SON DAKİKA

#Demokrasi

HABER DEĞER - Demokrasi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Demokrasi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hrant Dink’siz 19 yıl: Kimdi, nasıl katledildi, neden hâlâ anılıyor? Haber

Hrant Dink’siz 19 yıl: Kimdi, nasıl katledildi, neden hâlâ anılıyor?

1954’te Malatya’da doğan Hrant Dink, Türkiye Ermenisi bir gazeteci, yazar ve insan hakları savunucusuydu. 1996’da kurduğu Agos Gazetesi ile Ermenice ve Türkçe yayımlanan, iki dili ve iki hafızayı buluşturan bir gazetecilik çizgisi oluşturdu. Dink’in yazıları; inkâr yerine yüzleşmeyi, düşmanlık yerine diyalogu, korku yerine cesareti savunuyordu. Türkiye’de Ermeni meselesi başta olmak üzere azınlık hakları, demokrasi ve ifade özgürlüğü konularında ısrarlı bir dil kurdu. Dink, yazıları nedeniyle yoğun bir linç ikliminin hedefi oldu. Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi kapsamında “Türklüğü aşağılama” suçlamasıyla yargılandı; hakkında tehditler yayıldı. Buna rağmen geri adım atmadı. “Bu ülkede güvercin tedirginliğiyle yaşıyorum” sözleri, hem içinde bulunduğu baskıyı hem de barışta ısrarını simgeledi. 19 Ocak 2007’de, İstanbul Şişli’deki Sebat Apartmanı önünde, Agos’un eski binası önünde silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü. Cinayet, yalnızca bireysel bir saldırı değil; devlet içindeki ihmaller zinciri ve organize nefretin sonucu olarak kayıtlara geçti. Soruşturma ve davalar yıllar boyunca sürdü; “cinayette kamu görevlilerinin ihmali” tartışmaları hiç dinmedi. Adalet arayışı, Dink ailesi ve kamuoyu için hâlâ kapanmamış bir dosya olarak duruyor. Dink’in öldürüldüğü yer, bugün 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı olarak yaşıyor. Anmalar, yalnızca bir yas değil; ifade özgürlüğü, çoğulculuk ve barış talebinin yeniden dile getirilişi. Hrant Dink Vakfı’nın yürüttüğü çalışmalar, Dink’in “birlikte yaşama” çağrısını geleceğe taşımayı amaçlıyor. Programdan notlar Saat 14.30: Dink’in vurulduğu yerde anma 19.00–23.00: Sebat Apartmanı’na Dink anısına yansıtma çalışmaları Vakıf, “Apartmanın önünden geçerken kafanızı yukarı kaldırmayı unutmayın” çağrısıyla herkesi hafızaya davet ediyor. Hrant Dink’in mirası, susturulan bir sesin geride bıraktığı boşluk değil; hâlâ konuşan, düşündüren ve sorumluluk yükleyen bir çağrı. 19 yıl sonra da aynı soruyu hatırlatıyor: Bu ülkede birlikte, eşit ve özgür yaşamak mümkün mü? haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Özgür Özel’den AKP’li Usta’ya sert çıkış: Bu sözü söyleyene de görevde tutana da yazıklar olsun Haber

Özgür Özel’den AKP’li Usta’ya sert çıkış: Bu sözü söyleyene de görevde tutana da yazıklar olsun

