer özel belgede sahtecilik suçlamasından beraat etti. 'İhmal suretiyle görevi kötüye kullanma' suçundan 8 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti, verilen hapis cezasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ve Özer’in memuriyetinin yasaklanmasına karar verdi. Bilindiği üzere, belediye başkanı Özer hakkında daha önce “ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma” suçundan iki ayrı kez 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti. Öte yandan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli daha önce yaptığı açıklamada Ahmet Özer ve Ahmet Türk’ün görevlerine dönmesi gerektiğini belirterek, “Öcalan umuda, Ahmetler göreve, Demirtaş evine dönmeli” ifadelerini kullanmıştı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Aziz İhsan Aktaş’tan İBB Davası’nda çarpıcı savunma: Dekontları ve belgeleri sundu Haber

Aziz İhsan Aktaş’tan İBB Davası’nda çarpıcı savunma: Dekontları ve belgeleri sundu

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen, görevden alınan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 53’ü tutuklu 414 sanıklı davanın 68'inci duruşması, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki duruşma salonunda görüldü. Yaklaşık 15 saat süren maraton duruşmada savunmasını yapan tutuksuz sanık Aziz İhsan Aktaş, HTS kayıtları, banka dekontları, dijital materyaller ve uzman mütalaalarından oluşan geniş bir delil klasörünü mahkeme heyetine sundu. Salondaki koruma yoğunluğuna ilişkin spekülasyonlara yanıt vererek savunmasına başlayan Aktaş, "Öncelikle şu yanlış algıyı düzeltmek istiyorum. Bazılarının beyan ettiği üzere yanımdaki kişiler bir koruma ordusu değildir. Daha önce şahsıma yönelik planlanan suikast girişimi nedeniyle devletimizin tahsis ettiği resmi korumalardır. Bu benim için bir ayrıcalık değil, can güvenliğimin sağlanması adına alınan zorunlu bir tedbirdir" ifadelerini kullandı. “Sistemin Amacı Ekrem İmamoğlu'nun Faaliyetlerini Finanse Etmekti” Etkin pişmanlık beyanlarının değersizleştirilmeye çalışıldığını savunan Aktaş, İBB bünyesinde iş insanlarının hak edişlerinin bilerek geciktirildiğini ve bir ödeme baskısı oluşturulduğunu öne sürdü. İddianamede yer alan "sistem" kavramına dair konuşan Aktaş, "Bu dosyadaki temel mesele, yasal hak ediş alacaklarının iş insanları üzerinde sistematik bir baskı aracı hâline getirilmesidir. İlgililerin kendi aralarında 'sistem' adını verdikleri bir para toplama düzeni kurulmuştur. Karşıma çıkan bu yapı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu liderliğinde şekillenmiştir. Sistemin temel amaçlarından en önemlisi ise Ekrem İmamoğlu'nun siyasi hayatının ve faaliyetlerinin finanse edilmesidir" dedi. Aktaş, bu mekanizmadan İSFALT Genel Müdürü Burak Korzay, İBB İştirakler Danışmanı Ertan Yıldız ve diğer bazı iş insanlarının da ifadelerinde bahsettiğini belirtti. Mahkemeye Sunulan Belgeler ve Para Trafiği Duruşma salonundaki ekranlara yansıttığı HTS baz kayıtları ve banka hareketleriyle iddialarını detaylandıran Aktaş, 2024 yerel seçim süreci öncesinde CHP eski Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Özgür Karabat’ın kendisini Esenyurt’taki bir otele çağırdığını iddia ederek, Karabat’ın "İmamoğlu'nun kesin talimatı var, 5 milyon TL vermezsen hak ediş ödemelerin durdurulacak" dediğini ileri sürdü. Aktaş, bankadan nakit çekilen bu paranın İkitelli’deki bir akaryakıt istasyonunda Karabat’ın şoförü/danışmanı Sırrı Küçük’e teslim edildiğini ve söz konusu para çekim dekontları ile HTS sinyallerinin eşleştiğini savundu. İSFALT ve İBB iştirakleriyle yürütülen işlerde hak edişlerin ödenmesi karşılığında kendisinden Kilyos’taki bir otele çanta içerisinde 970 bin dolar (dönemin kuruyla yaklaşık 30 milyon TL) bırakmasının istendiğini, ödeme yapılmaması durumunda şirketlerinin nakit akışının bozulacağı yönünde tehdit edildiğini belirten Aktaş, çantanın daha sonra belediye yetkilileri tarafından alındığını öne sürdü. Ayrıca Florya’daki Başkanlık Konutunda gerçekleştirildiğini iddia ettiği toplantılara değinen Aktaş, İETT ve diğer birimlerde iş yapan yüklenici firmalardan her hak ediş ödemesi için yüzde 10 ila yüzde 12 arasında değişen oranlarda pay talep edildiğini savunarak, kendi şirket grubu üzerinden 2020-2024 yılları arasında toplam 84 milyon 857 bin TL tutarında ödeme yapmak durumunda bırakıldıklarını beyan etti. “Rüşvet Değil, İrtikap Mağduruyuz” Savcılık mütalaasında kendisine rüşvet suçlaması yöneltilmesine karşı çıkan Aktaş, yapılan ödemelerin bir çıkar sağlama amacı taşımadığını, ticari varlıklarını korumak için zorlama altında verilen "irtikap bedelleri" olduğunu ifade etti. Haklarındaki ihaleye fesat karıştırma iddialarına ilişkin diğer adli süreçlerde beraat yönünde görüş bildirildiğini hatırlatan Aktaş, "Etkin pişmanlık kapsamında sunduğum tüm deliller, HTS kayıtları ve belgeler ortadadır. Üzerime atılı rüşvet suçlamasından beraatımı ve hakkımda ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep ediyorum" diyerek savunmasını tamamladı. Mahkeme heyeti, taraf avukatlarının beyanlarını alarak duruşmayı sonraki celseye erteledi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kadın şiddetini protesto eden hemşire memuriyetten çıkarıldı Haber

