SON DAKİKA

#Emek

HABER DEĞER - Emek haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Emek haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Metro İstanbul günde 3 milyon yolcu taşıyor Haber

Metro İstanbul günde 3 milyon yolcu taşıyor

İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Çekmeköy-Sancaktepe-Sultanbeyli Metro Hattı Veysel Karani İstasyonu şantiyesinde çalışanlarla iftar programında bir araya geldi. İstanbul’da raylı sistem uzunluğunu göreve geldiklerinden bu yana yüzde 57 artırdıklarını belirten Aslan, “Dünyanın gıpta ile baktığı bu başarının asıl sahibi siz çalışma arkadaşlarımızsınız” dedi. Aslan, Metro İstanbul’un günlük yaklaşık 3 milyon yolcu taşıdığını belirterek İstanbul’un aynı anda en fazla metro inşaatı yapılan şehir olduğunu söyledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanvekili Nuri Aslan, Sancaktepe’de bir dizi inceleme ve ziyaret gerçekleştirdi. Program kapsamında Sancaktepe İtfaiye İstasyonu Güçlendirme çalışmaları, İBB Sancaktepe Eyüp Sultan Kültür Merkezi ve Taha Akgül Spor Kompleksi ziyaret edilerek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi alındı. Ziyaretlerin ardından Aslan, Çekmeköy – Sancaktepe – Sultanbeyli Metro Hattı 2. Etap Veysel Karani İstasyonu’nda metro şantiyesi çalışanlarıyla düzenlenen iftar programında bir araya geldi. Programa Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. Pelin Alpkökin, Raylı Sistemler Daire Başkan Vekili Erman Eryılmaz ve Metro İstanbul AŞ Genel Müdürü Özhan Şenol da katıldı. İBB Başkanvekili Nuri Aslan konuşmasına çalışanları selamlayarak başladı ve Ekrem İmamoğlu’nun mesajını iletirken, "Kıymetli çalışma arkadaşlarım, ben de neticede bir emekçiyim. Çok uzun yıllar fabrikalarda çalıştım, kendi işimizde çalıştım. O günden bugüne hiç durmadan çalışmaya devam ediyorum. Gece gündüz çalıştım. Alın teri ne demek, emek ne demek, çalışmak ne demek, evine para götürmek ne demek çok iyi biliyorum.” “İSTANBUL AYNI ANDA EN ÇOK METRO İNŞAATI YAPAN ŞEHİR OLDU” “2019'da Ekrem Başkanımız göreve geldiğinde büyük bir seferberlik başlattı. Bu seferberlik sizlerin emeğiyle ete kemiğe büründü ve İstanbul aynı anda en çok metro inşaatı yapan şehir oldu. Durdurulan hatları yeniden başlattık. Finansman sorunları olan hatların finansman sorunlarını aştık. Bugün yerin altında devasa bir ağ örüyoruz. İstanbul'un altı metro inşaat alanlarıyla ve metro hatlarıyla dolu.” “RAYLI SİSTEM UZUNLUĞUNU YÜZDE 57 ARTIRDIK” “Göreve geldiğimizden bu yana hat uzunluğunu yüzde 57 artırdık. Yani sizlerle beraber İstanbul'daki raylı sistem uzunluğunu yüzde 57 artırdık. Her yıl dünyanın etrafında tam 3 bin 106 kez metro hatlarımızla tur atıyoruz. Şu an iftarımızı açtığımız, açacağımız Çekmeköy-Sancaktepe-Sultanbeyli metromuzun ikinci etabını Allah'ın izniyle Mayıs ayında devreye alacağız. Dünyanın gıpta ile baktığı bu rekorların asıl sahibi, bu başarının asıl sahibi siz çalışma arkadaşlarımız, yol arkadaşlarımızsınız. Hepinize teşekkür ediyorum.” “METRO İSTANBUL GÜNDE 3 MİLYON YOLCU TAŞIYOR” “Bu arada yine belirtmek isterim; Metro İstanbul şirketimiz günde tam 3 milyon civarında yolcuyu taşıyor. Yani İstanbul'da günlük yaklaşık 9 milyon yurttaşımızı evinden işine, işinden aşına, ekmeğine ya da annesinin yanına, babasının yanına veya okuluna taşıyoruz. Metro İstanbul şirketimiz 3 milyon yolcu taşırken aslında Türkiye genelinde tüm raylı sistemleri düşündüğümüzde toplam taşınan yolcu sayısı günlük 5,5 milyon. Bu 5,5 milyonun 3 milyonunu İstanbul'da Metro İstanbul aracılığıyla yapıyoruz. Yani Marmaray'ı saymıyorum, Marmaray'ı dahil etmiyorum. Dolayısıyla raylı sistemde toplam 4 milyona yakın yolcu İstanbul'da taşınıyor ve İstanbul'daki yurttaşlarımız metrolarımızı kullanıyor.” “METRO İSTANBUL HATLARINI KULLANIN” “Ben buradan tüm yurttaşlarımıza sesleniyorum: Lütfen bir yerden bir yere giderken Metro İstanbul hatlarını kullanın; daha hızlı ve daha güvenli yolculuk yapın. Bu vesileyle önümüzdeki günlerde Kadir Gecemizi idrak edeceğiz. Hemen arkasından Ramazan Bayramımızı kutlayacağız, mübarek Ramazan Bayramını kutlayacağız. Gördüğünüz gibi Ortadoğu savaş alanı. Ben bu ramazanın bu İslam coğrafyasına barış getirmesini temenni ediyorum. Özellikle İstanbul'umuza, ülkemize barış, huzur ve adalet getirmesini temenni ediyorum.” dedi. “

