SON DAKİKA

#Edebiyat

HABER DEĞER - Edebiyat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Edebiyat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Aleviliğin son yüzyılına çok katmanlı bakış: Yalçın Çakmak’tan kapsamlı bir derleme Haber

Aleviliğin son yüzyılına çok katmanlı bakış: Yalçın Çakmak’tan kapsamlı bir derleme

Yalçın Çakmak’ın derlediği “Aleviliğin Son Yüzyılı”, Osmanlı’dan günümüz Türkiye’sine uzanan süreçte Aleviliği yalnızca inanç ekseninde değil; siyaset, hafıza, kimlik, medya, kültür, göç ve toplumsal dönüşüm başlıkları üzerinden ele alıyor. Kitabın asıl gücü, Aleviliği tek bir tanıma sıkıştırmaması. Tarihsel hafıza, devlet-toplum ilişkileri, kimlik inşası, medyada temsil, Alevifobi, Avrupa’daki Alevi örgütlenmeleri, kültürel üretim ve dijital hafıza gibi başlıklar aynı çerçeve içinde ele alınıyor. Böylece okura, Aleviliğin yalnızca geçmişe ait bir inanç ve kimlik meselesi değil, bugünün siyasal ve toplumsal tartışmalarında hâlâ canlı biçimde var olan bir alan olduğu gösteriliyor. Osmanlı’dan bugüne devam eden bir hafıza meselesi Kitabın temel sorularından biri şu: Aleviler, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve bugüne uzanan süreçte kendi tarihsel hafızalarını nasıl korudu? Bu soru, eserin omurgasını oluşturuyor. Horasan anlatısından Dersim’e, Madımak Katliamı’ndan Avrupa’daki diaspora deneyimine kadar uzanan geniş bir tarihsel hat üzerinden, Alevi kimliğinin zaman içinde nasıl katmanlaştığı inceleniyor. “Türk İslamı” tartışması ve siyasal anlamı Derlemenin önemli tartışma alanlarından biri de Aleviliğin tarih boyunca farklı ideolojik çerçeveler içinde tanımlanması. Kitap, özellikle Aleviliğin “Türk İslamı” şeklinde yorumlanmasının yalnızca teolojik değil, aynı zamanda siyasal bir tercih ve kimlik politikası olduğunu tartışmaya açıyor. Bu tartışma, Aleviliğin “İslam içi mi, kendine özgü bir inanç mı?” sorusundan çok daha geniş bir zemine oturuyor. Yalçın Çakmak’ın daha önce İmran Gürtaş ile birlikte derlediği “Kızılbaşlık, Alevilik, Bektaşilik: Tarih-Kimlik-İnanç-Ritüel”kitabında da benzer biçimde terminoloji, kimlik ve inanç ayrımları tartışılmıştı. Yeni kitap bu hattı daha yakın döneme taşıyor ve son yüz yıldaki siyasal dönüşümlerle ilişkilendiriyor. Alevifobi yalnızca geçmişin meselesi değil Kitapta öne çıkan bir diğer başlık ise Alevifobi. Derleme, Alevilere yönelik önyargı ve dışlamanın yalnızca tarihsel devlet politikalarında değil, medyada ve dijital dünyada da farklı biçimlerde yeniden üretildiğini ele alıyor. Bu başlık, kitabın güncelliğini en çok artıran bölümlerden biri. Çünkü mesele artık yalnızca tarihsel belgeler üzerinden değil; haber dili, sosyal medya, dijital hafıza ve kamuoyu algısı üzerinden de okunuyor. Avrupa’daki Alevilik ayrı bir kimlik deneyimi oluşturuyor “Aleviliğin Son Yüzyılı”, Türkiye sınırlarının dışına da çıkıyor. Avrupa’daki Alevilerin örgütlenme biçimleri, kimliklerini kamusal alanda ifade etme yöntemleri ve göçle birlikte yaşanan dönüşümler kitabın önemli başlıklarından biri. Bu bölüm, Aleviliğin Türkiye’deki tarihsel ve siyasal bağlamla sınırlı