SON DAKİKA

#Edebiyat

HABER DEĞER - Edebiyat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Edebiyat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“Sarı Mercedes Bayram”dan “Meta Faşizm”e: Karl Marx üzerinden yeni bir kültürel tartışma Haber

“Sarı Mercedes Bayram”dan “Meta Faşizm”e: Karl Marx üzerinden yeni bir kültürel tartışma

Son günlerde sosyal medya platformlarında ve çeşitli düşünce forumlarında dikkat çeken bir tartışma başlığı öne çıktı: “Sarı Mercedes Bayram karakteri ve meta faşizm.” Tartışmanın merkezinde, edebiyatın unutulmaz karakterlerinden Bayram ile Karl Marx’ın meta kuramı arasında kurulan ilişki yer alıyor. Kullanıcılar, bir roman karakteri üzerinden günümüz toplumundaki tüketim pratiklerini ve ideolojik yönelimleri değerlendirmeye başladı. Bayram’ın Mercedes’i: Bir sınıf atlamanın sembolü mü? Sarı Mercedes romanının başkahramanı Bayram, Almanya’da çalışarak bir Mercedes sahibi olmayı hayal eden bir karakter olarak edebiyat tarihinde yer edindi. Roman, Türkiye’den Avrupa’ya giden işçilerin hayallerini, sınıf atlama arzusunu ve modernleşme sürecinin yarattığı kimlik gerilimlerini konu ediniyor. Bayram için Mercedes yalnızca bir otomobil değil; itibarın, başarının ve “başarmış olmanın” somut bir göstergesi. Edebiyat eleştirmenlerine göre Bayram’ın Mercedes tutkusu, bireysel bir hırsın ötesinde, dönemin toplumsal dönüşümünü ve sınıf bilincindeki kırılmaları simgeliyor. Özellikle 1980’ler Türkiye’sinde Avrupa’ya göç ve tüketim kültürünün yükselişi, romanın arka planını oluşturuyor. Karl Marx ve “Meta” kavramı Karl Marx, kapitalist üretim biçimini analiz ederken “meta” kavramını merkeze almış ve özellikle “meta fetişizmi” üzerinden toplumsal ilişkilerin nesneler aracılığıyla gizlenmesini eleştirmişti. Das Kapital adlı eserinde Marx, kapitalist toplumda insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin, metalar üzerinden görünür hale geldiğini; emeğin ve sömürünün ise bu nesnelerin arkasında görünmezleştiğini savunur. Meta fetişizmi kavramı, bir ürünün yalnızca kullanım değeriyle değil, toplumsal anlamı ve sembolik değeriyle de önem kazanmasını ifade eder. Bu çerçevede Bayram’ın Mercedes’e yüklediği anlam, Marx’ın teorisiyle ilişkilendirilerek yeniden yorumlanıyor. “Meta Faşizm” nedir? Tartışmalarda öne çıkan bir diğer kavram ise “meta faşizm.” Akademik literatürde yerleşik bir terim olmamakla birlikte, sosyal medya kullanıcıları bu ifadeyi; tüketim kültürünün aşırı yüceltilmesi, kimliğin tamamen sahip olunan nesneler üzerinden tanımlanması ve bunun toplumsal baskı unsuru haline gelmesi anlamında kullanıyor. Bazı yorumculara göre, bireyin değerini sahip olduğu markalar, araçlar ya da maddi göstergeler üzerinden belirleyen anlayış; görünmez ama güçlü bir toplumsal hiyerarşi yaratıyor. Bu durum, ekonomik eşitsizlikleri derinleştirirken sembolik bir üstünlük düzeni kuruyor. Bayram karakteri üzerinden güncel okuma Bayram karakteri, Marx’ın meta analizinin edebiyattaki somut örneklerinden biri olarak okunabilir. Bayram’ın Mercedes’e ulaşma çabası, emeğin metaya dönüşüm sürecini ve bireyin kendini nesne üzerinden tanımlama arzusunu yansıtıyor. Tartışmalar, bu arzunun günümüzde sosyal medya ve marka kültürüyle daha görünür hale geldiğini vurguluyor. Sosyologlar, özellikle genç kuşaklar arasında kimlik inşasının büyük ölçüde tüketim pratikleri üzerinden şekillendiğini belirtiyor. Lüks araçlar, pahalı telefonlar ve marka kıyafetler, yalnızca kullanım amacıyla değil, statü göstergesi olarak da önem kazanıyor. Kültür, edebiyat ve siyaset arasında yeni bir bağ “Sarı Mercedes Bayram” ve “meta faşizm” başlığı, edebiyat metinlerinin güncel ideolojik tartışmalara nasıl zemin hazırlayabildiğini bir kez daha gösterdi. Karl Marx’ın 19. yüzyılda ortaya koyduğu meta kuramı, 21. yüzyılın dijital ve tüketim odaklı dünyasında yeniden yorumlanıyor. Uzmanlara göre bu tür tartışmalar, klasik metinlerin ve kuramların güncel toplumsal meselelerle ilişkilendirilmesi açısından önemli bir düşünsel alan açıyor. Bayram’ın sarı Mercedes’i ise yalnızca bir roman detayı olmaktan çıkarak, tüketim kültürünün sembolik bir göstergesi haline geliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Alıştığımız dünyaya darbe: Düzeni sarsan 5 kitap önerisi Haber

