SON DAKİKA

#Demokrasi

HABER DEĞER - Demokrasi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Demokrasi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kılıçdaroğlu’ndan Mekke Anlaşması açıklaması: "Eleştirilerimiz var ama 'Evet' diyeceğiz" Haber

Kılıçdaroğlu’ndan Mekke Anlaşması açıklaması: "Eleştirilerimiz var ama 'Evet' diyeceğiz"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Gaziantep temasları çerçevesinde Karkamış ilçesine bağlı Suriye Cerablus sınırında yer alan Karanfil Mahallesi'ni ziyaret etti. Ziyaretin ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu; iç siyasetten dış politikaya, erken seçim tartışmalarından yeni anayasa söylemlerine kadar pek çok konuda kritik mesajlar verdi. "Mekke Anlaşması'na 'evet' diyeceğiz" TBMM gündemine sunulan Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması'nın onaylanmasına dair kanun teklifine ilişkin partinin tutumunu açıklayan Kılıçdaroğlu, başlangıçta taşıdığı kaygıları ve süreçteki değişimi şu sözlerle dile getirdi: "Mekke Anlaşması ile ilgili ilk aklıma gelen şuydu: Bu anlaşma acaba ileride İran'la bizim çatışmaya ortam hazırlar mı? Bu endişemi Bolu'da yaptığımız toplantıda dile getirdim. Bu endişeyi besleyen temel unsur şuydu: Müslüman dünyasında bir Şii-Sünni kavgasının başlangıcı da olabilir miydi? Yani İran'la çatışmamız acaba buna bir hazırlık şeklinde olabilir mi diye endişelerim vardı. Tabii bunu bu kadar net dillendirmedim. Dillendirmeyi de doğru bulmadım. Fakat daha sonra İran bir açıklama yaptı ve Mekke Anlaşması'nın uygun olduğunu söyledi. Bilgim yok ama tahminim, Türkiye bu konuda İran'a bir güvence verdi. Yani 'meraklanmayın biz bu anlaşmayı yapıyoruz ama bu sizinle çatışacağımız anlamında değil'. Çünkü Kasr-ı Şirin Anlaşması'ndan bu yana İran'la hiçbir çatışmamız olmamış. Ve bu bizim açımızdan önemli. Çünkü İran da bölgede önemli bir güç, Türkiye de önemli bir güç. Bu iki gücün çatışması bölgeye zarar verir, dünyaya da zarar verir. O nedenle barış eksenli ilerlemesi lazım. Mekke Anlaşması'nı bu çerçevede İran, ‘Ben de olabilirim’ diye düşündü. Mısır ‘Ben olabilirim’ diye. Çekirdek üyeler dediğimiz üç ülke. Üç çekirdek üyenin ortak kabulüyle birlikte yeni üyeler de gelebilir buraya. Sözleşme geldi. Gerekçeleri geldi. Açıklamaları geldi. Eleştirilerimiz var ama Mekke Anlaşması’na ‘evet’ diyeceğiz." Bahçeli görüşmesi ve kürt sorunu değerlendirmesi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Meclis’te gerçekleştirdiği görüşmenin detaylarına değinen Kılıçdaroğlu, buluşmanın bir tesadüf sonucu gerçekleştiğini kaydetti. Görüşmede temel ülke sorunlarının kapsamlı olarak ele alınmadığını belirten CHP Lideri, MHP Lideri Bahçeli'nin tutumuna ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Sayın Bahçeli ile buluşmamız tam bir tesadüf. Kısa bir görüşme oldu. Kahve içtik. Çok böyle Türkiye'nin temel sorunlarına değinme gibi bir şey olmadı. Ama görüşebiliriz de Sayın Bahçeli ile. Şu anda Türkiye'nin huzura kavuşması için, Türkiye'de var olan Kürt sorununun çözümü için en büyük fedakarlığı yapan bir lider, kabul etmek lazım. MHP Genel Başkanı'nın bu sorunun çözümünde öncülük yapması sorunun aşılmasına büyük ölçüde kolaylık sağladı. Bunu da kabul etmek gerekiyor." "Yarı Başkanlık Sistemi de