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM’de düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Emeklilerden yargı tartışmalarına kadar birçok başlığa değinen Özel, AKP’li Leyla Şahin Usta’nın Alevilere yönelik ifadelerine sert sözlerle tepki gösterdi. “Bu sözler kabul edilemez” AKP’li Usta’nın açıklamalarını hedef alan Özel, Alevi yurttaşlara yönelik kullanılan dili sert bir dille eleştirdi. Özel, “O hanımefendiye söyleyeyim; böyle bir lafı söyleyene yazıklar olsun. Bu kadını görevde tutanlara da yazıklar olsun” ifadelerini kullandı. “Aleviler bu ülkenin asli yurttaşlarıdır” Özel’in çıkışı, salonda uzun süre alkışlanırken, CHP lideri Alevi toplumunun Türkiye’nin eşit yurttaşları olduğunu vurguladı. Özel, inançlar üzerinden siyaset yapılmasına ve ayrıştırıcı dile karşı duracaklarını söyledi. Grup toplantısında emekliler ve demokrasi vurgusu Özgür Özel, konuşmasının devamında emeklilerin yaşadığı ekonomik sorunlara dikkat çekerek, emeklilere özel kapsamlı çözüm önerilerini açıklayacaklarını belirtti. İktidarın dilini de eleştiren Özel, demokrasi ve hukuk vurgusu yaptı. “Teslim olmayacağız” mesajı Özel, Türkiye’de yaşanan yargı tartışmalarına da değinerek, demokrasi ve hukuk mücadelesinden geri adım atmayacaklarını söyledi.

Özgür Özel’den iktidara: 2026, omuz omuza değişimin yılı olacak Haber

Özgür Özel’den iktidara: 2026, omuz omuza değişimin yılı olacak

Özgür Özel, 3 Ocak 2026’da Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Çankırı’da düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde yaptığı konuşmada, Türkiye’de siyasetin yeni bir evreye girdiğini savundu. Özel, artık hiçbir kentin “siyasi kale” olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, Çankırı’nın yalnızca milletin kalesi olduğunu söyledi ve 2026’da muhalefetin ortak bir dayanışma hattı kuracağını vurguladı. “Bu meydan itirazın ve dayanışmanın meydanıdır” Konuşmasında meydanın doluluğuna dikkat çeken Özel, açlık, yoksulluk, güvencesizlik ve adaletsizliğe karşı yurttaşların sesini yükselttiğini ifade etti. Emeklilerin, asgari ücretlilerin, çiftçilerin ve esnafın yaşadığı sorunların görmezden gelindiğini söyleyen Özel, bu mitingin yalnızca bir siyasi buluşma değil, toplumsal bir itiraz alanı olduğunu dile getirdi. “Demokrasi kazanınca övünüp kaybedince yok saymak değildir” 31 Mart seçimlerine değinen Özel, CHP’nin 47 yıl sonra birinci parti olmasının ardından iktidarın “hazımsızlık” yaşadığını savundu. Seçilmiş belediye başkanlarına yönelik gözaltı ve tutuklamaları eleştiren Özel, seçim kazanmanın suç olmadığını belirterek, demokrasinin seçilenlerin yönetmesi anlamına geldiğini vurguladı. Özel, farklı partilerden seçilmiş isimlere de başarı dileyerek, halkın iradesine her koşulda saygı duyulması gerektiğini söyledi. Ekonomi üzerinden iktidara sert eleştiri Özel, Türkiye’nin Avrupa’da yoksulluk, işsizlik ve vergi adaletsizliğinde üst sıralarda yer aldığını savundu. Edirne ve Yunanistan örneğini veren Özel, Türkiye’de et fiyatlarının iki katına çıktığını, buna karşın komşu ülkede asgari ücretin çok daha yüksek olduğunu söyledi. CHP’li belediyelerin halk mandıraları ve kent lokantalarıyla fiyatları düşürdüğünü belirten Özel, bunun “rant değil, iyi yönetim” sonucu olduğunu ifade etti. Asgari ücret ve emekli maaşı vaadi CHP iktidarında en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılacağını söyleyen Özel, mevcut koşullarda asgari ücretin 39 bin lira olması gerektiğini savundu. Açıklanan ücretlerin açlık sınırının altında kaldığını belirten Özel, bu durumu sosyal adaletsizliğin göstergesi olarak nitelendirdi. “Vergi yükü yoksulun sırtından alınacak” Vergi sistemini sert sözlerle eleştiren Özel, dolaylı vergilerin yurttaşları eşitsiz biçimde etkilediğini söyledi. CHP’nin hedefinin çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi almak olduğunu belirten Özel, “yoksuldan yüzde 89, zenginden yüzde 11 vergi alan düzenin” sona ereceğini savundu ve “bakan evlatlarının değil, vatan evlatlarının devrinin başlayacağını” söyledi. Erken seçim çağrısı ve kutuplaşma eleştirisi Özel, açık biçimde erken seçim istediklerini belirterek, iktidarın gerginlik ve kutuplaşma üzerinden sorunları örtmeye çalıştığını öne sürdü. 2026’nın ilk mitinginde, AK Parti ve MHP seçmenleriyle de kucaklaşacaklarını vurgulayan Özel, toplumsal barışın ancak bu yolla sağlanabileceğini söyledi. ABD–Venezuela çıkışıyla dış politika mesajı Konuşmasında Venezuela’daki gelişmelere de değinen Özel, ABD’nin Venezuela’ya yönelik operasyonunu sert sözlerle eleştirdi. İktidarın bu konuda sessiz kaldığını savunan Özel, “Ne Trump’tan ne Amerika’dan korkumuz vardır” diyerek dış müdahalelere karşı net bir tutum aldı. “2026 kimsenin kaybetmediği bir yıl olacak” Konuşmasının sonunda Özel, 2026’yı yeni bir siyasetin miladı olarak tanımladı. Muhalefet partileriyle kol kola, omuz omuza hareket edeceklerini belirten Özel, bununla da yetinmeyerek Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi tabanındaki yurttaşlarla da diyalog kuracaklarını söyledi. Özel, hedeflerinin kimsenin kaybetmediği, herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye olduğunu ifade etti.

