SON DAKİKA

#Çözüm Süreci

HABER DEĞER - Çözüm Süreci haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çözüm Süreci haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DEM Parti’den  Mehmet Uçum’a: "Aksatan sen ve senin gibileridir" Haber

DEM Parti’den Mehmet Uçum’a: "Aksatan sen ve senin gibileridir"

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum’un Anadolu Ajansı’na (AA) verdiği mülakatta yer alan ifadeler, Ankara siyasetinde yeni bir polemiğin fitilini ateşledi. Uçum’un yürütülen adımların klasik bir "çözüm süreci" veya siyasi müzakere olmadığını, devlet inisiyatifiyle şekillenen bir "geçiş süreci" taşıdığını ve DEM Parti içindeki dinamiklerin bu süreci aksattığını savunmasının ardından DEM Parti yönetiminden yanıt gecikmedi. "DEM Parti içindeki pozisyon savaşları süreci baltalıyor" AA’ya yaptığı açıklamalarda DEM Parti’nin önümüzdeki yıl gerçekleştireceği kongreye ve parti içi tartışmalara değinen Mehmet Uçum, DEM Parti'nin "Demokratik Cumhuriyet Hareketi" veya "Yurtsever Sol Demokrasi" gibi arayışlar içinde statü savaşları yaşadığını iddia etmişti. Uçum şu değerlendirmeyi yapmıştı: "DEM’in yeniden yapılanma süreci veya Demokratik Cumhuriyet Hareketi ya da Yurtsever Sol Demokrasi adları altında yeniden bir yapılanmaya girilmesi, pozisyon ve statü savaşlarını tetikliyor olabilir. Bunlar, elbette kendi konularıdır. Nasıl yöneteceklerine kendileri karar verir ancak bu iç çekişmelerin süreç açısından sorun üreten diller kurulmasına, özellikle etnik siyasete savrulmaya sebebiyet verdiği de bir gerçektir. Yine yapıcı demokratik muhalefet yerine yanlış bağlamlarda ve yavan yaklaşımlarla 'Kim devletin genel ve özel uygulamalarına daha fazla itiraz ediyor' yarışına giriliyor. Türkiye’ye yönelik ve süreci de baltalamak isteyen Batıcı ve neoliberal ideolojik saldırıların destekçiliğini yapanlara rastlanıyor." "İlk günden itibaren tahrik edici bir çaba içindesiniz" Saray bürokrasisinden gelen bu iddialara sosyal medya hesabı üzerinden tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, "Aksatan sen ve senin gibileridir. Sürecin yerli yerine oturmaması, karşılıklı barış iradesinin gelişmemesi ve en önemlisi de Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin sürece ve müzakerelere konu olan başlıklara dair umudunun gelişmemesi için ilk günden itibaren tahrik edici bir çaba içindesiniz." ifadelerini kullandı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'den kritik vurgu:  "Terörsüz Türkiye stratejik bir devlet politikasıdır" Haber

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'den kritik vurgu: "Terörsüz Türkiye stratejik bir devlet politikasıdır"