Algoritmaların gölgesinde emek: Yapay zeka çağında Marx’ı yeniden okumak Haber

Algoritmaların gölgesinde emek: Yapay zeka çağında Marx’ı yeniden okumak

Sanayi Devrimi’nin buhar makineleri, Marx’ın “artı değer” teorisini görünür kılmıştı. Günümüzde ise veri merkezleri, platform ekonomileri ve yapay zeka modelleri, emeğin yeni biçimlerini ortaya çıkarıyor. Kod yazan mühendislerden içerik moderatörlerine, veri etiketleme yapan görünmez işçilere kadar geniş bir emek zinciri, dijital üretimin arka planında yer alıyor. Bu tablo, Marx’ın emek ile sermaye arasındaki gerilimin yalnızca biçim değiştirdiğini, ortadan kalkmadığını gösteriyor. Yapay zeka şirketlerinin sahip olduğu veri birikimi, çağın en stratejik üretim aracı olarak tanımlanıyor. Marx’ın üretim araçlarının mülkiyeti üzerine yaptığı vurgu, bugün veri mülkiyeti ve algoritmik kontrol tartışmalarında yeniden karşılık buluyor. Teknolojiyi geliştirenlerin kim olduğu kadar, bu teknolojiden elde edilen değerin kimler arasında paylaşıldığı sorusu da ideolojik bir mücadele alanı yaratıyor. Platform kapitalizmi olarak adlandırılan modelde, çalışma süreleri esnekleşirken güvencesizlik artıyor. Serbest çalışanlar, içerik üreticileri ve gig ekonomisi işçileri, görünürde bağımsız ancak algoritmalar tarafından yönlendirilen bir üretim düzeninin parçası haline geliyor. Bu durum, Marx’ın yabancılaşma kavramının dijital çağdaki karşılığı olarak yorumlanıyor: İşçi artık yalnızca ürüne değil, verisine ve dijital kimliğine de yabancılaşıyor. Öte yandan yapay zeka, üretkenliği artırma potansiyeli nedeniyle emek tartışmalarını farklı bir boyuta taşıyor. Otomasyonun bazı meslekleri ortadan kaldırabileceği, ancak yeni iş alanları yaratabileceği savunuluyor. Tartışma burada ideolojik bir eksene oturuyor: Yapay zeka toplumsal refahı mı büyütecek, yoksa servetin daha dar bir kesimde yoğunlaşmasını mı hızlandıracak? Eleştirel yaklaşımlar, yapay zekanın nötr bir araç olmadığını vurguluyor. Algoritmaların hangi verilerle eğitildiği, hangi şirketlerin kontrolünde olduğu ve hangi ekonomik model içinde kullanıldığı; teknolojinin toplumsal sonuçlarını belirleyen temel faktörler arasında gösteriliyor. Bu perspektif, Marx’ın “altyapı–üstyapı” ilişkisine dair analizlerinin dijital çağda yeni bir yorumunu gündeme getiriyor. Bugün yapay zeka, yalnızca bir mühendislik meselesi değil; emek, mülkiyet ve güç ilişkilerinin yeniden tanımlandığı bir tarihsel kırılma olarak değerlendiriliyor. Marx’ın yüzyıllar önce sorduğu temel soru güncelliğini koruyor: Üretimin yarattığı değer kim için, kim tarafından ve hangi koşullarda paylaşılacak? Algoritmaların yönettiği bu yeni dünyada, tartışma teknoloji ile ideoloji arasındaki çizgide sürüyor. Yapay zekanın geleceği, teknik ilerlemenin ötesinde, toplumsal tercihlerin ve politik kararların belirleyeceği bir mücadele alanı olarak şekillenmeye devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Sanatçı Cenk Eren'den başörtüsü çıkışı Haber