olmadığını gösteriyor. Avrupa’da Alevilik, bir yandan inanç kimliği olarak korunurken diğer yandan hukuki tanınma, örgütlenme ve yurttaşlık mücadelesinin parçasına dönüşüyor. Edebiyattan sinemaya Aleviliğin kültürel görünürlüğü Kitap yalnızca siyaset ve tarihle sınırlı değil. Edebiyat, sinema ve müzik endüstrisinde Aleviliğin nasıl temsil edildiğide ele alınıyor. Bu tercih, derlemeyi klasik tarih çalışmalarından ayırıyor. Çünkü Alevilik burada yalnızca arşiv belgelerinde veya siyasal mücadelelerde değil, kültürel üretim alanında da izleniyor. Böylece Alevi kimliğinin toplumdaki görünürlüğünün, yalnızca siyasi hak talepleriyle değil, sanat ve popüler kültür aracılığıyla da şekillendiği ortaya konuyor. “Aleviliğin Son Yüzyılı”nı değerli kılan temel unsur, tek bir tez dayatmak yerine farklı meseleleri aynı tarihsel eksende buluşturması. Kitap, Aleviliği ne yalnızca bir inanç sistemi ne de yalnızca bir siyasi kimlik olarak ele alıyor. Bunun yerine, inanç, hafıza, siyaset, kültür, göç ve kimlik arasındaki geçişkenliğe odaklanıyor. Bu nedenle eser, Alevilik üzerine çalışan akademisyenler için olduğu kadar Türkiye’nin yakın siyasi ve toplumsal tarihini anlamaya çalışan okurlar için de güçlü bir başvuru kaynağı niteliğinde. Kitabın başlığı da bu açıdan isabetli: “Son Yüzyıl” ifadesi yalnızca kronolojik bir dönem tarif etmiyor; Aleviliğin modernleşme, Cumhuriyet, göç, kentleşme, siyasal örgütlenme ve dijitalleşmeyle birlikte geçirdiği büyük dönüşümü işaret ediyor. Yalçın Çakmak kimdir? Yalçın Çakmak, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü’nde lisans eğitimini 2005’te, yüksek lisansını 2012’de, doktorasını ise 2018’de tamamladı. Çalışma alanları arasında Kızılbaşlık/Alevilik, Bektaşilik, Türkiye’de dinî ve etnik gruplar, dinler tarihi ile Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi dinî, toplumsal ve siyasal yaşamı bulunuyor. Çakmak, “Sultanın Kızılbaşları: II. Abdülhamid Dönemi Alevi Algısı ve Siyaseti” ile “Osmanlı’da Dinden Çıkma (İrtidad)” kitaplarının yazarı. Ayrıca “Kızılbaşlık, Alevilik, Bektaşilik”, “Kürt Tarihi ve Siyasetinden Portreler”, “Kürt Aşiretleri”, “Şekâvet, Hıyânet, İsyan” ve “Huzursuz Bir Ruhun Panoraması” gibi çok sayıda çalışmanın da derleyicileri arasında yer aldı. Önemli Alevi yazmalarından “Tabîbu’l-Kulûbi’l-Asfiyâ ve Seyru Sülûki’l-Evliyâ” adlı eseri de çevirip yayına hazırlayan Çakmak, 2013-2018 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Halen Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü’nde doçent olarak akademik çalışmalarını sürdürüyor. Çakmak, 2019 yılında Tarih Vakfı Mütevelli Kurulu üyeliğine seçildi. “Aleviliğin Son Yüzyılı”, İletişim Yayınları’nın Araştırma-İnceleme dizisinden Ağustos 2026’da ilk baskısını yaptı ve 358 sayfadan oluşuyor. Kitapta Bülent Akın, Yalçın Çakmak, Faruk Çalışkan, Özge Dikmen, Kumru Berfin Emre, Mehmet Ertan, Orhan Gazi Ertekin, Bülent Keleş, İhsan Koluaçık, Onur Özger, Cemal Salman, Ali Duran Topuz ve Elif Yıldızlı’nın katkıları bulunuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Yazar Bilgesu Erenus hayatını kaybetti Haber