“Dünya beşten büyüktür” demenin tam zamanı: Venezuela üzerinden küresel ikiyüzlülük teşhiri Haber

“Dünya beşten büyüktür” demenin tam zamanı: Venezuela üzerinden küresel ikiyüzlülük teşhiri

ABD ve müttefiklerinin Venezuela’ya yönelik askeri, siyasi ve ekonomik baskıları sürerken; Türkiye’de bu müdahalelere dair yükselen eleştiriler de sertleşiyor. Gazeteci-yazar Aydoğan Doğan, sosyal medya hesabından yaptığı art arda paylaşımlarla, “demokrasi” söylemi altında yürütülen müdahaleleri açık bir egemenlik ihlali olarak tanımladı. Doğan’a göre Karakas’ta patlayan her bomba, yalnızca Venezuela’yı değil, dünyanın tüm mazlum halklarını hedef alıyor. “Bu saldırılar demokrasi değil, açık bir sömürge girişimidir” Aydoğan Doğan, ABD ve müttefiklerinin Venezuela’ya yönelik hamlelerini “demokrasi ambalajlı küresel zorbalık” olarak nitelendirdi. Doğan, saldırıların esas amacının bir ülkenin halk iradesini, yeraltı kaynaklarını ve onurunu teslim almak olduğunu savundu. “Bugün Karakas sokaklarında patlayan her bomba, dünyanın tüm mazlum halklarının geleceğine atılmaktadır” ifadeleriyle, yaşananların bölgesel değil küresel bir tehdit olduğunun altını çizdi. “Dünya beşten büyüktür” sözü bugün samimiyet testinden geçiyor Doğan, yıllardır uluslararası platformlarda dile getirilen “Dünya beşten büyüktür” ifadesinin artık bir slogan olmaktan çıkıp somut bir duruşa dönüşmesi gerektiğini vurguladı. Bu sözün, sömürgeci güçlerin keyfi kararlarına, işgallerine ve ambargolarına karşı yükseltilmiş bir isyan olduğunu belirten Doğan, “Eğer dünya gerçekten beşten büyükse, o beşten birinin bir halkı açlıkla terbiye etmesine en gür sesle karşı çıkılmalıdır” dedi. Türkiye’deki sağ ve muhafazakâr kesimlere sert çağrı Aydoğan Doğan, özellikle Türkiye’de kendisini sağcı, muhafazakâr ya da İslamcı olarak tanımlayan çevrelerin Venezuela konusunda sergilediği sessizliği sert sözlerle eleştirdi. “Vicdan coğrafyaya hapsedilemez” diyen Doğan, bir müdahalenin yalnızca Ortadoğu’da yaşandığında suç sayılmasının ahlaki bir çelişki olduğunu ifade etti. Latin Amerika’daki bir halkın çığlığının da aynı duyarlılıkla görülmesi gerektiğini vurguladı. “Bu bir siyasi tercih değil, insanlık onurudur” Doğan’a göre Venezuela’da yaşananlar bir ideolojik tartışma değil, temel bir insanlık meselesi. Sömürüye karşı durmanın yalnızca ideolojiyle değil, tutarlılıkla mümkün olduğunu belirten Doğan, insan haklarının güçlülerin çizdiği sınırlar içinde savunulamayacağını dile getirdi. Venezuela’yı, dünya sistemindeki çarpıklığı gösteren bir ayna olarak tanımlayan Doğan, bu aynaya bakan herkesin kendi samimiyetini sorgulamak zorunda olduğunu söyledi. “Sessiz kalanlar tarihe not düşüyor” Aydoğan Doğan, sözlerini sert bir uyarıyla tamamladı. “Dünya beşten büyüktür” ilkesini savunduğunu söyleyen herkesin bugün Venezuela halkının yanında saf tutması gerektiğini ifade eden Doğan, aksi halde bu sözün boş bir slogana dönüşeceğini belirtti. Zulmün nerede olursa olsun karşısında durmanın insanlığın tek pusulası olduğunu vurgulayan Doğan’a göre, sessizlik de tarihe kaydedilen bir tutum.