tartışılabilir" Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Meclis açılışındaki anayasa değişikliği çağrısını değerlendiren Kılıçdaroğlu, yönetim sistemine ilişkin tartışmalara açık oldukları mesajını verdi. Devlette liyakat, yargı bağımsızlığı ve medya özgürlüğünün belirleyici ilkeler olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, şunları aktardı: "Sayın Erdoğan Meclis’in açış konuşmasında anayasa değişikliğinden söz etti. İlk dört maddenin de değişmeyeceğinden söz etti. Tabii anayasa değişikliğinden kastedilen olay nedir tam bilmiyoruz onu. Ama biz daha önce 6 parti bir araya gelmiştik ve anayasa değişikliği ile ilgili değiştireceğimiz maddeleri ve nasıl değiştireceğimizi yazmıştık ve bunları gerekçeleriyle beraber kamuoyunu açıklamıştık. Şimdi Sayın Erdoğan'ın söylediği anayasa değişikliğinden kastedilen Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi mi yoksa yarı başkanlık sistemi mi onu bilmiyoruz. Ama bu konuda bir düşünce beyan ederlerse biz de kendi düşüncelerimizi açıklarız. Evet, bu anayasayla Türkiye yönetilemez. Dolayısıyla parlamenter sistem diyorsa nasıl bir parlamenter sistem? Yarı başkanlık sistemi öneriliyorsa nasıl bir yarı başkanlık sistemi? Bu öneriler konur, önerileri biz de sağduyuyla tartışırız. Yani illa her gelen öneriye başlangıçta ‘hayır’ bu olmaz, biz bunu reddediyoruz diye bir düşüncemiz yok." "Parlamenter sistem kırmızı çizgimiz değil, yarı başkanlığı da konuşabiliriz diyor musunuz?" sorusuna yanıt veren Kılıçdaroğlu, "Biz 6 lider o zaman ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ demiştik. ‘Bu olmalıdır’ demiştik. Ama önemli olan şu, devlete liyakati sağlayacak ve karar mekanizmalarının sağlıklı işleyeceği, yargının bağımsız olduğu, medyanın özgür olduğu bir yapıyı savunuyoruz. Bu yapının adı ne olursa olsun. Yani bir demokrasi bütün kurallarıyla, bütün kurumlarıyla oluşmalı" ifadelerini kullandı. Erken seçim ve adaylık tartışmaları Erken seçim olasılığına dair açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, mevcut ortamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçime gitmeyeceğini öngördüğünü belirtti. "Nisan 2028 teklifi gelirse varız" diyen Kılıçdaroğlu, erken seçimden kaçmanın mantığı olmadığını ifade etti. Erdoğan’ın yeniden adaylığı konusundaki soru üzerine, "Onun aday olacağını nereden düşünüyorsunuz? Belki aday olmayacak. O günün koşullarına bakılır. Ben Erdoğan'ın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olacağını düşünmüyorum bu yapı içerisinde" değerlendirmesinde bulunan Kılıçdaroğlu; CHP’nin cumhurbaşkanı adayına ilişkin tartışmalar için ise "Bugünden cumhurbaşkanlığı adaylarını tartışmak asla ve asla doğru değil. Ülkenin bu kadar sorunu varken cumhurbaşkanlığı tartışmak kendisine post arayanların işidir" ifadelerini kullandı.Kılıçdaroğlu ayrıca, düşünce özgürlüğü kapsamındaki dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı olduklarını, ancak yolsuzluk iddiaları içeren dosyalarda dokunulmazlıkların kaldırılması gerektiğini savundu. İBB Başkanvekili Nuri Aslan ile görüştüğünü de belirten Kılıçdaroğlu, belediyelerdeki irade gaspı ve siyasi transfer iddialarını eleştirdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Mustafa Sarıgül'den soruşturma açıklaması: "Hesabını veremeyeceğim bir kuruş dahi yoktur" Haber