Alıştığımız dünyaya darbe: Düzeni sarsan 5 kitap önerisi

Günlük hayatın değişmeyeceğine inanmak güven verici olsa da edebiyat çoğu zaman bu konforu sarsıyor. Bireysel vazgeçişlerden toplumsal çöküş senaryolarına kadar uzanan anlatılar, kurulu sandığımız dünyaların ne kadar hassas olduğunu gözler önüne seriyor. Hafta sonu için derlenen beş kitap, gerçekliğin sınırlarını ve alışılmış düzeni sorgulayan hikâyeleri bir araya getiriyor. Ölümsüzlüğün yükünü anlatan bir savaşçı hikâyesi öne çıkıyor Keanu Reeves ve China Miéville imzalı Öteyer Kitabı, binlerce yıl yaşamış bir savaşçının ölümsüzlüğün bedeliyle yüzleşmesini merkezine alıyor. Tanrılarla yapılan bir anlaşma sonucu hayatta kalan karakter, son bir görev karşılığında ölme ihtimaliyle karşı karşıya kalırken roman mitoloji ile modern şiddeti buluşturuyor ve sonsuz yaşamın bir güçten çok ağır bir yük olabileceğini vurguluyor. Modern hayatın görünmeyen yüklerini anlatan bir kaçış hikâyesi dikkat çekiyor Hyunam-Dong Kitabevi, dışarıdan “doğru” görünen bir hayatın içinde kendini kaybeden Youngju’nun küçük bir kitabevi açarak yeniden başlama kararını konu alıyor. Roman yalnızca bireysel dönüşümü değil, kitabevine yolu düşen farklı karakterler üzerinden modern hayatın sıkışmışlık hissini ve görünmeyen yüklerini anlatıyor. Felaket sonrası toplumun kırılganlığı sorgulanıyor John Wyndham’ın Triffidlerin Günü adlı romanı, kitlesel körlük ve yürüyebilen zehirli bitkilerle değişen dünyayı anlatırken medeniyetin ne kadar hızlı çözülebileceğini tartışmaya açıyor. Eserde dayanışma, güç ve hayatta kalma gibi kavramlar felaketin ortasında yeniden tanımlanıyor. Aile ve annelik fikri karanlık bir atmosferde ele alınıyor Joy Williams’ın Diğer Çocuk romanı, izole bir adada belirsizlik içinde yaşayan karakterler üzerinden aile kavramını sorguluyor. Olaydan çok atmosferin ön planda olduğu anlatı, özgürlük ile tehlike arasındaki ince çizgiyi ve yetişkinlerin dünyasının güvenilirliğini tartışmaya açıyor. “Normal” ve “anormal” sınırını tartışan bir bilim kurgu klasiği listede yer alıyor Philip K. Dick’in Alfa Ayının Kabileleri adlı eseri, akıl hastalarının sürgün edildiği bir gezegende kurulan yeni toplumsal düzeni konu alıyor. Roman, gerçekliğin kim tarafından üretildiği ve hangi gerçeğin geçerli sayıldığı sorusunu gündeme getirirken bilim kurguyu bugünün toplumsal yapısına ayna tutan bir araç olarak kullanıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Orhan Pamuk’tan şaşırtan itiraf: En iyi romanım o değil Haber