Yazar Bilgesu Erenus hayatını kaybetti

Türk tiyatrosu ve edebiyat dünyası önemli bir değerini kaybetti. Oyun yazarı, senarist ve yazar kimliğiyle tanınan 83 yaşındaki Bilgesu Erenus'un vefat haberi sanat camiasında derin bir üzüntü yarattı. Şehir Tiyatroları'ndan vefat açıklaması Usta ismin vefat haberini resmi sosyal medya hesapları üzerinden duyuran İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, kurumun repertuarında da yer alan "Yaftalı Tabut" adlı oyunun yazarı olan Erenus'un saygı ve rahmetle anıldığını belirtti. Açıklamada, merhumenin eserleriyle Türk tiyatrosunda silinmez izler bıraktığı ifade edilirken, kederli ailesine, yakınlarına ve tüm sanat camiasına başsağlığı dilekleri iletildi. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde tören düzenlenecek Hayatını kaybeden usta yazar için 08 Ağustos 2026 Cumartesi günü saat 10.30'da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde resmi bir anma töreni gerçekleştirilecek. Düzenlenecek törenin ardından Bilgesu Erenus'un son yolculuğuna uğurlanması beklenirken, programa tiyatro ve sanat dünyasından çok sayıda ismin katılması öngörülüyor. Bilgesu Erenus kimdir? 1943 yılında Bilecik'in Gölpazarı ilçesinde dünyaya gelen Bilgesu Erenus, eğitimini İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü'nde tamamladı. 1965 ile 1973 yılları arasında TRT bünyesinde görev yapan Erenus; tiyatro oyunlarının yanı sıra roman, öykü ve senaryo dallarında da nitelikli eserler kaleme aldı. Türkiye Yazarlar Sendikası yönetiminde de aktif görevler üstlenen Erenus, 12 Eylül askeri darbesi sonrasında demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinin simgelerinden biri olan Aydınlar Dilekçesi'ni Cumhurbaşkanlığı'na ulaştıran isimler arasında yer aldı. Kaleme aldığı eserlerinde emek mücadelesini, kadın haklarını, toplumsal eşitsizlikleri ve Türkiye'nin yakın siyasi tarihine mercek tutan meseleleri işleyerek Türk edebiyatı ile tiyatrosunda derin bir miras bıraktı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Virginia Woolf Kıyılar "Arasında Yankılar Sergisi" ile İstanbul'da Haber

Virginia Woolf Kıyılar "Arasında Yankılar Sergisi" ile İstanbul'da

35. Uluslararası Virginia Woolf Konferansı kapsamında hazırlanan ve santralistanbul Kampüsü Enerji Müzesi’nde kapılarını açan sergi, yazarın edebi mirasını ses, hafıza ve mekan kavramları üzerinden yeniden yorumlayan bir görsel şölene dönüşüyor. Edebiyattan sanata "ses ve sessizlik" Bu yıl "Virginia Woolf ve Ses" temasıyla kurgulanan sergi, yazarın eserlerinde sıklıkla karşımıza çıkan sessizlik, mekan ve duyusal deneyim gibi temaları çağdaş sanatın perspektifiyle günümüze taşıyor. Küratörlüğünü Demet Karabulut Dede, Levent Tökün ve Derya Sayın’ın üstlendiği sergi, Woolf'un eserlerini İstanbul’un kendine has kültürel ve duyusal atmosferiyle harmanlayarak izleyiciye alışılmışın dışında bir deneyim sunuyor. 13 sanatçının gözünden Woolf Sergi kapsamında Woolf’un edebiyat evrenini kendi üsluplarıyla tuvale, sese ve mekana döken 13 yerli ve yabancı sanatçı bir araya geliyor. Ayşe Orhon, Bengisu Bayrak, Eda Çekil, Gülsün Orhon, Hasan Nazif Yılmaz, İrem Güngez, Mesrure Melis Bilgin Koen, Naz Işıksoy, Özlem İşbilir, Paola Giorgi, Rebecca Wood, Sinan Aruser ve Zeynep Abacı'nın eserlerinin yer aldığı bu özel seçki, yazarın dünyasına disiplinlerarası bir kapı aralıyor. Edebiyat ve sanatın kesişim noktasında bir yolculuk sunan sergi, 24 Temmuz tarihine kadar santralistanbul Kampüsü Enerji Müzesi’nde ziyaretçilerini bekliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

43. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı Latife Tekin oldu Haber

43. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı Latife Tekin oldu

Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek fuarın bu yılki "Onur Yazarı" ise edebiyat dünyasının önemli ismi Latife Tekin olarak belirlendi. "Edebiyatın gerçeği, gerçeğin edebiyatı" teması Bu yılki fuar, “Edebiyatın gerçeği, gerçeğin edebiyatı” temasıyla kitapseverleri ağırlayacak. Tema, edebiyatın yaşamı anlama, yorumlama ve dönüştürme gücüne vurgu yaparak; bireysel ve toplumsal hafızanın edebiyat aracılığıyla nasıl şekillendiğini tartışmaya açacak. Program kapsamında gerçekleştirilecek panel ve söyleşilerle, gerçekliğin edebiyattaki yansımaları ve anlatının toplumsal deneyimleri anlamlandırmadaki rolü derinlemesine ele alınacak. Latife Tekin'e özel program Tüyap Kültür Fuarları Danışma Kurulu tarafından Onur Yazarı seçilen Latife Tekin'in edebiyat yolculuğu, fuar boyunca çeşitli etkinliklerle kutlanacak. Yazarın eserlerini, toplumsal bellek ve bireysel hikâyeler arasındaki bağlamını irdeleyen söyleşilerin yanı sıra, Tekin’in hayatını ve edebi üretimini konu alan özel bir anı kitabı da fuar süresince okurların beğenisine sunulacak. 12-20 Aralık tarihlerinde Tüyap'ta Fuar, 12 Aralık 2026 tarihinde başlayıp 20 Aralık 2026 tarihinde sona erecek. Ziyaretçiler fuarı hafta içi 10.00–19.00, hafta sonları ise 10.00–20.00 saatleri arasında gezebilecek. Organizasyon, 20 Aralık'taki kapanış günü saat 19.00'da sona erecek. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Orwell’in en sert siyasi eleştirisi: Hayvan Çiftliği ne anlatıyor? Haber

Orwell’in en sert siyasi eleştirisi: Hayvan Çiftliği ne anlatıyor?