PJAK’tan İran’daki protestolara destek! Haber

PJAK’tan İran’daki protestolara destek!

İran genelinde ve Rojhılat’ta (Doğu Kürdistan) 28 Aralık 2025’ten bu yana devam eden protestolara ilişkin açıklama yapan Demokratik Özgür Yaşam Partisi (PJAK), ekonomik ve toplumsal krizlerin kaynağının İran yönetiminin politikaları olduğunu savundu. Parti, halk hareketlerinin “Jin, Jiyan, Azadî” çizgisinin devamı olduğunu belirtti. “Baskı ve sindirme politikaları sonuç vermeyecek” PJAK Meclisi tarafından yapılan açıklamada, İran İslam Cumhuriyeti’nin yaklaşık yarım asırdır öldürme, baskı ve sindirme politikalarıyla toplumu parçalamaya çalıştığı ifade edildi. Açıklamada, iktidarın farklı yöntemlerle sosyal krizler üreterek yönetimini sürdürmeye çalıştığı, bunun ise halkı yoksullaştırdığı ve toplumsal gerilimi derinleştirdiği vurgulandı. Ekonomik krizin sorumlusu olarak Tahran yönetimi gösterildi Açıklamada, İran’daki ekonomik krizin temel nedeninin, ülke kaynaklarının halkın ihtiyaçları yerine savaşlara ve başka ülkelerdeki radikal gruplara harcanması olduğu savunuldu. Protestoculara birlikte hareket etme çağrısı yapılırken, Tahran yönetimine ise halkın taleplerini dikkate alma çağrısında bulunuldu. “Tüm demokratik girişimleri destekliyoruz” PJAK, İran toplumunun farklı kesimlerinin baskı ve zulme karşı sesini yükseltmesini meşru gördüğünü belirterek, krizden çıkışın tek yolunun birlik ve ortak mücadele olduğunu ifade etti. Açıklamada, her halk hareketinin “Jin, Jiyan, Azadî Devrimi”nin bir devamı olduğu ve bu mücadelenin özgürlük, eşitlik ve demokrasi talebi taşıdığı kaydedildi. Kadınlar ve gençler ön planda Parti açıklamasında, protestoların sağlıklı ve demokratik bir zeminde ilerlemesi için kadınlar ve gençlerin öncülüğünün hayati önemde olduğu vurgulandı. Kadın özgürlüğü mücadelesinin, kazanımların korunmasının ve özgür bir yaşamın teminatı olduğu belirtildi. Protestolar nasıl başladı? Rojhılat ve İran genelindeki protestolar, 28 Aralık 2025’te ulusal para biriminin ciddi değer kaybı ve artan ekonomik sorunlar nedeniyle Tahran Kapalı Çarşı’da esnafın başlattığı eylemlerle başladı. Kısa sürede ülkenin birçok kentine yayılan gösteriler sırasında can kayıpları ve yaralanmalar yaşandığı bildirildi. PJAK, İran halklarının demokrasi ve özgür yaşam taleplerinden vazgeçmeyeceğini savunarak, “Halkın iradesi karşısında iktidarın boyun eğmekten başka seçeneği yoktur” mesajını verdi. Açıklamada, İran’daki özgürlük mücadelesinin demokratik birlik içinde başarıya ulaşacağı ifade edildi.