Bir dizi temas ve incelemede bulunmak üzere Batman’a giden İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Valilik ziyaretinin ardından Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Kristal Park Tesisleri’nde düzenlenen "Bölge Valileri Terörsüz Türkiye Toplantısı"na başkanlık etti. Toplantıya Bölge valilerinin yanı sıra Emniyet Genel Müdürü Ali Fidan, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Ali Çardakçı ve bölge il emniyet müdürleri ile jandarma komutanları katıldı. "Dünya yeniden şekillenirken iç bütünlüğümüzü tahkim etmeliyiz" Küresel güç dengelerinin değiştiği ve yakın coğrafyada yeni jeopolitik dengelerin kurulduğu bir dönemden geçildiğini vurgulayan Bakan Mustafa Çiftçi, Türkiye'nin iç dayanışmasını en üst seviyeye çıkarmasının tarihi bir zorunluluk olduğunu ifade etti: "Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde ortaya konulan 'Türkiye Yüzyılı' vizyonunun en önemli stratejik hedeflerinden biri, terör meselesinin kalıcı biçimde sona erdirilmesidir. Çünkü Terörsüz Türkiye; milli birliğimizin tahkimi, toplumsal kardeşliğimizin güçlendirilmesi ve ülkemizin bölgesel ve küresel hareket alanının genişletilmesi bakımından stratejik bir devlet politikasıdır. Bu büyük hedefin temelinde ise tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet anlayışı bulunmaktadır." "Aynı yanlışların tekrarlanmasına kesinlikle izin vermemeliyiz" Terörle mücadele geçmişine ve devlet hafızasına değinen Bakan Çiftçi, kamu düzeninden ve milli egemenlikten taviz verilmeyeceğini belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bizim arzumuz, bu topraklarda bir daha hiçbir annenin evlat acısıyla sınanmamasıdır. Ancak bu hedefe ulaşırken devletimizin vakarından, hukukundan ve egemenlik haklarından en küçük bir taviz verilmesi söz konusu olamaz. Türkiye geçmişte 'çözüm süreci' olarak adlandırılan bir tecrübe yaşadı. Bu tecrübenin bize öğrettiği önemli dersler vardır. İyi niyetle atılan adımların terör örgütleri tarafından istismar edilmesi devlet hafızamızda kalıcı izler bırakmıştır. Aynı yanlışların tekrarlanmasına kesinlikle izin vermemeliyiz. Devletimizin şefkati de kudreti de yerli yerinde olacaktır." "İç cephemiz ne kadar güçlü olursa dışarıdaki sözümüz o kadar etkili olur" Bölge valilerinin sahadaki idari sorumluluğuna ve provokasyonlara karşı uyanık olunması gerektiğine dikkat çeken Çiftçi, sürecin dış politika ve jeopolitik boyutunu şu sözlerle özetledi: "Türkiye Yüzyılı, devletimizin jeopolitik hedefleriyle milletimizin tarihi sorumluluk ve medeniyet misyonunun yeniden buluştuğu büyük bir yürüyüştür. Bu yürüyüşte, içeride kardeşliğini tahkim etmiş bir Türkiye’nin bölgesel etkisi daha da güçlenecektir. İç cephemiz ne kadar güçlü olursa, dışarıdaki sözümüz o kadar etkili olacaktır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde ve MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu güçlü destekle ilerleyen Terörsüz Türkiye hedefini başarıya ulaştırmak için hep birlikte çalışacağız." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "15 Temmuz sonrası, Türkiye için yeniden yapılanma dönemi oldu" Haber

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "15 Temmuz sonrası, Türkiye için yeniden yapılanma dönemi oldu"