Sanatçı Cenk Eren'den başörtüsü çıkışı

Toplumda kadınların eşit haklara sahip olduğu sıkça dile getiriliyor. Ancak bu söylem, başörtüsü söz konusu olduğunda çoğu zaman karşılığını bulmuyor. Açık kadınlar “Cumhuriyet kadını”, “şehirli”, “eğitimli”, “kariyer sahibi” olarak yüceltilirken; başörtülü kadınlar “gerici”, “kapalı zihniyetli”, “Cumhuriyet’e yakışmaz” gibi etiketlerle dışlanabiliyor. Bu ifadeler her zaman açıkça söylenmese de bakışlara, beklentilere ve davranışlara siniyor. Başörtülü kadınlar çoğu zaman ev işiyle, temizlikle ve angaryayla özdeşleştiriliyor. “Zaten ev kadınıdır”, “bu işlerden anlar” gibi varsayımlar, onları kamusal alanda görünmez kılıyor. Buna karşılık açık kadınlar ev işlerinden “anlamaz”, kariyer yapar, şehirli ve moderndir algısıyla tanımlanıyor. Bu sessiz ayrım, kadınları kıyafetleri üzerinden sınıflandıran bir hiyerarşi yaratıyor. Sanatçı Cenk Eren’in yazar Ayşenur Yazıcı’nın paylaşımına yaptığı yorum, bu yerleşik algıları yeniden gündeme taşıdı. Eren, çocukluk yıllarında okul ortamında başörtülü annelere sınıf temizliği ve benzeri işlerin “doğal görev” gibi yüklenmesini anlatarak, bu ayrımcılığın ne kadar erken yaşlarda normalleştirildiğini hatırlattı. Bu tanıklık, başörtülü kadınların yalnızca inançları üzerinden değil, emekleri üzerinden de sınırlandırıldığını gösteriyor. Ayşenur hanım sizi sever ve saygı duyarım bu yazacaklarımı lütfen üstünüze alınmayın bu fotoğrafı siz paylaştığınız için size yazıyorum.Amacım asla bir polemik çıkarmak ya da geçmişi yargılamak değil ama bilmenizi isterim.Ben Ankara Yenimahallede doğdum Yunus Emre ilkokulun da… https://t.co/ACr7QOL0LK — Cenk Eren (@cenkerenonline) January 21, 2026 Cumhuriyet kadını tek tip değildir Cumhuriyet, kadınları tek bir kalıba sokmak için değil; onları eşit yurttaşlar olarak var edebilmek için kurulmuş bir ortak zemindir. Bir kadının Cumhuriyet’e “yaraşır” olup olmadığı, kıyafetiyle ölçülemez. Cumhuriyet kadını; düşünen, üreten, emek veren ve eşit haklara sahip olan her kadındır. Başörtülü olmak, Cumhuriyet değerleriyle çelişmez; ayrımcılık yapmak çelişir. Modernlik dış görünüşle ölçülemez Kendini modern olarak tanımlayan bazı kesimlerin, farkında olmadan başörtüsünü gericilikle eşitlemesi en büyük çelişkilerden biri olarak duruyor. Modernlik; başörtüsüne tahammül etmek değil, onu sorgulamaya bile gerek duymayacak kadar eşit kabul edebilmektir. Aksi hâlde eşitlik söylemi, yalnızca belli bir kadın tipine tanınmış bir ayrıcalığa dönüşür. Güzellik, adaletle anlam kazanır Bu nedenle mesele bir yaşam tarzı tartışması değil; kimlerin “Cumhuriyet kadını” sayıldığı, kimlerin angaryaya layık görüldüğü meselesidir. Başörtülü ya da açık, her kadının emeği eşit değerde görülmediği sürece eşitlikten söz edilemez. Güzellik yalnızca görünüşte değil, adil davranabilme cesaretinde anlam kazanır. HABER: Azra YILMAZ haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Başkentliler dikkat! Ankara’da 12 saatlik su kesintisi Haber