Aydoğan Doğan, Bilal Erdoğan meselesini değerlendirdi: Peşin hükümle siyaset olur mu? Haber

Aydoğan Doğan, Bilal Erdoğan meselesini değerlendirdi: Peşin hükümle siyaset olur mu?

Türkiye siyasetinde bazı isimler vardır; yaptıklarıyla değil, taşıdıkları soyadıyla tartışılırlar. Bilal Erdoğan ismi de uzun süredir bu listenin en üst sıralarında yer alıyor. Henüz hiçbir resmi siyasi görevi yokken, bir panelde yaptığı konuşma günlerce manşetlerde kalabiliyor. Peki gerçekten tartıştığımız şey Bilal Erdoğan’ın söyledikleri mi, yoksa onun kim olduğu mu? Bu soruyu sormadan “nepotizm”, “hanedanlık”, “veliaht” gibi kavramları art arda sıralamak, meseleyi kolaycı bir yere sıkıştırmak anlamına geliyor. Oysa Türkiye gibi siyasetle toplumsal hafızanın iç içe geçtiği bir ülkede, bazı figürleri yalnızca soyadı üzerinden okumak, gerçeği eksik bırakıyor. Genç, eğitimli ve küresel bir profil Bilal Erdoğan’ı sevelim ya da sevmeyelim; ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek var: Bu ülkede az sayıda siyasal figür, onun sahip olduğu akademik ve uluslararası birikime sahip. ABD ve Avrupa merkezli üniversitelerde eğitim almış, kamu yönetimi ve siyaset teorisi üzerine çalışmış, birden fazla dil bilen, küresel kurumlarda bulunmuş bir isimden söz ediyoruz. Bu noktada dürüst olmak gerekiyor. Türkiye’de “gençlik” ve “liyakat” kavramları yıllardır yan yana getiriliyor ama pratiğe nadiren yansıyor. Bilal Erdoğan ise tam da bu tartışmanın ortasında duruyor. Yaşı itibarıyla genç, birikimi itibarıyla donanımlı ve siyasetle ilişkisi bakımından alışıldık kalıpların dışında bir figür. Siyasetin dışından siyaseti okumak Bilal Erdoğan’ın en çok eleştirildiği noktalardan biri, “siyaset yapmadan siyasete etki etmek” iddiası. Ancak burada gözden kaçırılan bir detay var; Bilal Erdoğan bugüne kadar ne milletvekilliğine aday oldu ne bir parti yönetiminde görev aldı ne de bir devlet makamında yer aldı. Buna rağmen konuşmaları bu kadar yankı buluyorsa, bu durum onun “gizli iktidar”ından çok, Türkiye’de siyasetin ne kadar semboller üzerinden okunduğunu gösteriyor. Kimi yurttaşlar için Bilal Erdoğan, babasının devamı; kimileri için ise muhafazakâr camiada yetişmiş yeni bir kuşağın temsilcisi. Asıl soru şu; Siyaset yalnızca parti rozetleriyle mi yapılır, yoksa fikirle, vizyonla ve toplumsal alanda kurulan ilişkilerle mi? Bir liderlik mirası mı, kendi yolunu arayan bir isim mi? Bilal Erdoğan’ın babası elbette Türkiye siyasetinin son yirmi yılına damga vurmuş bir figür. Recep Tayyip Erdoğan gibi bir liderin oğlu olmak, kaçınılmaz olarak hem büyük bir avantaj