SETA tarafından düzenlenen "Onuncu Yılında 15 Temmuz" konulu sempozyumda konuşan Cevdet Yılmaz, 15 Temmuz’un sadece bir saldırı değil, milletin iradesine ve değerlerine yönelik bir tehdit olduğunu vurgulayarak, geride kalan on yılın devletin kurumsal kapasitesi için bir "muhasebe ve yeniden yapılanma dönemi" olduğunu belirtti. "Kurumlar zayıflamadı, aksine güçlendi" 15 Temmuz sonrası bazı Batılı çevrelerin "kurumların zayıfladığına" dair iddialar ortaya attığını hatırlatan Yılmaz, gerçeklerin bunun tam tersini gösterdiğini ifade etti. Yılmaz, süreci "Bazı Batılı çevreler o dönemde 'FETÖ'cüler tasfiye ediliyor, kurumlar zayıfladı' gibi argümanlar geliştiriyorlardı. Tam tersine FETÖ'cülerin tasfiyesiyle birlikte ordumuz başta olmak üzere birçok kurum çok daha etkili bir şekilde gerçek vazifesini yerine getirmeye başladı. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güvenlikten kamu yönetimine, istihbarattan yargıya kadar pek çok alanda önemli adımlar atılmıştır." ifadeleri ile değerlendirdi. "Terörsüz Türkiye" vurgusu Konuşmasında terörle mücadele konusuna da geniş yer ayıran Yılmaz, Türkiye'nin bugün tarihinin en güçlü dönemlerinden birini yaşadığını kaydetti. PKK terör örgütüne yönelik sürece değinen Yılmaz, şu ifadeleri kullandı: "Bugün de 'Terörsüz Türkiye' sürecimiz devam ediyor. Geldiğimiz aşamada artık PKK terör örgütünün kendisini feshetmesi, silahları bırakması ve kalıcı bir şekilde bu soruna bir çözüm üretilmesi noktasında da çok kritik bir dönemdeyiz. Geçmişteki çabaların başarısız olmasında veya eksik kalmasında FETÖ'nün önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Geçmiş çözüm süreci dediğimiz süreçlerde yaşananlara bu anlamda bir tekrar bakılmasının faydalı olacağına inanıyorum." Uluslararası iş birliği Türkiye'nin 15 Temmuz tecrübesini dost ve kardeş ülkelerle paylaşması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, "Türkiye bu tecrübeyi yaşadı, başkaları yaşamasın, Türkiye'den öğrensinler" çağrısında bulundu. FETÖ benzeri yapılanmalara karşı uluslararası alanda teyakkuzun şart olduğunu belirten Yılmaz, demokratik istikrarın ve güçlü kurumsal kapasitenin Türkiye'nin bölgesel sorumluluklarını yerine getirmesine de büyük güç kattığını sözlerine ekledi. Yılmaz konuşmasını, o gece milletin yazdığı destanı minnetle anarak ve böyle bir milletin ferdi olmaktan duyduğu onuru ifade ederek sonlandırdı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İYİ Parti grubunda tansiyon yükseldi: Dervişoğlu'ndan Bahçeli'ye Öcalan tepkisi Haber

İYİ Parti grubunda tansiyon yükseldi: Dervişoğlu'ndan Bahçeli'ye Öcalan tepkisi

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında dikkat çekici bir öneride bulunarak, barış sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi için Abdullah Öcalan’a bir statü verilmesi gerektiğini savunmuştu. "Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü" unvanını gündeme getiren Bahçeli, mevcut sürecin Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarına hizmet etmesi gerektiğini belirterek, "Statü açığı varsa ele alınmalıdır" ifadelerini kullanmıştı. "Bu deliliktir, aklınızı başınıza alın" İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada bu öneriye çok sert tepki gösterdi. Bahçeli'nin sözlerini sert bir dille eleştiren Dervişoğlu, "Dünyanın hangi hukuk sisteminde bir hükümlüye resmi bir yetki alanı bahşedilebilir? Bu deliliktir, aklınızı başınıza alın. Dünyayı kendinize güldürmeyin" dedi. Dervişoğlu'nun bu sözleri, İYİ Parti grubundaki milletvekilleri ve üyeler tarafından ayakta alkışlandı. Sorumluluk çağrısında bulundu Konuşmasında tepkisini "Siz utanmıyorsunuz, sizin yerinize ben utanıyorum" diyerek sürdüren Dervişoğlu, hükümet ve MHP kanadına yönelik eleştirilerini ağırlaştırdı. Terör örgütü elebaşına resmi bir görev atfedilmesinin kabul edilemez olduğunu savunan İYİ Parti lideri, yetkilileri sağduyuya davet etti. Dervişoğlu’nun bu çıkışıyla birlikte, Ankara siyasetinde "yeni çözüm süreci" tartışmaları üzerinden yaşanan gerilim tırmanmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Güvenlikten kimliğe: Kürt meselesini anlamak Haber