Orhan Pamuk’tan şaşırtan itiraf: En iyi romanım o değil

Türkiye’den Nobel Edebiyat Ödülü kazanan ilk ve tek yazar olan Orhan Pamuk, son röportajında edebiyat dünyasında yankı uyandıracak açıklamalarda bulundu. 2008 yılında yayımlanan ve aynı adla Netflix’te diziye uyarlanan Masumiyet Müzesi yeniden gündeme gelirken Pamuk, romanına dair dikkat çeken bir değerlendirme yaptı. Ünlü yazar, “İtiraf edeyim Masumiyet Müzesi benim en iyi romanım değildir” sözleriyle kendi eserleri arasında yaptığı sıralamayı paylaştı. Masumiyet Müzesi yeniden gündemde Pamuk’un 2008’de yayımlanan romanı Masumiyet Müzesi, Netflix’in global platformunda yaklaşık 200 ülkede gösterime giren dizi uyarlamasıyla yeniden geniş kitlelere ulaştı. T24’e konuşan yazar, romanla bağlantılı olarak İstanbul’da kurulan müzenin 15 yıldır ziyaretçi sayısını koruduğunu, kitabın satışlarının da yayımlandığı günden bu yana düşmediğini belirtti. Pamuk kendi zirvesini açıkladı Röportajda en iyi romanlarının hangileri olduğu sorusuna yanıt veren Pamuk, edebî açıdan zirvede gördüğü eserlerini sıraladı. Nobel ödüllü yazar, “en iyilerim” dediği romanlarını şu şekilde açıkladı: Kara Kitap, Veba Geceleri, Kar ve Benim Adım Kırmızı. Bu liste, edebiyat çevrelerinde yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. İlk uyarlama mahkemede sonuçlanmıştı 73 yaşındaki yazar, daha önce Masumiyet Müzesinin farklı bir yapım şirketi tarafından diziye uyarlanmak istendiğini ancak senaryoda yapılan değişiklikleri kabul etmediğini açıklamıştı. Pamuk, olay örgüsünün ve anlatının ciddi biçimde saptırıldığını düşündüğünü belirterek yapım şirketine dava açmış, 2022 yılında davayı kazanmıştı. Sonrasında romanın uyarlama hakları için Netflix ile anlaşma sağlandı. Edebiyat ve ekran arasındaki gerilim Pamuk’un açıklamaları, edebî eserlerin uyarlanma sürecinde yazarın sınırlarının ne olması gerektiği tartışmasını da yeniden gündeme taşıdı. Ünlü yazarın hem romanlarına hem de uyarlamalara dair açık sözlü değerlendirmeleri, edebiyat dünyasında uzun süre konuşulacak gibi görünüyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