Mustafa Sarıgül'den soruşturma açıklaması: "Hesabını veremeyeceğim bir kuruş dahi yoktur"

YENİ Parti Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturmaya dair sosyal medya hesabı X üzerinden yazılı bir açıklama yayımladı. 1975 yılından bu yana siyasetin içinde olduğunu, memurluk, ticaret, belediye başkanlığı ve milletvekilliği görevlerini kamuoyunun gözü önünde yürüttüğünü belirten Sarıgül, iddiaların merkezindeki belgelerin düzmece olduğunu ifade etti. "Dekontlar sahtedir, şantajlara boyun eğilmemiştir" Soruşturmanın dayandırıldığı evrakların hileli olduğunu vurgulayan YENİ Parti Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül, sürece dair şu ayrıntıları paylaştı: "Ticaret yaparken de belediye başkanlığı yaparken de gerekli mercilerce sayısız kez denetlendim. Hakkımda açılmış bir soruşturma dahi bulunmamaktadır. 2023 seçimleri sonrasında milletvekili olarak mal beyanında bulundum. Hesabını veremeyeceğim bir kuruş dahi yoktur. Soruşturmanın açılmasına neden olan şahısların iddiaları, sahte banka dekontları, sahte noter tasdikleri, hile ile düzenlenen sözleşmeler ve belgelere dayalıdır. Dekontlar sahtedir. 100 avroluk bir dekont 100 milyon avro olarak değiştirilmiştir. Kurulduğu iddia edilen şirketler kurulmamıştır. Türkiye'ye getirilmiş ya da Türkiye'den çıkmış 1 avro dahi yoktur." "Gazeteci Murat Ağırel'in tutuklanması çok büyük bir haksızlıktır" Soruşturmayı başlatan şahısların aile üyelerine ve kendisine e-posta ve WhatsApp üzerinden düzmece belgelerle ulaştığını, ancak bu şantajlara boyun eğmediklerini belirten Sarıgül, gazeteci Murat Ağırel'in tutuklanmasına ilişkin de açıklamalarda bulundu: "Bu şahıslarla benim veya aile üyelerim arasındaki temaslar, resmiyete dönüşmeden tarafımızca sona erdirilmiştir. Ortada bir kamu zararı yoktur, bu şahısların uğradığı bir zarar da yoktur. Soruşturmanın açılmasına neden olan şahıslar ellerindeki düzmece belgeleri e-mail ve WhatsApp yoluyla bana ve aile üyelerime iletmiş, ancak bu şantajlara boyun eğilmemiştir. Bu girişimlerinden sonuç alamayınca üzerimizde kamuoyu baskısı yaratmak için gazeteci Murat Ağırel'le temasa geçmişlerdir. Sayın Ağırel, kendisine ulaşan iddia ve belgelerden kuşku duymuş, etik gazetecilik gereği doğrulamak istemiştir. Şahıslar bunun üzerine benim, aile fertlerim ve gazeteci Murat Ağırel hakkında şikayette bulunmuşlardır. Şahısların bu girişimlerinden -e-mail ve WhatsApp yoluyla- zaten haberimiz olduğu halde Sayın Murat Ağırel'in bize bilgi verdiğini, bizi koruduğunu iddia etmişlerdir. Sayın Murat Ağırel'in - yeterli bilgi ve belgeye ulaşamadığı için- haber yapmadığı gerekçesiyle bu soruşturmaya adının karıştırılması ve tutuklanmış olmasından son derece üzgünüm. Çok büyük bir haksızlıktır. Ülke olarak zor zamanlardan geçiyoruz ama bu zorluklar bizi güçlendirecek. Demokrasiye, adalete ve hukukun üstünlüğüne olan inancımızı kaybetmeyeceğiz. Kazanan demokrasi olacak, kazanan adalet olacak, kazanan tüm Türkiye olacak." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Özel’den Uçum'un erken seçim açıklamasına tepki: "Bir ay önce yapılacak seçimi kabul etmeyiz" Haber