Kitapta bir grup çiftlik hayvanı, kendilerini sömürdüklerini düşündükleri insanlara karşı ayaklanarak yönetimi ele geçiriyor. Başlangıçta eşitlik ve özgürlük vaat eden bu yeni düzen, zamanla eski sistemi aratmayan baskıcı bir yapıya dönüşüyor. Romanın en çarpıcı yönü de burada ortaya çıkıyor: İktidar değişiyor, ancak güç yeniden belirli bir grubun elinde toplanıyor. Orwell’in yarattığı hikâye özellikle Sovyetler Birliği’ne ve Josef Stalin dönemine yönelik bir eleştiri olarak yorumlanıyor. Kitaptaki karakterlerin büyük bölümü gerçek siyasi figürleri temsil ederken, olay örgüsü de devrim sonrası yaşanan güç mücadelelerine gönderme yapıyor. Romanın en bilinen cümlelerinden biri olan “Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar daha eşittir” ifadesi ise yıllardır siyasi tartışmaların sembollerinden biri olarak kullanılmaya devam ediyor.Eleştirmenlere göre bu söz, iktidarın zamanla kendi ayrıcalıklı sınıfını yaratmasını anlatan en güçlü siyasi eleştirilerden biri olarak görülüyor. Eleştirmenlere göre romanın kalıcı olmasının nedeni, belirli bir dönemi anlatmakla sınırlı kalmaması. Çünkü kitap, gücün denetlenmediği her sistemde benzer sonuçların ortaya çıkabileceğini savunuyor. George Orwell kimdir? 1903 yılında Hindistan’da doğan George Orwell, gerçek adıyla Eric Arthur Blair, 20. yüzyılın en etkili siyasi yazarlarından biri olarak kabul ediliyor. İngiltere’de eğitim gören Orwell, genç yaşta sömürge polisliği yaptı ancak daha sonra bu sisteme karşı sert eleştiriler yöneltti. Gazetecilik ve yazarlık kariyeri boyunca yoksulluk, eşitsizlik, savaş ve baskıcı yönetimler üzerine yoğunlaştı. Özellikle İspanya İç Savaşı sırasında yaşadıkları, onun siyasi düşüncelerini büyük ölçüde şekillendirdi. Orwell’in eserlerinde en dikkat çeken tema ise propaganda ve devlet kontrolü oldu. Hayvan Çiftliği ve daha sonra yayımlanan 1984, yalnızca edebiyat dünyasında değil siyasi tartışmalarda da en çok referans verilen kitaplar arasına girdi. 1950 yılında hayatını kaybeden Orwell’in eserleri bugün hâlâ dünyanın birçok ülkesinde okunmaya devam ediyor. Özellikle Hayvan Çiftliği, devrimlerin nasıl yozlaşabileceğini anlatan en güçlü siyasi romanlardan biri olarak görülüyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

“Sarı Mercedes Bayram”dan “Meta Faşizm”e: Karl Marx üzerinden yeni bir kültürel tartışma Haber

“Sarı Mercedes Bayram”dan “Meta Faşizm”e: Karl Marx üzerinden yeni bir kültürel tartışma