2025’te en çok satılan kitaplar açıklandı Haber

2025’te en çok satılan kitaplar açıklandı

Amazon.com.tr’nin 2025 yılı satış analizine göre Türkiye’de okurlar, bir yandan edebiyatın zamansız klasiklerine yönelirken diğer yandan çağdaş romanlar ve kişisel gelişim kitaplarına da yoğun ilgi gösterdi. Yıl boyunca en çok satılan ilk 10 kitapta “edebiyat ve kurgu” ile “aile ve yaşam” kategorileri üçer eserle listenin başında yer aldı. Zirvenin sahibi: Sarı Yüz Listenin ilk sırasında, R. F. Kuang’ın pandemi sonrası dünyayı ele alan ve yayımlandığı günden bu yana geniş yankı uyandıran romanı Sarı Yüz yer aldı. Kitap, bireysel etik, kimlik ve edebiyat dünyasına dair sert sorgulamalarıyla yılın en çok konuşulan eserlerinden biri oldu. Klasikler ve çağdaşlar yan yana İkinci sırada Stoacı felsefenin temel metinlerinden kabul edilen Kendime Düşünceler, üçüncü sırada ise Zülfü Livaneli’nin direniş ve aşk temalı romanı Bekle Beni yer aldı. Liste, klasik eserlerin kalıcı gücü ile modern anlatıların birlikte okurla buluştuğunu ortaya koydu. 2025’in en çok satan ilk 10 kitabı Sarı Yüz Kendime Düşünceler Bekle Beni Gece Yarısı Kütüphanesi Cumhuriyet’in İlk Sabahı Martin Eden Yaşamak Ölmek İstiyorum Ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum Atomik Alışkanlıklar İnsanlığımı Yitirirken Okuma alışkanlığı dijitalde güçleniyor Bağımsız araştırma şirketi VeriNays Araştırma’nın 2025 verilerine göre Amazon.com.tr, online kitap alışverişinde Türkiye’de en çok tercih edilen platform oldu. Araştırmaya göre Amazon’dan kitap alan her iki kişiden biri, platformu 10 üzerinden 10 puanla değerlendirdi. Amazon Türkiye’den değerlendirme Amazon Türkiye Kitap ve Hızlı Tüketim Kategorisi Genel Müdürü Serdar Çepniler, satış verilerine ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “2025 verileri, okurların hem klasiklere olan ilgisini koruduğunu hem de yeni yazarlar ve farklı hikâyelere açık olduğunu gösteriyor. Kitaplara erişimi kolaylaştırmanın toplumsal bir değer yarattığına inanıyoruz.” 2025 kitap satışları, Türkiye’de okuma kültürünün yalnızca nostaljiye değil; yeni anlatılara, kişisel gelişime ve farklı türlere de güçlü biçimde açıldığını ortaya koydu.

Türk Edebiyatının Çınarı: Yavuz Bülent Bâkiler Kimdir? Haber

Türk Edebiyatının Çınarı: Yavuz Bülent Bâkiler Kimdir?

1936 yılında Sivas’ta doğan Yavuz Bülent Bâkiler, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Üniversite yıllarından itibaren edebiyata ilgi duyan Bâkiler, şiirlerini ve yazılarını çeşitli dergilerde yayımlamaya başladı. Edebiyat Kariyeri ve Eserleri Bâkiler, özellikle hece ölçüsüyle yazdığı şiirleriyle tanındı. Türk kültürünü, Anadolu’nun ruhunu, milli değerleri ve toplumsal meseleleri ele alan şiirlerinde duygu ve düşünceyi iç içe sunan bir üslup geliştirdi. Öne çıkan eserleri arasında: Yalnızlık Duvak Seninle Harman Üsküp’ten Kosova’ya Türkistan Türkistan yer alır. Fikir ve Kültür Çalışmaları Şairliğinin yanı sıra deneme ve gezi yazılarıyla da dikkat çeken Bâkiler, Türkiye’nin yanı sıra Azerbaycan, Türkistan, Balkanlar gibi coğrafyaları gezerek izlenimlerini kaleme aldı. Yazılarında Türk dünyası birliği, milli kimlik, kültürel değerlerin korunması gibi konulara ağırlık verdi. Meslek Hayatı Bir dönem avukatlık yapan Yavuz Bülent Bâkiler, aynı zamanda TRT’de program yapımcılığı ve yöneticilik görevlerinde bulundu. Kültür hayatına katkıları nedeniyle çeşitli ödüllere layık görüldü. Mirası Yavuz Bülent Bâkiler, şiirlerinde Anadolu’nun sesi olmayı amaçlamış, yazılarında ise Türk dünyası ile Türkiye arasındaki kültürel köprüleri vurgulamıştır. Bugün hem şair kimliği hem de fikir adamı yönüyle Türk edebiyatının önemli değerlerinden biri olarak kabul edilmektedir. 28.09.2025'te vefat etmiştir.

Gogol'un ölümsüz eseri: “Bir Delinin Hatıra Defteri” neden hala çok satanlarda? Haber

Gogol'un ölümsüz eseri: “Bir Delinin Hatıra Defteri” neden hala çok satanlarda?