Özel’den Uçum'un erken seçim açıklamasına tepki: "Bir ay önce yapılacak seçimi kabul etmeyiz"

Halkların Demokrasi ve Eşitlik Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, beraberlerindeki heyetle birlikte YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel'e genel merkez binasında bir ziyaret gerçekleştirdi. Yaklaşık 2 saat süren görüşmenin ardından liderler kameraların karşısına geçerek ortak basın toplantısı düzenledi. "Muhalefetin birlikte göğüslemesi önemli" Açılış konuşmasında muhalefet partileri arasındaki diyaloğun ve dayanışmanın önemine değinen YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, mevcut iktidarın demokrasiye bir katkı sunmadığını savundu. Demokrasinin işleyişi için muhalefetin özgürce siyaset yapabilmesi gerektiğini belirten Özel, şu ifadeleri kullandı: "Yeni genel merkezimize yapılan ziyaretleri için teşekkür ediyoruz. Bir ülkede demokrasinin var olması muhalefetin rahat bir şekilde görevini yapmasına bağlı. İktidarın bu konuya bir katkısı olmadığı açık. Muhalefete düşen de birbirleriyle olan diyaloglarını sağlıklı şekilde sürdürmeleridir. Muhalefetin, ülkenin temel meselelerini birlikte göğüslemesi önemlidir. Bu doğrultuda çatışmaların bir daha geri gelmemesi üzerine bitirilmesinin kimseye zararı yoktur." Açıklamasında yargı kararlarına, kayyum uygulamalarına ve medya üzerindeki baskılara da tepki gösteren Özel; "Altına hep birlikte imza attığımız bir komisyon raporu var. Esas olarak raporun yedinci kısmı, demokratikleşme adımları TBMM'de temsilcisi bulunan herkesin adım atmasını gerektiriyor. Seçilmişler hapiste yatıyor, bu konuda atılan hiçbir adım yok. Kayyumlar görevine devam ediyor. Sayın Kavala örneğinde olduğu gibi AİHM kararları uygulanmıyor. Sayın Kahraman hakkında verilmiş olan AYM kararı var. Muhalefet eden kim varsa, kimseye hiçbir söz söylemeyen sözler bile saatler içinde erişim engeli kararı veriliyor. Muhalefete en çok alan açan kanal olan Halk TV bugün bant yayını yapıyor." dedi. "Saray’da oturanlar kendini meclis’in üzerinde görmesin" Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un erken seçimin takvimine ilişkin kamuoyuna yansıyan açıklamaları da toplantıda gündeme geldi. Meclis aritmetiğine işaret ederek iktidarın seçim kararı alabilmek için muhalefet desteğine muhtaç olduğunu söyleyen Özgür Özel, sert bir dille şunları söyledi: "AKP’nin 280 vekili var. MHP’yi ilave ettiğinizde desteğe ihtiyaç duydukları açık. Biz seçimleri 1 ay önceye almayı anayasaya aykırı bir işin arkasından dolanmak olarak gördüğümüz için asla böyle bir işin parçası olmayız. Bunun dışında iki grup kalıyor. Sayın eş genel başkanlar bizim öyle bir gündemimiz yok diyorlar. Sayın Uçum o zaman o tarihi kimden aldığını açıklasın. Mehmet Uçum eğer butlan ile müdahale ettikleri siyasi partinin grubunu söylüyorsa ya Mehmet Uçum açıklasın ya da herkes kendi pozisyonunu tayin etsin. Sorun Saray’da oturanların kendini Meclis’in üzerinde görmesi. Biz o kurşun askerlerin içinde değiliz, kimin olduğunu merak ediyoruz." DEM Parti: "Biz siyasetçileri muhatap alırız" Erken seçim tartışmalarına dair soru üzerine konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise bürokrat veya danışman açıklamalarını doğrudan muhatap almadıklarını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: "Biz cevap vermek için siyasetçileri muhatap alıyoruz. Biz sokakta bulunan bir siyasi partiyiz. Sokakta siyaset yapan bir siyasi partiyiz. Seçim kararı alınırsa en hazır partilerden biriyiz ama şu an öyle bir gündemimiz yok." Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeniden adaylığı tartışmaları ve muhtemel seçim takvimine ilişkin soruya son noktayı koyan YENİ Parti Lideri Özgür Özel, iktidarın süreyi yalnızca birkaç hafta öne çekerek anayasal engelleri aşma çabasına geçit vermeyeceklerini açıkladı: "İlkini anayasa değişikliğinden önce kabul ediyorlar. Bizim tutumumuz bu noktada net. Birkaç hafta öne almayı erken seçim olarak görmüyoruz. Ülkeyi yönetememenin kabulü olarak 60 gün sonraya, mart ayına seçim yapalım derlerse onu ben kurullarımla değerlendiririm. Ama kaç kaç kaç, 1 ay önce seçim yap onu kabul etmeyiz o konuda baştan aldığımız bir karar var." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Süleyman Soylu'dan fon vurgunu çıkışı:  "Kim tamah ederse bu davanın onunla bir işi yoktur" Haber