Başkentliler dikkat! Ankara’da 12 saatlik su kesintisi

ASKİ’den yapılan açıklamaya göre, su kaynaklarını korumaya yönelik uygulanan kontrollü su yönetimi mevcut koşullar nedeniyle sürdürülüyor. Bu kapsamda bazı bölgelerde yer yer kısa süreli kesintiler ve basınç düşüklüğü görülebilecek. Hangi bölgeler etkilenecek? Çankaya Anıttepe, Balgat, Bahçelievler, Cumhuriyet, Devlet, Emek, Fidanlık, Kavaklıdere, Kızılay, Kocatepe, Kültür, Maltepe, Meşrutiyet, Namıkkemal, Seyranbağları, Tınaztepe, Yukarı Bahçelievler, Yücetepe, Akpınar, Aşağı Öveçler, Aşıkpaşa, Ayrancı, Aziziye, Bademlidere, Bağcılar, Barbaros, Bayraktar, Boztepe, Cevizlidere, Ehlibeyt, Esatoğlu, Gaziosmanpaşa, Güvenevler, Güzeltepe, Harbiye, Huzur, İlkadım, İlker, Keklikpınarı, Malazgirt, Metin Akkuş, Murat, Mürsel Uluç, Oğuzlar, Osman Temiz, Sokullu Mehmet Paşa, Yukarı Öveçler, 100. Yıl. Sincan Yunus Emre, Ulubatlı Hasan, Gazi Osman Paşa, Fatih, Osmaniye, Mevlana, Törekent, Gökçek, Saraycık, Malazgirt, Ertuğrul Gazi, Osmanlı, Tandoğan, Yeni Çimşit, Mareşal Çakmak, Selçuklu, Andiçen, Atatürk, Ahi Evran, İstasyon, Plevne, Akşemsettin, Pınarbaşı, Polatlar, 29 Ekim, Mustafa Kemal, Menderes, Çoğlu, Adalet, Fevzi Çakmak, Tatlar, Polatlar (Anadolu OSB), Dökümcüler İhtisas OSB, Alcı, Malıköy, Yenihisar, Çokören, Beyobası. Uyarı ASKİ, yurttaşların mağduriyet yaşamaması için su tasarrufu yapılmasını ve gerekli tedbirlerin önceden alınmasını istedi.

Kibar Feyzo ne söylüyordu? Haber

Kibar Feyzo ne söylüyordu?