Son günlerde sosyal medya platformlarında ve çeşitli düşünce forumlarında dikkat çeken bir tartışma başlığı öne çıktı: “Sarı Mercedes Bayram karakteri ve meta faşizm.” Tartışmanın merkezinde, edebiyatın unutulmaz karakterlerinden Bayram ile Karl Marx’ın meta kuramı arasında kurulan ilişki yer alıyor. Kullanıcılar, bir roman karakteri üzerinden günümüz toplumundaki tüketim pratiklerini ve ideolojik yönelimleri değerlendirmeye başladı. Bayram’ın Mercedes’i: Bir sınıf atlamanın sembolü mü? Sarı Mercedes romanının başkahramanı Bayram, Almanya’da çalışarak bir Mercedes sahibi olmayı hayal eden bir karakter olarak edebiyat tarihinde yer edindi. Roman, Türkiye’den Avrupa’ya giden işçilerin hayallerini, sınıf atlama arzusunu ve modernleşme sürecinin yarattığı kimlik gerilimlerini konu ediniyor. Bayram için Mercedes yalnızca bir otomobil değil; itibarın, başarının ve “başarmış olmanın” somut bir göstergesi. Edebiyat eleştirmenlerine göre Bayram’ın Mercedes tutkusu, bireysel bir hırsın ötesinde, dönemin toplumsal dönüşümünü ve sınıf bilincindeki kırılmaları simgeliyor. Özellikle 1980’ler Türkiye’sinde Avrupa’ya göç ve tüketim kültürünün yükselişi, romanın arka planını oluşturuyor. Karl Marx ve “Meta” kavramı Karl Marx, kapitalist üretim biçimini analiz ederken “meta” kavramını merkeze almış ve özellikle “meta fetişizmi” üzerinden toplumsal ilişkilerin nesneler aracılığıyla gizlenmesini eleştirmişti. Das Kapital adlı eserinde Marx, kapitalist toplumda insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin, metalar üzerinden görünür hale geldiğini; emeğin ve sömürünün ise bu nesnelerin arkasında görünmezleştiğini savunur. Meta fetişizmi kavramı, bir ürünün yalnızca kullanım değeriyle değil, toplumsal anlamı ve sembolik değeriyle de önem kazanmasını ifade eder. Bu çerçevede Bayram’ın Mercedes’e yüklediği anlam, Marx’ın teorisiyle ilişkilendirilerek yeniden yorumlanıyor. “Meta Faşizm” nedir? Tartışmalarda öne çıkan bir diğer kavram ise “meta faşizm.” Akademik literatürde yerleşik bir terim olmamakla birlikte, sosyal medya kullanıcıları bu ifadeyi; tüketim kültürünün aşırı yüceltilmesi, kimliğin tamamen sahip olunan nesneler üzerinden tanımlanması ve bunun toplumsal baskı unsuru haline gelmesi anlamında kullanıyor. Bazı yorumculara göre, bireyin değerini sahip olduğu markalar, araçlar ya da maddi göstergeler üzerinden belirleyen anlayış; görünmez ama güçlü bir toplumsal hiyerarşi yaratıyor. Bu durum, ekonomik eşitsizlikleri derinleştirirken sembolik bir üstünlük düzeni kuruyor. Bayram karakteri üzerinden güncel okuma Bayram karakteri, Marx’ın meta analizinin edebiyattaki somut örneklerinden biri olarak okunabilir. Bayram’ın Mercedes’e ulaşma çabası, emeğin metaya dönüşüm sürecini ve bireyin kendini nesne üzerinden tanımlama arzusunu yansıtıyor. Tartışmalar, bu arzunun günümüzde sosyal medya ve marka kültürüyle daha görünür hale geldiğini vurguluyor. Sosyologlar, özellikle genç kuşaklar arasında kimlik inşasının büyük ölçüde tüketim pratikleri üzerinden şekillendiğini belirtiyor. Lüks araçlar, pahalı telefonlar ve marka kıyafetler, yalnızca kullanım amacıyla değil, statü göstergesi olarak da önem kazanıyor. Kültür, edebiyat ve siyaset arasında yeni bir bağ “Sarı Mercedes Bayram” ve “meta faşizm” başlığı, edebiyat metinlerinin güncel ideolojik tartışmalara nasıl zemin hazırlayabildiğini bir kez daha gösterdi. Karl Marx’ın 19. yüzyılda ortaya koyduğu meta kuramı, 21. yüzyılın dijital ve tüketim odaklı dünyasında yeniden yorumlanıyor. Uzmanlara göre bu tür tartışmalar, klasik metinlerin ve kuramların güncel toplumsal meselelerle ilişkilendirilmesi açısından önemli bir düşünsel alan açıyor. Bayram’ın sarı Mercedes’i ise yalnızca bir roman detayı olmaktan çıkarak, tüketim kültürünün sembolik bir göstergesi haline geliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Alıştığımız dünyaya darbe: Düzeni sarsan 5 kitap önerisi Haber