Süleyman Soylu'dan fon vurgunu çıkışı: "Kim tamah ederse bu davanın onunla bir işi yoktur"

Türkiye'nin gündemini meşgul eden ve devasa operasyonlarla derinleşen fon vurgunu skandalına siyasilerden tepkiler gelmeye devam ediyor. İstanbul'da gerçekleştirilen Ağasar Vadisi Sosyal Yardımlaşma Derneği gecesinde katılan AK Parti İstanbul Milletvekili ve eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, gündemdeki yolsuzluk iddialarına ve skandala adı karışan çevrelere yönelik net ve sert mesajlar verdi. "İçimizde kim yanlış yaparsa dışarı çıkar" Konuşmasında doğrudan isim zikretmeden fon vurgununa ve son dönemde ardı ardına gelen operasyonlara değinen Soylu, davanın temiz tutulması gerektiğinin altını çizdi. Siyasi hareketin ve temsil edilen değerlerin şahsi hatalardan ayrı tutulması gerektiğini vurgulayan Soylu, "Biz bir davanın bir dönemdeki mensuplarıyiz. İçimizde kim yanlış yaparsa, yanlış yapan odur ve dışarı çıkar. Dava alimallah devam eder. Dava milletimizin davasıdır. Kim yanlış yaparsa, kim eksik yaparsa, insandır kim hata yaparsa, kim tamah ederse bu davanın onunla bir işi yoktur. Bu davaya kimsenin zarar vermesine, hiçbir bireyin zarar vermesine tahammül edemeyiz" ifadelerini kullandı. "Bu dava için insanlar asıldı, şehitler oldu" Siyasi mücadelenin geçmişte çok büyük bedeller ödenerek bugünlere getirildiğini hatırlatan eski İçişleri Bakanı, ülkenin içinden geçtiği tarihsel kırılma noktalarına ve yaşanan mağduriyetlere dikkat çekti. Demokrasi mücadelesinde ödenen bedelleri sıralayan Soylu, "Bu dava için insanlar asıldı. Bu dava için 15 Temmuz'da şehitler oldu. Bu dava için insanlar hapse girdiler. Bu dava için insanlar gözü yaşlı, üniversitelerin önüne geldiler; 'Ben çocuğumu okutamayacağım' dediler. Bu dava için evet, başına başörtüsünü takan kadınlar; oğlu üsteğmen oldu, oğlu albay oldu, oğlu paşa oldu, askeriyeden içeri giremedi" sözleriyle geçmişteki yasakçı zihniyete ve verilen mücadeleye vurgu yaptı. "Milletimize yanlış yapamayız" Türkiye'nin bugün herkesin kendini özgürce ifade edebildiği bir noktaya geldiğini ve bu duruma şükrettiklerini belirten Soylu, millet iradesinin her şeyin üzerinde olduğunu ifade etti. Konuşmasını kararlı bir vurguyla tamamlayan Soylu, "Bugün herkesin kendini ifade ettiği Türkiye için Allah'ımıza şükür olsun. Milletimize yanlış yapamayız. Millet ne emrederse biz onun sonuna kadar emrine amadeyiz. Bu kadar basittir. Bu kadar nettir" diyerek sözlerini noktaladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kemal Kılıçdaroğlu'nun ihracına CHP'den sert tepki: Faik Öztrak SDG'den istifa etti Haber