Kadın şiddetini protesto eden hemşire memuriyetten çıkarıldı

"Saç örme" dayanışması ve başlatılan soruşturma Soruşturmanın başlangıcı Ocak 2026'ya uzanıyor. Suriye'nin kuzeyinde öldürülen bir Kürt kadının kesilmiş saç örgülerinin silahlı bir cihatçı milis tarafından teşhir edildiği görüntülerin sosyal medyada yayılmasının ardından, birçok ülkede kadınlar zulüm görenlerle dayanışma ifadesi olarak saçlarını ördükleri fotoğrafları ve videoları paylaşmaya başladı. Kürt kültüründe kadın saç örgüsünün iradesi hilafına kesilmesi ağır bir hakaret, yas ve direniş çağrısı olarak kabul edildiği için bu eylem kimliğe ve kadın onuruna yönelik doğrudan bir saldırı olarak görüldü. Yaşanan barbarlığa tepki göstermek amacıyla Êzidî kadınlar ve Suriye’deki yerel kadın hareketleri ilk olarak kitlesel "saç örme" kampanyası başlattı. Kampanya kısa sürede Avrupa, Kuzey Amerika ve Orta Doğu’daki Kürt diyasporası ile uluslararası kadın örgütleri tarafından benimsendi; Türkiye’de de DEM Partili milletvekilleri, kadın aktivistler, sanatçılar ve sivil toplum temsilcileri Meclis'te ve meydanlarda saçlarını örerek eyleme destek verdi. Kocaeli'de bir kamu hastanesinde görev yapan hemşire İkra Avcı da bu kampanyaya sosyal medya hesabından yayımladığı kısa bir videoyla katıldı. Paylaşımın ardından hakkında hem adli hem de idari soruşturma açıldı ve görevinden uzaklaştırıldı. Mahkeme beraat verdi ama memuriyetten çıkarıldı Savcılık, Avcı hakkında "terör örgütü propagandası yapmak" suçlamasıyla dava açtı. Kocaeli'de görülen davada mahkeme, Avcı'nın paylaşımının propaganda suçunu oluşturmadığı sonucuna vararak 21 Mayıs 2026 tarihinde beraatine karar verdi. Ancak beraat kararı dosyayı kapatmadı. Ceza yargılamasından bağımsız olarak yürütülen disiplin soruşturması sonucunda Sağlık Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla devlet memurluğundan çıkarıldı. Böylece aynı paylaşım, ceza davasında beraat, disiplin soruşturmasında ise devlet memurluğundan çıkarma sonucunu doğurdu. Mahkemede beraat eden davranışın Sağlık Bakanlığı'nın disiplin yönetmeliğinde hangi nedenle cezalandırma gerektiğine ilişkin ise henüz resmi bir açıklamaya ulaşılamadı. DEM Parti'nin konuya ilişkin verdiği soru önergesine göre "Devlet Memurluğundan Çıkarma" cezası Avcı'ya 15 Mayıs 2026'da tebliğ edildi. Buna göre idari yaptırım, beraat kararından günler önce kesinleşmiş oldu. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezası kurumun Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla verilirken, kurul kararının tarih, sayı ve gerekçesi kamuoyuna açıklanmış değil. Avcı'nın idari işleme karşı yargı yoluna başvurması bekleniyor. Açılacak davada yalnızca memuriyetten çıkarma işleminin hukuka uygunluğu değil, aynı paylaşımın disiplin hukukunda hangi fiil kapsamında değerlendirildiği ve bu en ağır disiplin yaptırımının hangi hukuki gerekçeyle tesis edildiği de yargısal denetime konu olacak. İkra Avcı'dan ve siyasi kanattan tepkiler İkra Avcı, 19 Ağustos'ta sosyal medya hesabından durumu duyurdu ve yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: "HEMŞİRELİK MESLEĞİMDEN ATILDIM. Bir kadın cinayetine sessiz kalmadım. Kadınların öldürülmesine, şiddete ve kadın cinayetlerine tepki göstermek için saçımı ördüm. Bunun bedeli ise benim için mesleğim oldu. Hakkım haram olsun…." Avcı'nın açıklaması kısa sürede çok sayıda haber kuruluşu tarafından duyuruldu ve dosya yeniden kamuoyunun gündemine taşındı. DEM Parti Kadın Meclisi ile DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli sosyal medya hesaplarından hemşire Avcı'nın meslekten çıkarılma kararını kınayan paylaşımlarda bulundu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Şarkıcı Mabel Matiz'e yeni müstehcenlik soruşturması Haber