Alıştığımız dünyaya darbe: Düzeni sarsan 5 kitap önerisi

Günlük hayatın değişmeyeceğine inanmak güven verici olsa da edebiyat çoğu zaman bu konforu sarsıyor. Bireysel vazgeçişlerden toplumsal çöküş senaryolarına kadar uzanan anlatılar, kurulu sandığımız dünyaların ne kadar hassas olduğunu gözler önüne seriyor. Hafta sonu için derlenen beş kitap, gerçekliğin sınırlarını ve alışılmış düzeni sorgulayan hikâyeleri bir araya getiriyor. Ölümsüzlüğün yükünü anlatan bir savaşçı hikâyesi öne çıkıyor Keanu Reeves ve China Miéville imzalı Öteyer Kitabı, binlerce yıl yaşamış bir savaşçının ölümsüzlüğün bedeliyle yüzleşmesini merkezine alıyor. Tanrılarla yapılan bir anlaşma sonucu hayatta kalan karakter, son bir görev karşılığında ölme ihtimaliyle karşı karşıya kalırken roman mitoloji ile modern şiddeti buluşturuyor ve sonsuz yaşamın bir güçten çok ağır bir yük olabileceğini vurguluyor. Modern hayatın görünmeyen yüklerini anlatan bir kaçış hikâyesi dikkat çekiyor Hyunam-Dong Kitabevi, dışarıdan “doğru” görünen bir hayatın içinde kendini kaybeden Youngju’nun küçük bir kitabevi açarak yeniden başlama kararını konu alıyor. Roman yalnızca bireysel dönüşümü değil, kitabevine yolu düşen farklı karakterler üzerinden modern hayatın sıkışmışlık hissini ve görünmeyen yüklerini anlatıyor. Felaket sonrası toplumun kırılganlığı sorgulanıyor John Wyndham’ın Triffidlerin Günü adlı romanı, kitlesel körlük ve yürüyebilen zehirli bitkilerle değişen dünyayı anlatırken medeniyetin ne kadar hızlı çözülebileceğini tartışmaya açıyor. Eserde dayanışma, güç ve hayatta kalma gibi kavramlar felaketin ortasında yeniden tanımlanıyor. Aile ve annelik fikri karanlık bir atmosferde ele alınıyor Joy Williams’ın Diğer Çocuk romanı, izole bir adada belirsizlik içinde yaşayan karakterler üzerinden aile kavramını sorguluyor. Olaydan çok atmosferin ön planda olduğu anlatı, özgürlük ile tehlike arasındaki ince çizgiyi ve yetişkinlerin dünyasının güvenilirliğini tartışmaya açıyor. “Normal” ve “anormal” sınırını tartışan bir bilim kurgu klasiği listede yer alıyor Philip K. Dick’in Alfa Ayının Kabileleri adlı eseri, akıl hastalarının sürgün edildiği bir gezegende kurulan yeni toplumsal düzeni konu alıyor. Roman, gerçekliğin kim tarafından üretildiği ve hangi gerçeğin geçerli sayıldığı sorusunu gündeme getirirken bilim kurguyu bugünün toplumsal yapısına ayna tutan bir araç olarak kullanıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Orhan Pamuk’tan şaşırtan itiraf: En iyi romanım o değil Haber

Orhan Pamuk’tan şaşırtan itiraf: En iyi romanım o değil

Türkiye’den Nobel Edebiyat Ödülü kazanan ilk ve tek yazar olan Orhan Pamuk, son röportajında edebiyat dünyasında yankı uyandıracak açıklamalarda bulundu. 2008 yılında yayımlanan ve aynı adla Netflix’te diziye uyarlanan Masumiyet Müzesi yeniden gündeme gelirken Pamuk, romanına dair dikkat çeken bir değerlendirme yaptı. Ünlü yazar, “İtiraf edeyim Masumiyet Müzesi benim en iyi romanım değildir” sözleriyle kendi eserleri arasında yaptığı sıralamayı paylaştı. Masumiyet Müzesi yeniden gündemde Pamuk’un 2008’de yayımlanan romanı Masumiyet Müzesi, Netflix’in global platformunda yaklaşık 200 ülkede gösterime giren dizi uyarlamasıyla yeniden geniş kitlelere ulaştı. T24’e konuşan yazar, romanla bağlantılı olarak İstanbul’da kurulan müzenin 15 yıldır ziyaretçi sayısını koruduğunu, kitabın satışlarının da yayımlandığı günden bu yana düşmediğini belirtti. Pamuk kendi zirvesini açıkladı Röportajda en iyi romanlarının hangileri olduğu sorusuna yanıt veren Pamuk, edebî açıdan zirvede gördüğü eserlerini sıraladı. Nobel ödüllü yazar, “en iyilerim” dediği romanlarını şu şekilde açıkladı: Kara Kitap, Veba Geceleri, Kar ve Benim Adım Kırmızı. Bu liste, edebiyat çevrelerinde yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. İlk uyarlama mahkemede sonuçlanmıştı 73 yaşındaki yazar, daha önce Masumiyet Müzesinin farklı bir yapım şirketi tarafından diziye uyarlanmak istendiğini ancak senaryoda yapılan değişiklikleri kabul etmediğini açıklamıştı. Pamuk, olay örgüsünün ve anlatının ciddi biçimde saptırıldığını düşündüğünü belirterek yapım şirketine dava açmış, 2022 yılında davayı kazanmıştı. Sonrasında romanın uyarlama hakları için Netflix ile anlaşma sağlandı. Edebiyat ve ekran arasındaki gerilim Pamuk’un açıklamaları, edebî eserlerin uyarlanma sürecinde yazarın sınırlarının ne olması gerektiği tartışmasını da yeniden gündeme taşıdı. Ünlü yazarın hem romanlarına hem de uyarlamalara dair açık sözlü değerlendirmeleri, edebiyat dünyasında uzun süre konuşulacak gibi görünüyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