hem de ağır bir yük. Ancak tam da bu nedenle şu tespiti yapmak gerekiyor: Bilal Erdoğan, bugüne kadar babasının siyasi gücüne yaslanarak bir makam talep etmedi. Tam tersine, sivil toplum alanında kalmayı tercih etti; eğitim, kültür ve gençlik çalışmalarıyla görünür oldu. Bu tercih, “hazır koltuk” beklentisi içinde olan klasik siyasetçi profiliyle örtüşmüyor. Bu durum, onu otomatik olarak “lider adayı” yapar mı? Hayır. Ama “olamaz” demeyi de fazlasıyla iddialı kılar. Türkiye’de lider çocukları meselesi ve çifte standart Türkiye siyasi tarihinde lider çocuklarının siyasete girmesi yeni bir olgu değil. Sağdan sola, milliyetçilikten İslamcılığa kadar birçok gelenekte bu örnekler yaşandı. Ancak dikkat çekici olan şu: Söz konusu isimler çoğu zaman bu kadar sert ve peşin bir reddiyeyle karşılaşmadı. Bilal Erdoğan söz konusu olduğunda ise tartışma henüz başlamadan bitiriliyor. Daha aday olmadan, daha bir pozisyon almadan “olamaz” deniliyor. Bu refleks, gerçekten demokrasi hassasiyetinden mi kaynaklanıyor, yoksa politik kamplaşmanın doğal sonucu mu? Bu soruyu sormak, Bilal Erdoğan’ı savunmak değil; siyasal tutarlılığı savunmaktır. Ama evet, yurttaşların kaygıları da gerçek Tüm bunlar söylenirken, yurttaşların itirazlarını yok saymak da mümkün değil. Gücün aile çevresinde yoğunlaştığı algısı, Türkiye toplumunda ciddi bir rahatsızlık yaratıyor. Kamu kaynakları, vakıflar, ayrıcalık iddiaları gibi başlıklar, yalnızca Bilal Erdoğan’a değil, mevcut siyasal düzene yöneltilmiş eleştiriler. Bu noktada mesele, bir kişinin yetkinliğiyle sınırlı değil; sistemin şeffaflığı ve eşitliğiyle ilgili. Bilal Erdoğan’ın olası bir siyasi rolü, bu kaygıları giderecek şekilde açık, denetlenebilir ve toplumsal rızaya dayalı olmak zorunda. Peşin hüküm mü, gerçek bir değerlendirme mi? Bilal Erdoğan bugün ne bir parti lideri ne bir bakan ne de bir milletvekili. Ama hakkında yazılanlara bakıldığında, sanki çoktan bütün bu görevleri üstlenmiş gibi davranılıyor. Bu durum, aslında onun gücünden çok, Türkiye’de siyasal algının nasıl çalıştığını gösteriyor. Belki de asıl mesele şu; Bilal Erdoğan’a haksızlık yapılıyor olabilir mi? Henüz sahaya çıkmamış bir ismi, yalnızca soyadı üzerinden mahkûm etmek, demokratik reflekslerle ne kadar uyumlu? Yanıtı zaman gösterecek. Ama şurası kesin; Eğer Türkiye genç, eğitimli ve dünyayla temas kurabilen bir siyasal kuşak arıyorsa, bu arayışta bazı isimleri baştan silmek yerine, onları dikkatle izlemek daha adil bir tutum olabilir. Aydoğan DOĞAN

Yeniden Refah: Yasal düzenlemeler referanduma gitsin, Kürtçe seçmeli ders olsun Haber