Yeşilçam komedileri çoğu zaman “sadece güldüren” filmler olarak hatırlanır. Oysa bazı yapımlar vardır ki kahkahayı bir perde gibi kullanır; arkasında sert, rahatsız edici ve son derece politik bir dünya kurar. Kibar Feyzo bu filmlerin başında gelir. Başrolde halk sinemasının simge ismi Kemal Sunal’ın yer aldığı film, yüzeyde köy komedisi gibi ilerlerken, derinlerde sosyalizm, komünizm, sınıf mücadelesi ve sistem eleştirisi üzerine güçlü bir anlatı kurar. Film, bireysel bir aşk hikâyesi gibi başlar; ancak çok kısa sürede iktidar–emek ilişkilerinin merkezine yerleşir. Feyzo ve Bilo’nun Gülo’yla evlenme isteği, aslında iki farklı siyasal tavrı temsil eder. Feyzo, otoriteye karşı çıkarak hakkını almaya çalışır. Bilo ise güce yanaşır, boyun eğer ve bunun karşılığında ödül bekler. Bu karşıtlık, filmin başından itibaren itaat ile direniş, uyum ile çatışma arasındaki ideolojik farkı görünür kılar. Ağalık düzeni: Yerel bir feodalite, küresel bir sistem Köydeki ağa figürü, yalnızca yerel bir zorba değildir. O, sermayeyi, mülkiyeti ve iktidarı tek elde toplayan bir sınıfın temsilidir. Ağa, “herkesi beslediğini” iddia eder; toprağın, kadının, emeğin ve hatta inancın sahibi gibi davranır. Bu söylem, sosyalist literatürde sıkça eleştirilen “koruyucu ama sömürücü egemen sınıf” anlatısıyla birebir örtüşür. Ağanın ismi Maho’dur. Bu isim, komünist ideolojinin en bilinen liderlerinden Mao Zedong’u çağrıştırır. Ancak film burada bilinçli bir ironi kurar. Kendini halkın sahibi gibi gören, en ağır sömürüyü yapan bir karakterin, komünizmle özdeşleşmiş bir isim taşıması, otoriter rejimlerin ideolojileri nasıl ters yüz edebildiğine dair güçlü bir göndermedir. Halk adına konuşan ama halkı ezen iktidarlar eleştirilir. Başlık parası: Kadın bedeni, mülkiyet ve kapitalist mantık Filmin merkezindeki başlık parası meselesi, yalnızca bir gelenek eleştirisi değildir. Gülo’nun açık artırmaya çıkarılması, kadının metalaştırılmasının çarpıcı bir ifadesidir. Senetler, kefiller, imzalar… Hepsi kapitalist düzenin soğuk diliyle işler. Kadın, evlilikte bir özne değil, alınıp satılan bir değer haline gelir. Bu yönüyle film, sosyalist ve feminist bir kesişim noktasında durur. Özel mülkiyetin yalnızca toprağı değil, insan ilişkilerini de belirlediğini gösterir. Kadının özgürlüğü, sınıfsal özgürlükten bağımsız değildir; film bu gerçeği ironik bir dille ama net biçimde ortaya koyar. Kent ve bilinç: Sınıf farkındalığının doğuşu Feyzo’nun İstanbul’a gidişi, filmin ideolojik kırılma anıdır. Kent, burada yozlaşmanın değil, sınıf bilincinin mekânı olarak resmedilir. Feyzo sendikayla, dayanışmayla ve hak arama fikriyle tanışır. Paralı tuvalet gibi basit bir detay bile, kâr mantığının gündelik hayata nasıl sızdığını anlatır. Ancak asıl önemli olan, Feyzo’nun öğrendiklerini köye taşımasıdır. Sosyalizm, filmde bir teori olarak değil; örgütlenme, paylaşma ve itiraz etme pratiği olarak görünür. Feyzo’nun duvarlara yazdığı sloganlar, köylüyü bir araya getirme çabası, kolektif hareketin ilk adımlarıdır. Din, korku ve antikomünizm Film, dinin nasıl bir kontrol aracına dönüştürüldüğünü de açıkça gösterir. Köydeki imamın “din elden gidiyor” çıkışı, dinin egemen sınıf tarafından bir bastırma aracı olarak kullanılmasını simgeler. Bu söylem, özellikle 1960’lar ve 70’lerde sosyalist hareketlere yöneltilen antikomünist propagandaların birebir yansımasıdır. Ağanın kullandığı “1412” ifadesi ise dönemin anayasal maddelerine yapılan doğrudan bir göndermedir. Sosyal düzeni yıkmaya yönelik faaliyetleri suç sayan bu maddeler, devletin ideolojik aygıtlarının nasıl işlediğini hatırlatır. Film, komünizm korkusunun yalnızca bir fikir değil, hukuki ve toplumsal bir baskı mekanizması olduğunu vurgular. Silah mı, sistem mi? Filmin finalinde ağa öldürülür. İlk bakışta bu, klasik bir “mutlu son” gibi görünür. Ancak kısa süre sonra daha sert bir gerçek ortaya çıkar: Ağa gitmiştir ama ağalık düzeni sürmektedir. Köye daha kötüsü gelir ve köylü eski zalimi arar hale düşer. İşte Kibar Feyzo’nun asıl ideolojik cümlesi burada kurulur. Film, sorunun kişilerde değil, o kişileri üreten sistemde olduğunu söyler. Bu yönüyle, dönemin silahlı sol hareketlerine de dolaylı bir eleştiri getirir. “Zengini öldürmek çözüm değildir” demeden, bunu acı bir tecrübeyle gösterir. Kibar Feyzo, güldüren bir Yeşilçam filmi olmanın çok ötesindedir. Sosyalizmi romantize etmeden, komünizmi slogana indirgemeden, sınıf mücadelesini gündelik hayatın içinden anlatır. Mizahı bir kalkan gibi kullanır; ama arkasında son derece ciddi bir sistem eleştirisi bırakır. Bugün yeniden izlendiğinde, film yalnızca geçmişi değil, bugünü de sorgulatır. Çünkü değişen isimler, mekânlar ve kostümler olsa da iktidar, mülkiyet ve emek arasındaki gerilim hâlâ yerli yerindedir. Kibar Feyzo, tam da bu yüzden eskimeyen bir politik metin olarak varlığını sürdürür. Azra YILMAZ

Adıyaman’da vicdan sızlatan görüntü: 10 bin meyve ağacı kırılarak katledildi! Haber

Adıyaman’da vicdan sızlatan görüntü: 10 bin meyve ağacı kırılarak katledildi!