Kemal Kılıçdaroğlu'nun ihracına CHP'den sert tepki: Faik Öztrak SDG'den istifa etti

Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) Onur Kurulu tarafından alınan Kemal Kılıçdaroğlu'nu üyelikten ihraç etme kararı parti içinde ve kurumsal yapılarda yankı uyandırdı. Gelişmelerin ardından ilk net tepki CHP Grup Başkanvekili Faik Öztrak'tan geldi. Faik Öztrak dernek üyeliğinden istifa etti Dernek üyeliğinden ayrıldığını açıklayan Faik Öztrak, sosyal demokrasinin yalnızca bir üyelik veya tabeladan ibaret olmadığını belirtti. Öztrak, yayımladığı istifa metninde şu ifadelere yer verdi: "Sosyal demokrasi bir tabela, çevre ya da üyelik kartı değildir. Eşitliğe, özgürlüğe, çoğulculuğa ve demokrasiye duyulan sarsılmaz bağlılıktır. Sosyal demokrasi siyasi saiklere, kişisel ilişkilere ve günlük hesaplara göre eğilip bükülecek bir kavram değildir." Eleştirel düşünce ve çoğulculuğun yerini günlük hesapların alması durumunda kurumların anlamını yitireceğini vurgulayan Öztrak, istifa kararının inandığı değerlerden vazgeçmek anlamına gelmediğini belirterek açıklamasını, "Bir kurumdan ayrılmak, inandığım değerlerden vazgeçmek değildir. Bazen tam tersine, o değerlere sadakatin gereğidir. Bu nedenle Sosyal Demokrasi Derneği üyeliğimden istifa ediyorum. Dernekten ayrılıyorum; sosyal demokrasiden değil. Ben sosyal demokratım" sözleriyle sonlandırdı. "Sosyal demokrasi, dışlayarak değil kucaklayarak büyür" Karara tepki gösteren bir diğer isim olan CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Demir ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, SDD'nin kararının sosyal demokrat düşüncenin temel ilkeleriyle çeliştiğini ifade etti. Demir, şu değerlendirmelerde bulundu: "Siyasi hayatı boyunca her kesimi kucaklayan, toplumsal barışı ve uzlaşmayı savunan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, yalnızca bir siyasi lider değil, Türkiye'de demokrasinin tıkanan damarlarını açan birleştirici bir iradenin simgesidir. O, en kutuplaşmış dönemlerde bile masaları deviren değil, masaları büyüten; 'ben' değil 'biz' diyerek, milyonları ortak bir demokratik paydada buluşturan bir siyaset kültürü inşa etmiştir." Sosyal demokrat düşüncenin özünde farklı görüşleri bir arada tutma ve uzlaşı kültürünü yaşatma sorumluluğu bulunduğunu belirten Demir, günlük yönetim kararlarının geçici olduğunu, ancak gerçek liderlerin toplumsal bellekte bıraktığı birleştirici mirasın kalıcı olduğunu kaydetti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Toplumsal Hafızanın Mühürlü Kapısı Ulucanlar Cezaevi Haber