Yeniden Refah: Yasal düzenlemeler referanduma gitsin, Kürtçe seçmeli ders olsun

Yeniden Refah Partisi, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kapsamında hazırladığı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sundu. Daha önce Milliyetçi Hareket Partisi ve DEM Parti tarafından rapor sunulan komisyona iletilen çalışma, terörle mücadele, toplumsal barış ve kalıcı çözüm başlıklarında kapsamlı öneriler içeriyor. Yeniden Refah, silahların tamamen bırakılmasını temel şart olarak vurguladı Sekiz sayfalık raporda, silahlı yapıların tamamen tasfiye edilmesi gerektiği belirtilerek, bırakılacak silahların kime ait olduğunun tespit edilmesi ve seri numaralarının kayıt altına alınması önerildi. Bu adımın, şiddet sürecinin kesin biçimde sona erdirilmesi için zorunlu olduğu ifade edildi. Kayyım uygulamalarının kaldırılması ve hukuki zemin oluşturulması istendi Raporda, belediyelere yapılan kayyım atamalarının iptal edilmesi ve yerel yönetimlere ilişkin hukuki zeminin yeniden düzenlenmesi çağrısı yapıldı. Bu düzenlemenin, demokratik temsil ilkesini güçlendireceği ve yerel düzeyde toplumsal güveni artıracağı savunuldu. Kürtçe dahil tüm diller için seçmeli ders önerisi getirildi Yeniden Refah Partisi’nin raporunda, Türkiye’de yaşayan yurttaşların konuştuğu dillerin devlet okullarında seçmeli ders olarak okutulması önerildi. Ayrıca, mahalli lisanlarda eğitim yapmak isteyen özel kurumların, talebe bağlı olarak açılabilmesinin önünün açılması gerektiği belirtildi. Yapılacak tüm yasal düzenlemeler için referandum çağrısı yapıldı Raporda, çözüm sürecine ilişkin atılacak her türlü yasal adımın doğrudan Türkiye toplumunun onayına sunulması gerektiği vurgulandı. Kalıcı ve istikrarlı bir barışın, ancak çoğunluğun açık desteğiyle mümkün olabileceği ifade edildi. İmralı ziyareti eleştirildi, komisyon sürecine zarar verdiği savunuldu Raporda, milletvekillerinin İmralı’ya yaptığı ziyaretin, terör örgütü liderini siyasi bir figür hâline getirdiği savunularak, bu durumun komisyon çalışmalarının sağlıklı ilerlemesi açısından önemli bir hata olduğu belirtildi. Ziyaret sonrasında paylaşılan özet bilgilendirmenin ise kuşkuları artırdığı ifade edildi. Türk ve Kürt yurttaşlar arasındaki kardeşlik vurgusu öne çıkarıldı Yeniden Refah Partisi, çözüm perspektifinin bin yıllık ortak tarih ve birlikte yaşama iradesi temelinde ele alınması gerektiğini savundu. Raporda, İslam kardeşliğini ve Türk-Kürt yurttaşlar arasındaki toplumsal bağları güçlendirecek somut adımların atılması gerektiği ifade edildi. Şehit aileleri ve gazilerin hassasiyetine dikkat çekildi Hazırlanan raporda, atılacak adımların şehit ailelerini ve gazileri incitecek nitelikte olmaması gerektiği vurgulandı. Bu kesimlerin onaylamayacağı düzenlemelerden özellikle kaçınılması çağrısı yapıldı. Irkçılık açık şekilde reddedildi, anayasal vurgu yapıldı Yeniden Refah Partisi, her türlü ırkçılığı kesin olarak reddettiğini belirterek, millet ve laiklik kavramlarının anayasal düzeyde açık biçimde tanımlanmasını önerdi. Bu adımın, toplumsal uzlaşmayı güçlendireceği savunuldu. Rapor, kalıcı barış için geniş toplumsal mutabakat hedefliyor Parti yönetimi, güvenlik tedbirleriyle birlikte ekonomik, sosyal ve siyasi adımların eş zamanlı atılmasının zorunlu olduğunu vurgularken, çözümün yalnızca güvenlik eksenli değil, Türkiye toplumunun tamamını kapsayan bir perspektifle ele alınması gerektiğini ifade etti.