Güvenlikten kimliğe: Kürt meselesini anlamak

Türkiye’de uzun yıllar boyunca yalnızca “terör sorunu” çerçevesinde ele alınan Kürt meselesi, akademide ve kamuoyunda tartışılması en zor başlıklardan biri oldu. Devlet politikalarının güvenlik merkezli yaklaşımı, sorunun toplumsal ve kültürel boyutlarının görünmez kalmasına yol açtı. İşte tam bu noktada, sosyolog ve siyaset bilimci Doğu Ergil, tabu kabul edilen konulara bilimsel verilerle yaklaşarak bu alandaki en kapsamlı çalışmalardan birine imza attı. Ergil’in ilk baskısı “Kürt Raporu” adıyla yayımlanan ve zaman içinde güncellenen çalışması, bugün Kürtleri Anlamak: Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine başlığıyla okurla buluşuyor. Kitap, Kürt meselesini yalnızca bir güvenlik problemi olarak ele alan anlayışa karşı, kimlik, kültürel haklar ve demokratikleşme perspektifini merkeze alan bir çerçeve sunuyor. Saha verilerine dayanan cesur bir çalışma Kitabın temelini, Prof. Dr. Doğu Ergil’in 1990’lı yıllardan itibaren yürüttüğü üç kapsamlı saha araştırması oluşturuyor. İlk rapor, 1995 yılında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) desteğiyle hazırlandı. Kürt nüfusun yoğun yaşadığı illerde 1267 kişiyle yüz yüze yapılan görüşmelere dayanan bu çalışma, yayımlandığı dönemde büyük yankı uyandırdı. Raporda, devletin güvenlik politikalarının sivil halka verdiği zarar açık biçimde dile getirilirken, Kürt yurttaşlar ile silahlı örgütlerin birbirinden ayrılması gerektiği vurgulandı. Ergil’in çalışması, “tek etnik kimliğe dayalı vatandaşlık” anlayışının sorun ürettiğine dikkat çekerek, kültürel kimliklerin tanınmasının bölünme değil toplumsal bütünleşme için bir fırsat olduğunu savundu. Kürtçenin kültürel bir dil olarak kullanımının önündeki yasakların kaldırılması gerektiği yönündeki öneriler ise, o dönem için son derece çarpıcıydı. Doğu’nun demokrasi talebi ve Kürtlerin çeşitliliği 2005 yılında gerçekleştirilen ikinci saha araştırması, “Endişelenme Türkiye!” başlığıyla yayımlandı. Güneydoğu Anadolu’da 8 bini aşkın kişiyle yapılan anketler, bölge halkının demokrasi, özgürlük ve refah taleplerinin güçlü olduğunu ortaya koydu. Araştırma sonuçları, Doğu ile Batı arasında sanıldığı kadar derin bir değerler uçurumu olmadığını gösterdi. 2008’de yapılan üçüncü çalışma ise Kürt siyasi hareketinin toplumsal karşılığını mercek altına aldı. Bu araştırmada, Kürt toplumunun homojen bir yapı olmadığı; radikal ve ılımlı eğilimler arasında belirgin bir ayrışma bulunduğu tespit edildi. Ergil, Kürtlerin önemli bir bölümünün şiddete mesafeli olduğunu ve ortak yaşamdan yana tavır aldığını vurguladı. “Terör bir neden değil, sonuçtur” “Kürtleri Anlamak”, üç raporu bir araya getirerek temel bir mesaj veriyor: Kürt meselesi bir güvenlik sorunu değil; kimlik, eşit yurttaşlık ve demokrasi meselesidir. Ergil’e göre siyasal şiddet, çözülmemiş toplumsal sorunların bir sonucudur. Bu nedenle sorunu yalnızca polisiye tedbirlerle ele almak, kalıcı barışın önünü tıkamaktadır. Kitapta, İspanya’nın ETA ve İngiltere’nin IRA deneyimleri gibi uluslararası örneklere de yer verilerek, silahlı çatışmaların siyasal kanallar açıldığında sona erebildiği vurgulanıyor. Ergil, hem devlete hem de Kürt siyasi hareketine, şiddetten uzak, demokratik zeminde çözüm çağrısı yapıyor. Yazar hakkında 1940 yılında İstanbul’da doğan Prof. Dr. Doğu Ergil, Ankara Üniversitesi mezunu. Akademik çalışmalarını ABD’de Oklahoma ve New York üniversitelerinde sürdüren Ergil, siyaset sosyolojisi alanında uzun yıllar ders verdi ve araştırmalar yaptı. 2013 yılında çözüm süreci kapsamında kurulan Akil İnsanlar Heyeti’nde de yer aldı. Akademik kimliğinin yanı sıra kamuoyuna yönelik çalışmalarıyla da tanınan Ergil, Türkiye’de Kürt meselesinin bilimsel zeminde tartışılmasına öncülük eden isimlerden biri olarak kabul ediliyor. Neden okunmalı? “Kürtleri Anlamak: Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine”, yalnızca Kürt meselesini değil, Türkiye’nin demokrasi sınavını anlamak isteyen herkes için önemli bir kaynak. Akademik verilerle desteklenen, ancak sade ve anlaşılır bir dille kaleme alınan kitap, geçmişte yapılan hataları ve çözüm yollarını birlikte ele alıyor. Türkiye’nin ortak geleceğine dair kapsamlı bir perspektif sunan bu çalışma, barışın ve toplumsal uzlaşının ancak “anlamakla” mümkün olabileceğini hatırlatıyor.