2025’te en çok satılan kitaplar açıklandı Haber

2025’te en çok satılan kitaplar açıklandı

Amazon.com.tr’nin 2025 yılı satış analizine göre Türkiye’de okurlar, bir yandan edebiyatın zamansız klasiklerine yönelirken diğer yandan çağdaş romanlar ve kişisel gelişim kitaplarına da yoğun ilgi gösterdi. Yıl boyunca en çok satılan ilk 10 kitapta “edebiyat ve kurgu” ile “aile ve yaşam” kategorileri üçer eserle listenin başında yer aldı. Zirvenin sahibi: Sarı Yüz Listenin ilk sırasında, R. F. Kuang’ın pandemi sonrası dünyayı ele alan ve yayımlandığı günden bu yana geniş yankı uyandıran romanı Sarı Yüz yer aldı. Kitap, bireysel etik, kimlik ve edebiyat dünyasına dair sert sorgulamalarıyla yılın en çok konuşulan eserlerinden biri oldu. Klasikler ve çağdaşlar yan yana İkinci sırada Stoacı felsefenin temel metinlerinden kabul edilen Kendime Düşünceler, üçüncü sırada ise Zülfü Livaneli’nin direniş ve aşk temalı romanı Bekle Beni yer aldı. Liste, klasik eserlerin kalıcı gücü ile modern anlatıların birlikte okurla buluştuğunu ortaya koydu. 2025’in en çok satan ilk 10 kitabı Sarı Yüz Kendime Düşünceler Bekle Beni Gece Yarısı Kütüphanesi Cumhuriyet’in İlk Sabahı Martin Eden Yaşamak Ölmek İstiyorum Ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum Atomik Alışkanlıklar İnsanlığımı Yitirirken Okuma alışkanlığı dijitalde güçleniyor Bağımsız araştırma şirketi VeriNays Araştırma’nın 2025 verilerine göre Amazon.com.tr, online kitap alışverişinde Türkiye’de en çok tercih edilen platform oldu. Araştırmaya göre Amazon’dan kitap alan her iki kişiden biri, platformu 10 üzerinden 10 puanla değerlendirdi. Amazon Türkiye’den değerlendirme Amazon Türkiye Kitap ve Hızlı Tüketim Kategorisi Genel Müdürü Serdar Çepniler, satış verilerine ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “2025 verileri, okurların hem klasiklere olan ilgisini koruduğunu hem de yeni yazarlar ve farklı hikâyelere açık olduğunu gösteriyor. Kitaplara erişimi kolaylaştırmanın toplumsal bir değer yarattığına inanıyoruz.” 2025 kitap satışları, Türkiye’de okuma kültürünün yalnızca nostaljiye değil; yeni anlatılara, kişisel gelişime ve farklı türlere de güçlü biçimde açıldığını ortaya koydu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.