Rus edebiyatının bu başyapıtı, sadece bir hikâye değil; aynı zamanda insan ruhunun kırılganlığını, toplumun acımasız çarklarını ve bireyin yalnızlığını sorgulayan derin bir ayna. Kitap, bir kez daha neden klasik olduğunu kanıtlıyor: Çünkü her çağda, her okurda farklı bir yankı uyandırıyor. Bir Delinin Hatıra Defteri, Aksenti İvanoviç Poprişçin’in günlüğü üzerinden, bir memurun zihinsel çöküşünü ve gerçeklikten kopuşunu anlatıyor. Ancak bu eseri yalnızca bir delilik hikâyesi olarak görmek haksızlık olur. Gogol, kara mizah ve keskin hicivle, 19. yüzyıl Rus toplumunun bürokratik çürümüşlüğünü, sınıf ayrımının ezici ağırlığını ve bireyin bu sistem içinde nasıl öğütüldüğünü gözler önüne seriyor. Poprişçin’in iç dünyası, hem trajik hem de absürt bir şekilde, modern insanın da tanıdık hissettiği çaresizliği yansıtıyor: Toplumun dayattığı rollerle hayaller arasındaki uçurumda debelenme. Kitabın en çarpıcı yanı, Gogol’ün deliliği bir metafor olarak kullanmadaki ustalığı. Poprişçin’in giderek gerçeklikten kopan düşünceleri, bireyin toplum tarafından nasıl görünmez kılındığını, değersizleştirildiğini ve sonunda kendi zihninde bir sığınak aramak zorunda kaldığını gösteriyor. Günlük formatı, bu çöküşü adım adım hissettiriyor; okur, karakterin zihnindeki kaosu neredeyse kendi içinde yaşıyor. Gogol, bu kaosu öyle işliyor ki, bir noktada kendinizi Poprişçin’in hayallerine hak verirken buluyorsunuz. Belki de hepimiz, bir an için, kendimizi İspanya kralı ilan etme arzusu taşıyoruzdur! Kitaptan bir alıntı, bu ruh halini özetliyor: “Uzağa, çok uzağa, hiçbir şeyi göremeyeceğim, duyamayacağım insansız bir dünyaya götürsün beni!” Bu cümle, Poprişçin’in çaresiz çığlığı olmasının ötesinde, modern insanın da sık sık hissettiği bir kaçış arzusunu yansıtıyor. Toplumun beklentileri, statü kaygıları ve adaletsizlikler karşısında kim, bir anlığına her şeyi geride bırakıp “insansız bir dünya” hayal etmemiştir ki? Gogol’un eseri, sadece bireysel bir trajedi değil, aynı zamanda sistem eleştirisi. Rus bürokrasisinin soğuk, hiyerarşik yapısı, bugün bile farklı biçimlerde varlığını sürdürüyor. Poprişçin’in hikâyesi, yalnızca 1835 Rusya’sına değil; günümüzün kurumsal dünyasına, statü odaklı toplumlarına da dokunuyor. Kitap, okuru hem güldürüyor hem sarsıyor; çünkü Gogol, insanın en karanlık köşelerini mizahla aydınlatmayı başarıyor. Okurken, Poprişçin’in deliliğinin aslında bir tür özgürlük arayışı olduğunu düşündüm. Toplumun ona biçtiği rolden kaçarken, kendi gerçekliğini inşa etmeye çalışıyor. Ama bu inşa trajik bir şekilde çöküyor. Gogol burada bize şunu soruyor: Gerçek delilik, sistemin içinde “normal” kalmaya çalışmak mı, yoksa o sistemden tamamen kopmak mı? Bu soru, kitabın sayfaları kapansa da zihinde dönüp duruyor. Nikolay Gogol kimdir? Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809-1852), Ukrayna doğumlu, Rus edebiyatının en önemli figürlerinden biri. Eserlerinde realizmle fantastik öğeleri harmanlayan Gogol, hiciv ve kara mizah konusundaki yetkinliğiyle tanınıyor. Ölü Canlar, Müfettiş, Palto ve Burun gibi eserleriyle dünya edebiyatına damga vurmuş bir yazar. Dostoyevski’nin ünlü sözüyle: “Hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık.” Bu ifade, Gogol’ün edebiyat üzerindeki derin etkisini açıkça gösteriyor.