AB'nin Türkiye raporuna Ankara'dan Yanıt: Önyargılı, mesnetsiz, reddediyoruz! Haber

AB'nin Türkiye raporuna Ankara'dan Yanıt: Önyargılı, mesnetsiz, reddediyoruz!

Ankara: AB, olumlu gündem arayışını baltalıyor Avrupa Birliği Komisyonu’nun 4 Kasım’da yayımladığı yıllık Türkiye raporu, Ankara’nın sert tepkisini çekti. Dışişleri Bakanlığı, raporda yer alan yargı, temel haklar ve iç siyasi işleyişe dair değerlendirmeleri “taraflı, önyargılı ve mesnetsiz” olarak nitelendirdi. Bakanlık, kullanılan dili de Türkiye-AB ilişkilerini geliştirme çabalarıyla bağdaşmayan “olumsuz ve işbirliğine zarar veren” bir tutum olarak tanımladı. AB: Türkiye’de demokratik gerileme sürüyor, yargı bağımsız değil AB Komisyonu raporu, Türkiye’de insan hakları ve demokrasi standartlarının “önceki yıllara göre daha da kötüleştiğini” belirtiyor. Belgede, güçler ayrılığının zayıfladığı, yürütmenin yargı üzerindeki etkisinin arttığı, muhalefet temsilcilerinin tutuklanmasının “Türkiye’nin demokratik geleneğine dair ciddi soru işaretleri yarattığı” vurgulanıyor. Raporda ayrıca, büyükşehir belediyelerinde muhalefet temsilcilerine açılan davalar ile iktidar yanlısı isimlere yönelik soruşturma eksikliği arasında “seçici uygulama” bulunduğu ifade ediliyor. AİHM kararları, Demirtaş ve Kavala vurgusu raporda öne çıktı AB, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarının uygulanmamasını temel sorunlardan biri olarak gösterdi. Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala kararlarının yerine getirilmemesi özellikle eleştirildi. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türkiye hakkında “yoğun denetim” altında tuttuğu 205 dosya bulunduğuna dikkat çekildi. Dışişleri: “AB raporu, stratejik ortaklık perspektifine aykırı” Ankara, raporun hem içerik hem ton olarak kabul edilemez olduğunu belirterek Türkiye’nin AB üyelik hedefinin sürdüğünü, ancak “tek taraflı değerlendirmelerin sürece katkı sunamayacağını” vurguladı. Açıklamada, Türkiye ile AB arasında “olumlu gündem inşa etme iradesi varken böylesi metinlerin süreci geriye götürdüğü” ifadesi yer aldı. AB, Kürt yurttaşlara ilişkin çözüm süreci vurgusu yaptı Raporda, Türkiye’nin güvenlik gerekçeli uygulamalarında hukukun üstünlüğü ve temel haklara riayet etmesi gerektiği belirtildi. AB, geçmişte başlatılan çözüm sürecinin “barışçıl ve sürdürülebilir çözüm potansiyeli taşıdığı” değerlendirmesini yineledi. Ekonomi politikaları: “Para sıkılaştırması olumlu, sürdürülmeli” Raporda Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmeler daha ılımlı bir dille yer aldı. Sıkı para politikasının enflasyonu düşürmede etkili olduğu, dış pozisyonun güçlendiği ve Türkiye’nin hâlâ işleyen bir piyasa ekonomisi niteliği taşıdığı belirtildi. AB, ekonomik programın “kararlılıkla devam etmesi gerektiğini” vurguladı. Vize serbestisi ve siyasi uyumda ilerleme yok Schengen vizesinde kolaylaştırıcı adımların devreye alındığını belirten AB, vize muafiyeti için gerekli 6 kriterde hâlâ ilerleme olmadığını kaydetti. Türkiye’nin dış politikada AB tutumuyla uyum oranı ise bir önceki yıl %6 iken bu sene %4’e düştü. Tam üyelik süreci 20 yıldır fiilen donmuş durumda Türkiye’nin 1987’de yaptığı tam üyelik başvurusundan bu yana süreç defalarca durdu. 2005’te başlayan müzakerelerde açılan 35 fasıldan yalnızca 16’sı açılabildi, sadece biri geçici olarak kapatıldı. 2016’dan bu yana hiçbir fasıl ilerlemedi.