Özel tutanak krizinin ardından konuştu ve “Ortadoğu’da birlikte kazanmak istiyoruz” mesajı verdi Haber

Özel tutanak krizinin ardından konuştu ve “Ortadoğu’da birlikte kazanmak istiyoruz” mesajı verdi

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Öcalan ziyaretinin ardından gerçekleşen ilk toplantı, İmralı tutanaklarının sadece 4 sayfalık özetinin okutulması nedeniyle gerilimli geçti. DEM Parti tutanakların tamamının gizlenmemesini isterken, MHP kendi şartlarını sıraladı. CHP ise “süzgeçten geçirilmiş bilgiyle komisyon sağlıklı çalışmaz” diyerek özet paylaşımına itiraz etti. CHP’li Murat Emir, ham tutanağın tüm üyelere sunulması gerektiğini belirterek, özetin algıya göre değişeceğini ve komisyon çalışmalarına gölge düşüreceğini ifade etti. Sezgin Tanrıkulu ise “Özet okunursa barış karşıtlarının eline koz veririz” diyerek sürecin şeffaf ilerlemesi gerektiğini vurguladı. Özgür Özel: “Muhalefetin muhalefetle kavgasına itiraz ediyorum” Kriz sonrası Halk TV’ye konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti ile yaşanan gerginliklere gönderme yaparak, “Ben muhalefetin muhalefetle kavgasına itiraz ediyorum. DEM Parti’nin yönetimini hedef almam; eleştirim çevresindeki ağır söylemleredir” dedi. Özel, adaya gitmeme kararının komisyon açısından bir “tümsek” oluşturduğunu ancak çözüm yolunda yürümeye devam ettiklerini vurguladı: “Biz bu komisyona Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi ümidiyle girdik. Türkiye terörsüz ve demokratik bir ülke olsun istiyoruz.” “Adaya gitmek bir zorluktu ama çözüm isteğimiz baki” Özel, AKP ve MHP’nin ziyaret sürecini farklı yöntemlerle geçtiğini belirterek CHP’nin tutumunu şöyle açıkladı: “Biz de o tümseğin yanından geçtik ama yolumuzdan dönmedik. Bu iş demokratik yollardan çözülsün istiyoruz. Kürtlerle Türkler geleceğe el ele yürüsün; herkes eşit olsun, herkes zengin olsun istiyoruz.” Ortadoğu vurgusu: “Seküler yönetim ihtiyacı yükseliyor, birlikte kalkınacağımız bir coğrafya istiyoruz” Özel, konuşmasının en dikkat çekici bölümünde Türkiye’nin bölgedeki rolü üzerine kapsamlı mesajlar verdi: “Bir seküler yönetim ihtiyacı bütün Ortadoğu’da yükseliyor. İsrail ellerini ovuşturamasın istiyoruz. Suriye’deki dengeleri, krizleri biliyoruz. Suriye’ye barış gelsin; oradaki Kürtler çözümün parçası olsun. Türkiye ile Suriye dost olsun.” Ayrıca CHP ve DEM Parti’yi örnek göstererek bölgeye seküler-demokratik bir perspektif sunulması gerektiğini belirtti: “Ortadoğu’ya örnek olsun istiyoruz. Türkiye Müslüman Kardeşler modelini değil, demokrasiyi ve sekülerizmi önersin. Hep beraber kazanıp hep beraber kalkınacağımız bir coğrafya olsun istiyoruz.” “Devlet aklı yanlış başladı diye doğru olana karşı çıkmayız” Özel, süreci koşulsuz destekledikleri eleştirilerine yanıt vererek şunları söyledi: “Devlet aklı her dediğinde kayıtsız şartsız evet denmez. Ama devletin menfaati gerçekten buradaysa, sırf kötü başlatıldı diye neden karşı çıkalım? Biz Kürt’ün de Türk’ün de karnını doyuracak, geleceğini güvenceye alacak bir ülke istiyoruz.” Özel, komisyon sürecinin şeffaf ilerlemesi gerektiğini yineledi CHP lideri, son olarak komisyon çalışmalarının spekülasyona açık bırakılmaması gerektiğini vurgulayarak, tutanakların eksiksiz paylaşılması çağrısını yineledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.