Edebiyat dünyasında taciz ifşaları: 178 edebiyatçıdan ortak bildiri Haber

Edebiyat dünyasında taciz ifşaları: 178 edebiyatçıdan ortak bildiri

Kaan Sezyum hakkında iddia ve özür Bir kadın, yazar-komedyen Kaan Sezyum’un evinde tacize uğradığını öne sürdü. İddiasına göre Sezyum, “Beni koltuğa itip üzerime atladı. Öpmeye yaklaşırken ittim. ‘Niye geldin o zaman’ dedi” ifadelerini kullandı. Kaan Sezyum, sosyal medyadan yaptığı açıklamada iddiayı kabul ederek özür diledi: “Pişmanım ve çok üzgünüm. Olayın ardından psikolojik destek almaya başladım. Karşı taraf itiraz edince hemen durdum. Herhangi fiziksel bir zorlamada bulunmadım. Ortamı yanlış okudum. Hareketlerimin sorumluluğu bana aittir.” Taciz ifşası sonrası BirGün gazetesi, Sezyum’la yollarını ayırdığını duyurdu. Ahmet Ergenç hakkında iddialar Eleştirmen ve çevirmen Ahmet Ergenç hakkında da çok sayıda kadından taciz ve tecavüz girişimi iddiaları geldi. İddialara göre Ergenç, geçmişte ders verdiği üniversitedeki öğrencilerine de tacizde bulundu ve bu nedenle görevine son verildi. Çevirmen Banu Karakaş, yaşadığı bir olayı şöyle paylaştı: “Geçen yıl Türkiye seyahatimde bir programın resepsiyonuna geldi. Sarhoştu, beni sürekli evine davet etti. Günlerce mesaj attı, hâlâ duruyor. Gitmedim ama genç yaşta olsaydım gidebilirdim.” AICA devrede Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği’nin (AICA) Türkiye şubesi, Ergenç’in derneğin etik komisyonuna sevk edildiğini açıkladı. 178 edebiyatçıdan ortak bildiri Sanat dünyasında art arda gelen ifşaların ardından 178 edebiyatçı, taciz ve güç istismarına karşı ortak bildiri yayımladı. Bildiride şu ifadeler yer aldı: “Taciz faillerini unutmayacağız, unutturmayacağız.”

Genç Akıl Dergisi’nden Haber Değer’e ziyaret Haber

Genç Akıl Dergisi’nden Haber Değer’e ziyaret

Genç Akıl Dergisi’nin sahibi Songül Kayar, Haber Değer Gazetesi’ni ziyaret ederek Genel Yayın Yönetmenimiz Aydoğan Doğan ile gündeme dair sohbet gerçekleştirdi. Ziyaret sırasında derginin üçüncü sayısı Aydoğan Doğan’a hediye edildi. Doğan, sohbetinde Alevi toplumunun Türkiye kültürüne olan yadsınamaz katkısına dikkat çekerek Songül Kayar’a başarı dileklerini iletti. Derginin amacı ve süreci hakkında bilgi veren Songül Kayar, şunları söyledi: “Biz Alevi gençleri, kendimizi birçok alanda geliştirme ve geleceğe emin adımlarla yürüme gayreti içindeyiz. Dergiyi çıkarmaktaki amacımız, gençlerimizi araştırmaya ve yazmaya teşvik etmek. Geçmişten aldığımız ilhamla, günümüz koşullarında oluşturduğumuz bakış açımızı ilmi bir çerçevede okuyucuyla buluşturuyoruz. Bu nedenle hem mutlu hem de gururluyuz. Dileğimiz, dergimizi satın alarak biz gençlere destek olmanız. Attığımız her adım, desteğinizle daha da güçlenecektir. Şimdiden tüm destekçilerimize teşekkür ediyorum.” Alevi Gençler Derneği bünyesinde “Üniversiteli Alevi Gençler Dergisi” olarak yayın hayatına başlayan ve yoluna artık “Genç Akıl Dergisi” adıyla devam eden dergi, üçüncü sayısıyla okurların karşısına çıktı. Bu özel sayı, usta ozan Davut Sulari’nin 100. doğum yılına ithafen hazırlanarak, kapak ve içeriklerinde değerli sanatçıyı öne çıkardı. Ziyaretinde sunduğu değerli fikirleri ve anlamlı hediyesi için Songül Kayar’a gazetemiz adına teşekkür ederiz. Genç Akıl Dergisi’nin 3. sayısına ulaşmak için: alevigenclerdernegi@gmail.com

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.