Toplumsal Hafızanın Mühürlü Kapısı Ulucanlar Cezaevi

İlk olarak 1923 yılında askeri depo olarak inşa edilen, ardından 1925’te İçişleri Bakanlığı tarafından "umumi hapishane" statüsüne alınarak dönüştürülen bu mekân, 81 yıllık aktif infaz geçmişiyle sadece bir cezaevi değil; ülkenin yakın siyasi, edebî ve toplumsal hafızasının merkez üssü oldu. Modern standartlara uyum sağlayamadığı ve şehrin merkezinde kaldığı gerekçesiyle 1 Temmuz 2006’da kapısına kilit vurulan yapı, Altındağ Belediyesi’nin yürüttüğü kapsamlı restorasyonun ardından 2011 yılında "Ulucanlar Cezaevi Müzesi" adıyla kapılarını yeniden açtı. Darağaçlarında Kararan Hayatlar: İlk İdamdan 12 Eylül’e Kuruluşundan itibaren pek çok infazın gerçekleştirildiği Ulucanlar, Türk siyasi tarihinin en keskin ve dramatik kararlarının sahnesi oldu. Henüz ilk yıllarında, 1926’da İskilipli Atıf Hoca ve Ali Rıza Hoca’nın yanı sıra İzmir Suikastı davası mahkûmlarının infazlarıyla anılmaya başlayan cezaevi, sonraki on yıllarda da idamların merkezi haline geldi. 27 Mayıs darbesinin ardından Albay Fethi Gürcan ve Talat Aydemir bu cezaevinde idam edildi. 12 Mart 1971 muhtırasının ardından ise Türkiye sol hareketinin sembol isimleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam hükümleri, 6 Mayıs 1972 sabaha karşı Ulucanlar’ın avlusunda infaz edildi. 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle birlikte cezaevi, rejiminin en ağır ve acımasız yüzünü yaşadı. Kenan Evren’in liderliğindeki Millî Güvenlik Konseyi döneminde kurulan mahkemeler binlerce kişiyi yargılarken, "bir sağdan, bir soldan" talimatıyla idam edilen sol görüşlü Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu 8 Ekim 1980’de aynı gece burada darağacına gönderildi. Darbe öncesi işlenen bir suçtan yargılanan ve mahkeme kararıyla yaşı büyütülerek idama mahkûm edilen 17 yaşındaki Erdal Eren’in cezası da Yargıtay’ın kararlarına rağmen 13 Aralık 1980’de Ulucanlar’da infaz edildi. Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan da bu karanlık dönemin cezaevindeki diğer idam mahkûmlarıydı. Aydınların, Şairlerin ve Siyasilerin Koğuşu Ulucanlar, sadece idamlarla değil, duvarları arasında yatan Türkiye’nin kültürel ve siyasi elite kadrolarıyla da hafızalara kazındı. Sağ ve sol görüşlü binlerce siyasi mahkûmun yanı sıra ülkenin edebi ve basın hayatına yön veren isimler bir dönem bu soğuk koğuşları doldurdu. Nâzım Hikmet Ran, Necip Fazıl Kısakürek, Kemal Tahir, Ahmed Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Fakir Baykurt gibi şair ve yazarlar ile Yılmaz Güney, Cüneyt Arcayürek, Metin Toker, Oral Çalışlar, İpek Çalışlar, Adnan Cemgil, Beyhan Cenkçi ve Metin Peker gibi gazeteci ve aydınlar Ulucanlar’ın mahkûm defterlerinde yer aldı. Ayrıca Bülent Ecevit, Muhsin Yazıcıoğlu, Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Sırrı Sakık gibi siyasetçiler de bir dönem bu yapının duvarları arasında tutuldu. Bugün Bir Bellek Mekânı Olarak Yaşıyor Ulucanlar Cezaevi Müzesi Sorumlusu Merve Bayıksel, yapının 12 Eylül dönemi başta olmak üzere yakın tarihin en somut vesikası olduğunu belirtiyor. Müzede sergilenen Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan ve Erdal Eren gibi isimlere ait son mektuplar, kıyafetler ve şahsi eşyalar, o dönemin ağır insan hakları ihlallerini ve mahkûmların verdiği mücadeleyi ziyaretçilere doğrudan aktarıyor. Bugün başkenti ziyaret edenlerin uğrak noktalarından biri olan Ulucanlar, ranzalı koğuşları, tecrit hücreleri ve mahkûmların volta attığı avlularıyla Türkiye’nin demokrasi sınavını ve geçmişin acı hatıralarını canlı tutmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.