Şarkıcı Mabel Matiz'e yeni müstehcenlik soruşturması

Şarkıcı Mabel Matiz'in yeni çalışması adli mercilerin incelemesine takıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sanatçının dijital platformlar üzerinden dinleyiciyle buluşturduğu "Ha Leylim" adlı şarkısının video klibi ve sözleri üzerine hukuki süreç başlattı. "Müstehcenlik" iddiasıyla re'sen soruşturma Başsavcılık tarafından konuya ilişkin paylaşılan resmi yazılı açıklamada, şarkının sözleri ile görsel içeriğinin yasal karşılığına dikkat çekildi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: "Kamuoyunda Mabel Matiz olarak tanınan şarkıcı tarafından seslendirilen ve dijital platformlarda yayınlanan 'Ha Leylim' isimli şarkıya ait video klibin şarkı sözleri ile birlikte görselinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesinde düzenlenen müstehcenlik suçu kapsamında kaldığı değerlendirilmekle, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve gerekli soruşturma işlemlerinin yapılması için Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından Re'sen Soruşturma başlatılmıştır." Soruşturmaya konu olan şarkının sözlerinden bazı kesitler ise şu şekilde yer alıyor: "Ha leylim, bi' ses ver be, güzelim Bu gece bana gel, şeker ezelim Yaradan duysun da, muradımı versin de Yaz maz gelsin, gezinelim Garibim, 'keşke'm ve helalim Dola sen boynuma vebalin' Nişanımız olsun da tüm kasaba bilsin de Sağ elinde dursun sol elim, sol elim" Geçmişte de benzer bir süreç yaşamıştı Mabel Matiz daha önce de "Perperişan" isimli şarkısının sözlerinde müstehcen ifadeler bulunduğu ve eserin dijital ortamda yaş sınırı olmaksızın paylaşıldığı iddialarıyla yargıya taşınmıştı. Söz konusu soruşturma ve dava sürecinin ardından mahkeme, suçun yasal unsurlarının oluşmadığına karar vererek sanatçı hakkında beraat hükmü vermmişti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Flash Haber TV'nin sahibi tahliye edildi Haber

Flash Haber TV'nin sahibi tahliye edildi

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, davanın tek tutuklu sanığı olan Erkan Kork’un tahliyesine hükmetti. "Şirketim mevzuata uygun faaliyet gösterdi" SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katılan Erkan Kork, savunmasında şirketlerinin kuruluşundan itibaren her zaman yasal düzenlemelere ve kurumsal yapıya odaklandığını vurguladı. Kork, "Payfix’in kuruluşundan itibaren hedefim güçlü bir kurumsal yapı oluşturmaktı. Ben hiçbir zaman mevzuatın bana yüklediği yükümlülüklere asgari düzeyde uymadım, her zaman daha fazlasını yaptım" ifadelerini kullandı. "Sektörün mağduriyetleriyle savaştık" Ödeme sistemlerindeki güvenlik politikalarına dikkat çeken Kork, özellikle IBAN dolandırıcılığı ile mücadele ettiklerini belirtti. Kork, "Biz sadece Payfix’i korumadık, aynı zamanda tüm sektörün yaşadığı mağduriyetlerle savaştık. IBAN dolandırıcılığı konularıyla ilgili savcılığa birçok başvuruda bulunduk" diyerek, suçlamaları reddetti ve beraat edeceği inancını yineledi. Adaletli yargılanma talebi Davanın 16 aydır süren tutukluluk sürecine değinen Erkan Kork, mahkeme heyetinden şu sözlerle tahliyesini talep etti: "Yargılanmaktan hiçbir zaman kaçmadım ancak adaletli yargılanmak isterim. Beraat edeceğime eminim ama bunun için 16 ay hapis mi yatmam lazımdı? Benim haricimde tutuklu ya da ev hapsinde sanık kalmadı. Sayın hakim, sizden adalet ve tutuksuz yargılanma talep ediyorum." Mahkeme kararını açıkladı Tarafların ve avukatların beyanlarının ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanık Erkan Kork’un tahliyesine karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. Böylece davada tutuklu sanık kalmadı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.