Mümtaz’er Türköne yazdı: Süreç ilerlemiyor çünkü iktidar ayak sürüyor! Haber

Mümtaz’er Türköne yazdı: Süreç ilerlemiyor çünkü iktidar ayak sürüyor!

Siyaset bilimci ve yazar Mümtaz’er Türköne, çözüm sürecinin yeniden tartışma konusu olduğu bir dönemde iktidarın sürece yaklaşımını değerlendiren bir yazı kaleme aldı. Türköne, sorunun yalnızca çözüm yöntemleriyle değil, “çözmesi beklenen iktidarın kendisinin bir sorun haline gelmesiyle” derinleştiğini söyledi. “MHP, Saray’a ‘ayak sürüyorsunuz’ mesajı veriyor” Türköne, MHP’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sessiz fakat anlamlı çıkışlarına dikkat çekerek, Devlet Bahçeli’nin çözüm süreci hakkındaki tutumunun bir “pasif itiraz” olduğunu yazdı. MHP’li Feti Yıldız’ın “Temel hak ve özgürlük alanını genişleten adımlar atılmalı” sözlerini hatırlatarak, bunun aslında Saray’a yönelik bir uyarı olduğunu ifade etti: “MHP’nin kanaati net: Saray çözüm sürecine adım atmıyor, oyalıyor.” “Devlet kurumları çözümden yana, tek fren Saray” Türköne, çözüm sürecine karşı kurumsal bir direnç olmadığını, aksine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın yaptığı “insan onuru ve kimlik” vurgulu konuşmanın bile sürecin zeminini güçlendirdiğini söyledi. İYİ Parti, Zafer Partisi ve CHP içindeki ulusalcıların bile “sert bir karşı çıkış” göstermediğini belirterek, süreci tıkayan yegâne merkezin yürütme erki olduğunu ifade etti. “Demokrasi ve hukuk olmadan çözüm süreci yürümez” Türköne’ye göre iktidarın temel açmazı, çözüm sürecinin demokrasi ve hukuk gerektirmesi: “Otokrasiden vazgeçmeden çözüm olmaz. Bu iktidarın çözümü hukuksuz yürütme girişimi su dövmekten ibaret olur.” Türköne ayrıca, iktidarın önceliğinin “sorunu çözmek değil, iktidarı sürdürmek” olduğunu vurgulayarak, bunun süreci imkânsızlaştırdığını söyledi. “Bu iktidarla süreç ilerlemez, çözümün ön şartı iktidar değişimi” Yazısının sonunda Türköne, çözüm sürecinin Türkiye için artık geri döndürülemez bir gerçek olduğunu ancak mevcut iktidarın bu süreci yönetebilecek kapasiteden uzak olduğunu belirtti: “Bu iktidar mimarisinin taşıyıcı kolonlarıyla çözüm süreci yürütülemez. Açmazı çözmenin tek yolu iktidarın değişmesidir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.