Adıyaman’ın Besni ilçesinde emek ve doğa düşmanları iş başındaydı. Akkuyu Köyü ile Kesmetepe Belediyesi sınırları içerisinde yer alan 500 dönümlük arazide, yılların emeği olan 10 bin kök fıstık ve zeytin ağacı, kimliği belirsiz kişi veya kişilerce kesilip kırılarak yok edildi. Olay, bölgedeki çiftçileri ve arazi sahiplerini yasa boğdu. Üretime hazır ağaçlara kıydılar Yaklaşık bir hafta önce gerçekleştiği tahmin edilen olayda, 8 farklı arazi sahibine ait bahçelere giren saldırganlar, yaşları 2 ile 10 arasında değişen ağaçları hedef aldı. Tam meyve verme çağına gelen ve aşıları yapılmış fıstık ve zeytin ağaçları, diplerinden kırılarak veya kesici aletlerle tahrip edilerek kullanılamaz hale getirildi. Manzarayı gören arazi sahibi Hüseyin Arslan, "Ömrümde böyle bir şey görmedim. Bunlar katliam yapmış" diyerek tepkisini dile getirdi. "Yurt dışından gelip yatırım yaptım, hepsi gitti" Arazi sahiplerinden Aynur Arpat, yurt dışından dönerek memleketine yatırım yaptığını ancak emeklerinin boşa gittiğini belirtti. Arpat, "Fıstık ağaçlarımın hepsi aşılı ve ürün vermek üzerelerdi. Yetiştirmek çok zor, devletimizden bu suçun araştırılmasını istiyorum" ifadelerini kullandı. "Bu bir doğa katliamıdır" Mağdurların avukatı Hicabi Yıldırım ise olayı bir "insanlık suçu" olarak nitelendirdi. Faillerin henüz bulunamadığını belirten Yıldırım, "Üretime hazır ağaçlar acımasızca katledilmiştir. Devletin tüm birimleriyle bu işe sahip çıkmasını, faillerin en kısa sürede bulunarak caydırıcı şekilde cezalandırılmasını bekliyoruz" dedi. Jandarma ekipleri, geniş çaplı soruşturma başlatarak saldırganların kimliğini belirlemeye çalışıyor.

Mustafa Palancıoğlu'ndan '24 Kasım' mesajı Haber

Mustafa Palancıoğlu'ndan '24 Kasım' mesajı

Kayseri Melikgazi Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Palancıoğlu, öğretmenlerin toplum için taşıdığı öneme dikkat çekerek tüm öğretmenlerin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutladı. Kayseri Melikgazi Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Palancıoğlu bir kutlama mesajı yayınlayarak mesajında şu ifadelere yer verdi: "Melikgazi Belediyesi olarak eğitimin ve eğitimcilerin her zaman yanında ve destekçileri olduk. Kısa sürede ilçeye birçok okul yaparak; Türkiye'de en çok okul yapan belediye ünvanını kazandık. Çünkü eğitim en çok önem verdiğimiz hizmetler arasında yer alıyor. Okulları inşa etmek kadar, bu okullarda geleceği inşa eden çocukları yetiştiren öğretmenlerimiz de oldukça kıymetli. Eğitim toplumun temel taşıdır. Öğretmenlerimizin öğrenciler üzerinde ciddi emek ve fedakârlıkları var. Öğretmenlik yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda geleceği şekillendiren kutlu bir görev. Eğitime verdiğimiz desteklerimiz artarak sürecek. Tüm öğretmenlerimize emekleri için minnettarız. Eğitime yapılan her yatırımın geleceğe yapılan yatırım olduğunun bilinciyle, öğretmenlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Bu vesile ile geleceğimizi aydınlatan tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü en içten dileklerimle kutluyor, şükranlarımı sunuyorum. Bizler de belediyeler olarak tüm öğretmenlerin emeğiyle büyüyen bir nesil için gayretle çalışmayı, üretmeyi ve hizmet etmeyi sürdüreceğiz. Bilgisiyle, sevgisiyle, sabrıyla yolumuzu aydınlatan tüm öğretmenlerimizi saygıyla selamlıyorum."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.